29 Eylül 2020 Salı

Malezya’da siyasal iktidarlar ve etnik gerilim söylemi / Political powers and discourse of ethnic tension in Malaysia

Mehmet Özay                                                                                                                            29.09.2020

Malezya’da Sabah Eyaleti’nde gerçekleştirilen seçimden sonra siyasi atmosfer şu günlerde yeniden ulusal seçime doğru bir yönelim sergilemeye başladı.

Sabah Eyaleti’ndeki seçimi kazanan ‘Malay ittifakı’ bu başarının nedenlerini tartışmak ve muhtemel bir benzeri seçim başarısının ulusal seçim sürecinde gerçekleştirilebilmesinin imkânlarını ve araçlarını ortaya koymak yerine, ‘etnik ayrışma’ kavramı üzerine gereksiz polemiklerle siyasi arenayı muğlaklaştırmaya çalışıyor. Ve bunu bugün ortaya koyan ise başbakan Muhyiddin Yasin...

Muhyiddin Yasin’in 1 Mart 2020’den bu yana başbakanlık koltuğunda oturduğu düşünüldüğünde Maleya siyasetinde böylesine köklü bir yer etmiş olan, ‘etnik ayrışma’ kavramına sarılmasının bir sürpriz olmadığını söylemek gerekiyor. Ancak bu kavramın siyasal kökenlerine kısaca değinmekte yarar var.

UMNO zihniyeti ve Malay etnik yapı

Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu (United Malay National Organization-UMNO) zihniyetinin, bu tip siyasal ve toplumsal dönüşümler arefesinde ve sürecinde, bir başka deyişle siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında kararlı ve tutarlı çözüm yöntem ve araçlarını gündeme getirmek yerine, etnik ayışma kavramına sığındığı ortada.

UMNO’nun, neredeyse siyasi argümanlarının belirgin bir tipolojisi haline gelmiş olan, periyodik ve stratejik olarak başvurduğu yöntemlerden biri olan etnik ‘gerilim söylemi’, gizli/açık toplumsal gerilimi artırmaya, bir tür korku iklimi oluşturmaya ve bundan belirli bir toplumsal çevrenin kazançlı çıkmasına yönelik bir bağlamı içeriyor.

Öyle ki, bu yöndeki yaklaşım, ülkede etnik gerilimin hâlâ önemli bir problem olduğu imgelemine dayanıyor. Gerçekte çatışmasız bir toplum yapısı olmadığı dikkate alındığında, bu söylemin Malezya toplumsal yapısında da bir karşılığı olduğu ve bu tür bir söylemin haklılık payı taşıdığı varsayılabilir.

Ancak etnik Malay siyaseti yapan çevrelerin ve özellikle de, bu çevrenin konuşlandığı ve siyasal merkezini oluşturan UMNO ve buna bağlı irili/ufaklı diğer siyasal/toplumsal oluşumların çatışma unsuru açık seçik dile getirmek, var ise bu çatışmanın nedenlerini tartışmak ve çözüm yolları aramak gibi bir yaklaşımı olmaması açıkçası, bu olgu etrafında ortaya konan söylemin işe yararlılığı, kullanışlılığı ile bu yönde siyaset yapmanın bir tür ‘olumsuz gelenek’ oluşturulmasına neden oluyor.

PN, siyasi mirasçı konumunda mı?

Bu yöndeki vurgu ve söylem, bugünlerde Sabah seçimlerinde azınlık hükümeti kurmayı başaran, mevcut ulusal hükümeti oluşturan Ulusal İttifak’ın (Perikatan Nasional-PN) doğal lideri konumundaki başbakan Muhyiddin Yasin tarafından dillendiriliyor. Hem de, 2030 vizyonu denilen bir politik çerçevenin hakim olduğu bir ortamda yapıyor bunu Muhyiddin Yasin.

2030 vizyonu görece yeni bir olgu. Daha önce 2019 yılında, dönemin Umut Koalisyonu (Pakatan Harapan-PH) hükümetinin başbakanı Dr. Mahathir Muhammed tarafından gündeme getirilen 2030 vizyoun, aslında Necib Rezzak döneminde, 2020’de tam kalkınmışlık düzeyine erişme idealinin güncellenmesine dayanıyor. Amaç, ülkede her kesimin daha doğrusu her etnik yapının ekonomik kalkınmadan payını almış bir Malezya ideali.

Muhyiddin Yasin’in gerek 2016 yılına kadar yani, Yerli Birlik Partisi’nin (Parti Pribumi Bersatu Malaysia-Bersatu) kuruluşuna kadar bütün bir siyasi yaşamını sürdürdüğü UMNO’da ve gerekse 24 Şubat 2020 sivil darbesinin ardından federal sultan tarafından başbakan olarak atandığı günden bu yana, fikirleri ve icraatlarıyla UMNO’nun bu tipik politikasına uyarlı yönde bir seyir takip ettiğine şüphe bulunmuyor.

UMNO iktidarı ve açmazlar

Oysa UMNO, ülkenin bağımsızlığından bu yana 61 yıl boyunca ülkeyi yöneten tüm siyasi mekanizmalara hakim, toplumu yönlendirme gücüne sahip sivil ve yarı sivil oluşumları kontrol edebilecek ve yönlendiriebilecek yeterlilikte olmasına rağmen, bir türlü var olduğunu ileri sürdüğü etnik problem karşısında çözüm kavuşturamamış, bu yönde ciddi adımlar atmamış olmalarıyla dikkat çekiyorlar. Bunun hiç kuşku yok ki bir nedeni, bu söylemin hitap ettiği Malay etnik yapısında bulduğu olumlu karşılıktır.

Muhyiddin Yasin’in, Sabah Eyaleti seçimlerinin hemen ardından ‘etnik gerginlik’ söylemine başvurması, Malay ittifakınca kazanılan seçim başarısının ardında, parçalı yapılarıyla etnik Malay siyasi partilerinin birleşmelerinin gücüne gönderme var.

Bir başka gönderme ise, seçmene yönelik bir bağlamla ilişkili. Bununla kastedilen, Malay siyasal ittifakına oy veren Malay Müslüman çoğunluğa, verdikleri oyların neye karşılık geldiğini göstermek onları bir kez daha bir hususa inandırmakla alâkalı. Peki 2030 vizyonu bunun neresinde? Aslında böyle bir vizyonun varlığına Muhyiddin Yasin’in inandığını söylemek pek mümkün gözükmüyor.

Söz konusu bu söylemle, aynı zamanda yakında yapılacak genel seçimler için ulusal seçmen kitlesi içinde Malay Müslüman seçmene bu örneklik üzerinden kime oy vermeleri gerektiğini bir kez daha hatırlatmak.

Yapısallaştırılan ‘etnik gerginlik’

Söz konusu ‘etnik gerginlik’in ardında, Malay Müslümanların ülkenin kuruluşundan itibaren var olan ve bir türlü sona ermek bilmeyen ekonomik geri kalmışlıkları üzerinden siyaset yapmaya tekabül ediyor.

Muhyiddin Yasin de tıpkı daha önceki liderler gibi, benzer bir söylemle yani 1970’lerden itibaren uygulamaya konulan Yeni Ekonomik Politika’nın varlığına rağmen, bir türlü Malay Müslümanların, ülkenin ekonomik modernleşmesinden yeterince pay alamamalarına yönelik eleştiri bulunuyor.

Ülkenin asli sahipleri olma (Bumiputra) gibi kendine özgü bir niteleme ile anılan Malay Müslümanlar, ülke siyasetinde, formel kurumlarındaki egemenliklerine, çeşitli alanlarda uygulanan pozitif ayrımcılıklara rağmen, ekonomik modernleşme sürecini tekrar be tekrar diğer azınlıklar karşısında olumsuz bir yerde bulunmakla karşı karşıyalar.

Bu gerçeklik, Malay siyasetçiler elinde kullanışlı bir aygıta dönüşmesiyle, azınlık grupların ekonomik modernleşmedeki payları üzerinden üretilen bir siyasal gergingik fenonemi olarak ülke gündeminde yer buluyor.

Ancak 1971’de uygulanmaya başlanan ve 1990’da bitmesi öngörülen Yeni Ekonomik Politika, bir başka deyişle pozitif ayrımcılığa temel teşkil eden politikalar bir türlü bitmek bir yana, uzatılarak bugünlere gelinmesi ekonomik modernleşme süreçlerinde Malay Müslüman etnik yapısının, şayet başarısızlık olarak adlandırılacaksa bunun kemikleşmiş bir nitelik arz ettiğini ortaya koyuyor.

Bu nedenledir ki, Dr. Mahathir Muhammed, Yeni Ekonomi Politika’sının uygulayıcılarından biri olarak, yirmi yılı aşkın başbakanlığı süresince Malay etnik yapısının ekonomik olarak ayakları üzerinde durdurmayı başaramadığını gerekçe göstererek 2002 yılı Haziran ayında yapılan UMNO genel kurul toplantısında istifa ettiğini açıklamıştı.

1957-1969 yılları arasında başbakanlık yapan Tunku Abdul Rahman’ın Malay etnik yapısının ekonomik kalkınmışlığını sağlayamadığı ve bunun neticesi olarak 13 Mayıs 1969’da başta başkent Kuala Lumpur olmak üzere ülkenin değişik yerlerinde anarşi ortamına neden olan ve resmi kayıtlara göre yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği etnik çatışmadan bu yana iktidar, son birkaç yıllık süre hariç, yine UMNO ve ilgili ittifak yapısının mensuplarının elinde oldu.

Ancak bu siyasal yapının ne tür politikalar ortaya koyup koymadığı, ülkenin tarihsel ve geleneksel olarak zaten doğasında var olan etnik farklılıkları ve ayrışmaları bir potada eritebilecek bir siyasal söylem ve pratik geliştirip geliştiremedikleri üzerinde ciddiyetle durulmayı hak ediyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2020/09/29/political-powers-and-discourse-of-ethnic-tension-in-malaysia/

27 Eylül 2020 Pazar

Eğitim’de sanal dönem ve öğrenimde dönüşüm potansiyeli

Mehmet Özay                                                                                                                           27.09.2020

Geçen yıl bu dönemlerde eğitim öğretim yılı açılışı vesilesiyle bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıda, formel eğitim öğretim sürecinde öğrencilerin maruz kalacakları olumlu değişim ve yapılaşmalara geçmeden önce, nasıl bir toplumsal değişime maruz kaldıklarına dair süreçlere değinmiştim.

Bu noktada, öğrencinin evinden çıkıp, okul binasına gidişine kadar maruz kaldığı toplumsallıklar üzerinden değişimi ortaya koymaya çalışmıştım.

Öyle ki, bu süreçlerin zaman ve mekân aralıklarının kısalığına rağmen, her gün tekrar edicilikleri dolayısıyla, öğrenci teki üzerinde ne türden bir inşa gücü olduğuna dikkat çekmeye çalışmıştım. Bu metni daha sonra psikoloji ve sosyoloji bölümü öğrencileriyle paylaşmış ve onlardan geri bildirimler almaya çalışmıştım.

Öğrencilerin bu yazıdan ne anlayıp anlamadıkları bir yana, onları temelde eğitim öğretim süreçlerinde, adına yüksek öğrenim deline, ancak yapılaşmalar çerçevesinde bakıldığında yüksek lise olmaya aday yapıda ne türden bir eğitim-öğretime tabi olduklarını anlamaya yönlendirme niyeti bulunuyordu.

Bu noktada, tek bir metinle öğrenciye bir şey öğretme ediminden ziyade, bizatihi yüksek lise öğretimine başlamış olan öğrencilerin yakın geçmişte nasıl bir sürece tabi olduklarını ve bu sürecin bir başka aşamasında neyle karşı karşıya kaldıklarını gizli/açık ortaya koymaya çalışmıştım.

Bugün yine benzer bir dönemde bulunmakla birlikte, eğitim-öğretim süreci son derece farklı bir ortamda sürdürülme çabası sergilendiğine tanık olunmaktadır.

Adına “sanal eğitim/online eğitim” denilen bu sürecin müsebbibi olan kovid-19 anıyla malum olan ve en-demi(k) yani, yerel olanın ötesindekini, bir başka deyişle dünyayı sarıp sarmalamasıyla pan-demi(k) olarak adlandırılan gelişmedir.

Bu süreç, diğer toplumsal yapılar bir yana, eğitim kurumunu ve bu kurumun içinde yer alan öğretmen, öğrenci, veli, servis şoförü, güvenlikçi, kantinci, temizlikçi ile tüm birimleriyle bu işin idari tabakasını oluşturan bakanlık hiyerarşisindeki bireylerin yaşamları kadar eğitim ve öğretim felsefesi, amaçları ve süreçlerine dair çelişkileri, yenilikleri, değişimleri beraberinde getirmektedir.

Kovid-19’un Çin sınırlarında kendini ortaya koymasına karşılık, dünyanın bu taraflarında, Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da ne denli ciddiye alındığı tartışmaya açıktır.

Bununla birlikte, salgının İran üzerinden kısa sürede Akdeniz bölgesinde İtalya, İspanya’da ve nihayetinde neredeyse tüm Avrupa’da kendini göstermesi beraberinde ekonomiden güvenliğe kadar neredeyse tüm toplumsal alanlarda paradigma değişiklikleri söylemini gündeme getirdi.

Eğitim kurumu da hiç kuşku yok ki, bu değişimden payını alması bekleniyordu. Bugün eğitim-öğretim süreçlerinin, buna daha çok öğretim demek daha yerinde olacak, sergilediği yapılaşma aslında paradigma değişiminin kendini bireysel ve gündelik temelde hissettirdiği alanı oluşturmaktadır.

Bu noktada, mevcut teknoloji alt yapısını kullanma, bugüne kadar bu teknolojinin genel itibarıyla televizyon, internet bağlantısı ile cep telefonları, internet oyunları ile interaksiyon düzeyi artış gösteren alanlarda ve özelinde gerçekleşen boyutunun bizatihi eğitimin gerçekleştirilebilmesine imkân tanıyacak formlara evrilmesi, dönüşmesi ve yapılandırılmasıyla karşı karşıyayız.

Bununla birlikte, teknolojik alt yapının eğitim özelinde ciddi, sürdürülebilir, yapılaştırılabilir boyutlarıyla ana okulundan yüksek lise düzeyine kadar her eğitim birimi ve elemanını içine alan boyutu paradigma değişiminin niceliksel boyutuna gönderme yapmaktadır.

‘Eğitim teknolojileri’ olarak adlandırılan ve eğitim fakültelerinde kendi başına bir araştırma sahası olarak var olan eğitim teknolojilerinin öğrenciden-öğretmene, veliden-bakan’a kadar eğitim sektörünün neredeyse tüm unsurlarını içinde barındırması aslında yeni bir öğretim modelinin/teorisinin/pratiğinin ortaya çıkması/çıkartılmasıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

Genel kitlenin internet ve bununla bağlantılı teknolojileri bir oyun/eğlence aracı olarak algıladığı ve hayatında uyguladığı bir dönemden, bu araçların eğitimim bizatihi vazgeçilmez aracı olacağı bir dönem yaşanıyor.

Bu durum, öğrenci kitlesinin konvansiyonel eğitim-öğretim süreçlerinde neler yapıp ettiğiyle birlikte ele alındığında ortada kayda değer bir başarının olup olmayacağı konusu üzerinde düşünülmeyi hak etmektedir.

Öğrenci tekinin, konvansiyonel olarak adlandırdığım fiziki yapılarda yani okullarda, sınıf ortamlarında, öğretmen-öğrenci grupları ile birlikte gerçekleştirilen eğitim-öğretimin hangi safhalarında ne türden katkılar yaptığı, kendisine sunulan imkânları/araçları/düşünce yapılarını farkında ve bilinçli bir eyleme dönüştürmeyi ne ölçüde başarıyla gerçekleştirdiğinin gayet sorunlu bir alana tekabül ettiğine dikkat çekmek gerekmektedir.

Sanal ortamın kendine özgü mahrem (privacy) alanı, alanın paylaşımcı yönü, diğer paylaşımcıların duruş, düşünüş yapıları, kullanılan aygıtın neredeyse ‘sonsuza’ açılan pencerelerinde ciddiyet ve disiplinin sergilenebilmesindeki tutarlılık ve sürdürülebilirlik, sadece ders olgusunun aktarılması, öğrenilme süreçlerinin ötesinde bağlamlar içermektedir.  

Bizatihi, eğitim-öğretim teknolojileri, internet ve bağlantılı aygıtların kullanımının kendinde bir öğretime tekabül ettiğini, ana okulundan yüksek lise ve hatta yakından tecrübe ettiğimiz üzere, yüksek lisenin ileri safhalarına kadar gayet sorunlu bir alan oluşturabileceğini herhalde bugüne kadar görmüş olmalıyız.

Gerçeklik sorgulamasının gizli/açık, bilinçli/bilinçsiz kendini ortaya koyduğu sanal/online eğitim ortamında öğrenci tekinin nasıl bir gerçeklik kurgusu edindiği, kendi fiziki ve ruhi varlığının bu sanallık içerisinde nasıl yeniden yapılandırıldığı, kendi varlığının öteki sanal katılımcılarda ve aynı zamanda kullanılan aygıtlar üzerinde nasıl bir değişim ve/ya dönüşüme katkı yaptığı gibi alanlar üzerinde düşünülmeyi hak etmektedir.

Bu durumda, öğrenci tekinin kendinde bir öğrenme amacıyla ya da böyle bir niyet taşımamakla birlikte, içinde bulunduğu toplumsallık gereği ve zorunluluğu üzerine kendisinden beklenen öğrenme edimini alma yükümlülüğü ile sanal ortama kabul edilmesinin getirdiği ağırlığın neye tekabül ettiğini, toplumun her kesimimin özellikle de eğitim/öğretim yapılaşmasının içinde aktif olarak yer alan her bireyin düşünmesi tartışması gerekmektedir.

Sanal ortamın sözde kolaylaştırıcı, basitleştirici, özgürleştirici yapısı kadar, dönüştürücü, bulanıklaştırıcı, yorucu bağlamının farkına varmak ve bu ortamı gereği şekilde kullanmanın yollarını ve yöntemlerini tek tek ortaya koymak tüm kullanıcıların sorumluluğundadır.

Tam da bu durum, yukarıda konvansiyonel eğitim/öğretim ortamlarında varlığının gayet sorgulandığına tanık olduğumuz disiplin olgusunun sanal ortamda hangi ölçüde ve boyutlarda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği üzerinde durmak gerekmektedir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2020/09/27/egitimde-sanal-donem-ve-ogrenimde-donusum-potansiyeli/

 

26 Eylül 2020 Cumartesi

Malezya’da iktidarın Sabah seçimleri zaferi ve olası genel seçimler / The ruling government’s success in Sabah elections and possible general elections in Malaysia

Mehmet Özay                                                                                                                           26.09.2020

Malezya’da Sabah Eyaleti’nde bugün, yani 26 Eylül günü yapılan eyalet seçimleri Sabah Halk Birliği’nin (Gabungan Rakyat Sabah-GRS) federal hükümeti oluşturan koalisyon yapısıyla oluşturduğu ittifak kazandı.

Söz konusu koalisyon yapısının, Sabah Eyalet meclisindeki 73 sandalyeden 38’ini alması üzerine eyalette yeni, ancak azınlık hükümeti kurması bekleniyor.

Öte yandan, 2018 yılındaki seçimlerin ardından eyalet yönetimini oluşturan Shafie Apdal’ın bulunduğu Sabah Mirası Partisi (Parti Warisan Sabah-Warisan) ve Umut Koalisyonu (Pakatan Harapan-PH) bloğu ise 32 milletvekilinde kaldı.

Bu sonuçlar, Federal hükümette başbakan Muhyiddin Yasin’in başında bulunduğu Ulusal İttifak (Perikatan Nasional-PN) koalisyonunun eyalet seçimlerinde parlamentoda asgari çoğunluğu oluşturmak üzere 1 milletvekili farklı önde bitirdiği anlamına geliyor.

PN’in ulusal siyasetteki yerini pekiştirmesiyle dikkat çeken bu seçim sonucuna rağmen, eyalette hükümeti kurma görevinin hangi partiye mensup milletvekiline verileceği ise henüz kararlaştırılmış değil.

Öyle ki, kazanılan 38 milletvekilliği koalisyon yapısı içerisinde PN’in 17, BN’in yani UMNO’nun omurgasını oluşturduğu BN’in 14, PBS’nin ise 7 milletvekilliği kazanması liderlik noktasında PN ve BN arasında gizli/açık bir çatışmanın olduğu anlamına geliyor.

Bu noktada, PN koalisyonu, başbakan Muhyiddin Yasin’i başında bulunduğu ve partinin Sabap Eyaleti başkanlığını yürüten Datuk Hajiji Noor’u, BN ise Bung Moktar’ı aday gösterdiği biliniyor.

Sadece eyaletin değil, ulusal siyasette de kendine özgü bir yeri bulunan Shafie Apdal’ın eyalet yönetimi kaybetmesi hiç kuşku yok ki, çeşitli yönleriyle tartışılacaktır. Öncelikle, söylenmesi gereken, adı daha önce Dr. Mahathir Muhammed tarafından olası bir yeni hükümet kurulması durumunda adı başbakan adayı olarak zikredilen Shafie Apdal’ın artık böyle bir şansının zora girdiği yönünde.

PN hükümeti meşruiyeti ve olası genel seçimler

Daha önce de dile getirdiğimiz üzere, Sabah Eyaleti seçimleri yerel bir seçim olmanın ötesinde ulusal siyasete yön verme gücüne sahip bir nitelik taşıyor.

Bu sonuç, 24 Şubat 2020 tarihindeki sivil darbe sonrasında kurulan hükümetin başbakanı Muhyiddin Yasin’in, şu ya da bu şekilde, siyasi meşruiyeti anlamına geliyor.

Bu noktada, başbakan Muhyiddin Yasin, GRS’in eyalet yönetimini kazanması halinde genel seçimlere gitmek için yeşil ışık yakacağı yönündeki geçen hafta yaptığı açıklama dikkat çekiciydi.

Şimdi beklenti, Muhyiddin Yasin’in verdiği bu açıklamanın arkasında durup erken genel seçimlere gitme kararı alması yönünde.

Öte yandan, seçimlerin doğrudan bir sonucu olarak değerlendirilebilecek bir gelişme yaşandı. Ve Dr. Mahathir Muhammed, 15. genel seçimlerin zamanında yani, 2023’te yapılması halinde aday olmayacağını açıkladı.

 

Öte yandan, muhalefetin doğal lideri konumundaki Halkın Adaleti Partisi (Partai Keadilan Rakyat-PKR), genel başkanı Enver İbrahim 23 Eylül Çarşamba günü yaptığı süpriz bir basın toplantısıyla ulusal mecliste çoğunluğun desteğini aldığını ve başbakan olarak atanmak amacıyla federal sultan’dan randevu talep ettiğini açıklamıştı.

Enver İbrahim’in, Sabah eyalet seçimlerinden sadece birkaç gün önce yapmış olduğu bu açıklama, ulusal siyasete tabiri caizse bomba gibi düşerken, akla acaba Sabah eyalet seçimlerine dolaylı bir müdahale mi sorusunu da akıllara getiriyordu.

Enver İbrahim, PKR, Demokratik Eylem Partisi (Democratic Action Party-DAP) ve Emanet Partisi’nden (Partai Amanah) oluşan Umut Koalisyonu’nun toplam 91 milletvekilinin dışında, en azından bir azınlık hükümeti kurabilmesi için toplum 222 sandalyeli federal mecliste,112 milletvekiline ulaşması gerekiyor.

Bu noktada, dışardan 21 milletvekilinin desteğine ihtiyaç duyarken, yaptığı basın toplandısında söz konusu desteğin hangi partilere mensup milletvekillerinden geldiği yönündeki soruları cevapsız bırakması spekülasyonlara yol açmıştı. Ancak, Enver İbrahim’in, federal sultanla görüşmesinin ardından bu yönde bir açıklama yapacağını belirtmesinin siyasi teamüllere uygun olduğuna dikkat çekiliyor.

Sabah’ta seçim detayları

Muhyiddin Yasin’in başında bulunduğu PN ile bu oluşumun en önemli destekçisi olarak dikkat çeken Ulusal Cephe (Barisan Nasional-BN) ve eyalet bazında siyaset yapan diğer ortaklar Sabah Birlik Partisi (Parti Bersatu Sabah-PBS), Vatan Birliği Partisi (Parti Solidariti Tanah Airku-STAR) kazanılan bu seçim başarısının ardından eyalette yönetimi Sabah Halk Birliği’ne (Gabungan Rakyat Sabah-GRS) kazandırmış oldular.

Bu noktada ulusal düzeyde faaliyet gösteren partilerin, tıpkı Sarawak Eyaleti’nde olduğu gibi, Sabah Eyaleti’nde de önemli bir organizyon gücüne sahip olmalarına karşın, eyalet düzeyinde faaliyet gösteren partilere eyalet yönetiminde öncelik verilmektedir.

PN koalisyonu, Sabah Eyalet meclisindeki 73 sandalyeden 38’ini alırken, 2018’den bu yana eyaleti yöneten Warisan ve koalisyon ortakları 32 sandaye kazandı.

Bu sonuçlara göre, eyalet parlamentosunda hükümeti oluşturmak için asgari 37 milletvekili şartını bir milletvekili fazlalığı ile elde edilmiş oldu. Bağımsızlar ise 3 milletvekili kazandı.

Shafie Apdal’ın başında bulunduğu ve eyalet bazında siyaset yapan Warisan partisi, 2018 seçimlerine Umut Koalisyonu şemsiyesi altında girmiş ve eyalet seçimlerinde başarılı olmuştu.

Sabah Eyaleti’ndeki seçimlerde Warisan, Birleşik İlerlemeci Kinabalu Organizasyonu (United Progressive Kinabalu Organization-UPKO) ile Umut Koalisyonunu oluşturan PKR, DAP ve Amanah partileri birlikte hareket etmişti.

1 milyon 100 bin seçmenin kayıtlı bulunduğu eyalet’te, katılım yüzde 60’ın biraz üzerinde oldu. Yukarıda da görüldüğü gibi iki koalisyon grubuna mensup partilerden 447 aday ile bağımsız 56 adayın iştirak ettiği eyalet seçimi temelde ulusal siyasetin bir yansıması niteliğinde.

Sarawak Eyaleti’nden sonra eyaletler arasında en yüksek seçmen sayısı noktasında ikinci sırada bulunan Sabah’taki bu gelişmenin yakında yapılacak ulusal siyaset için avantajlı ve dezavatajlı yönleri bulunuyor.

Bu durum, seçmenin aslında kaynayan siyaset kazanı etrafındaki gelişmelere ve bu noktada mevcut siyaset yarışına ilgi göstermediği şeklinde yorumlanmaya açık.

Açıkçası, eyalet ve ulusal düzeyde siyaset yapan partilerin yüzde 40’lık seçmene ulaşamamış olması siyasetin gücü ve etiği açısından büyük bir eksikliğe tekabül ediyor.

Özellikle, şu anda ulusal siyasette muhalefet konumunda bulunan Umut Koalisyonu’nun ve eyalet bazında işbirliği yaptığı Warisan’ın söz konusu yüzde 40’lık seçmenin toplumsal yapıda hangi kesimlerden oluştuğu, talepleri, gelecek beklentileri gibi alanlarda önemli bir alt yapı çalışması yapmaları gerekirdi.

Bugün alınan sonuç söz konusu muhalefet yapısının bunu yap/a/madığını ortaya koyarken, yakında yapılacak genel seçimler için bu yönde acil çalışmanın yapılmasının elzem olduğunu da ortaya koyuyor.

Peki bu sonuçlar ne ifade ediyor? Daha önce de dile getirdiğimiz üzere, Sabah Eyaleti, Malezya’nın Borneo Adası’ndaki bir diğer eyaleti Sarawak gibi son dönemde ulusal seçimlerde belirleyici olmalarıyla öne çıkıyor. Özellikle 2008 ve 2013 genel seçimlerinde UMNO’nun omurgasını oluşturduğu Ulusal Cephe (BN) iktidarının yakalanmasında bu iki eyaletteki oylar belirleyici olmuştu.

Bugün, yani 26 Eylül Cumartesi günü yapılan eyalet seçiminde federal iktidara aday iki koalisyon bloğundan birinin diğeri önünde yarışı bitirmiş olması, yakından yapılacak 15. genel seçimler için bir gösterge kabul edilebilir.

Ulusal düzeyde olduğu gibi ulusalararası arenada da Malezya’da siyasetin rotasının nasıl belirleneceği konusundaki beklenti devam ediyor. Sabah Eyalet seçimlerinin ardından başbakan Muhyiddin Yasin’in federal meclisi fesh ederek seçim kararı alması yakın bir olasılık olarak gözüküyor.

İkinci alternatif, yukarıda dikkat çekildiği üzere Enver İbrahim’in federal mecliste çoğunluğu sağladığı yönündeki çıkışının ardından federal sultanın görüşme talebini kabul ederek bu konuda yeni bir hükümet kurma görevini Enver İbrahim’e vermesi yönünde. Ancak Sabah seçimleri sonuçlarının federal Sultan’da bu yönde bir karar vermesine imkan tanımayacağı sürpriz olmayacaktır.

Beklenmeyen, ancak olasılıklar arasında bulunan bir diğer karar ise, Muhyiddin Yasin’in mevcut iktidarla yoluna devam ederek, 15. genel seçimleri normal zamanında yani 2023’e kadar ertelemesi.

Ancak bu durum, daha önce de dikkat çektiğimiz üzere, Sabah eyalet seçim zaferinin etkisini kısa bir süre sonra yitirmesinin ardından Muhyiddin Yasin hükümetine yönelik ulusal siyasette belirsizlik ve meşruiyet sorununun yeniden nüksedeceğine kuşku bulunmuyor.

Bu durumda, olası bir erken seçim en istikrarlı çözüm olarak ortada duruyor. Bu durum, 24 Şubat 2020 sivil darbesinin ardından muhalefete düşen Umut Koalisyonu’nun Enver İbrahim liderliğinde siyasi gücünü yeniden ortaya koyması için belki de son fırsat olacaktır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2020/09/26/malezyada-iktidarin-sabah-secimleri-zaferi-ve-olasi-genel-secimler-the-ruling-governments-success-in-sabah-elections-and-possible-general-elections-in-malaysia/

25 Eylül 2020 Cuma

Malezya’da siyasal aktörler ve toplumsal temelleri / Political actors and their social basis in Malaysia

Mehmet Özay                                                                                                                          25.09.2020

Malezya’da iktidar mücadelesi gizli/açık gelişmelerle ve çok aktörlü yapısıyla kendini ortaya koymaya devam ediyor.

24 Şubat 2020’de başlayan ve sivil darbe olarak adlandırılmayı hak eden özellikleriyle dikkat çeken gelişmeler zinciri, Umut Koalisyonu (Pakatan Harapan-PH) hükümetinin yıkılmasına yol açmakla kalmadı.

Bunun ötesinde, mevcut koalisyon yapılarının bozulması; yeni koalisyon yapılarının oluşturulması; bazı milletvekillerinin partilerinden ayrılması; ve bunların bir bölümünün yeni partiler kurması kovid-19 süreciyle at başı giden son sekiz aylık sürede Malezya siyasetinin olağanüstü bir dönemden geçtiğinin kanıtıdır.

Bu sürecin, zaten zor günler yaşayan ülke ekonomisine, çok etnikli toplum yapısındaki hassas dengelerin varlığına etkisi kaçınılmaz görünüyor. Öte yandan, bu süreçte aktör olarak öne çıkan isimlerin, Malezya siyasetinde 1980’lerden bu yana var olan siyasilerin varlığı ve gücü siyasetin bir anlamda kişileştirilmesine neden oluyor.

Bunlar arasında Dr. Mahathir Muhammed, Enver İbrahim, Muhyiddin Yasin, Abdul Hadi Awang, Ahmed Zahidi Hamid, Necib Rezzak, Musa Aman, Rais Yatim, Anifah Aman, Abdul Taib Mahmud  ilk akla gelen isimlerdendir.

Bununla birlikte, söz konusu bu isimlerin gerek bireysel olarak gerekse içinde yer aldıkları siyasi partiler ve hareketler olarak dayandıkları belirli toplumsal kesimlerin olduğunu unutmamak gerekir.

Her ne kadar, çeşitli çevrelerden, söz konusu adı geçen bu siyasilerin biyolojik yapılarından ötürü, “yaşlılar siyasetine” yönelik eleştiriler getirilse de, adına genç nesil denilen bu belirli çevrelerin apolitik yaklaşımları, bırakın ülke siyasetinde yapılaştırıcı unsurlar olarak yer almalarını, olan biteni anlamlandırabilme konusunda sahici fikirlere sahip olduklarını söylemek bile mümkün gözükmüyor. Bu noktada, bugün söz konusu siyasi elitin ülke siyasal yaşamında belirleyiciliklerinin devam etmesine şaşmamak gerekiyor.

Bu noktada, söz konusu ‘yaşlılar siyasetinde’ yer alan unsurların gerçeklikte nasıl karşılık bulduğunun iyi anlaşılması gerekiyor.

Müslüman eksenli çoklu siyaset ve reform

Bir üniversite-Müslüman gençlik hareketi olarak başlayan Enver İbrahim’in siyasi serüveni, bu yapılaşmanın kırdan kente göçle birlikte Müslüman Malay bireylerin yüksek öğrenim imkânlarından istifade, giderek şehrin yeniden ve farklılaştırıcı toplumsallaştırma ortamında kendilerine uygun zemin oluşturma mücadelesi, bunun sivil toplum merkezli açılımı ile belirginlik kazanmıştır.

1998’de Enver İbrahim’in başbakan yardımcısı olarak, o dönem mensubu bulunduğu UMNO’dan ihracı ile birlikte ülke siyasetine ‘reform’ kavramını taşıması, ilk hapis süreci ve eşi Wan Azizah önderliğinde reform hareketin siyasi partiye dönüşmesi, daha sonra alacağı adla Halkın Adaleti Partisi (Partai Keadilan Rakyat-PKR) söz konusu şehirli/genç-orta yaş toplum kesimlerinin siyasi arenada yer almalarına imkân tanımıştır.

Bu yapı, ağırlıklı olarak Müslüman-Malay toplumunu temsil ettiği gibi, örneğin aşağıda değinilecek olan PAS (Partai Islam Se-Malaysia) yapılaşmasından, yine Malay-Müslümanları temsil ettiği iddiasındaki Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu’ndan (United Malay National Organization-UMNO) ayrışan noktaları bulunmaktadır.

Öte yandan, Enver İbrahim’in başını çektiği hareketin, ülkenin çok etnikli ve çok dinli yapısında gayet önemli bir yer teşkil eden Çinli ve Hintli Malezyalılarla buluştuğu noktalar, onu hem siyasi ilkeler ve hem de toplumsallaşma noktasında evrensel bir yere oturtmaktadır. Bu durum, onun siyasal hareketinin omurgasını oluşturan kitlelere yani, Malay Müslümanlara hitabında ve bu kitleleri dönüştürme kabiliyetinde ortaya çıktığı kadar, aynı zamanda Çinli ve Hintli kesimleri de ülkenin kaçınılmaz olarak ‘asli unsuru’ olan kitlelerin yani Malayların, Malaylılık ve Müslümanlık olguları ile anlamlı ilişkiler kurabilmelerine imkân tanımaktadır.

Enver İbrahim’in PKR’ı çok etnikli bir parti haline getirmesi ülke siyasal yaşamı için yeni bir olgu olmamakla birlikte, daha 1950’lerin başlarında Dato Onn bin Jaa’far tarafından gündeme getirilen siyaseti hareketin ardından, son yirmi yılda geliştirdiği söylem ve siyasi başarılar ile ülke için önemli bir kazanım olduğunu ortaya koymuştur.

1946 yılında Dato Onn bin Jaa’far’ın kurucusu olduğu UMNO’dan ayrılmasına sebep o dönemde partiyi diğer etnik yapılara da açma düşüncesine karşı gelinmesiydi. Bugün de, 1990’ların ikinci yarısında Güneydoğu Asya krizinin de tetiklediği gelişmelerle Enver İbrahim UMNO’dan ihraç edilirken, başına geçtiği siyasi hareketin ilkelerinin Dato Onn bin Jaa’far’ın yarım yüzyıl önceki görüşleriyle benzerlik taşıması Malezya’da ortak bir siyasal aklın varlığının derin izlerine tekabül etmektedir.

PAS’ta dönüşüm

Bugün Malezya İslam Partisi (PAS) başkanı olan Abdül Hadi Awang’ın içinden çıktığı Kelantan Eyaleti’nin kendine özgü İslami toplumsal dokusu içerisinde değerlendirmek gerekmektedir. Bu yapının en önemli kurumsal unsuru olan geleneksel İslami eğitim kurumlarının varlığı etrafında örüntülenen ve bu anlamda gayet sivil bir yapılaşma olan yerel siyasal unsurlar, merkez siyasetten ayrılmaktadır.

Abdül Hadi Awang’ın ve içinde yer aldığı PAS’ın temsiliyetinin yüksek olduğu Kelantan-Trengganu-Kedah gibi kuzeydeki üç eyaletin merkez siyasetten ayrıştığı nokta, İslami değerlerin sadece teorik düzeyde değil, pratikte de karşılık bulacağı bir toplumsal-siyasal yapılaşmanın ortaya konulması noktasındadır.

Bununla birlikte, özellikle merhum Nik Aziz’in 2015 yılında vefatının ardından PAS’ın başına geçen Abdülhadi Awang’ın ulusal siyasetteki varlığı, o döneme kadar içinde yer aldığı koalisyon bloğu yerine, daha çok merkeze yani UMNO eksenli siyasi odağa eklemlenmesine neden olmuştur. Bunda, PAS lider yapısının sahip olduğu derin geleneksellik kadar, bireysel tavır alışların da, merkezdeki derin siyaset profili ve yapılaşması karşısında bir zaafiyet olarak neşet eden unsurlar olduğunu söylemek gerekiyor.

Bu noktada, aynı gelenekselci tutuma sahip olan merhum Nik Aziz döneminde, PKR’la siyasi işbirliğinde, aynı zamanda Umut Cephesi (Pakatan Harapan-PH) koalisyonu bağlamında Demokratik Eylem Partisi (Democratic Action Party-DAP) ile de birlikte hareket edebilme imkânını siyasi pratik olarak kanıtlamış olması, bireysel tutumların tutarlılığı kadar, merkez siyaseti iyi okuyabilmenin de bir ürünü olduğu ileri sürülebilir.

PAS’ın 2013 sonrasında, bir başka deyişle Nik Aziz sonrası dönemde, gelenekselci kanattan ayrılan bir grup milletvekilinin partiden ayrılarak Emanet Partisi’ni (Partai Amanah) kurmasının ardında böylesi bir siyasi söylem ve pratik farklılaşmasını aramak gerekir.

Nik Aziz sonrasında, merkez siyasetin ana omurgasını oluşturan UMNO ile yakınlaşan Abdül Hadi Awang liderliğindeki PAS’ın, 2019 yılında adına Muafakat denilen bir siyasi ittifak kurması açıkçası aradan geçen çok kısa süre içerisinde siyasi düşünce pratikteki değişimi ortaya koyması açısından gayet önemli.

UMNO Merkezli siyaset ve kırılmalar

Dr. Mahathir Muhammed, Muhyiddin Yasin, Necib Rezzak, Ahmed Zahidi Hamid gibi isimlerin, aynı köke yani, UMNO’ya bağlıdır.

Bugün bu isimlerden ikisinin yani, Dr. Mahathir ve Muhyiddin Yasin’in özellikle, 2013 yılından itibaren parti içerisindeki temiz siyaset, doğru yönetim bağlamındaki yaklaşım farklılıkları nedeniyle başlattıkları eleştiriler sonrasında, parti yönetiminde değişiklik gerçekletirememeleri üzerine, 2016’da UMNO’dan ayrılarak Malay Birlik Partisi’ne (Parti Pribumi Bersatu Malaysia-Bersatu) kurmasıyla farklı bir zemine kaymıştır. Bununla birlikte, bu partinin kendini mevcut siyasi ortamda kanıtlama imkanı bulamadığını, 24 Şubat 2020 tarihinde yaşanan sivil darbe sonucunda kanıtlanmış oldu.

Dr. Mahathir, bu darbe sonucunda başbakanlığı yitirmekle kalmamış, kurucusu olduğu partiden de ihraç edilmiştir. Partiyi birlikte kurdukları ve parti başkan yardımcısı olan Muhyiddin Yasin ise bu sivil darbenin ardından başbakanlığı ve doğal olarak Bersatu’nun başkanlığına getirilmiştir. Dr. Mahathir’in “ihanete uğradım” dediği gelişme tastamam buna dayanmaktadır.

Aslında çok kısa tarihi içerisinde Bersatu özelinde yaşanan siyasal değişim ve tartışmalar Malay politikacıların ne türden entrikalarla karşı karşıya kaldıklarının en son örneği olarak kendini ortaya koymaktadır. Bugün, Muhyiddin Yasin gayri-meşru olarak edindiği başbakanlığını sürdürürken, Dr. Mahathir Muhammed 95 yaşında siyasatten çekilmek bir yana, kurduğu Vatan Mücadelesi Partisi’yle (Parti Pejuang Tanah Air-Pejuang), yakında yapılacak seçimlere hazırlanıyor.

Malay-Müslüman siyaseti

Burada dikkat çekilmesi gereken önemli husus, yukarıda adı zikredilen siyasilerin ve bunların içinde yer aldıkları siyasi hareketlerin, genel itibarıyla söylemek gerekirse, tamamının Malay-Müslüman topluma hitap etme iddiasında olmalarıdır.

Bununla birlikte, söz konusu liderlerin ve siyasi hareketlerin birbirinden ayrışmasına sebep Malay-Müslümanların nasıl bir toplumsallık içerisinde varlık sürdürüp sürdürmeyecekleriyle ilgilidir. Ancak Malay-Müslüman toplumun tek bir toplumsal bütün olmadığı, söz konusu siyasi partilerin farklılaşmasında ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, PAS ile PKR arasında belirgin farkın, kır-kent arasındaki toplumsallaşmalarda aramak mümkündür.

Bu farka rağmen, bu iki yapıyı yani PAS ve PKR’ı, örneğin UMNO ile birlikte hareket etmekten çok daha yakınlaştıran unsurların olduğu da aşikârdır. Bu husus, Nik Aziz dönemindeki Umut Cephesi (Pakatan Harapan-PH) koalisyonu ile gizli/açık ittifakta ortaya konmuştur. Belki de, bundan da öncesinde Enver İbrahim adının bir dönem PAS liderliği için geçtiğini hatırlamak, bu iki hareketin siyasal ve toplumsal kökenlerinin birbirine eklemlenebileceğini ortaya koymaktadır.

Bu iki yapının dışında, UMNO’nun durumu farklı vecheleriyle ortaya çıkmaktadır. Toplumsal kökenini salt bağımsızlık dönemi siyasal ilişkileri ve yapılaşmalarıyla anlamlandırılamayacak derinlikli unsurlara sahiptir. Bunların başında hiç kuşku yok ki, klasik dokuz sultanlık ve bunlara eklenlenmiş soylular/elitler ve bunlarla organik ilişkilere sahip toplum kesimleridir.

Bugün, modern Malezya Federasyonu anayasasında sultanlara ve bunları federal düzeyde temsil eden federal sultanın siyaset dünyasında rolleri olmaması, aksine kendilerine sembolik özellikler bahşedilmesine rağmen, güçlü bir toplumsallaşmayı gizli/açık içinde barındırmaya ve bunu siyasi arenaya taşımaya devam etmektedirler. Bu bağlamda, söz konusu sultanların ve/ya yakın çevrelerinin bizatihi siyaset içerisinde yer almamış olmalarına rağmen, böylesi bir toplumsallığın siyaset dünyasında temsil ediliyor oluşunu, bu istikamette siyaset yapan aktörlerin niteliklerinde aramak gerekir.

Bu anlamda, UMNO’nun özellikle ülkenin kurucu başbakanı olan Tunku Abdul Rahman’ın Kedah Sultanlık çevresinden gelmesi şaşırtıcı değildir. Tunku’nun İngiltere’de öğrenim görmüş liberal nitelikleriyle öne çıkan bir siyasi kişilik olması bizi şaşırtmamalı. Dönemi itibarıyla, 1951 yılında UMNO başkanlığına getirilmiş ve başbakan olarak görevini 1957-1970 yılları arasında icra etmiştir. Ancak, Tunku Abdul Rahman’ın başbakanlığının ardından ve özellikle de, 1980’lerden itibaren Malay-Müslümanların hamisi olma iddiası, o dönemden bugün vaz geçilmez siyasal argüman olarak yer tutmaktadır.

Peki burada UMNO neyin siyasetini yapıyor, niçin siyaset yapıyor soruları, bugün UMNO’nun kendisini temsil ettiği toplumsal kesimle doğrudan ilintilidir. Bunun kısaca karşılığı Malay-Müslümanların haklarını korumak... Bu durum, anayasada yer alan bazı maddelerle karşılık bulduğu gibi, toplumsal sözleşme adıyla diğer etnik yapılarla farklılaşan pozitif ayrımcılıklara konu olmasıyla da önem taşımaktadır.

Pozitif ayrımcılığın temellerinin ekonomik yoksulluk/varsıllık kavramları ile eşgüdümlü ele alınıyor oluşu, ortada belirgin bir maddi ilişki türünün varlığına gönderme yapmaktadır. İşte tam da bu durum, yukarıda dikkat çekilen PAS ve PKR siyasal gerçekliklerinden ayrışmakta ve bir anlamda, ekonomik yoksullukla kendini tanımlayan geniş Malay-Müslüman kesimlerin ister/istemez destek verdiği bir siyasi yapıya dönüşmektedir.

Ancak gerek 1980’ler, gerekse Necib Rezzak’ın 2009-2018 yılları arasındaki başbakanlığı döneminde Malaylılık olgusunun siyasal bir açılım olarak veya Malay-Müslümanlık kavramının toplumsal bağlamı itibarıyla nasıl bir kültür ve medeniyet inşası ve programı ortaya koyduğu noktası belirsizlik içermektedir.

Bunu söylerken, yine 1980’lerde Dr. Mahathir Muhammed’in başbakanlığı döneminde, -ancak sadece onun karar vericiliği ile gerçekleştirilmiş olmayan- toplumsal yaşamın çeşitli alanlarını İslami kurumsal unsurlarla destekleme, zenginleştirme ve yapılaştırma sürecini yadsıyor değilim. Ancak, bu kayda değer yapılaşmaların bugün dahi dünyanın farklı bölgelerine bir model olarak sunulabilirliğine rağmen, ülkenin tarihsel olarak gerçekliği olan Çinli ve Hintli olmak üzere çeşitli azınlık gruplarına yönelik adaletli yönetim ve paylaşım ilkelerine sahip olup olmadığı sorgulaması halen devam etmektedir.

Bu noktada, ülkede yaşam süren söz konusu bu azınlık unsurlar siyasal yapının Malay etnik yapısına yönelik pozitif ayrımcılık politikalarına karşın kendi ayakları üstünde durabilecekleri, ekonomik ve sosyal yaşamda söz sahibi olabilecekleri kurumları hayata geçirmiş olmalarını da bir başarı olarak görmek gerekiyor. Öte yandan, söz konusu bu azınlık grupların nasıl olup da, dünyanın farklı bölgelerinde ve toplumlarında modellikleri ile dikkat çeken Malezya’daki İslamileşme yönündeki çalışmalara mesafeli durdukları sorusunu da gündeme getirmek gerekiyor.

Malezya siyasetinde öne çıkan isimlerin genel itibarıyla aynı etnik/dini toplumsal temelden geldikleri görülmektedir. Bununla birlikte, söz konusu etnik/dini yapının yeksenak bir nitelik arz etmediği gerek coğrafi özellikler, gerek toplumsal değişme süreçleri ile bağlantılı yönleri içermektedir. Oldukça tartışmalı kabul edilebilecek süreçleri de içinde barındıran Malezya siyasetinde yaşanan gelişmeleri bu çerçeve değerlendirmek mümkün.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2020/09/25/malezyada-siyasal-aktorler-ve-toplumsal-temelleri-political-actors-and-their-social-basis-in-malaysia/

23 Eylül 2020 Çarşamba

Malezya’da Enver İbrahim yeni hükümeti kurabilir mi? / Can Anwar Ibrahim form the new government in Malaysia?

 Mehmet Özay                                                                                                                          23.09.2020

Malezya’da Halkın Adaleti Partisi (Partai Keadilan Rakyat-PKR) genel başkanı Enver İbrahim bugün, yani 23 Eylül’de Kuala Lumpur’da yaptığı açıklama ile Federal meclis’te çoğunluğu sağladığını ve federal sultan’dan yeni hükümeti kurmak için randevu talep ettiğini açıkladı.

Sultan Salı gününe işaret

Başkent Kuala Lumpur’da şu an tartışmaların odağında federal sultan bulunuyor. Ancak federal sultanın sağlık sorunu nedeniyle hastanede olduğu yönündeki açıklama ve siyasetçileri halkın kovid-19’la mücadelesine odaklanmaları gerektiği yönündeki çağrısının ardına bazı siyasi gerekçeler aramak mümkün.

Federal sultanın birden sağlık gerekçesinin öne çıkartılması Cumartesi günü yapılacak Sabah’daki seçim sonuçlarına bağlı bir beklentiyle ilişkilendirilebilir.

Enver İbrahim’in federal mecliste çoğunluğu sağladığı ve yeni bir hükümet kurulması amacıyla, federal sultan’dan onay talebinde bulunması sonrasında talep hemen karşılık bulmadı.

Saray’dan yapılan açıklamada, federal sultan Abdullah Ri’ayatuddin  ve Enver İbrahim arasındaki görüşmenin önümüzdeki 29 Eylül Salı günü yapılacağı belirtildi.

Enver İbrahim’e destek verenler ve vermeyenler

Enver İbrahim’in, kendinden son derece emin bir şekilde güçlü bir hükümet için yeterli milletvekili desteğine sahip olduğu yönündeki ifadesine, şu an görev başındaki Muhyiddin Yasin hükümetinin ‘çöktüğünü’ eklemesi oldukça önemli.

Bununla birlikte, Enver İbrahim, kaç milletvekilinin kendisini desteklediğini federal sultan’la görüşmesinin ardından açıklayacağını söyledi.

222 milletvekilliğinden oluşan federal mecliste bir partinin tek başına veya bir koalisyon yapısının hükümet kurabilmesi için asgari 112 milletvekilinin desteğine sahip olması gerekiyor. Enver İbrahim’in açıklamasına bakılırsa, bu sayının üzerinde bir desteği bulduğunu söylemek mümkün.  

Enver İbrahim’in çoğunluk desteğini aldığı yolundaki ifadenin karşılığını, PKR ile ittifak oluşturan, Demokratik Eylem Partisi (Democratic Action Party-DAP) ve Emanet Partisi (Partai Amanah) ile Sarawak Birlik Partisi (Gabungan Parti Sarawak-GPS) ve Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu’ndan (United Malay National Organization-UMNO) on milletvekilinin desteğini aldığı yolundaki iddia oluşturuyor.

Bu desteğin içinde Dr. Mahathir Muhammed ve yeni kurduğu Vatan Mücadelesi Partisi’nin (Parti Pejuang Tanah Air-PPTA), ki toplam beş milletvekilinden oluşuyor, desteği bulunmuyor.

Ancak Sarawak Birlik Partisi başkanı Abang Johari Openg ise yaptığı açıklamada, partisinin şu anki mevcut Ulusal İttifak (Perikatan Nasional-PN) iktidarını desteklediğini söyledi.

Sabah seçimleri ikinci plâna itildi

Seçim çalışmaları dolayısıyla tıpkı diğer parti liderleri gibi son günlerde Sabah Eyaleti’nde seçmenlerle ve koalisyon ortaklarıyla biraraya gelen Enver İbrahim bugün, başkentteki açıklamasıyla, Sabah’daki seçimleri ve bu seçimlerle doğacak siyasi gelişmeleri bir anda ikinci sıraya ittiğini söylemek mümkün.

Bunun ilk etapta Sabap eyaletinde sandık başına gidecek seçmen üzerinde nasıl bir etkiye yol açacağı ise ancak Pazar günü ilk sonuçların alınmasıyla ortaya çıkacaktır.

Ülke, 26 Eylül Cumartesi günü Sabah Eyaleti’nde yapılacak eyalet parlamento seçimlerine hazırlanırken, başkent Kuala Lumpur’da Enver İbrahim’in büyük şok yaratan basın açıklaması hiç kuşku yok ki, tartışmaya açık.

Bu süreçte, başbakanlık koltuğunda oturan Muhyiddin Yasin, Ulusal İttifak (Perikatan Nasional-PN) hükümetinin görevini sürdürdüğünü açıkladı. Muhyiddin Yasin, ayrıca, Enver İbrahim’in çoğunluğu sağladığı yönündeki iddiasını kanıtlaması gerektiğini söyledi.

Açıkçası, bu talep, 24 Şubat darbesi sonrasında kurulan gayri-meşru hükümetin başında bulunan Muhyiddin Yasin’in bugüne kadar federal meclisi toplamaması ve kendi iktidarının meşruiyetini sağlamaması nedeniyle büyük bir siyasi gaf anlamı taşıyor.

Tartışmanın bir yanında Enver İbrahim’in bugüne kadar gizlice yürüttüğü siyasetin sonucu olduğu anlaşılan bu gelişmenin kanıtlanması bulunuyor.

Öte yandan, mevcut darbe hükümetinin bu gelişme karşısında nasıl bir tavır takınacağı ve daha da önemlisi yeni bir hükümet kurmanın en önemli kurumsal ayağını oluşturan federal sultanın bu konuda nasıl bir ‘siyasal’ eğilim izleyeceği son derece önemli.

Sürprizlere açık gelişme

Enver İbrahim’in kendisine başbakanlık yolunu açacak federal meclis çoğunluğu sağladığı yönündeki karar sonrasında gözler hiç kuşku yok ki, Dr. Mahathir Muhammet’e çevrildi. Dr. Mahathir’in açıklamasından Enver İbrahim’in mecliste çoğunluğu sağladığına inanmadığı anlaşılıyor.

Bununla birlikte, Enver İbrahim’in açıklamasında en dikkat çeken husus, mevcut darbe hükümetini oluşturan koalisyonda yer alan Yerli Birlik Partisi’nden (Parti Pribumi Bersatu Malaysia-Bersatu) bazı milletvekillerinin de kendisine destek verdiği görüşü oluşturuyor.

Malezya siyaseti, her türlü gelişmeye açık olduğunu, daha önceki süreçler bir yana, en azından son sekiz aylık süre zarfında yaşananlar kafi derecede kanıtlamış olması dolayısıyla gelişmenin  beklenebileceği söylense de, Enver İbrahim’in Bersatu’dan destek alması, gerçekten büyük bir süpriz anlamına geliyor.

Beklenen başbakanlık (mı?)

9 Mayıs 2018’da yapılan 13. genel seçimlere koalisyon ortakları olarak giren Enven İbrahim ve Dr. Mahathir, 61 yıllık UMNO merkezli Ulusal Cephe iktidarını yerinden ederken, başbakanlık aradan geçen iki yıllık süre zarfında belki de en çok gündeme getirilen konu olmuştu.

Seçim öncesinde koalisyon ortakları arasında yapılan sözlü anlaşmaya göre başbakanlık ilk iki yıl boyunca Dr. Mahathir’de verilecek ve ardından Enver İbrahim yirmi yıla yakın süredir beklediği başbakanlık koltuğuna oturacaktı.

Ancak Dr. Mahathir’in özellikle görünürde ülke ekonomisinin zor günler geçirdiği iddiasıyla başbakanlığı ekonomiyi düzeltene kadar bırakmama kararı, nihayetinde genel halk kesiminde iktidar ortaklarının birbirleriyle uyumsuzluğu şeklinde algılanarak huzursuzluğa yol açmıştı.

Bunu fırsat bilen PKR içindeki Azmin Ali liderliğindeki toplam on bir milletvekili ile, UMNO-PAS (Malezya İslam Partisi) ve Bersatu koalisyonu, 24 Şubat 2020’de sivil darbenin unsurları olarak öne çıkmıştı.

Enver İbrahim’in bu süpriz açıklamasının ardında bir başka gerekçe ise, kendisi hakkında yeniden eşcinsellik iddiasının gündeme taşınması olabilir.

Öyle ki, bir avukat tarafından geçen Şubat ayında yüksek mahkemeye yapılan başvuruda Enver İbrahim’in 2018 yılında dönemin federal sultanı V. Muhammed tarafından eşcinsellik suçlamasından affedilmesi ve ardından böyle bir suçun işlenmediğine dair karara itiraz etmişti.

Bundan sadece birkaç gün önce yani, 21 Eylül günü, Enver İbrahim’in bu başvuruya yönelik iptal talebini reddetti. Avukatın iddiasına göre, dönemin federal sultanının, yani V. Muhammed’in, tek başına böyle bir karar alamayacağı aksine kararın geçerli olabilmesi için bir af heyetinin onayı gerekiyor.

Bu durum, yüksek mahkemenin konuyu yeniden gündeme taşıması ve Enver İbrahim’in olası bir hapis cezasını gündeme getirebilir.

Enver İbrahim’in başbakanlık için yeterli çoğunluğa sahip olduğu yolundaki iddiası böylesi bir ortamda gündeme geldi.

24 Şubat 2020’deki sivil darbeyle iktidardaki Umut Koalisyonu’nun görevine son verilirken, federal sultan bir haftalık siyasi gerilimin ardından 1 Mart 2020’de Muhyiddin Yasin’i federal mecliste çoğunluğa sahip olduğu kanısıyla başbakan olarak atamıştı.

Ancak bu atamanın ardından, bugüne kadar meclis mevcut hükümete güven oylaması yapmaması hükümetin meşruiyetinin ikinci kez sorgulanması anlamı taşıyor.

Malezya siyasetinde, önümüzdeki günlerin olduka önemli olduğu ortada. Önce Cumartesi günü Sabah eyaletinde yapılacak eyalet parlamento seçimleri ve ardından bir değişiklik olmazsa Salı günü federal sultanın Enver İbrahim’le görüşmesi ülkede siyaset sahseninin yeniden düzenlenmesi anlamı taşıyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2020/09/23/malezyada-enver-ibrahim-yeni-hukumeti-kurabilir-mi-can-anwar-ibrahim-form-the-new-government-in-malaysia/

19 Eylül 2020 Cumartesi

Malezya’da Sabah eyalet seçimleri ve ulusal siyaset / Elections in Sabah Province and national politics in Malaysia

Mehmet Özay                                                                                                                            19.09.2020

Malezya’da 26 Eylül’de Sabah Eyaleti’nde eyalet yönetimini belirleyecek seçimlere az bir süre kala, bu eyalet seçiminin giderek ulusal siyasette daha da belirleyici bir nitelik kazanmakta olduğu ortaya çıkıyor.

Malezya’da darbe hükümeti başbakanı Muhyiddin Yasin, geçen Cuma günü yaptığı açıklamada, 26 Eylül’de Sabah eyaleti’nde yapılacak eyalet seçimlerinde başarı kazanmaları halinde, en kısa sürede erken seçim kararı vereceğini söyledi.

Açıkçası, başbakan Muhyiddin Yasin’in bu açıklaması, Sabah Eyaleti’nin kritik bir bölge olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Meşruiyet tartışması yok, arayışı var

Bu durum, iktidarı oluşturan Ulusal İttifak (Perikatan Nasional-PN) koalisyonunun ülke çapında kabul edildiği gibi bir izlenim oluştursa da, bunun böyle olduğu ancak somut bir gelişmeyle yani, genel seçimle kanıtlanabilir.

9 Mayıs 2018, 13. genel seçimlerinde başarı kazanan Umut Koalisyonu’nun (Pakatan Harapan-PH), iktidarı sürecinde halk desteğini kaybederek daha iki yıl dolmadan iktidardan uzaklaştırılmış değil. Aksine, bu meşru PH iktidarına karşı gerçekleştirilen sivil bir darbenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Şayet Muhyiddin Yasin’in başında bulunduğu hükümete halk desteği ya da bunun ulusal mecliste karşılığı olarak siyasi desteği söz konusu olsaydı, 24 Şubat 2020’de yapılan sivil darbeden bu yana meclisin toplanarak ulusal sultan tarafından atanan ve hükümet kurdurtulan Muhyiddin Yasin’e desteğin ortaya konmuş olması gerekirdi.

Ancak bugüne kadar böyle bir durum ortaya çıkmış değil. Kaldı ki, ulusal mecliste yapılacak olası bir güven oylamasının, ne denli kritik bir durum teşkil ettiği aleni bir şekilde ortada. Bu noktada, darbe hükümeti PN’in iddialara göre, bir ya da iki milletvekilliği ile bunu sağlayabildiği görüşü bunu kanıtlıyor.

PN hükümeti ve koalisyon ortakları

Sabah seçimlerinden umutlu olduğu anlaşılan Malay Birlik Partisi’nde (Parti Pribumi Bersatu Malaysia-Bersatu) başkanı ve başbakan Muhyiddin Yasin’e destek veren siyasi partiler, 2018 seçimlerini kaybetmiş olan, Ulusal Cephe koalisyonunun omurgasını oluşturan Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu (United Malay National Organization-UMNO), bu koalisyon içinde yer alan Malezya Çin Birliği (Malaysia Chinese Association-MCA), (Malezya Hint Kongresi (Malaysia Indian Congress-MIC) ile UMNO ile 2019 yılında ‘siyasi ittifak’ (muafakat) yapan Malezya İslam Partisi (PAS).

Ve UMNO’nun Sabah Eyaleti’nde ittifak yaptığı eyalet temelli siyaset yapan siyasi oluşumlar.

Bu siyasi blokta en güçlü yapı hiç kuşku yok ki, UMNO. PAS’ın bölgede siyasi varlığının olmaması kadar, MAC ve MIC’in de bölge seçmenini temsil edecek yapıda bulunmaması, bu anlamda Sabah Halk Birliği (Gabungan Rakyat Sabah-GRS), İlerlemeci Sabah Partisi (Sabah Progressive Party-SAAP) ve Dayanışma Partisi (Parti Solidariti Tanah Airku-STAR) gibi yerel partileri öne çıkartıyor.

Sabah’tan Putrajaya’ya ulusal siyaset

1 Mart’tan bu yana başbakanlık koltuğunda oturan Muhyiddin Yasin’in ilk defa seçim sözünü söyleminde yer vererek ve kayda değer bir siyasi cesaretle, “Sabah seçimlerini kazanmaları halinde genel seçime gitme kararı alacağı” yönünde kararı bölgenin seçmen niteliğinden kaynaklanıyor.  

Daha önceki seçim süreçlerinde Sarawak Eyaleti ile birlikte, omurgasını UMNO’nun oluşturduğu Ulusal Cephe’nin oy deposu olan Sabah Eyaleti’nde gerçekleştirilecek olan bu seçim, özellikle UMNO seçim mekanizması işletilerek mevcut hükümetin seçimi önde bitirmesi beklentisi bulunuyor.

Başbakan Muhyiddin Yasin’in erken bir genel seçim kararı açıklamasına sevinen başka çevreler de yok değil. Örneğin, UMNO bunların başında geliyor...

UMNO’nun sivil darbenin gelişimindeki rolüne rağmen, federal sultan marifetiyle kurdurtulan hükümet içinde sadece belirli bakanlıkları alabildi. Şimdi ise UMNO siyasi eliti, bir erken seçimler iktidarda büyük pay sahibi olacağı ve doğrudan hükümeti yönetebileceği bir siyasi hayal peşinde.

Bu çerçevede, Sabah Eyaleti’nde kazanılacak bir seçim ve ardından gelecek bir erken genel seçim kararı, UMNO siyasi elitinin ulusal iktidarı yeniden ele geçirme hesapları arasında yer alıyor.

Muhyiddin Yasin belirleyici olabilir mi?

Böylesi bir genel seçimde Dr. Mahathir Muhammed’i ve önde gelen bazı milletvekillerini partiden ihraç etmiş olan Bersatu’nun sadece Muhyiddin Yasin ile büyük bir başarıya imza atabileceğini düşünmek saflık olur.

Muhyiddin Yasin’in son altı aylık süre zarfında ulusal mecliste güven oyu kararı alma yönünde girişimde bulunmamış olması, 24 Şubat sivli darbesi sonrasında oluşan siyasi ortamı soğutmaya yönelik bir girişimdi ve kovid-19’la mücadele de bir anlamda buna hizmet etmiş oldu.

Halkın önceliğinin tabiri caizse ölüm/kalım olduğu bir dönemde, siyaset ortamının gizli/açık mücadelelerinin ikincil sıraya düştüğü de bir başka gerçek. Bu durum, Sabah seçimleri öncesinde açıklanan bazı kamuoyu yoklamalarına da yansıdığı gözleniyor.

Buna göre, başbakan Muhyiddin Yasin’e halkın desteği yüzde 69 olarak belirtilirken, başında yer aldığı PN koalisyona destek ise, yüzde 50’nin altında bulunuyor. Açıkçası, bu çarpıcı bir farklılığı ortaya koymasıyla kamuoyu yoklamaları üzerindeki şüpheleri akla getiriyor.

Muhyiddin Yasin’in örneğin, Dr. Mahathir, Enver İbrahim gibi karizmatik bir siyasetçi olmadığını söylemeye gerek yok.

Ekonomik vaatler ve seçmen pragmatikliği

Burada, kovid-19 ile mücadele nedeniyle mevcut hükümetin toplumun farklı kesimlerine yönelik “yardım faaliyetlerinin” öne çıktığını söylemek mümkün. Ancak, bu yardımların halk nezdinde hükümet yerine, başbakana yönelik bir tevcihe yol açması gayet ilginç.

Kamuoyu yoklamasından alınan bir diğer veriyse, halkın yüzde 51’nin Malezya’nın “doğru yolda olduğu” görüşü. Bununla birlikte, yolda oluşun neye araştırmada neye tekabül ettiği belirtilmiyor.

Söz konusu bu yüzde 51’lik sonuç, Umut Koalisyonu hükümetinin son birkaç ayında alınan yüzde 25’lik sonucuyla kıyaslanmak suretiyle mevcut iktidarın meşruiyetinin bir göstergesi olarak sunuluyor.

Hiç kuşku yok ki, bu rakamlar başbakan Muhyiddin Yasin’in yüzünü güldürmeye yetiyor. Ancak, başbakan bununla yetinmek istemiyor. Aksine, Sabah halkının PN hükümetine desteğini 26 Eylül seçiminde göstermesiyle neler kazanabileceklerine dair vaatlerle teşvik etmekten kaçınmıyor.

Zengin eyalete fakir edebiyatı

Bu noktada, Sabah Eyaleti’nin ülkedeki 13 eyaletten ikinci en büyük eyalet olması doğal ve ekonomik kaynaklarının görece çok olması anlamına geliyor.

Başbakan Muhyiddin Yasin bu gerçekliğe dikkat çekerek, “eyalete kalkınmanın getirilebilmesi için kendisine ve başında bulunduğu hükümete destek olunması gerektiğini” söylüyor.

Ancak Sabah Eyaleti’nin ülkenin en fakir eyaletleri arasında yer alması tezatının neye tekabül ettiğini açıklama gereği duymuyor. Sabah, tıpkı Sarawak gibi uzun yıllar UMNO destekli yerel partilerce yönetilirken, yine aynı yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahipti.

Ve bu iki eyaletin son dönemde merkezi federal yapıdan ayrılma talepleriyle gündeme gelmesinin yegâne sebebi ekonomik modernleşme konusunda hak edilen ilgilin kendilerinden esirgenmesi gerçeğine dayanıyor.

Muhyiddin Yasin’in, Sabah halkını PN koalisyonunu seçmesi konusundaki teşviklerinden biri de, “artık Umut Koalisyonu’nun merkezi iktidarda olmadığı” gerçeğine vurgu yapması.

Başbakan, bu söylemle Umut Koalisyonu ile ittifak yapan Warisan’ın ve de bu partinin başındaki Shafie Apdal’ın yeniden seçilmesinin bir anlam ifade etmediğini gizli/açık ortaya koyuyor. Bu noktada, Sabah Eyaleti’nin kalkınmasında rol alacak temel etkenin merkezi/federal siyasal yapının kimin hakimiyetinde olduğuyla ilişkilendirilmesi dikkat çekiyor.

Peki, Sabah Eyaleti seçimlerinde PN dışındaki koalisyon yapısı başarılı olursa? Böyle bir olasılığın ya da sonucun gerçekleşmeyeceği iddia edilemez.

Öyle ki, eyalette son iki yıldır yönetimi elinde bulunduran, ancak darbeci ulusal hükümet çevrelerinin -diğer bazı eyaletlerde olduğu gibi, milletvekili transferleriyle- eyalet yönetimini değiştirme girişimleri karşısında seçim kararı alan Sabah Mirası Partisi (Parti Warisan Sabah) ya da kısaca Warisan’ın başında bulunan tecrübeli siyasetçi Shafie Apdal’ın önemli bir siyasi gücü olduğu unutulmamalı.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2020/09/19/malezyada-sabah-eyalet-secimleri-ve-ulusal-siyaset-elections-in-sabah-province-and-national-politics-in-malaysia/