9 Aralık 2025 Salı

Ukrayna’da barış ve ping pong! / Peace in Ukraine and ping pong!

Mehmet Özay                                                                                                                             09.12.2025

Avrupa Birliği’nin üç önemli ülkesi Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri dün Londra’da, Ukrayna devlet başkanı Zelensky ile biraraya geldiler.

Kameralar karşısına geçen Alman lideri Merz, Fransa lideri Macron ve İngiltere lideri Starmer’ın her birinin açıklaması, birbirini destekler mahiyette olmakla birlikte, ne söylem tarzları, ne de beden dilleri açıkçası gündeme güçlü bir mesaj sunduklarını ortaya koyuyordu.

Üç lider, Ukrayna’ya destek konusunda birleşirken, bu desteğin Rusya üzerinde daha çok uygulanmasına vurgu yapılan ekonomik ambargolar oluşturduğunu söylemek gerekir.

Zelensky de ise, hayal kırıklığına uğradığı bariz olan yüz ifadesi toplantının, “barışa yönelik küçük bir gelişme” olduğu yolundaki görüşüyle örtüşüyordu.

Ancak, görünen o ki, AB liderleri Ukrayna’ya destek üzerine odaklanan kısa açıkmalarına rağmen, Ukrayna sorununda, ABD’siz bir çözümün olamayacağı konusundaki açıklamayı, Volodymyr Zelensky’e bırakmış görünüyorlardı.

Öyle ki, Ukrayna devlet başkanı Zelensky’nin, ABD’nin varlığını ve de katkısını, ‘kaçınılmaz’ anlamına gelecek şekilde zikretmesi, açıkçası tahminimin aksine, AB’nin Avrupa’dan bağımsız hareket edebileceği yönündeki düşüncemin yanlışlandığı şeklinde yorumladım.

AB temkinli

AB’yi öne çıkartacağını varsaydığım, dünkü görüşmede böyle bir sonuç gelmedi.

Aksine,  sonrası yapılan açıklamalar, barışa giden süreçte gizli/açık ABD’li bir çözüm için yola devam mesaji mahiyetindeydi.

İngiltere başbakanlığı basın sözcüsünün, “ABD liderliğinde barış görüşmelerinin önemi ele alındı” anlamına gelen açıklaması, giriş’te dikkat çektiğim liderlerin yüz ifadelerinin ‘resmi kanaldan’ izahı gibiydi.

Yani, önümüzdeki süreçte, gizli/açık ABD’ye havale edilmiş bir barış süreci ile karşı karşıyayız demektir.

Bu durumda, Zelensky’in açıklamasının devamında, AB liderleriyle 20 maddelik bir anlaşma metninden bahsetmesini nasıl yorumlamak gerekir?

Zelensky, yarın akşam yani, bu akşam saatlerinde son şeklinin verileceği ve ardından bunun, ABD’ye sunulacağını ifade etti.

Ping-pong ve Putin

Ortada sanki, bir siyasi ping-pong durumu var!

Bununla ne demek istediğimi kısaca açıklayayım...

ABD başkanı Trump’ın, geçen Şubat ayından bu yana, ‘Ukrayna’da savaşı bitirmeye yönelik girişimlerindeki başarısızlığı ortada.

Bu durum, Trump’ın nasıl bir siyasal psikolojiye sahip olduğu ve bunun, AB liderleri açısından ne anlam ifade ettiği, üzerinde durulmaya değer bir konudur.

Şayet, Trump başarısız olmuş ise, dünden itibaren yani, AB’nin önde gelen üç ülkesinin liderleri ile Zelensky arasındaki görüşmeden başlayarak, söz konusu liderler, AB’nin nasıl bir strateji takip edeceğini düşünülmeli ve gündeme getirmeliydi.

Yok, AB liderleri tıpkı geçen hafta Putin’in, ABD temsilcisi Steve Witkoff’la görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada, barışa giden yolda en önemli engelin ‘AB’ olduğu yolundaki söylemine haklılık kazandıracak bir noktada iseler, o zaman barış sürecinde dönüp ABD ile “nerede kalmıştık?” sorusuna cevap arayacaklardır.

Aslında, dünkü görüşmede olan tam da, buydu.

Karar Moskova’da

Batı’da bunlar olurken aslında, barış mı yoksa savaş mı ikilemiyle gündeme gelen soruya verilecek cevabın büyük ölçüde, Moskova’nın kararlarına bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Unutmalayım ki, düne kadar AB makamları, 2022’den bu yana savaşın devam etmesinde veya barış  sürecine ulaşılamamasında suçu ve sorumluluğu, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’de buluyorlardı.

Kanımca, AB’de Putin’e yönelik algıda bir değişiklik olduğunu söylemek güç...

Aslında, benzer bir yaklaşım, gizli/açık ABD tarafında da var...

Daha açık söylemek gerekirse, Putin’in barışı istemediğine dair güçlü algı Trump’da hasıl olmasıdır ki, Ekim ayında yapılması umulan Trump-Putin zirvesi gerçekleşmemişti... Bu hususa daha önceki yazılarda değinmiştim.

Bu durum, içinde bulunulan durumu daha da çetrefil yapmaya yetiyor.

AB ve Ukrayna tesilcilerince, bu akşam tamamlanıp akabinde, ABD makamlarıyla paylaşılacak olan barış taslağının ABD’nin, Putin’e sunduğu taslaktan ne türden ayrıştığını söylemek mümkün değil.

Nihayetinde, ortada küresel kamuoyuyla paylaşılmış bir barış metni bulunmuyor.

Ancak, hem geçen hafta Witkof-Putin görüşmesi, hem de dün Londra’da yapılan görüşmelerde kritik sorun bölgesel paylaşım üzerinde yoğunlaştığı belirtiliyor.

Bu nokta, özellikle Putin’in savaş boyunca, Rusya’nın elde ettiği toprakları geri verme niyetinde olmamasına tekabül ediyor.

Bu durumda, Putin’in 2014’de Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı işgali ile ortaya koyduğu teritoryal genişlemeyi akıllara getiriyor.

O zaman, Rusya’ya karşı duramamış olan güçlerin bugün, aynı süreci bu sefer, Ukrayna’nın doğu bölgesi bağlamında tecrübe ettiklerini söyleyebiliriz.

Bu durum, AB liderlerinin “adil ve sürdürülebilir barış” arayışında olma temennilerinin pratiğe geçirilemeyeceğini güçlendiren bir husus.

Teritoryal egemenlik noktasında ikna edilemeyen Putin’in varlığı bir engelse, bu engeli aşmaya yönelik AB’den gelen iki temel açılım bulunuyor.

İlki, yukarıda da değindiğim üzere Rusya’ya daha fazla ekonomik ambargo...

İkincisi ise, ABD’den barış sürecini yürütme talebi.

Yazıyı, dünkü görüşmeler sürecinde Alman Şansölyesi Merz’in bir sözüne atıfla sonlandırayım...

Merz, “Ukrayna’nın kaderi, Avrupa’nın kaderi’dir” derken, Ukrayna’nın AB güvenliğindeki yerine atıfta bulunuyordu.

Bu anlamda, ABD’ye sunulacak barış plânının, sadece Ukrayna’yı değil, Avrupa’yı da bağlayıcı bir yönü bulunduğunu iler sürmek yanmış olmayacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder