Mehmet Özay 02.01.2025
Ulus devletlerin, kendi halklarına yönelik ilgileri ya da
ilgisizlikleri sadece, siyasal anlamıyla öne çıkmıyor. Myanmar örneğinde olduğu
üzere, varoluşsal bir boyuta değin uzanan süreçleri içeriyor...
Birlik yoksunluğu
Myanmar’da, son 25 yılın gelişme süreçlerinden en
sonuncusu olarak ele almak gerektiğinde, 2021 yılı 1 Şubat’ında yaşanan askeri
darbeden bu yana, ülkenin askeri diktatöryal rejimle yönetiliyor olması,
neredeyse kanıksanmış bir durumu teşkil ediyor.
Aradan geçen dört yıllık süre, 2011 yılında başlayan, ‘yeniden
demokratikleşme’ sürecinin akamete uğratılmasıyla sınırlı olmayan, aksine belki
de, ülkenin geleceği için var olan tüm umutlarında sona ermesi anlamına gelmesiyle
dikkat çekiyor.
Tıpkı, diğer Güneydoğu Asya ülkeleri gibi çok etnikli,
çok dilli bir ülke olma özelliğine sahip olan Myanmar’da, toplumsal birliği
tesis edecek ortak alanların oluşturulamamış olması, egemen bir etnik yapı olan
Bamar’ların sürekli ve devamlı olarak güç tesisinde bulunmalarına neden oluyor.
Burada bir düzeltme yapmak gerekirse, aradan geçen süre
zarfında Bamar’lar adına hareket eden ordunun ve destekçilerinin demek daha
doğru olacaktır.
Bununla birlikte, 2011-2021 yılları arasında,
Bamar-odaklı yapılanmaya başlanan demokratikleşmeye doğru eğilimin yeniden ve
ciddi bir şekilde akamete uğramasında, Bamarların rolünü göz ardı etmemek
gerekiyor...
Demokrasi dendiğinde...
Batı Avrupa siyasal geleneğinin oluşturduğu bağlamlar
dikkate alındığında, 2011-2021 yılları arasında yaşananlar, Myanmar’daki
tecrübenin bu gelenekle ne denli bağlantılı olup olmadığı sorgulanabilir.
Bu sorgulamaya rağmen, hem içerden ve hem dışardan
gözlemciler, katılımcılar, araştırmacılar tarafından ‘olgunlaşması’ beklenen
demokratik yapılanmanın, 2021 yılı 1 Şubat’ında maruz kaldığı darbe 1980’li,
1990’lı yıllar tecrübesinin bir kez daha tekrarlanmakta olduğunu ortaya
koyuyordu.
Silahlarını kendi halkına çeviren Tatmadaw’ın, yani
Myanmar ordusunun hakimiyetinin sıradan bir güç değişimi olmadığı, Myanmar
örneğinde, çok daha net bir şekilde ortaya konduğunu söylemek mümkün.
Öyle ki, 2021 darbesinden bu yana ülkenin sivil savaşı
yaşıyor olması bugün yapılmakta olan ve adına ‘demokratik’ denilen seçimin
cunta rejiminin kurmacası olmaktan öte bir anlam taşımadığının ifadesidir.
Bu kurmacanın bir diğer yanında ise, sayısı 40’ı bulan
siyasi partinin yasaklanması, Halk Partisi (People’s Party) gibi birkaç siyasal
yapı göz ardı edildiğinde, cunta rejiminin desteklediği Birlik Dayanışma ve
Kalkınma Partisi (Union Solidarity and Development Party-USDP) tekelinde
yürütülen bir sürecin varlığını ortaya koyuyor.
Yeniden ‘kırılgan’ demokrasi
25 Ocak’ta tamamlanması beklenen ve ilk etapı 28 Aralık
Pazar günü başlayan genel seçimler vesilesiyle, bu gelişmenin Myanmar’a ne
getirip getirmeyeceği konusu bugünlerde yine tartışma konusu olarak gündemde.
Bir öncesi seçimle kıyaslandığında, sandık başına
gidenlerin oranının yüzde 52 civarında olması adına demokrasi denilen siyasal
olgunun Myanmar halkı nezdinde neye tekabül ettiğinin sorgulandığının bir
ifadesi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Seçime katılım oranının düşüklüğü, 2021 darbesi
sonrasında ülke dışına çıkan ve bugün muhalefeti oluşturan bazı siyasilerin
kurduğu Ulusal Birlik Hükümeti (National Unity Government-NUG)
yetkililerinin halkın seçimleri boykot etmesi yönündeki çağrısının, bir şekilde
karşılık bulduğunu da gösterdiğini söyleyebiliriz.
Ülkenin merkezi şehirlerinde halkın, ‘korku’yla sandık
başına gitmek zorunda kaldıklarını da göz ardı etmemek gerekiyor...
Bamarların yaşadığı bölgelerin dışındaki etkin yapıların
çoğunlukta olduğu bölgelerde cunta rejiminin herhangi bir varlığının olmaması
dolayısıyla, ‘demokrasi oyunun’da söz konusu bu bölgelerde, olası olumlu bir gelişmeyi
beklemek mümkün gözükmüyor.
Bu durumda, seçimlerin sadece ülkenin özellikle, orta
bölgelerindeki şehir ve kasabalarla sınırlı olduğunu söylemek yanlış
olmayacaktır.
1 Şubat 2021 darbesiyle, o dönem yeni bir hükümet kurmaya
hazırlanan, bir dönem kendisini Demokrasi Kraliçesi olarak adlandırdığım -yaşı
80’a dayanmış olan- Ang San Suu Kyi’nin ömür boyu hapis cezası devam ederken,
adına muhalefet denilebilecek yapının hangi lider tarafından yapılaştırılacağı
veya kurumsallaştırılacağı da bir başka sorunu teşkil ediyor.
Bu durum, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren, ülke
demokrasisinin umudu olarak ortaya çıkan veya çıkartılan Suu Kyi’nin, siyaset
meydanındaki varlığına güç kullanılarak son verilmesi, bugün yaşanmakta olan
yeniden demokrasi tecrübesinin kırılganlığının baş ucunda yer alıyor.
2021 darbesinin ardından, küresel gelişmeler ekseninde
bakıldığında, dönemin karşı çıkışçı popülerliğinin de etkisiyle, ülkenin dört
bir yanını çevreleyen etnik yapılarla silahlı mücadeleye merkezde muhalif
konuma itilen sivil unsurların da iştirak etmelerine tanık olundu.
Ve bu unsurların başında Suu Kyi’nin lideri olduğu Ulusal
Demokrasi Birliği (National League Democracy-NLD) mensupları da
bulunuyordu.
O dönem, sürgün hükümeti kurmalarının ardından, silahlı
mücadeleye de tedrici olarak katılmaları bugün ulusal siyaseti yeniden
‘demokratikleştirmeye’ yönelik çabada kimin, hangi sosyal grupların, hangi
demokratik haklarla mücadele edip, ne tür siyasal taleplerle ortaya çıkacağı ve
demokrasi mücadelesine katılacağına dair gayet ciddi soruların gündeme
getirilmesine neden oluyor.
Mevcut rakamlara bakılacak olursa darbeden bu yana,
ülkenin para brimi Kyat’ın yüzde 80 değer kaybetmiş olması, Güneydoğu
Asya’nın gayet önemli doğal kaynaklara sahip ülkesinde halkın ne tür bir
sınavla karşı karşıya olduklarının bir diğer göstergesidir.
Myanmar’da beş yıl sonra önlerine yeniden ‘sandık’
konulan Myanmarlıların ne tür bir demokratik seçim yapacaklarını sorgulamanın
ne türden bir anlam içerip içermediği sorgulanmayı hak ediyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder