17 Mart 2012 Cumartesi

Malaka Şehir Devleti’ne Kısa Bir Bakış


Mehmet Özay                                                                                                            03.01.2011

Bugünü anlamanın yolu dünden geçer. Bu metin, dünya siyaset ve ticaret arenasında önemli bir gücü temsil eden ve son dönemde önemli bir görünürlük kazanan Güneydoğu Asya coğrafyasının tarihinden bir kesit. Bu çerçevede, Güneydoğu Asya coğrafyasının tarihi ve bugünü arasındaki ilişkinin kurulmasında gözlerden kaçırılmaması gereken hususiyetlere dikkat çekmeye devam ediyoruz ve edeceğiz.

Bu metin, Güneydoğu Asya coğrafyasında kurulmuş denizci imparatorlukların tarihin bir kesitinde karşımıza çıkan devamlılığını ortaya koymaktadır. Bölgenin iki kadim medeniyeti Hindistan ve Çin’in yanı sıra, İslamlaşma sürecinin her aşamasında olduğu gibi, 15. yüzyıl boyunca Malaka ve çevresindeki önemli küresel ticaret ağındaki varlıkları ile Müslümanların varlığı da Malaka özelinde odakta yer almaktadır. 

Malaka adı tarih boyunca doğu-batı deniz ticaret güzergâhı üzerinde bir aktarma organı rolü oynaması ile dikkat çeker. Bu boğazın bugünkü coğrafi yapılanması içerisinde bakılacak olursa, batıda Sumatra Adası’nın kuzey ucunda Açe Eyaleti ile açılır, doğuda Singapur Adası ile Sumatra Adası’nın doğusunda Riau Eyaleti’ne bağlı adaların birleştiği noktada sona erer.

Boğaza adını veren Malaka, Malay Yarımadası’nın batısında Cohor ile Kuala Lumpur’un ortasında boğaza hakim konumu ile erken dönemlerden itibaren yerleşime konu oldu. Güneydoğu Asya’da Malay ırkının tarihte kurduğu önemli devletlerden biri olan Majapahit Krallığı’nın hükümdarlık çatışmalarının bir sonucu olarak önce Singapur Adası’na ardından Malaka’ya yerleşen Parameswara’ya dayanır. Daha sonra İskender Şah adıyla anılacak olan Parameswara’nın (1400-1424) kurduğu Malaka şehri, Çin kaynaklarına göre şehir 1403 yılında gelişmiş bir liman özelliği taşıyordu. Müslüman olan hükümdarın İskender adını almasında da, bölgede Büyük İskender’e (Alexander the Great) mitosunu bir kez daha görmek mümkün. Çin İmparatorluğu’nun Ming Hanedanlığı ile Malaka arasındaki ilişkiler 1404 yılında Çinli elçi Yin Ch’ing’in ziyareti ile başlar. Güneydoğu Asya tarihi ile ilgili kayda değer bilgilerin görece çok iyi korunmuş Çin kaynaklarınca sağlandığı malumdur. Bu aynı zamanda, Çin’in bir devlet olarak sadece bölge ülkeleri ile kurulan barışçıl ilişkilere değil, aynı zamanda, bu ilişkilerin kayıtlara geçirilmesine verdiği önemi göstermesiyle de dikkat çekicidir. Çin’in, doğu ve batı küresel ticaretinde önemli bir antrepo olan Malaka ile ilişkilere verdiği önem Parameswara’nın Çin’in vasallığını kabul etmesi, Çin yönetiminin de bu himayenin sembolik ifadesi olarak kaftan, mühür ve sarı şemsiye -ki, Çin imparatorluğu altındaki krallıkları sembolize eder ve Malay sultanlıklarından Açe Sultanlığı’na kadar geleneksel bir şekilde varlığını sürdürmüştür- gönderdi. Malaka ile Çin yakınlaşmasına neden olan bir diğer siyasi gerçeklik ise Siam Krallığı’nın varlığıdır. Siam, Malaya topraklarına hakim olup, Güneydoğu Asya su yollarında söz sahibi olma emelleri karşısında, Parameswara Siam Krallığı’nın egemenliğine girmemek için Çin’le ilişkilere önem verdiği gibi, bunu somut olarak bizzat çeşitli yıllarda (1411, 1414, 1419, 1424 ve 1435) Çin İmparatorluğu sarayına yaptığı ziyaretlerle pekiştirdi.[1]  Bu yıllar bölgede Ming Hanedanlığı’nın dünyaca ünlü amirali Cheng-Ho’nun seferlerine tanıklık ettiğini hatırlatalım.

Malaka şehir devleti, -teritoryal bağlamda olmasa da küresel ticaret ve kültürel akışkanlığın devamında bölgenin kadim imparatorlukları Srivijaya ve Majapahit’in rolünü 15. yüzyıldaki üstlendi. Malaka’nın bir diğer dikkat çeken özelliği Hint, Çin ve Müslüman dünyasının izlerini barındırmasıdır.[2] 

Çin ve Malaka arasındaki bu ilişkilerin hız kazandığı bir dönemde bölgedeki İslam tebliğcilerinin varlığı devreye girmektedir. Bu çerçevede, Parameswara’nın kısa bir süre sonra Müslüman olması ile Malaka şehir devleti gerek hacmi, nüfuzu ve nüfusu ile metropolit bir şehir halini aldı. Batı ve doğuda muson mevsimlerinin tarihsel olarak uluslararası ticareti etkilemesi gerçeği Malaka’nın doğal bir liman ve yerleşim olarak ortaya çıkmasına olanak tanıdı. Şehrin yönetim ve ticarete elverişli alt yapısının yanı sıra, bir yandan Çin’e öte yandan Batı Hindistan ve Süveyş’e kadar uzanan ticarette coğrafi olarak aşağı yukarı eşit mesafede olması, her iki coğrafyadan tüccarların buluşma merkezi olmasındaki bir başka nedeni teşkil eder. Neredeyse her ırktan, her dinden tüccarı Malaka’ya çeken özellikleri göstermesi bağlamında limanda görevli şehbenderlerin, yani Kapitan’ların sayısı ve işlevine bakmakta fayda var. Malaka limanında, ticari bürokrasiden bizzat sorumlu ve her biri belirli bölgelerden gelen tüccarların ticari faaliyetlerinden sorumlu dört şehbender rol alıyordu. Modern Malay yazının başlatıcısı kabul edilen Munshi Abdullah, eserinde şehbenderlerin varlığına değinerek Hintli, Malay, Çinli ve Avrasyalı kaptanların yani şehbenderlerin varlığının 19. yüzyıl ortalarına kadar devam ettiğini ortaya koyar.[3]

Bugüne kadar pek çok araştırmaya konu olan Malaka şehrinin kaderi 11 Eylül 1509 (11 Eylül size bir şey hatırlatıyor mu? Tarihin ilginç bir cilvesi...) tarihinde Portekizli Diogo Lopes de Sequeira şehre ilk ziyareti ile değişme sürecine girdi. Sequeira’nın, daha Hindistan’dayken işitegeldiği Malaka’nın ününe, limanda başta Çin junkları olmak üzere Güneydoğu Asya coğrafyasının neredeyse her adasından gelen ticaret gemilerinin varlığına bizzat kendi gözleriyle tanık olması bu değişimin ilk işaretleridir. Şehirdeki özellikle, Portekizlilerin varlığından anayurtlarından haberdar olan Güceratlı Müslüman tüccar ve gemicilerin uyarıları ve saray çevresindeki ‘lobileri’ Sultanın Portekizlilerle ticari anlaşmaya yanaşmamasında önemli rol oynadığı bilinmektedir. Yukarıda niçin Malaka şehrinin kaderinin değişmeye başladığını ileri sürmemizin sebebi Sequeira’nın, bölge ticaretinin atardamarı konumundaki Malaka’da olup bitenleri ve Portekiz imparatorluğunun önünde açılan imkanı doğrudan aktarabilmek amacıyla soluğu Lizbon’da almasındandır.[4]

Şehrin ele geçirilmesi ise Portekiz sömürge yönetiminin deha isimlerinden Alfonso D’Albuquerque (1509-15) sayesinde oldu. Albuquerque, daha Gücerat’ta ününü işittiği bu şehri şöyle tanımlar: “...Şayet gidilecek başka bir rota varsa, o da, dünyada bilinen bütün baharatların birarada bulunduğu Malaka şehri olmalıdır.” Malaka’nın Portekizliler için vazgeçilmezliğinin bir ifadesi olan bu alıntı, yukarıda dile getirdiğimiz üzere Sequiera’nın soluğu Lizbon’da Kralın sarayında alması ile örtüşmektedir.[5] Albuquerque, Malaka’yı ele geçirmek amacıyla 1511 Temmuz ayında şehre yöneldiğinde, Malaka’da Güceratlı Müslümanların ticari hayattaki varlıklarına ilave olarak, Sultan’a sağladıkları askeri yardımlarından söz edilir. Buna ilave olarak şehirde bulunan azınlık gruplardan Arap, Türk, Cava ve İranlıların da yer aldığı bir güçten bahsetmek mümkün.[6]

Albuquerqu’e, Kutsal Roma’nın Portekizlilere kendilerine bahşettiği haklar çerçevesinde ve de dini dayanaklarının bir ifadesi olarak 24 Temmuz 1511 tarihinde Aziz James günü şehre saldırdı.[7] Üç hafta süren çatışmaların ardından Portekizliler şehri ele geçirdiler. Bu gelişme, Müslüman tüccarların dışındaki tüccarların -özellikle de Tamillilerin- varlığı sayesinde, Portekizlilerin Çin ve Endonezya Takımadaları’ndaki önemli ticaret limanlarına ulaşmalarının yolunu açtı.[8] Malaka Sultanlığı’nın Malay hanedanlığı sona ermedi, aksine başta Cohor olmak üzere Perak, Siak gibi Malay Yarımadası’nda farklı sultanlıklar adı altında boy verip gelişti. Sömürgeci bakışın Malayları “tembel” olarak yaftaladığını hatırlarsak, Malaka’yı kaybeden hanedanlığın kadim döneme dönme çabasından asla vazgeçmediğini ve bunun sonucu olarak yukarıda zikredilen sultanlıkları hayata geçirerek, özellikle Cohor Sultanlığı bağlamında Portekizlilere karşı mücadelesini sürdürdüğü görülür.

Önce Müslüman denizci ve tüccarları saf dışı eden Portekizliler Tamil, Hintli ve Çinlilerle işbirliği yaparken, bölge sömürgecilik tarihinin vazgeçilmez kayıtlarından ilkini de düşmüş oldular. O da, 19. yüzyıl başlarından itibaren Malaya topraklarına konuşlanan İngilizlerin Malay Müslümanları değil de, Çinli ve Hintli göçmenlerle işbirliğinde çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkacak ve etkileri bugüne kadar uzanan tarihsel sürekliliğe yol açacaktır.

Portekizliler, şehri ele geçirmelerinin ardından tıpkı Hint Okyanusu’nu çevreleyen diğer liman şehirlerinde olduğu üzere tüm varlıkları ile şehrin muhkem yerine bir kale inşa ettiler. Portekizliler bu kale, içinde kiliselerin ve Portekiz sömürge idaresine ait yapıların bulunduğu surlarla çevrili Malaka Nehri’ne hakim bir konumdaydı. Malaka’ya yapılacak bir gezide, söz konusu surlardan günümüze çok küçük bir bölümünün kaldığı görülecektir. Şehirdeki hakimiyeti 300 kişilik küçük ancak askeri varlığı bakımından önemli sayılabilecek insan gücü ile şehrin yönetimi, savunması, ticareti gibi çok işlevli bir yapılanma sergilediler. Şehirdeki ticari hayat, Portekizlilerin hakimiyeti ile devam ederken, önemli sayıda Müslüman tüccar ve denizci, Portekizlilerin İber Yarımadası’ndaki reconquista politikasının Güneydoğu Asya’daki devamı niteliğindeki uygulamaları sonucu şehri terk etmek zorunda kaldılar.

Bunun temel nedeni Portekiz sömürgeciliğinin siyasi dehası Albquerque’nın Müslümanlara karşı İber’den kalma intikamcı duygusunun öne çıkmasıdır. İslam Sultanlıkların ve Müslüman tüccarların varlıklarına karşı girişimlere başlarken, Hindu Siam Krallığı kadar Sunda ve Panarukan’daki Müslüman olmayan bölgelerle temasa geçmeyi bu politikasının devam olarak hayata geçirdi. “Malaka şehrinde ise Hindu tüccarlara imtiyazlar ve haklar verirken, Müslüman tüccarları mümkün olduğunca bölgeden çıkartmaya çalıştı. Bunun sonucu olarak Müslüman tüccarlar Açe’ye yönelmeye başladılar.”[9]

Portekiz kaynaklarına göre şehirde “Kahire, Mekke, Aden, Etiyopya Kilwa, Hürmüz, Rum, Türk, Türkmen, Hıristiyan Ermeni, Gücerat, Chaul, Dabhol, Goa, Deccan, Malabar, Klings, Seylan, Arakan, Pegu, Siam, Kedah, Pahang, Patani, Kamboçya, Çampa, Koçin, Çin, Brunei, Linga, Timor, Madura, Cava, Sunda, Palembang, Jambi, Indragiri, Minengkabau, Siak, Aru, Pasai, Pedir, Maldivden tüccarlar bulunuyordu.” Pek çok kültür ve dinden insanı barındıran bu dönemin küresel ticaret şehrinde iletişim, yani lingua franca Malayca’ydı.[10] Portekizlilerin Doğu Afrika sahillerinden başlayarak bir yanda Çin, öte yandan, Banda Adaları’na kadar uzanan denizci imparatorluk kurma kararlılığının ardında, işte sadece Malaka şehir devletindeki bu insan çeşitliliğini okuyabilmekte yatıyor.

Öte yandan, bugüne kadar yayınlanan Türkçe kaynaklarda dile getirilen hususiyetlerle kıyaslandığında, böylesine görece erken bir dönemde Türklerin Malaka gibi dönemin küresel ticaret antreposundaki varlığı üzerinde durulmayı hak etmektedir. Türkler nasıl ve hangi yollardan Malaka’ya ulaşıyorlardı? Bu sorunun cevabı, kaynaklarda Rum, Türk, Türkoman olarak zikredilen sosyal grubun -tıpkı Ermeni tüccarlar gibi- Hürmüz üzerinden bölgeye geldikleri yönündedir. Dönemin gemi teknolojisi ve tüm ticari hayatın kayıtsız şartsız bağımlı muson iklimi dikkate alındığında Batı Asya kıyılarından yola çıkan Türkler önce Gücerat, yani Batı Hindistan sahillerinde konaklıyor, ardından Güceratlıların idaresindeki gemilerle Malaya’ya iniyorlardı. Türk tüccarlarla ilgili bir başka önemli not, bu grubun Mart ayında Gücerat’tan Malaka’ya iniyor, dönüşte Maldiv Adaları’na uğrayarak önemli bir deniz ticaretinde aktörlerden biri olarak yer alıyorlardı.[11]

Portekizlilerce Malaka’daki ticarete tam anlamıyla el konulması, sadece Hint Okyanusu ticaretini büyük ölçüde kontrolleri altında tutan Müslüman tüccarların varlığına darbe vurmayı değil, aynı zamanda, baharat ticaretinin Doğu Akdeniz’den başlayarak taşıyıcısı konumundaki Venediklilerin Avrupa’daki hakimiyetlerine de son vermeyi hedefliyordu. Albuquerque, bu küresel plan somut ifadesini, Makala’nın ele geçirilmesi halinde Kahire ve Mekke’li Müslümanların büyük zarar görecekleri ve Venediğin Lizbon ticaretine bağlanacağını dile getirmesinde bulmaktadır.[12]

Malaka’ya hakim olan Portekizlilerin bir sonraki hedefi Sumatra Adası’nın kuzeyinde Açe bölgesindeki liman şehirlerini yani Pasai, Pidie ve Bandar Açe’yi ele geçirmek olacaktır. Bu gelişme, bir başka yazıya konu edilecektir.

http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=141739&q=%C3%B6zay


[1]C. H. Wake, “Melaka in the Fifteenth Century: Malay Historical Traditions and the Politics of Islamization”, (Ed.), Kernial Singh Sandhu; Paul Wheatley, Melaka: The Transformation of A Malay Capital: 1400-1980, Kuala Lumpur, Oxford University Press, 1983, s. 140, 142; O. W. Wolters, The Fall of Srivijaya In Malay History, East Asian Historical Monographs, Oxford University Press, Kuala Lumpur, 1970, s. 77-8; Keith W. Taylor, “The Early Kingdoms”, (Ed.), Nicholas Tarling, The Cambridge History of Southeast Asia, Vol. I, Part I: From early times to 1500, Cambridge University Press, Cambridge, 1992, s. 175; Henry Yule; Henri Cordier, The Book of Ser Marco Polo: The Venetian, Concerning The Kingdoms and Marvels of the East, Vol. 2, Third Edition, Munshiram Manoharlal, New Delhi, 1920, s. 282; E. Koek, “Portuguese History of Malacca”, Journal of Royal Asiatic Society, June,1886, s. 117, 119; Armando Cortesao, (Ed.), The Suma Oriental Of Tome Pires, II. Cilt, Asian Educational Services, New Delhi, 1990, s. 233.
[2]Luis Filipe Ferreira Reis Thomaz, “The Malay Sultanate of Melaka”, (Ed.); Anthony Reid, Southeast Asia in the Early Modern Era: Trade, Power and Belief, Cornell University Press, Ithaca, 1993, s. 70.
[3]A.H.Hill, The Hikayat Abdullah, Abdullah bin Abdulkadir, An Annotated Translation, OUP, Kuala Lumpur, 1970, s. 46.
[4]M.J.Pintado, (Ed.), Portuguese Documents on Malacca, Vol. 1:1509-1511, National Archieves of Malaysia, Kuala Lumpur, 1993, s. 87, 89, 91; Frederick Charles Danvers, The Portuguese in India: Being a History of the Rise and Decline of Their Eastern Empire, Frank Cass, II. Baskı, Vol. I, London, 1966, s. 180; P. E. De Josselin De Jong; H. L. A. Van Wijk, “The Malacca Sultanate”,  Journal Southeast Asian History, Vol. 1, No. 2, September, 1960, s. 23; Frederick Charles Danvers, The Portuguese in India: Being a History of the Rise and Decline of Their Eastern Empire, Frank Cass, II. Baskı, Vol. I, London, 1966, s. 181.
[5]M. N. Pearson, “Introduction”, (Ed.), M. N. Pearson, Spices in the Indian Ocean World, Variorum, 1996, s. xxii; Om Prakash, “Restrictive Trading Regimes: VOC and the Asian Spice Trade in the Seventeenth Century”, (Ed.), M. N. Pearson, Spices in the Indian Ocean World, Variorum, 1996, s. 318.
[6]M.J.Pintado, (Ed.), Portuguese Documents on Malacca, Vol. 1:1509-1511, National Archieves of Malaysia, Kuala Lumpur, 1993, s. 317; Frederick Charles Danvers, The Portuguese in India: Being a History of the Rise and Decline of Their Eastern Empire, Frank Cass, II. Baskı, Vol. I, London, 1966, s. 223.
[7]M.J.Pintado, (Ed.), Portuguese Documents on Malacca, Vol. 1:1509-1511, National Archieves of Malaysia, Kuala Lumpur, 1993, s. 327.
[8]Sanjay Subrahmanyam, “Commerce and Conflict: Two Views of Portuguese Melaka in the 1620s”, JSAS, Vol XIX, No.1, March, 1988, s. 63.
[9]B. Schrieke, Indonesian Sociological Studies, Part One, W. Van Hoeve Ltd – The Hague, Bandung, 1955, s. 42.
[10]Armando Cortesao, (Ed.), The Suma Oriental Of Tome Pires, I-II. Cilt, Asian Educational Services, New Delhi, 1990, s. 268; F.J. Moorhbad, A History of Malaya and Her Neighbours,  Volume One, Longmans, London, 1957, s. 188. 
[11]Armando Cortesao, (Ed.), The Suma Oriental Of Tome Pires, I-II. Cilt, Asian Educational Services, New Delhi, 1990, s. 269.
[12]J. C. Van Leur, Indonesian Trade and Society: Essays in Asian Social and Economic History, W. Van Hoeve Publishers Ltd-The Hague, 1967, s. 161. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder