30 Mayıs 2012 Çarşamba

Pemimpin Baru Aceh Diharapkan Membasmi Korupsi


Pemerintah Aceh periode baru diminta dapat mengatasi dan mengontrol dengan kuat bagian sistem yang berpeluang pada korupsi. Dalam pemerintahan  Aceh.

Demikian kata Pendiri Pusat Kebudayaan Aceh- Turki (PuKAT) Dr. Mehmet Ozay melalui surat elektroniknya dari Johor Bahru, Malaysia, Selasa (29/5/2012). Kata Mehmet, periode baru sekarang sebaiknya menyiapkan diri membentuk sebuah institusi yang menyertakan orang-orang yang berperinsip dan bermoral tinggi dari masyarakat, perusahaan Aceh, perusahaan luar negeri dan NGO internasional untuk membasmi korupsi.

“Setelah dilantik nantinya, dr. Zaini Abdullah dan Muzakir Manaf, harus mampu mengatasi korupsi di Aceh baik secara umum atau secara implisit juga termasuk faktor dari luar. Dari kini, persiapan untuk itu harus dimulai,” kata Mehmet.

Menurutnya, seperti yang diketahui dalam semua negara jajahan, kebiasaan dan etika masyarakat pribumi berubah seiring dengan jalannya kebijakan pada masa penjajahan, dampaknya masih dirasakan masyarakat tersebut.

Tapi, menurut Mehmet, orang tahu bahwa Aceh tidak pernah sepenuhnya berada dalam penjajahan Belanda. Meskipun begitu, kata Mehmet, setelah merdeka etik kolonialisme diimpor ke Aceh melalui berbagai jalan seperti tekanan tekanan militer selama konflik Aceh selama 30 tahun.

“Refleksi korupsi yang signifikan bisa diindikasikan dalam kebiasaan-kebiasaan pegawai negeri baik dari mereka yang kebanyaknnya datang dari luar Aceh atau dari Aceh sendiri yang mengejar posisi penting dan sudah terbiasa dengan sistem tetap dari luar atau secara sadar menganut sistem tersebut,” kata Mehmet yang juga peneliti independen tentang sejarah Aceh.

Menurutnya, setelah tsunami ketika proses rehabilitasi, ada sumber yang menyebutkan bahwa ada NGO-NGO international yang terlibat korupsi. Salah satu di antaranya adalah yang ia saksikan sendiri.

“Saya sudah berbagi data tersebut dengan beberapa pihak, salah satunya adalah GeRAK. Mereka teryakini untuk bereaksi. Nonetheless, NGO tersebut adalah NGO internasional, GeRAK menginformasikan Departemen Luar Negeri di Jakarta, tapi sebagaimana yang sudah diduga, mereka tidak menanggapi sesuai dengan diharapkan,” kata Mehmet.

Kata Mehmet, saat itu, pihak berwenang dari NGO tersebut datang ke Aceh untuk membersihkan situasi keruh yang dibuat oleh staf mereka dengan berbicara dengan poltabes, polda, GeRAK dan juga departmen luar negeri.

“Saya percaya bahwa mereka juga menyuap dan mengancam secara tidak langsung pekerja pekerja di institusi tersebut demi bisa menyelamatkan institusi mereka yang sudah lama terkenal,” kata Mehmet.

Mehmet mengaku telah lama menulis artikel di media Turki. Beberapa kalangan, menurutnya, dapat dengan mudah menangkap apa yang ia maksud melalui tulisan-tulisan tersebut. Ditambah lagi, kata Mehmet, baru-baru ini ada orang yang diberitakan sudah terlibat korupsi baik secara langsung ataupun tidak.

“Khususnya negara-negara berkembang atau sedang berkembang memberikan perhatian lebih terhadap isu korupsi. Mereka mengerti kalau mereka tidak mengatasi ‘tikus-tikus’ tersebut, sistem ekonomi dan sosial tidak akan berjalan sesuai dengan apa yang direncanakan.

“Maka, kita harap, kepemimpinan Zaini Abdullah dan Muzakir Manaf dapat efektif menyelesaikan masalah korupsi dengan benar dan bertanggung jawab, tentu, itu harus dengan persiapan matang, selektif dan hati-hati,” kata Mehmet.

http://www.acehindependent.com/blog/2012/05/29/pemimpin-baru-aceh-diharapkan-membasmi-korupsi/

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Açe’de Yolsuzlukla Mücadele


Mehmet Özay                                                                                                              24 Mayıs 2012

Açe sosyal ve ekonomik kalkınmasının önündeki en dikkat çekici engel yolsuzluk olduğuna kuşku yok. Yolsuzluk olgusunun kimi ülkelerde yaygınlık kazanmaya başlaması kültürel değişimin hızla gerçekleşmesinin bir ürünü olarak ortaya konulurken, uzun erimli sömürgecilik sultası altında yaşamış toplumlarda bunun farklı bir bağlamda ortaya çıktığı düşünülebilir. Elbette, burada Açe’nin, Endonezya’nın diğer bölgeleri, özellikle Cava ve doğusundaki baharat zengini diğer adaların da olduğu gibi yüzyıllarca Hollanda sömürgeciliği altında kaldığını söylemiyoruz. Böyle bir durum Açe tarihinde yok zaten. Ancak, aşağıda değineceğimiz üzere, her halükârda dolaylı bir ilişkiden bahsetmemek mümkün değil…

Öte yandan, yolsuzluğun modern zamanlar kadar kadim dönemlerdeki varlığı, insani durumun doğallığından kaynaklanıyor da denilebilir. Ve bu sav da bir yere kadar anlaşılabilir… Bununla birlikte, yolsuzluğun salt “parasal” ilişkilerden sınırlı olmadığını, yönetimsel yolsuzluk, davranışsal yolsuzluk, ahlâki yolsuzluk vb. türlerinin de var olduğunu hep birlikte görüyoruz, şahit oluyoruz. Peki ‘Açe’de Yolsuzluk’ başlığını atarken neye dikkat çekiyoruz? “Biz bugüne kadar Açe’yi bir İslam beldesi biliyorduk, yolsuzluk da nereden çıktı?” denli serzenişte bulunanlara anlatacak hikâyemiz var… Açe’nin bir İslam beldesi olduğu el-hak doğrudur. Ancak siyasi, ekonomik ve kültürel değişim ve dönüşümün dışardan pazarlandığı ve içerdekilerin kolaycılık namına buna teşne olduğu bir coğrafya olmadığını kim söyleyebilir.

Açe’nin 1970’lerin ikinci yarısından birkaç yıl öncesine kadar maruz kaldığı askeri operasyonlar ve bu çatışma ortamının doğasının bizzat ürettiği ‘yolsuzluk etiği’ -evet böyle bir şey var- ve bunun siyasetle ilişkilendirilebilirliği noktasında pek durulmadığını düşünüyoruz. Oysa bu durum, Açe Parlamento’sundan ve bürokrasisinden başlayarak toplumun diğer alt katmanlarına yatay ve dikey biçimde yaygınlaşma eğilimi gösteren yolsuzluk vebasının kökenini teşkil ediyor. Dünyevi hedefler ve günlük çıkarlar doğrultusunda mevki, makam ve para hırsının tutuşturduğu “akıllar” ve “bedenler” sömürge döneminin ürettiği bir kültürün devam ettiricisi olarak Açe’de varlığını epeyce bir süredir hakim kılmıştır. Kimi yazılarımızda dile getirdiğimiz ve ülkenin gerek bölge gerekse küresel olarak “yolsuzluk sıralamalarında” üst sıralarda yer almasını neden olan unsur yani “para-politikası” kavramı da bu konuyla doğrudan ilintili elbette. Bu vesile ile Açe’de olduğu ileri sürülen her türden yolsuzlukla nasıl mücadele edilecek?

Geçenlerde Endonezya’da faaliyet gösteren Yolsuzlukla Mücadele Derneği’nin (GeRAK) Açe Şubesi Başkanı Askalani, yeni vali Dr. Zeyni Abdullah ve yardımcısı Müzekkir Manaf’a, Açe’deki yolsuzluk olgusunun üzerine kıyasıya gitmeleri gerektiğine dair bir basın açıklaması yaptı. Oldukça çarpıcı olan bu açıklama üzerinde durulmayı hak ediyor. Gelin bu gelişmeye biraz derinden bakalım …

Dışardan gelen ve içerdeki zaafiyet noktalarının da katkısıyla Açe’de varlık bulan yolsuzluk olgusu sorunu, Açe’nin Barış Süreci’nin ikinci döneminde, yani ikinci valilik seçimlerinin akabinde üzerine gidilmesi gereken acil bir sorun olarak durduğuna şüphesi olan var mı? Açe’de yolsuzluğun şu veya bu biçimi ile karşılaşmış olan özellikle yabancı kuruluşlara mensup kişiler bu olgunun bizatihi sorumlusu olarak Açeliye işaret ederken, düşünce eylemlerinde analitik yaklaşımın eksikliğini de bizatihi ortaya koyuyorlar(dı). Oysa ki, yapılması gereken bu olgunun nereden doğduğu ve Açe’nin bu sorunla nasıl baş etmesi gerektiğine dair kafa yormaktı.
Bunun ötesinde, Açe’de yolsuzluğun büyük boyutlu örneklerini yerel, ulusal ve uluslararası yatırım-yardım ilişkilerinde bulmak mümkün. İşte Askalani’nin kastettiği de tastamam böylesi türden yolsuzluklardı. Örneğin, Sabang Serbest Bölgesi’nin halen tam teşekküllü bir kalkınma hamlesine dönüşememiş olması, Açe limanlarının  uluslararası ticarete dahil ol(a)maması, tarım ve hayvancılık alanlarında dönüşümü gerçekleştirecek pilot projelerindeki başarısızlık gösterilebilir.

Öte yandan, Açe’de uluslararası kurumlarda varlığı kuvvetlice sezilen yolsuzluk iddialarını en iyi bilenlerden biri Askalani. Öyle ki, GeRAK’ın bu konudaki yasal sürece dair girişimlerinin, söz konusu kurumun merkezden gönderilen elemanları ile manipüle etme girişiminde bulundukları da malum. Peki bu süreçte gerek ekonomik gerekse ahlâki bağlamları ile Açe’de yolsuzluğa son verecek girişimlerde kimler rol almalı? Elbette Dr. Zeyni ve Müzekkir Manaf’ın çabaları liderlik anlamında kayda değerdir. Ancak başta GeRAK olmak üzere, alimler birliği, kadına karşı şiddet ve ayrımcılık konusunda çalışan ‘KKTGA’ gibi kadın kuruluşları, üniversite çevreleri bu süreçte kayda değer rol oynayacaklardır. Aslında bu sürece eklemlenmeleri ile söz konusu kurumlardan, -en azından bazıları- şu veya bu şekilde içinde yer aldıkları yolsuzluk olgusuyla yüzleşmek ve hesaplaşmak durumunda da kalacaklarına kuşku yok.

Fiiliyata geçirilecek böylesi bir toplumsal mutakabakın yargı boyutunu “seküler mahkemeye” havale etmek ise Açe’yi bir kez daha “merkez güçlerin” boyunduruğuna düçar kılacaktır. Bunun yerine, Açe’yi namlandıran “İslam hukuku” uygulamasının bizatihi “yolsuzlukla mücadelede” başat bir unsur olarak öne çıkartılmasının aciliyetine vurgu yapmak istiyoruz. İslam hukuku, toplumsal barışın en önündeki engel olan yolsuzlukla mücadele etmeyecekse, neyle edecek? Açe’de her sıradan vatandaşın kendi dini eğitimi aldığı ve bunda bir sıkıntı olmadığına göre, İslam hukukunu uygulama makamındaki potansiyel kurumların toplumun yekununu hedefleyecek ve global çözümler üretecek bir yapı kazanması kaçınılmaz. Bu bağlamda, Vali Dr. Zeyni’nin kısa sürede zarfında acil bir kurul toplaması bekletiler arasında. Bu kurulun faaliyetleri sadece yerel, ulusal değil, uluslararası kurumların da Açe İslam Hukuku’na tabi olmasının gerekliliği de yüksek sesle dillendirilecektir. Böylece, kaçıranın ve çalanın yanına kâr kalmayacak bir uyugulamanın sadece Açe toplumunda değil, diğer toplumlara da örneklik teşkil edecek bir üniversal nitelik kazanabileceğini öngörebiliriz. 

Askalani, GeRAK adına yaptığı açıklamada, yeni Açe yönetiminin bürokrasiye ‘ehil kadrolar’ getirmesine vurgu yapıyor. Başta BAPPEDA ve DPKKAD gibi Eyalet’teki tüm yatırımları ve kalkınma projelerini geliştiren kurumun yanı sıra, özellikle Eğitim, Sağlık, Karayolları, Su ve Ulaşım Müdürlükleri gibi yüksek bütçeli projeleri yönetmesi beklenen kurumların kilit noktalarına ehil olmayan kişilerin getirilmesinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu yakinen biliniyor. Bu tür kişilerin bu coğrafyadaki adı “fare” (tikus). Yani, kendini tahıl ambarında bulan bir fare örneği, bürokrasideki ve de özel kesimdeki yolsuzluk furyasını sembolik olarak açıklıyor.

Askalani’nin kamuoyuna yaptığı açıklamanın dayanak noktaları, elbette özellikle son beş yılda “dönüşüm” sürecinde Açe bürokrasisinin maruz kaldığı “hallerle” alâkalı. Peki “bulaştı da yargı ne yaptı?” sorusuna gereksiz olduğu için cevap vermeyeceğim… Yeni Vali’nin oluşturacağı kadrolar, bir yandan halka kadar uzanacak iyi yönetimi sağlayacağı gibi, maddi anlamda Açe’nin kayıplarını da önleyici bir sürecin başlatıcısı olacaktır. Süreçte, herhangi bir kurumun yolsuzluğa bulaşmasının kesinliği kadar, böyle bir şüphenin yani “yolsuzluk ihtimalinin” (indication of corruption) belirmesi halinde de Açe’de kurulacak yetkin oluşumların “önleyici” (pre-emptive) rol almasına çalışılmalıdır. Zaten Askalani de buna vurgu yapıyor. Açe, dün barışı hayata geçirme konusunda gösterdiği başarı ile uluslararası arenada önemli bir örneklik teşkil ettiği gibi, bugün toplumsal barışın onulmaz sorunu yolsuzlukla başetmede sergileyeceği yaklaşımlar ile en azından muadili toplumlar bağlamında modellik statüsü kazanmaması için hiçbir neden yok.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Myanmar’da Reform ve Geleceği


Mehmet Özay                                                                                                       20 Mayıs 2012

Son dönemde reformcu eğilimler ve özgürlükçü gelişmeler ile dikkat çeken Myanmar’da geleceğin nasıl şekilleneceği konusunda farklı görüşler ortaya çıkmaya başladı. Bu hususa değinmeden önce, Myanmar’da başgösteren reformcu ve özgürlükçü eğilim ülke içi dinamikler, diyelim ki, muhalefet partisi ve başındaki Suu Kyi’nin direnişinin bir sonucu olarak yorumlanabileceği gibi, hakim askeri rejim içerisinde oluşan bloklaşmaların bir sonucu şeklinde de izah edilebilir. Bu ikilinin elbette dışsal faktörlerden bağımsız hareket kabiliyetlerini geliştirebileceğini düşünmek hatalı olur.  Bu bağlamda, “rejim içerisinde Çin ve ABD kamplaşması var mı?” sorusunu sorabiliriz. Böyle bir soru sorma hakkının, uzun süredir devam eden Çin merkezli yaklaşıma alternatif bulma çabasıyla ilgili olduğu söylenebilir.

Yukarıda değindiğimiz, Myanmar’ın yakın ve orta vadesinde belirleyici olacak görüşlere gelelim. Bunların çeşitliliği bölgesel ve ülke bazında Myanmar’a yaklaşımlarda belirginlik kazandığı dikkat çekiyor. Öyle ki, adına küresel kapitalizm denilen olgu yekpare bir nitelik olarak değerlendirilemeyeceğinden ve de kendi içerisinde çeşitli dağılımları barındırmasıyla nedeniyle, iş yeni bir bölge veya ülkenin bu evreye ilişkilendirilmesine geldiğinde rekabetçi ve hatta çatışmacı yaklaşımların gün yüzüne çıkmaya başlaması kaçınılmaz.

Örneğin, son üç yıldır Myanmar’da dönüşüm oryantasyonunda baş rolü oynayan ABD, bugün ekonomik pratiğinde Japonya, Kanada ve Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde kalıyor. Bu geri kalışta, ilintili ülkelerin bölge üzerinde tesis ettikleri tarihi tecrübelerinin katkısı olduğuna kuşku yok. Amerika’yı bu süreçte geri bırakan, “insan hakları ihlalleri” üzerindeki hassasiyetleri ile dikkat çeken ve çoktan ücra köşelere ulaşmış olan sivil oluşumlar. Bu oluşumların, Obama yönetimi üzerinde kurdukları yaptırımlarının kökeninde etnik çatışma ve ayrımcılığın halen sürüyor olmasının yeri tartışılmaz. Amerikan yönetiminin dikkate aldığı bir diğer husus ise Myanmar’daki devlet kurumsallaşmasının istikrarlı bir şekilde hayata geçirilmesiyle alâkalı. Ancak her ülkenin bu konuda aynı yaklaşım sergileyip sergilemediği de bir kaygı konusu. Ülke kaynakları üzerinde, özellikle asker ve sivil işbirlikçilerinin “tekelci eğilimlerinin” geçiş döneminde de sürdüğü bu gibi ülkelerde, doğal kaynaklar üzerindeki tasarrufların doğuracağı “refahın” geniş halk kitleleri lehine değil, dünün zorbalarına gideceği kesin. 

Sivil oluşumların “insani” insiyaklardan oluşan tepkilerine ilâve olarak bir başka çekince de bugünkü tartışmalarda yer alıyor. Kimi Myanmar uzmanlarının dile getirdiği bu husus gerek uluslararası kurumlar gerekse ülke bazında Myanmar’a akacak yatırım olanaklarının varsayıldığı üzere geniş kitlelere değil, tıpkı diğer Güneydoğu Asya ülkelerinde olduğu gibi ekonomik sektörün önemli alanlarında at oynatan ve bu özellikleri ile Myanmar orta sınıfında kıymet-î harbiyesi olan Çinlilere yarayacağı üzerine kurulu. Bunu 26 Aralık 2004’den başlayarak bugüne kadar uzanan süreçte Açe’deki “kalkınma-yardım” ikilisinin hayata geçirilişinde görmemiz, Myanmar’daki sıkıntıyı anlamlandırmamızı kolaylaştırıyor. Kaldı ki, Çin devleti Güneydoğu Asya ülkelerindeki vatandaşları arasında milliyetçi aygıtları harekete geçirmese de, sıradan Çinliler arasında var olan “eşgüdümlü hareket kabiliyeti”, Çin devletindekiler kadar, bölgenin diğer ülkelerindeki Çinli orta sınıf ve yatırımcılarının Myanmarlı “ırkdaşlarına” yaklaşımlarında başat rol oynacaktır. İşte bu, tıpkı birkaç on yıl öncesinde Cakarta’da Çinli orta sınıfa karşı girişilen harekette olduğu gibi Myanmar’da bir başka fitilin ateşlenmesi anlamına gelecektir. Ekonominin ve ırksal arka plânın kaçınılmaz çatışmacı eğilimleri gün yüzüne çıkacaktır.

Küresel sermayenin ilişkili olduğu ulus-aşırı dev oluşumlar Myanmar’ın bakir kaynaklarına göz dikerken, doğacak ekonomik varsıllıktan kimlerin ne kadar pay alacağı hususu dikkatlere sunulmadığı gibi, bu gelişmelerin sosyo-kültürel vechesinde nasıl bir yönelimde seyredeceği de kimsenin umurunda değil. Özellikle ekonomik kazanımların bölüştürülmesinde çok etnikli bir yapı arz eden ülkede uzun yıllar memnuniyetsiz etnik yapıların sisteme entegrasyonunda nasıl bir süreç izleneceği de yapılandırılmayı bekleyen önemli hususlardan. Yani iş, Suu Kyi’nin parlamento da temsiliyle veya diyelim ki, yakın bir gelecekte kabine de yer almasıyla bitmiyor. Suu Kyi, ülkede yapıcı bir rol oynayacaksa etnik unsurların çıkarlarını merkeze karşı öncellemesinde yatıyor. Merkezde “demokrasi balayının” yaşandığı şu günlerde ülkenin dört bir sınır boyundaki etnik unsurlar üzerindeki asker baskısı devam etmesi sürecin henüz bu halklar nezdinde arzu edilir düzeye gelmediğinin göstergesi konumunda.

ABD kaynaklı kurumlar siyasi reformalara eklemlenecek ekonomik reformların getirisinin halkın geniş kesimlerine yansıyacağı sinyalini vermeye başlayadursun, Myanmar’ın yakın geçmişten tevarüs ettiği sosyal yapısı içerisinde bu paylaşımın ne minvalde olacağı dikkatlerden ırak tutulmaya çalışılıyor. Bu arizi bakış açısı ile kimi manipülasyonlara kapı aralacağı da düşünülebilir.

Myanmar’da “düzenin kurulma” sürecinde Bengaldeş sınırındaki Müslüman halkın halklarının öncellenmesi en azından geri bırakılmaması adına ne gibi girişimlerin yapılabileceği konusu üzerinde durulmayı gerektiriyor. Ancak bugüne kadarki yapılaşan kurumsal tecrübeler ışığında, Arakanlıların arzu edilir bir uluslararası desteği alabileceklerinden kuşku duymuyor değiliz. Öte yandan, Arakan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin ne kadar kapsam alanında olduğu şüheli. En azından, bir çaba gerçekleştirilecekse bunun ASEAN nezdindeki girişimlerle ilintilendirilmesinin, yani Güneydoğu Asya Müslüman toplumlarına topyekün bakmanın yaranına dikkat çekmek isteriz. Gözüken o ki, Arakanlıları içinde bulundukları şartlardan çıkış yolunu, ancak Arakanlıların kendisi bulabilir. Bunun için duadan başka seçenek de gözükmüyor.

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=210584

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Myanmar’da Liderlik Bağlamında Kadın Figürü


Mehmet Özay                                                                                                         17 Mayıs 2012

Myanmar siyasetinde bir kadın figürünün öne çıkışını Batılı cinsiyet ayrımcılığı bağlamında değerlendirmeyi, düşülebilecek en kolay hata olarak değerlendirebiliriz. Okur-yazarlar arasında hele ki, gazeteci sıfatıyla konuya yaklaşanlar arasında böylesi bir hata olsa olsa cahillikle ilişkilendirilebilir. Suu Kyi’nin 1 Nisan’da yapılan seçimlerde parlamentoya girişini “kadının gücü” olarak yorumlanabilir elbette. Ancak bu kadın figürü ne Myanmar’a yabancı ne de ülkenin içinde bulunduğu Güneydoğu Asya’ya.

Yani, kadın figürünün toplumsal yaşamın en görünür alanı olan siyaset sahnesinde yer alışı bir tesadüf değil. Bunun, özellikle de, Pasifik Adaları’ndan başlayarak Güney Asya sınırlarına kadar ulaşan topraklarda yaşayan halkları buluşturan Austronesian toplum özelliğinin, yani antropolojik yapılaşmanın günümüzdeki versiyonu olduğunu ileri sürebiliriz. Bu çerçevede, tarihin değişik evrelerinde ortaya çıkmış kadın figürlere değinmenin bir başka yazıya konu olduğunu burada belirtelim.

Ancak şu kadarından bahsetmekte fayda var… Tarihin değişik evrelerinde krallıklarda ve sultanlıklarda yöneticilik vasfıyla rol almış Güneydoğu Asya kadınının bu rolünün gelişigüzel bir bahş karşılığında değil, bizatihi bölgenin kültürel donanımının bir uzantısı olarak gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Yani, bu çerçevede Batı’da gelişme gösteren erkeğin egemen konumundan, kadın-erkek cinsiyeti ayrımına, yakın dönemlerde neşet eden “özgürlükçü kadın” olgusuna değin neler yaşandıysa, Güneydoğu Asya’da cinsiyetler arasında tastamam farklı bir ilişkinin varlığı hüküm sürmüştür.

Şöyle yakın bir geçmişe göz atıldığında da Güneydoğu Asya toplumlarında kadın figürünün siyasi alanda kimilerine “göz kamaştırıcı” gelecek başat konumları dikkat çeker. Bir yanda Endonezya’nın Megawati Soekarnoputrisi, öte yanda Filipinlerin Gloria Arroyo’su , daha yakınlarda Tayland’da başbakanlık koltuğuna oturan Yingluck… Bu ülke nüfuslarını hesaba kattığınızda altıyüz milyonluk Güneydoğu Asya halklarının neredeyse yarıdan fazlasının kadınların yönetiminde olduğu görülecektir. Hadi bu “kadın egemen” politik haritaya Hindistan’ı, Pakistan’ı, Bengaldeşi, Sri Lanka’yı eklediğimizde, akla hiç de Batı’daki “beyaz kadının” siyasi tanınırlık ve meşruiyet kazanımındaki süreçlerle karşılaştığımızı düşünebilir miyiz? Şimdi sıra Myanmar’da Suu Kyi’ı görmeye geldiğinde şaşıracak mıyız?  Hayır. Şaşıranlar varsa, bu, olsa olsa bu coğrafyaya kayıtsızlıklarındandır. Kaldı ki, Suu Kyi, siyaset sahnesine yeni çıkan bir figür de değildir. Bundan 20 yılı aşkın bir süre önce yani 1990’da yapılan seçimleri %90 gibi yüksek bir oyla kazanan kadın lider değil miydi?

Bu kadın figürlerinin, dönemin dışardan ithal eğilimlerinin bir ürünü olarak “öncü erkek” figürünün arkasında kaldığına işaret edilmeden geçilmemeli. Örneğin, Megawati, babası Sukarno’dan; Benazir Bhutto babası Zulfikar Ali Bhutto’dan, Yingluck abisi Thaksin’den,  Gloria Arroyo babası Diosdado Macapagal’dan; Indra Gandhi’yi babası Nehru’dan ve de Suu Kyi’si babası Aung San’dan ne kadar ayırt edebiliriz. Ancak bu durum, Güneydoğu Asya’da kadının tarihsel olarak oynadığı ve oynamakta olduğu düşüncesinde bir zaafa yol açmaz.

Bir de bu kadın siyasetçilerin politika sahnesine çıkışları dikkat çekici kimi özellikler sergiler. Bunların başında uzun diktatöryal rejimlerin kök saldığı bir ortamın nihayete erdiği bir döneme vurgu önem taşır. Megawati, 32 yıllık Suharto iktidarının akabinde yapılan ilk serbest seçimlerde oyların çoğunu almıştı. Suu Kyi’nin de ülkenin yarım yüzyıla varan askeri cunta rejiminin “izin verdiği ölçüde” gerçekleşen seçimlerde büyük bir oy potansiyelini yakaladığını görürüz.

Güneydoğu Asya kapısını araladıkça, Batıdan tevarüs ettiğimiz “kadın imgesi”nin aksine, kadın olgusu ve toplumsallığı anlayışımız bağlamında çok şey değişecek gibi…

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=210144

17 Mayıs 2012 Perşembe

GAMBARAN UMUM SEJARAH ACEH


Mehmet Özay 

PENDAHULUAN

Wilayah Aceh yang terletak dibagian utara pulau Sumatra telah sekian lama menjadi pusat kerajaan-kerajaan Islam jauh sebelum periode pre-Islam.

Jaman sekarang, Sebagai sebuah salah satu wilayah dari 33 provinsi Republik Indonesia, Aceh merupakan lapangan penelitian penting sehubungan dengan posisi sejarahnya pada masa lampau terhitung sejak Aceh diakui sebagai perwakilan peradaban Islam di Asia Tenggara. Oleh karena itu peran Aceh tidak dapat dikupas hanya dalam proses perkenalan Islam keseluruh wilayah. Bagaimanapun, sejak wilayah tersebut berada diluar pusat kekuatan Islam yang utama (Timur Tengah) Aceh tak dapat dikatakan tidak memiliki suatu nilai apapu untuk dipertimbangkan sebagaimana yang seharusnya dilakukan oleh berbagai kalangan dari negara-negara Islam atau para Akademisi luar negeri.1

Sebagaimana yang dapat dilihat di wilayah Asia Tenggara Aceh merupakan tempat bernaung bagi kota-kota pelabuhan. Keberadaan kota-kota pelabuhan dapat juga disaksikan sebelum periode Islam. Setelah beberapa waktu Islam muncul di Timur Tengah. Islam telah diperkenalkan ke wilayah Asia Tenggara dengan para pedagang dan ulama sebagai medianya, khususnya kalangan sufi. Oleh karena itu karakteristik kota-kota pelabuhan tersebut mulai berubah dan secara berangsur-angsur ciri khas islam pun tertanamkan.
Kesultanan Islam di wilayah Aceh- dimulai dari Peureulak, Langa, Daya, Samudra Pasai, Darussalam, sampai Aceh Darussalam-, menjadi sebuah jembatan antara bisnis perdagangan timur-barat dikarenakan letak geografisnya yang strategis. Dikarenakan hal ini, kita semestinya mengambil kesimpulan akan adanya hubungan yang dekat antara kesultanan-kesultanan dan bisnis perdagangan. Seiring waktu, ratu-ratu kesultanan melibatkan kekuasaan mereka dari kegiatan perdagangan didalam dan sekitar kota-kota pelabuhan.

Menurut dokumen-dokumen pada masa permulaan kota-kota pelabuhan diwilayah Aceh merupakan antrepo yang sangat penting. Sebagaimana yang dapat dilihat pada keunikan contoh kesultanan Aceh Darusalam, fungsi perdagangan kota menjadi lebih penting, khususnya pada permulaan abad ke-16 ketika kegiatan kolonialis barat yang sangat berpengaruh di seluruh Asia Tenggara.

Selepas Samudra India mengambil bagian sebagai sebuah perdagangan jalur laut dimana Aceh merupakan satu interseksi yang dihasilkan dari rute ladang perdagangan kuno melalui Asia Sentral antara timur-barat tidak.

Rute perdagangan tersebut yang lebih dikenal dengan sebutan Jalan Sutra berada dibawah penguasaan pedagang muslin yang datang melalui Cina, Asia Sentral, Iran, dan Timur Tengah yang kemudian digantikan oleh Samudra Hindia sebagai sebuah jalan dagang alternatif dikarenakan permasalahan keamanan.2 Bisnis perdagangan ini yang berjalan antara Laut Merah Mediterania, Laut (?) Khurmus, Selat Hindia, Selat Malaka, dan laut Cina tak hanya merupakan garis pertemuan dari timur dan barat tapi juga sebuah wacana perubahan peradaban kuno. Setelah hasil karya Fernand Braudel yang membuktikan laut memiliki banyak fungsi untuk penjalinan kontak dan hubungan antara berbagai kebangsaan dan budaya, dapat dilihat pula jauh dari wilayah perlautan Jawa dan Cina, barangkali fungsi laut tersebut lebih banyak, barangkali fungsi laut tersebut lebih banyak membuktikan bahwa laut telah berfungsi banyak untuk mempunyai kontak dan hubungan timbal balik antar berbagai kultur dan kebangsaan, dapat diakui juga bahwa di luar Jawa dan Laut cina, barangkali lebih dari lautan indian telah berfungsi seperti ini telah mempunyai fungsi seperti pada Selatan Timur Asia.3

Selat Malaka menjadi jalur laut penting diantara perdagangan east-west menyebabkan negara di sekitar itu dijadikan sebuah negara antrepo seperti Laut Mediterrenean dan jalan sutra. Daerah Aceh di bagian utara dari Pulau sumatra menjadi suatu juncture(!) yang dikarenakan bisnis perdagangan berbagai pedagang dari India, China dan Arap dari timur dan selatan kurang lebih 2000 tahun yang lalu.4

Daerah aceh dahulunya adalah tempat pemberhentian pedagang-pedagang india,5 di samping berfungsi sebagai wadah bagi orang-orang Romawi yang sangat membutuhkan product dari Cina seperti sutera dan cabai untuk tukar tambah bisnis juga sebagai pengembangan bisnis pada daerah-daerah yang jauh di Asia timur. Hari ini juga terlihat jelas dari beberapa bukti hubungan timbal balik seperti beberapa data konkrit dan sisa bangunan di daerah tersebut. Sebagai contoh, Mata uang roma (Koin), sebuah perunggu Lampu romawi ditemukan di Oc-Eo dan puri Kancasa Tailand. Di samping itu, koin tembaga yang ditanggali mundur kembali ke 2nd, pada jaman Roma Kaisar Hadrian tidak begitu terbuka dengan daerah aceh. Jika Naskah Cina sangat diperhatikan dan ditemukan sebagai acuan yang pertama di Aceh agar dapat dimulai pada 1500 tahun yang lalu. Daerah ini tidak hanya untuk perdagangan business internasional , tetapi juga dilihat di tiap-tiap kota-kota perdagangan, daerah ini sangat diperhatikan sebagai daerah geografi untuk mengembangkan budaya yang besar. Dalam hal ini, dapat dikatakan bahwa bisnis perdagangan telah berfungsi untuk mengembangkan budaya dan intelektual di daerah.6

Dalam hal ini, menunjukkan bahwa betapa bisnis perdagangan mempunyai peran penting sebelum dan sesudah Islam. Tidak terbatasnya interaksi antara Barat dan Timur dalam perdagangan bahkan perdagangan telah mengarahkan perkembangan budaya, intelektual (philosophical) dan religius. Selain pedagang, pelancong, ilmuwan dari Arabia, Persia, Canton, Fujian, Yunnan, Hadramut, Coromandel, Patani dan orang Islam lain, buddist, sarjana christian dan confuiscian mempunyai pengaruh dalam sosial, budaya dan pengembangan ekonomi di daerah ini 7

Islam juga merupakan phenomena terpenting melebihi dari perdagangan dalam sejarah aceh. Dimana tempat-tempat aktivitas perdagangan luar negeri dikembangkan juga merupakan rumah bagi beberapa agama dunia. Ini menunjukkan begitu pentingnya peran pelabuhan kota besar pada waktu itu. yaitu pada abad 16th ketika kesultanan Aceh Darussalam sebagai penguasa regional, melihat bertambah dan meningkatnya kekuatan perebutan kesultanan Aceh Darussalam dan Bangsa Portugis dan meningkatkan bisnis perdagangan antara timur dan barat. Dengan ungkapan lain, Islam yang diketahui hanya pada kelas menengah yang mempunyai peran penting untuk menciptakan sebuah kelas baru, lingkungan sosial yang aktif dan kehidupan yang religius.

Pedagang yang mempunyai prakarsa untuk memperkenalkan Islam kepada penduduk pribumi di daerah tidak hanya tertarik untuk berbisnis dan berdagang, tetapi juga mempunyai pengetahuan religius, terkadang disebut orang yang ahli agama adalah sebuah tanda bagaimana pemhaman Islam bisa digabungkan kedalam aspek ekonomi dan intelektual antara satu dengan yang lainnya.8 Bisnis perdaganagan adalah sebuah phenomena yang dinamis untuk bertahannya sebuah negara yang baru ditemukan.

Terlihat pada masa Iskandar Muda, para penguasa kesultanan yang mendirikan kota pelabuhan yang besar, terkadang mereka sendiri yang mengatur bisnis perdagangan denga mengatasnamakan negara sekaligus mengatur bisnis mereka dengan orang asing. Di samping pelabuhan kota, pajak yang diambil dari pedagnag internasional adalah sangat penting untuk pendapatan negara. pendapatan ini juga sangat penting untuk meningkatkan kekuatan angkatan perang yang sekaligus juga digunakan untuk soveriegnas. Tentang ini, dapat dikatakan bahwa pembuat kebijakan hukum itu harus berdasarkan kontrol bisnis perdagangan di daerah.9 Untuk alasan ini, sebagaimana yang di kutip dalam sejarah aceh ketika pada era perdagangan bisnis juga berjalan dengan kebijakan yang sangat sesuai dan efisien secara kemiliteran dan juga aktif melawan kekuatan orang eropa. Sejauh kontrol bisnis di pegang oleh sultan sebagai pemegang kekuatan sentral maka secara kekuatan militer juga terdongkrak secara terus-menerus, Cukup kuat untuk menaklukkan berbagai daerah dan merelisasi pengembangan sosial budaya. Meskipun demikian, ketika sultan telah hilang kekuasaannya kemudian digantikan dengan kesultanan bangsawan maka kemudian kekuasaan menjadi lemah secara berangsur-angsur, juga sangat berdampak pada kedua aspek yautu politik internasional dan domestik.

Referensi-referensi tertulis tentang sejarah aceh
Dikarenakan masyarakat asia timur dan selatan secara umum telah terbiasa didasarkan pada struktur sosial berorientasi desa/kampung dan dokumen yang tertulis adalah jauh dari kepuasan bahkan hari ini study arkeoligis belum dapat diselesaikan secara efisien hal ini sangat sulit dikatakan bahwa ada banyak acuan tentang sejarah Aceh sebelum masa kolonialisasi.10

Bagaimanapun juga, kita harus menyebutkan catatan pelancong-pelncong seperti Marco Polo (pada ujung abad 13), Ibni Battutah (abad 14) dan orang barat yang sebagian besar pernah mengadakan ekspedisi dan peperangan dengan negara kolonialis dimana negara tersebut sebagai negara tua rumah, khususnya pada 16 dan setelahnya sebagai acuan utama sejarah aceh. Di samping naskah-naskah Melayu yang mana memiliki campuran fakta dan cerita legenda/dongeng, dan perkataan/percakapan naratif tradisional yang dapat memberikan beberapa gagasan tentang proses sejarah tersebut.11

Disebabkan kurangnya sumber tertulis, khususnya informasi yang berkenaan tentang sebelum kesultanan aceh sangat terbatas, sumber asli yang paling awal dapat ditemukan adalah didalam hikayat raja-raja pasai dan beberapa kaligrafi pada kuburan sultan samudra pasai di daerah pasai, aceh utara. hal tersebutlah mengapa sukar sekali mendaptkan informasi tentang para penguasa-penguasa, lembaga-lembaga dan beberapa sektor sosial pada masa kesultanan ini.12

Sampai pada masa penjajahan, permulaan abad 16, kesultanan didiirikan di daerah yang di cirikan seperti kota dermaga. Diluar samudra pasi dan peureulak yang sangat direferensikan oleh sarjana barat, peneliti dan pelancong sebagai titik awal islam berada di daerah tersebut, para sejarawan juga meneyebutkan enam kesultanan lainnya. Kesultanan kecil ini didirikan sebagai sebuah hasil pengelopokan diantara Lingga, Benua, Pereulak, Samudra-Pasai, Pidier (pidie), daya, Lamuri dan Aceh Darussalam juga dapat di sebut.13

Abad 16 mempunyai peran penting terbentuknya sumber-sumber tertulis kedalam 2 arah. Pertama, pada masa ini dimulainya kolonialisasi yang telah mempengaruhi daerah ini. Mereka datang tidak hanya berprofesi sebagai pedagang tetapi juga pelancong dan sejarawan. yang kedua, beberapa anggota aliran sufi seperti Naqshibendiyye, Shattariyye, Wahdet'Ul Wucud memberi arti penting dalam menulis beberapa topik yang berbeda tentang sience islam. Semua sumber ini memerikan detail informasi tentang latar belakang sejarah dan budaya di daerah tersebut. Oleh karena alasan ini, maka kesultanan Aceh Darussalam dianggap sebgai contoh unik di antara kesultanan yang telah disebut diatas. Semua sumber-sumber tertulis telah memerikan sumbangan yang berarti hampir semua aspek yang menyangkut permasalahan sosial dan politis pada masa Kesultanan Aceh Darussalam. Nampaknya Kesultanan Aceh darussalam merupakan sebuah negara yang penting yang mana telah tertulis pada akhir 500 tahun lalu dalam sejarah dunia melayu. Jika kita mepertimbangkan kekuasaan keduanya baik Semenanjung Malaya dan Pulau sumatra maka dipahami pentingnya geografi ini terutama sejarah daerah dan sejarah dunia secara umum. Kerajaan Sriwijaya yang dimulai dari abad 7, Majapahit dari abad 14, Malaka pada abad 15, Kerajaan Aceh Darussalam dan Bantem pada abad 16 dan 17 adalah contoh kekuasan daerah yang yang berurutan.14

Satu alasan yang significant Aceh menjadi terdepan adalah keberhasilan yang lama memelihara kemerdekaannya. Keistimewaan ini telah membuat perbedaan tempat diantara daerah-daerah keuasaan lainnya selama ratusan tahun.

Pada abad 15 dan 16 Aceh juga penting untuk dipahami oleh orang-orang eropa dan sejarah dunia pada beberapa aspect. Pada masa ini negara utama di eropa memperebutkan keduanya satu dengan yang lainnya serta pusat kekuasaan islam. Sebagaimana islam pada waktu itu terbentuk sebagai sebuah kekuatan dunia, kelihatnnya diharuskan memiliki keterwakilan pada setiap geografi/daerah. Perwakilan negara berada afrika utara, Timur Tengah, sub perbatasan India dan Selatan Timur Asia. Kesultanan Aceh Darussalam merupakan hal penting sebagai satu kekuasaan yang dinamis diantara negara di selatan timur Asia. Dengan kelebihan ini Aceh harus dipertimbangkan dg seksama sebagai sebuah bagianpenting dalam sejarah dunia dan sejarah islam.15

KESIMPULAN

Sebagai akibatnya, pada bagian kedua abad 16 dan era gemerlapnya pada bagian pertama aband 17 adalah sebuah pertimbangan, kesultanan Aceh Darussalam diterima sebagai bagian negara Islam di dunia pada masa ini. Walaupun fakta historis tentang kesultanan adalah penting untuk Sejarah Islam, hal tersebut telah menarik perhatian dari sarjana-sarjana muslim baik timur maupun barat yang pernah ataupun sudah sudah belajar tentang kesultanan ini. Pada sisi lain, walupun periode kemunduran pada abad 19th dan 18th,hal ini telah telah melanjutkan perjuangan dengan kekuasaan barat tidak hanya dalam bidang militer tetapi juga dalam bidang politik dan ekonomi. Tentang hal ni, dapat dikatakan bahwa Aceh adalah termasuk dalam agenda kekuasaan internasional yang diperebutkan secara terus menerus.

REFERENSI
1Daniel Perret, “Aceh as a Field for Ancient History Studies”, First International Conference of Aceh and Indian Ocean Studies, 24-27 February, 2007, Banda Aceh, p. 1; Anthony Reid, “Introduction”, (Eds.), Anthony Reid, The Making of An Islamic Political Discourse in Southeast Asia, Aristoc Press Pty, Centre of Southeast Asian Studies, Monash University, Clayton-Victoria, Australia, 1993, p. 3-4.
2Hee-Soo Lee, İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması -Kore’de İslamiyet’in Yayılması ve Kültürel Tesirleri-, Türkiye Diyanet Yayınları, Ankara, 1998, p. 117.
3Anthony Reid, Charting The Shape of Early Modern Southeast Asia, Cornell University Library, Ithaca, New York, 1999, p. 39.
4Anthony Reid, “Introduction”, (Ed.), Anthony Reid, The Making of an Islamic Political Discourse in Southeast Asia, Aristoc Press Pty, Centre of Southeast Asian Studies, Monash University, Clayton-Victoria, Australia, 1993, p. 7.
5Dada Meuraxa, Sejarah Kebudayaan Sumatera, Penerbit Hasmar, Medan, 1975, p. 17.
6Hans-Dieter Evers&Anna-Katharina Hornidge, “Knowledge Hubs Along the Straits of Malacca”, Working Paper Series, Center for Development Research, Department of Political and Cultural Change (ZEF), Universitat Bonn, 2006, p. 6.
7E. Edwards McKinnon, “Indian and Indonesian Elements in Early North Sumatra”, (Eds.), Anthony Reid, Verandah Of Violence -The Background to the Aceh Problem-, Singapore University Press, 2006, p. 23; D. J. M. Tate, The Making of Modern South-East Asia, Vol 1, Oxford University Press, Revised Edition, Kuala Lumpur, 1977, p. 5; Anthony Reid, Charting The Shape of Early Modern Southeast Asia, Cornell University Library, Ithaca, New York, 1999, p. 40. Not: Sebagaimana dipahami dari orang-orang cina, pedagang-pedagang dari Negara ini mengexport barang-barang yang dihasilkan dari kekuasaan Negara romawi, mereka juga mengimport beberapa product berharga dari cina, patung Budha, Fahien, kunjungan ke pulau jawa, India dan Ceylon pada tahuan 413. beberapa orang Indian dan pedagang parsi mempunyai kapal pesiar mellaui lautan India ke lauta cina. See: W. P. Groeneveldt, Historical Notes on Indonesia&Malaya -Complide From Chinese Sources-, C. V. Bhratara, Cakarta, 1960, p. 2-3.)
8Anthony H. Johns, “Islam in Southeast Asia: Reflections and New Directions”, (Eds.), yazarı belli değil, Indonesia, 1976, Cornell University Press, Ithaca, New York, p. 37.
9Anthony Reid, The Blood Of The People -Revolution and the End of Traditional Rule in Northern Sumatra, Oxford University Press, Kuala Lumpur, 1979, p. 1.
10A. H. Johns, “Islam in Southeast Asia: Problems of Perspective”, (Eds.) C. D. Cowan ve O. W. Wolters, Southeast Asian History And Historiography -Essays Presented to D. G. E. Hall-, Cornell University Press, Ithaca, 1976, p. 306.
11Snouck Hurgronje, The Acehnese, Tr..: A. W. S. O’Sullivan, Vol 1, E. J. Brill, Leiden, 1906, p. 3.
12A. H. Johns, “Islam in Southeast Asia: Problems of Perspective”, (eds.) C. D. Cowan ve O. W. Wolters, Southeast Asian History And Historiography -Essays Presented to D. G. E. Hall-, Cornell University Press, Ithaca, p. 308; W. P. Groeneveldt, Historical Notes on Indonesia&Malaya -Complide From Chinese Sources-, C. V. Bhratara, 1960, p. v.
13Yusny Saby, Islam and Social Change -The Role of the Ulama in Acehnese Society, Penerbit Universiti Kebangsaan Malaysia, Bangi, 2005, p. 25.
14D. J. M. Tate, The Making of Modern South-East Asia, Vol 1, Oxford University Press, Revised Edition, Kuala Lumpur, 1977, p. 10.
15M. C. Ricklefs, Sejarah Indonesia Modern 1200-2004, Serambi, Jakarta, 2004, p. 61. 

ACEH REHABILITATION AND RECONSTRUCTION: CULTURAL PERSPECTIVES

By: Hasballah M. Saad                                                                  January, 2006 

Since 1873, when the first expeditions of Dutch mission arrived in Bandar Aceh Darussalam, later on named as Kota Raja, Acehnese people have lived within a very long conflict situation until 1942. Similar condition continued during the Japanese army invasion which took over control on Aceh until 1945. From the time of the independence day August, 17th,1945 up till now, many kinds of conflicts have been continuing, such as Civil War (1946), Second Aggression War (1948), Darul Islam Movement (1953-1962), Communist Party Rebellion (1965-1970), the Aceh Free Movement (1976- 2005) and later on the unbelievable tsunami and earthquake on December, 26th, 2004.

It is not very difficult to think about the impacts of such unrest on the civil society’s daily life. Thousands of public facilities such school buildings were destroyed, private properties damaged, community leaders and teachers killed during the conflict era. Consequently the younger generation who grow up during the conflict situations has exhibited a very unstable and violent character. And later on, the tsunami and earthquake brought a complete destruction and hopelessness to the Acehnese people. Just within the range of 10 minutes, the earthquake and the tsunami waves on the morning of December 26th, 2004, took the life of more than 300,000 people. Widows, orphans and homeless people were scattered over the coastal regions in Aceh.

The Tsunami, on the one side had created a very enormous effect on the people and coastal region in Aceh. It also affected the economic, political and cultural aspects of the Acehnese daily life: severe destruction to Aceh and the Acehnese population. On the other hand, the tsunami has caused the warring parties in the region to direct their attention to the fate of the Acehnese population who were then in the state of real emergency and helplessness. At least partly on this humanitarian basis, the two parties agreed to meet for the purpose of building peace for Aceh which was indicated by the signing of the peace agreement between the Aceh Free Movement and the Government of Indonesia in Helsinki, Finland on August, 15th, 2005.

Thanks God, it is really a blessing in disguise, even though the Acehnese and people around the world are facing the biggest challenge, the peace agreement has become a very important momentum for us to define the better future for Aceh, because of three reasons. First, the peace was achieved and could be very important modalities for development; rehabilitation and reconstruction of the New Aceh.3 Now we are coming to a very important question: What kind of New Aceh that we want to build? What kind of tool that we have in hand to prepare and what kind of model of development that has to be referred to in terms of our references?

We have to deal with the tsunami affected areas and the results of a very long conflict simultaneously. The mandate of the BRR Aceh and Nias4 at the beginning didn’t include the peace agreement consequences, such as compensation and re integration fund and management for former Aceh Free Movement members. That is something that has to be considered as additional part to the original mandate of BRR. For this case, consequently BRR has to adjust the organizational structure and its budget.

Second, the people around the world have a very strong willingness and commitment to take care and bring so many resources to Aceh, in terms of emergency relief, rehabilitation, and reconstruction aids. The problem is how to manage and use the fund effectively and efficiently, without any misuse and or being useless. Transparency, accountability, and public participations have to be considered as important parts of the management of reconstruction process. The clear maps of problems and accurate identification of damage and needs are the other conditions to be considered.

Third, there is a common objective to be achieved between the Aceh Free Movement and the Government of Indonesia, to help and to provide a better future of life for Acehnese, after tsunami and at the end of the conflict. This objective was supported by not only by Civil Society, and the Acehnese people in Aceh, but also by the Acehnese Communities, and people around the world. For your information, currently there are more than 300 International NGOs and UN agencies working in Aceh conducting various programs. Some of these agencies work on humanitarian aids such as development of people houses, food supplies program, health and education services, and long term development program such as infrastructure development, public facilities, financial support and economic recovery.

The problem is there is very limited trust from the international side to both government agencies and BRR and its partners. So what should we do to provide better services to protect all of the third conditions as mentioned above?

There are two main important areas which have to be mentioned. First, the planning stage, even though the National Planning Agency has already provided the blue print of Rehabilitation and Reconstruction for Aceh and Nias Post Tsunami Era, the very important question remains to be answered related to the descriptions of New Aceh concept.

Many people have perceptions that the blue print of rehabilitation and reconstruction of Aceh and Nias is very much of physical oriented. This is caused by very poor and lack of understanding of local genuine, wisdom, values, character, and culture. In the blue print of development, culture development was put as a part of development that was identified as a physical aspect such as building, facilities, group of dancer, and so on. There are very poor in values system and it is beyond the meaning of any kind of performance and models of construction and physical development. Actually, within the frame of the New Aceh concept, any development aspects must consider the four system values: (1) Acehnese character and culture, (2) Islamic values as majority people references, (3) Nationality values as a part of the Indonesian State, and (4) Humanity values as a reference of human being.

The related question is how can we implement and elaborate those values system into the blue print of reconstruction? There is still an opportunity to be discussed, even though the blue print already exists. Shall we open the opportunity to evaluate and revise the plan of this development?

Second, does the Organizational Structure, Leadership and Management of BRR have a strong willingness to be criticized and open minded to adjust and improve the capacity, capability, sensibility of the team, in terms of moving toward the true and clear New Aceh concepts mentioned above. The four values system must be considered as a reference in all stages of development. It is not too late to make an adjustment, because we have another three years of four year reconstruction period.

Are we convinced that the New Aceh concepts could be achieved within the four year reconstruction period? I do believe that it is not easy for BRR and any other related agencies doing effective work without good and effective coordination. Political support from the Government of Indonesia, the Aceh Free Movement, and the Civil Society in Aceh and around the world is necessary and even vital. Who will take responsibility to provide the necessary support is not just BRR, but include all local government elements, community leaders, civil society leaders, ulamas, NGO activists, and politicians both at district, provincial and national levels.

We have to change the paradigm of development, not to provide and reconstruct the model we already had before. There is no any vision looking forward. Actually Aceh before tsunami and the end of conflict is not the desired picture of Aceh. We have to come to a new perspective, to give a maximum opportunity for the people of Aceh to achieve their own better life in the future, by providing the facilities, supports, references, and spirit to do it by their own way and capacity. The goal of development is how to push people to be more civilized, respect to human being, move to more modern lifestyle, but based on traditional root and their own cultural values. The character building is more important than physical construction and development.

How do we define the goal of development of Aceh to be more cultural based and put the character building as a central part of development should be considered in the future? How do we use the values system mentioned above to be a reference in any stages of development which are more important to be considered than building a very good physical construction planning, without a clear vision and philosophical values beyond the reconstruction and rehabilitation activities.
People who live in Aceh have to play the central and strategic role of development. Any kind of development that was planned in the blue print have to considered that the subject of rehabilitation and reconstruction is the people’s life in Aceh, as a part of Indonesia, with very specific conditions, because of conflict and tsunami impact.

The destruction in Aceh is not only caused by the natural disaster such as tsunami and earthquake, but also as the impact of a very long period of armed conflict, and so on. In the other part of the world such as Japan after the 2nd World War, or Germany after Hitler Regime, and other countries have a similar damages. In the Holy Qur’an, it is clearly related a story on Saba kingdom5 as a very clear example for us to learn such experiences. Macedonia, Greek and Mongol Kingdom in the West and South Asia Region in the past were gone with the time, because of their failure to rebuild after the damage. Their golden age was gone with the wind. But Japan and Germany and other First Countries, such as Italy, Great Britain, Spain, America, Australia, and Korea, tell us successful stories how to deal with their own problems in the past. The existing achievement of development depends on right and appropriate strategic of development design, management quality of the development process, and of course the quality of planning and design. Supported resources could be useless if we fail to prepare all the necessary conditions.

How about the Aceh case after the conflict and tsunami disaster? The answer is in the hand of all of us, BRR, the Government of Indonesia, the (former) Aceh Free. Movement, civil society in Aceh and around the world, and of course International Agencies as well as donor countries.

At the end of my speech, allow me on behalf of all of tsunami and conflict victims to extend our gratitude and thanks the Government of Norway, as well as the Holland and other European Union Countries who have committed to work hand in hand with the Government of Indonesia. And also for other countries who work very hard and donate so many important things to prepare a better future life for the Acehnese, for Indonesia.
Thank you for your kind attention.

Açe Valisi Göreve Hızlı Başlıyor


Tgk. Malik Mahmud ve Dr. Zeyni
SBY ile görüşürken

Mehmet Özay                                                                                                                    11 Mayıs 2012

Açe’de barışın ikinci dönemi olarak adlandırdığım 9 Nisan Valilik seçimlerinin ardından, Dr. Zeyni Abdullah ve Müzekkir Manaf resmi törenleri beklemeden Cakarta çıkartması yaptılar. 9 Nisan’daki seçimlerde aldıkları %54 oyla 2017 yılına kadar Açe Valisi ve Yardımcısı görevini yürütecek olan Dr. Zeyni ve Müzekkir resmi atamaları ve valilik yemin töreni yapılmamasına rağmen bir süredir Cakarta’da çeşitli girişimlerde bulunuyorlar. Normalde, seçimlerden birkaç ay sonra yapılması gündeme gelen Valilik ataması Açe Parlamentosu’nda gerçekleşen önemli bir törene konu oluyor.  Yer Açe olunca bu tören yerli konuklardan daha çok belki de yabancı konuklarının çeşitliliği ve siyasi statüleri ile dikkat çekiyor.

Bunun yanı sıra, uluslararası medyanın varlığı, Tkg. Daud Beureu Caddesi’ndeki Parlamento binasının hemen karşısındaki Telekom binası önünde irili ufaklı onlarca çanak antenin dünyaya haber geçmesini sağlıyor. Dr. Zeyni ve Müzekkir niçin töreni beklemediler diye sorulabilir? Bu soruya cevaptan önce hatırlatılması gereken bir husus var ki, o da yeni vali ve yardımcısının, Açe Partisi’nin adayları olması nedeniyle her düzeyde girişimlerin “parti disiplini” altında ortaya konmasına neden oluyor. İlk günden bu yana, çeşitli vesilelerle bizzat tanık olduğum üzere,  hareket kendi içerisinde önemli bir hiyerarşiye sahip. Bu hiyerarşi yukarıdan aşağıya “faşizan ve despotik” bir yönelim değil, herkesin yerini ve statüsünü bilmesiyle şekillenmiş, bir anlamda lidere itaatin rasyonelleştirilmesi kadar, bir o kadar da “kutsallığın” içinde önemlice yer altığı bir görüntü arz eder.

Dün bu disiplin merhum “Tgk. Dr. Hasan di Tiro” etrafında şekilleniyordu. Bugünse, Açe’nin yeni “wali”si Tgk. Malik Mahmud önderliğinde giderek çeperini genişleterek pratiğe yansıyor. Dr. Zeyni ve Müzekkir’in Cakarta çıkartmasına gelecek olursak, yazımızın giriş cümlesini hatırlatmak isterim. Yani, yeni Valilik yönetimi, ‘Yeni Açe’nin yapılaştırılması sürecinde bir an dahi kaybetme niyetinde değiller. Bu nedenle her fırsatı, her imkânı olduğunda dikkate alarak, siyasi, yasal, sosyal ve ekonomik girişimler için her kapıyı zorluyorlar.

Cakarta’daki girişimlerinin ana ekseninde de bu üç unsuru görmek mümkün. Bir yanda çeşitli ülke Büyükelçiliklerine ziyaretler gerçekleştirilirken, bir yandan da Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono ile randevu girişiminde bulunuldu. Öte yandan, Açe Parlamentosu’nda Helsinki Barış Anlaşması maddelerine uygun olarak çıkartılacak hayati yasalara katkı bağlamında ulusal düzeyde önem taşıyan -örneğin Yusril Ihza Mahendra gibi- hukukçularla işbirliğini öncelliyorlar. Geçen beş yıllık süre zarfında bu yönde arzu edilen girişimlerin yapılmamış olması, Açe’nin her türlü kurumsal yapılanmasının önündeki engeli teşkil etmesi nedeniyle Açe Partisi’nin öncelikleri arasında ilk sırada bulunuyor. Dr. Zeyni, geçenlerde the Jakarta Post muhabiriyle yaptığı mülâkatta, barışın ve güvenliğin devamının olmazsa olmazları arasında bulunduğunu bunun içinde her türlü imkânı seferber edeceklerini söylemişti.

Olası bir “Büyükelçiliklere ziyaretler de neyin nesi? minvalindeki soruya, el-cevap, Açe’nin yeni dönemde arzu edilen istikrarlı kalkınma programında ihtiyaç duyulacak yatırım imkânlarının oluşturulması amacını taşıdığını söyleyebiliriz. Tüm bu görüşmeler sadece yeni vali ve yardımcısınca değil, Açe Partisi’nin üst düzey kadrosunun eş-zamanlı hareketi ile gerçekleştiriliyor. Açe halkının bu girişimlere yaklaşımının olumlu olduğu gözlemleniyor. Seçimlerin akabinde moral düzeyi yükselmiş olarak çıkan Açelilerin, önümüzdeki beş yılı şekillendirecek girişimlerin çok yönlü olarak gündemde yer tutmasına biraz da şaşırdıklarını söyleyebilir miyiz diye bir soru da aklımızdan geçmiyor değil. Seçim öncesindeki yaklaşık bir yıl boyunca önlerine çıkartılan tüm “hengâmeleri” teker teker aşan Açe Partisi, şimdi tüm enerjisini Açe’nin yeniden “düzlüğe” çıkması için harcama konusunda kararlılık içinde. Cakarta ziyaretinin bir diğer ayağında ise Açe’de şu an geçici valilik görevini yürüten Tarmizi Karim’in kızının düğün töreninde yaşandı. Türkiye’de kimi çevrelerce yakından tanınan Tarmizi Karim’ın Cakarta’da şov yaptığını söylemek istemiyoruz elbette. Olsa olsa, kızının düğün merasimi dolayısıyla merkez ve çevrenin önde gelen liderlerini birarada buluşturmaya vesile olacağını düşünmüş olmalı. Böyle de oldu. Tgk. Malik Mahmud ve Dr. Zeyni Abdullah törene katılan Endonezya Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono (SBY) ile ayak üstü görüşme fırsatı buldular. SBY’nin Açe’deki seçim sonucundan memnuniyet duymaması imkânsız. Bu anlamda, resmi kabülü de birkaç gün içinde yapması ve seçim sonucunu onaylaması bekleniyor.

Yeni Vali ve yardımcısı ulusal ve uluslararası düzeyde görüşmelerin yanı sıra, Eyalet’te Açe halkı arasında birliğin yeniden tesisi konusunda da ciddi girişimlere hazırlandıklarını biliyoruz. Son dönemde özellikle çeşitli yabancı unsurlar ve bunların iç uzantılarının körüklemeye çalıştığı, cinsiyet ayrımcılığı, dini liderlerin rolü vb. türünden bağlamlarda tüm eksikliğin sağlıklı iletişim kurulamamasından kaynaklandığını belirten Dr. Zeyni’nin, kısa süre zarfında bu hususta toplumsal katılımcılığı artıracak girişimlerde bulunacağını öngörebiliriz. Açe bağlamındaki bu güzel gelişmeleri muhtemelen Haziran ayı içerisinde Açe Parlamentosu’nda yapılacak valilik törenine Türkiye’nin Endonezya Büyükelçisi Sayın Zekeriya Akçam Bey’i de davetli olarak görebileceğimizi umuyorum.

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=209488