29 Ocak 2026 Perşembe

Belirsizlikler çağı ve Batı’nın Çin’le yakınlaşması / The Age of Uncertainty and the West's Rapprochement with China

Mehmet Özay                                                                                                                             27.01.2026

ABD başkanı Donald Trump’ın küresel düzen olgusu üzerinde eksperimental olarak geliştirmekte olduğu yaklaşımın düzensizlikle birlikte anmak gerekiyor.

Başkan Trump’ın, ‘Önce Amerika’ sloganı ile ilgili ülkelerle ikili ilişkilerde ekonomi ilişkilerinde belirleyici olma iddiası bugün, küresel kurumlarda var olduğu ileri sürülen meşruiyetin sorgulandığı bir noktaya gelmiş durumda.

Batı’da görüş ayrılıkları

Bu durum, -kürenin diğer bölgeleri şimdilik bir yana-, Batı’da Atlanliğin iki yakası arasında görüş ayrılıklarının ötesinde, önemli bir kırılmanın yaşanmakta olduğunu ortaya koyuyor.

Atlantiğin iki yakası arasındaki ilişkileri öne çıkartmamın nedeni ise gayet basit...

Bugüne kadar, özellikle de 2. Dünya Savaşı’nın ardından oluşturulan küresel sistem ve bunun, Birleşmiş Milletler örneğinde olduğu gibi temel belirleyici kurumlarının varlığı ve yönetilirliğinde başat aktörün ABD ve AB oluşu, bugün yaşanmakta olan krizin -diğer ülkeler ve bölgeler bir yana-, bu iki güç arasında çatışmacı bir evrene doğru giden ilişkilerde aramak gerekiyor.

Arayış çabaları

Bu gelişmelerin ortasında ABD, Trump’ın deli dolu yaklaşımlarıyla, ABD-AB ilişkilerinde belirleyici olduğuna işaret ederken, AB pes etmeye yanaşmaması yeni arayışları gündeme getiriyor.

Bu yöndeki gelişmelerin en son ifadesi Finlandiya başbakanı’nın dün yani, Salı günü Pekin’e yaptığı ziyaret oluşturuyor.

Yukarıda dile getirdiğim yaklaşımdan hareketle, Finlandiya başbakanının bu ziyaretinin tekil ve izolasyonist bir ikili ilişkilere tekabül etmediğini ileri sürüyorum.

İngiltere başbakanının Çin başbakanının daveti üzerine Çin’e bugün yani, Çarşamba günü yapacağı resmi ziyaret oluşturuyor.

Temelde, başkan Trump’ın ilk başkanlık sürecinden yani, 2015’den itibaren küresel gelişmeler ve küresel kurumlar üzerinde önce çekingen ardından, ikinci başkanlık süreciyle birlikte, agresif olarak geliştirmeye çalıştığı süreç, AB’yi kurumsal olarak olduğu gibi AB üyesi ülkeleri tek tek Çin’e yakınlaştırdığına tanık oluyoruz.

Çin’le yakınlaşma

Bugün, -her ne kadar- İngiltere, AB üyesi bir ülke olmasa da, Avrupa’daki gelişmelerin ve de ABD-AB ve bu bağlamda, ABD-NATO  ilişkilerinin kaçınılmaz bir aktörü olarak yer alıyor.

Batı’da ilgili ülkelerin Çin’e yakınlaşma çabalarının sadece, Avrupa veya AB ile de sınırlı olmadığı geçenlerde Kanada başbakanı ve Fransa devlet başkanının, Çin’e yaptığı ziyaretle ortaya çıkmıştı.

Tam da bu noktada, “Pekin’e yapılan ziyaretlerin ortak noktası nedir?” sorusu gündeme getirilmeyi hak ediyor.

Küresel meşruiyet arayışı

AB ülkelerini ve de bugün, İngiltere’yi Çin’le yakınlaşmaya iten temel neden, Batı’nın oluşturduğu temel küresel kurumların işlerliğini ve meşruiyetini, Trump’ın politikaları ve tercihleriyle yitirmekte olduğuyla açıklamak mümkün.

Batı’da kurumsal kırılmaların yaşanmasıyla birlikte gözlerin Çin’e çevrilmesinin, temel bir dikotomi olduğunu da ileri sürmek gerekiyor.

Nihayetinde Batı’yı, Batılı kurumları ve Batı ülkelerinin öncülüğünde tesis ettirilen küresel kurumların meşruiyeti ve bu kurumların iddialarının önemli bir bölümünün, Çin’de mevcut devlet ideoloji ve pratiklerini yönelttiği eleştirileri unutmamak gerekiyor.

Örneğin, Çin’de yaşanan insan haklar ihlallerinden, ekonomik ilişkilere değin gayet temel alanlarda, Batılı değerlerle çelişen tüm politika ve uygulamalara rest çeken Avrupa’nın bugün, Çin’le yakınlaşma süreci temel bir pragmatizme işaret ediyor.

Bu noktada, İngiltere başbakanı Keir Starmer’in Pazartesi günü yaptığı bir açıklamada, “İngiltere’nin en yakın ittifakı -yani, ABD’de karşısında Çin’le daha sıkı ilişkiler geliştirme niyetinde olup olmadığı?” yolundaki soruya, “iki ülke arasında tercih yapmak zorunda olmadığı” yönündeki cevabı, gayet açık bir şekilde kaçamak bir karşılık aslında...

Starmer, demecinin devamında, “Çin gibi ikinci büyük küresel gücün varlığı karşısında, kafamızı kuma gömmenin anlamı yok” şeklindeki ifadesi ise gayet açık ve net bir mesaj niteliğinde.

Bu durumda, içinde Avrupa ülkeleri ve Kanada’yı barındıran Batılı ülkelerin Çin’le ikili ilişkilere yönelmelerinde Trump politikalarına bir rest olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Batılı ülkelerin, ABD başkanı Trump’ın önce çekingen ve ardından agresif olarak küresel ilişkileri ve kurumları belirleme sürecinde karşı karşıya kaldıkları açmazın, yeni bir jeo-politik yapılaşmanın ortaya çıkmasına neden oluyor.

Kuzey Amerika’da Kanada, Avrupa kıtasında AB ve ilgili ülkeler ile birliğin üyesi olmamakla birlikte, Batı’yı temsil anlamında gayet önemli bir ülkesi olan İngiltere’nin, Çin’le yakınlaşma çabalarını doğru değerlendirmek gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/belirsizlikler-cagi-ve-batinin-cinle-yakinlasmasi-the-age-of-uncertainty-and-the-wests-rapprochement-with-china/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder