2 Ocak 2026 Cuma

Asya-Pasifik’te Tayvan gerilimi / Taiwan tension in the Asia-Pacific region

Mehmet Özay                                                                                                                             01.10.2026

Asya-Pasifik’te, Tayvan odaklı başlayan gerilimin sona ermesi bir yana, giderek artmakta oluşu kaygıyla izleniyor...

Japonya’da yaşanan başbakan değişimiyle birlikte, ülkenin ilk kadın başbakanı olarak göreve başlayan Sanae Takaichi’nin, 7 Kasım’da ulusal parlamentoda yaptığı konuşmada, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tayvan’a yönelik olası bir askeri harekatıyla bağlantılı olarak gündeme getirdiği ulusal güvenlik söyleminin yankıları devam ediyor.

Başbakan Takaichi, böylesi bir askeri girişimi karşısında sessiz kalmayacakları yönündeki ifadeleri, bugüne kadar, Japonya ulusal güvenliğine dair ulusal kamuoyu önünde verilen en önemli demek olarak tarihe geçtiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sürpriz değil

Takaichi’nin bu çıkışı, kimilerince süpriz  olarak değerlendirilebilir...

Ancak, Takaichi’nin ulusal politikada şahin görüşleriyle tanınan bir politikacı olması dikkate alındığında, o güne değin Japonya dış siyasetinde bir konsensus olarak benimsenen “stratejik belirsizlik” (strategic ambiguity) ilkesinden feragat eden bir yaklaşımla gündemi belirlemesi de anlamlı kabul edilebilir.

Başbakan Takaichi’nin, ülkenin ulusal güvenliğe dair açık ve net söylemine, neyin yol açtığı konusunu önceki yazılarda dile getirmeye çalışmıştım.

Bir tekrar olmak üzere, bu nedenler arasında Japonya’nın, Tayvan’a komşu oluşu; Tayvan ve Çin arasındaki deniz yolunun yani, Tayvan Boğazı’nın Japonya’nın enerji koridorunu teşkil etmesi; Takaichi’nin, ABD başkanı Trump ile bu süreç öncesinde görüşmüş olması gibi faktörleri bir çırpıda dile getirmek mümkün.

Bunlara ilâve olarak, başbakan Takaichi’nin, Japonya politikasında ‘şahinler’ olarak bilinen grubun baş aktörlerinden olmasını da yadsımamak gerekiyor.

Zamanı ve yeri geldiğinde birbiriyle ilişkilendirilmesi gayet muhtemel olan bu unsurların, öyle anlaşılıyor ki, Takaichi’nin Kasım ayı başında parlamentoda yaptığı konuşma sürecinde etkileri olduğu gayet açık.

Gerilim sürüyor

Bu açıklamanın ardından, Japonya ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında yaşanan gerginliğin durulması veya sona ermeye doğru bir yönelim sergilemesi bir yana, bugüne kadar devam etmesi, ve hatta, diğer bazı süreçler tetiklemesi, sürecin nereye evrileceği konusunda, başta bölge ülkeleri olmak üzere küresel güçler tarafından da yakından takip edilmesine neden oluyor.

Başbakan Takaichi’nin, Pekin’den gelen “geri adım at!” çağrıların kulak asmamış olması, onun ‘şahin’ duruşunun yeni bir teyidi anlamına geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Takaichi, Pekin yönetiminin taleplerine doğrudan cevap vermemekle birlikte, 25 Aralık’ta yaptığı açıklamada, ‘Çin’le diyalog’ söylemini bir tür geri adım saymak için ortada herhangi bir neden bulunmuyor...

Bu noktada, söz konusu gelişmenin, yukarıda ‘nedenler’ arasında zikrettiğim, Takaichi-Trump görüşmesiyle bağlantılı olan yönüne dair bir çıkarımda bulunmak mümkün gözüküyor.

Bu görüşme sürecini destekleyen gelişme ise, ABD yönetiminin, Tayvan’a 11.1 milyar dolarlık silah satışına karar vermesiyle ortaya çıktı.

Washington’un aldığı bu karar, Tayvan’la gizli/açık var olan ittifakın, askeri anlamda yeniden temellendirilmesi anlamına gelirken, Çin Halk Cumhuriyeti açısından ise kayda değer bir siyasal ve güvenlik krizi olarak algılanıyor.

Çin Halk Cumhuriyeti makamlarının bu silah satışına yönelik sert eleştirileri, ABD’nin siyasal söylemleriyle çeliştiği konusu üzerinden gündeme getirilirken, ABD’nin Çin nezdinde güvenilirliğine de önemli ölçüde gölge düşürmesi anlamına geliyor.

Her iki gelişmeyi yani, Japonya başbakanı Takaichi’nin ulusal güvenliği ön plâna çıkartarak Tayvan’a yönelik olarak, Çin Halk Cumhuriyeti’nin olası bir askeri girişimi karşısında sessiz kalmayacakları ifadesi ile, bunun hemen akabinde, ABD’de Trump yönetiminin Tayvan’a yüksek miktarda silah satışı kararı Pekin yönetimini iki cepheye birden karşılık vermek durumunda bırakıyor.

Düzenin teminatı

Söz konusu gelişme, Çin Halk Cumhuriyeti ve Tayvan arasında tarihsel olarak yaşanan gerçekliklerin haricinde bugün, Japonya ve ABD için ulusal ve bölgesel egemenlik ve istikrarın teyidi ve devamlılığı anlamına gelmesiyle önem taşıyor.

Bir başka ifadeyle söylenecek olursa, Pasifik Savaşı sonrasında, ABD öncülüğünde Asya-Pasifik bölgesinde kurulan, ‘düzen’in bozulmasına yönelik Çin Halk Cumhuriyeti tarafından girişilecek herhangi bir askeri eylemin karşılıksız bırakılmayacağı gayet net bir şekilde görülüyor.

Bazı gözlemci ve yorumcuların, örneğin Ukrayna gibi, diğer bazı küresel gelişmeler atıfla ABD’nin, böylesi bir gelişmenin ortaya çıkması halinde Tayvan’ı ‘yalnız başına bırakabileceği’ yönündeki görüşleri yabana atmamak gerekiyor.

Ancak, bu görüşler gündeme gelirken neredeyse, buna paralel olarak ABD’nin Tayvan’a askeri destek bağlamındaki söylem ve icraatlarının ortaya konması, ABD açısından Asya-Pasifik’teki gelişmelerin, yine örneğin, Avrupa’nın ortasında Ukrayna’da yaşananlardan farklılık taşıdığını ortaya koyuyor.

ABD açısından, Tayvan’ın tek başına ele alınan bir konu olmadığını söyleyebiliriz.

Ve bu durum, Pasifik Savaş’ı sonrasında Asya-Pasifik bölgesinde yaşanan ittifak oluşumları gibi gelişmelerle bir şekilde kanıtlanıyor olsa gerek.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Tayvan’a yönelik olası bir askeri girişimi karşısında, bölgedeki bu ittifak oluşumlarının hareket kabiliyetlerini ortaya koyacaklarını yadsımamak gerekiyor.

 https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/asya-pasifikte-tayvan-gerilimi-taiwan-tension-in-the-asia-pacific-region/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder