Mehmet Özay 21.01.2026
Trump’ın, aleni işgal anlamına gelecek Grönland siyasal
söylemi, Kuzey Avrupa’nın -en azından dışardan bakıldığında- kendi halinde
ülkelerinden, Danimarka’nın adını ve Danimarkalı siyasetçileri küresel çatışma
arenasına çekmeyi başarmış gözüküyor.
Düne kadar, pek de kimsenin aklına gelmeyen Danimarka ve
de uzmanı dışında kimsenin bilgi sahibi olmadığı Danimarka, artık küresel
medyada yerini almış durumda.
Bu duruma yol açan gelişme bize, başkan Trump’ın, küresel
düzen tasarımında neler yapmak istediğinin ve de yapabileceğinin en açık
göstergelerinden biri olarak karşımızda duruyor.
Hedef
Trump’ın, Grönland’da ne yapmak istediği sorgulaması,
hedef şaşırtmamalı.
Temelde, Ada’nın zengin nadir kaynaklarına konuşlandığı
anlaşılan Trump’ın, bundan öte hedefleri bulunuyor...
Söz konusu hedeflere dair önceki yazılarda atıflarda
bulunmuştum.
Bu hedeflere ulaşma noktasındaki karar ve icraat
bağlamında, sadece bunların sıralaması, zamanlaması ve stratejik olarak
uygulamaya geçirilmesi arasında fark bulunuyor. O kadar...
Nihayetinde, ‘ulusal güvenlik’ anahtar kavramıyla
uluslararası ilişkileri değerlendiren Trump’ın, her an herhangi bir konuyu,
herhangi bir coğrafyayı vs. ABD’nin ulusal güvenliği ile ilişkilendirmek
suretiyle siyasal, ekonomik ve askeri adımlar atabileceğini bugüne kadar gayet
açık ve net bir şekilde ortaya koyduğuna şüphe yok.
‘Ulusal güvenlik’ söylemini nötr ya da standart bir
yaklaşım olarak değerlendirdiğimizde, Trump’ın, ABD’nin ulusal güvenliği
söyleminde temelde haksız bir yan bulunmuyor.
Suyolları
Bu çerçevede, Ada’nın küresel suyollarının çeperinde
kalmış gözüken karakteristiğinin bir dönem sonra merkezi bir önem alabileceğini
akıldan çıkarmamak gerekiyor.
Trump, her daim önemini koruyan suyolları üzerinden
küresel egemenlik sürecine yeni boyutlar katmakta, o kadar.
Burada zikredilen yeni boyut, adları ve coğrafyaları
zihinlerde yer etmiş suyollarının dışında, Grönland gibi gündemde olmayan bir
coğrafyanın bir anda ve de şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkmasıdır.
Bir anda, çünkü gözlerin Ortadoğu’nun çoklu çatışmaları,
Avrupa’da merkezi bir öneme sahip Ukrayna’da süren savaşın varlığı, Güney Çin
Denizi’nde yaşanan süreçler arasına Grönland’ın girmekte olduğuna tanık
oluyoruz.
Ne kadar taviz?
Trump’ın sadece, Grönland ve de doğrudan, bu Ada’nın
siyasal ve teritoryal hakimiyetini sahip Danimarka’ya yönelik bir tehdidi
bulunmuyor.
Trump, tehdidin boyutunu, Grönland’ı elde etmesine engel
olacak her ülkeye yeniden gündeme taşıdığı gümrük tarifeleri yaptırımı ile
karşılık veriyor.
Buna karşılık, hegemonik söylem ve eylemleri karşısında
Avrupa’dan yükselen seslere bakıldığında, ikircikli bir durumla karşı karşıya
kalındığı görülüyor.
Egemenlik
Bu noktada, örneğin Danimarka başbakanı Mette Frederiksen’in
söylemi, gayet ilginç bir tartışmayı gündeme getiriyor.
Başbakan Frederiksen, Trump’dan merhamet dilenircesine,
“temelde taviz vermeyiz, ama görüşebiliriz” yaklaşımı sergiliyor.
Frederiksen’in, taviz vermeyiz dediği alanlar ‘egemenlik,
temel değerler, ülke ve coğrafi kimlik ile demokrasi’.
Bunların dışında kalan alanlar, Ada’nın ekonomik ve
güvenlik boyutu olduğu anlaşılıyor.
Kafalar karışık
Danimarka başbakanının yaptığı açıklamada gizli/açık,
‘egemenlik’ ve ‘egemenlik dışı’ alanlar olarak dikkat çeken bu sınıflama
kafaları karıştırmaya yetiyor.
Ekonominin ve askeri güvenliğin bir bölgenin veya ulus
devletin egemenlik konseptinden, ne denli ayrıştırılabileceği üzerinde
düşünülmeye değer bir durum.
Frederiksen’in söylemi bize, gizli/açık demokratik
olabiliriz ancak, ekonomimizi ve askeri güvenliğimizi başka güçlere verebiliriz
anlamını ortaya koyuyor.
Frederiksen’in, bu egemenlik alanları sınıflaması kafaları
karıştırıyor.
Hiç kuşku yok ki, bu durum, Batı’nın iki temel yapıcı unsuru
ABD ile Kıta Avrupası ya da bugünkü bağlamda Avrupa Birliği arasında, ciddi bir
kopuşun da kendini açıkça ortaya koyduğuna tanık oluyoruz.
Siyasal ve teritoryal egemenlik bağlamında Danimarka’ya
bağlı olan Grönland’ın, ABD tarafından küresel egemenlik çerçevesinde, doğrudan
ABD’nin ulusal güvenliğiyle ilişkilendirilmesi, belki sadece, Trump gibi bir
siyasetçiyle eşleştirilebilecek bir ‘siyasal yanılgı’ olarak
değerlendirilebilir.
Ancak, küresel güç iddiasında bulunan her ülkenin ya da
her liderin benzer bir çıkışta bulunduğuna yaşadığımız bu dönümde tanık
oluyoruz.
Olan biten sadece hangi liderin, hangi ülkenin kendini
‘süper’ kabul ettiği ve ‘süperliği’ni teyit anlamında ne tür illegal siyasal,
ekonomik ve askeri çıkışlara başvurduğuyla ilintilidir.
Batı’nın kendi içinde gerilimli bir dönemin yaşandığına
kuşku yok.
Bu anlamda, ABD başkanı Trump, önce 2016 ardından, 2025
süreciyle birlikte elinden gelen tüm çabayı sarf etmekten geri durmuyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder