Mehmet Özay 09.12.2025
Kameralar karşısına geçen Alman lideri Merz, Fransa
lideri Macron ve İngiltere lideri Starmer’ın her birinin açıklaması, birbirini
destekler mahiyette olmakla birlikte, ne söylem tarzları, ne de beden dilleri
açıkçası gündeme güçlü bir mesaj sunduklarını ortaya koyuyordu.
Üç lider, Ukrayna’ya destek konusunda birleşirken, bu
desteğin Rusya üzerinde daha çok uygulanmasına vurgu yapılan ekonomik
ambargolar oluşturduğunu söylemek gerekir.
Zelensky de ise, hayal kırıklığına uğradığı bariz olan
yüz ifadesi toplantının, “barışa yönelik küçük bir gelişme” olduğu yolundaki
görüşüyle örtüşüyordu.
Ancak, görünen o ki, AB liderleri Ukrayna’ya destek
üzerine odaklanan kısa açıkmalarına rağmen, Ukrayna sorununda, ABD’siz bir
çözümün olamayacağı konusundaki açıklamayı, Volodymyr
Zelensky’e bırakmış görünüyorlardı.
Öyle ki, Ukrayna devlet başkanı Zelensky’nin, ABD’nin varlığını ve de
katkısını, ‘kaçınılmaz’ anlamına gelecek şekilde zikretmesi, açıkçası tahminimin
aksine, AB’nin Avrupa’dan bağımsız hareket edebileceği yönündeki düşüncemin
yanlışlandığı şeklinde yorumladım.
AB temkinli
AB’yi öne çıkartacağını varsaydığım, dünkü görüşmede
böyle bir sonuç gelmedi.
Aksine, sonrası
yapılan açıklamalar, barışa giden süreçte gizli/açık ABD’li bir çözüm için yola
devam mesaji mahiyetindeydi.
İngiltere başbakanlığı basın sözcüsünün, “ABD
liderliğinde barış görüşmelerinin önemi ele alındı” anlamına gelen açıklaması,
giriş’te dikkat çektiğim liderlerin yüz ifadelerinin ‘resmi kanaldan’ izahı
gibiydi.
Yani, önümüzdeki süreçte, gizli/açık ABD’ye havale
edilmiş bir barış süreci ile karşı karşıyayız demektir.
Bu durumda, Zelensky’in açıklamasının devamında, AB
liderleriyle 20 maddelik bir anlaşma metninden bahsetmesini nasıl yorumlamak
gerekir?
Zelensky, yarın akşam yani, bu akşam saatlerinde son
şeklinin verileceği ve ardından bunun, ABD’ye sunulacağını ifade etti.
Ping-pong ve Putin
Ortada sanki, bir siyasi ping-pong durumu var!
Bununla ne demek istediğimi kısaca açıklayayım...
ABD başkanı Trump’ın, geçen Şubat ayından bu yana,
‘Ukrayna’da savaşı bitirmeye yönelik girişimlerindeki başarısızlığı ortada.
Bu durum, Trump’ın nasıl bir siyasal psikolojiye sahip
olduğu ve bunun, AB liderleri açısından ne anlam ifade ettiği, üzerinde
durulmaya değer bir konudur.
Şayet, Trump başarısız olmuş ise, dünden itibaren yani,
AB’nin önde gelen üç ülkesinin liderleri ile Zelensky arasındaki görüşmeden
başlayarak, söz konusu liderler, AB’nin nasıl bir strateji takip edeceğini
düşünülmeli ve gündeme getirmeliydi.
Yok, AB liderleri tıpkı geçen hafta Putin’in, ABD
temsilcisi Steve Witkoff’la görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada, barışa
giden yolda en önemli engelin ‘AB’ olduğu yolundaki söylemine haklılık
kazandıracak bir noktada iseler, o zaman barış sürecinde dönüp ABD ile “nerede
kalmıştık?” sorusuna cevap arayacaklardır.
Aslında, dünkü görüşmede olan tam da, buydu.
Karar Moskova’da
Batı’da bunlar olurken aslında, barış mı yoksa savaş mı
ikilemiyle gündeme gelen soruya verilecek cevabın büyük ölçüde, Moskova’nın
kararlarına bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Unutmalayım ki, düne kadar AB makamları, 2022’den bu yana
savaşın devam etmesinde veya barış
sürecine ulaşılamamasında suçu ve sorumluluğu, Rusya devlet başkanı
Vladimir Putin’de buluyorlardı.
Kanımca, AB’de Putin’e yönelik algıda bir değişiklik
olduğunu söylemek güç...
Aslında, benzer bir yaklaşım, gizli/açık ABD tarafında da
var...
Daha açık söylemek gerekirse, Putin’in barışı
istemediğine dair güçlü algı Trump’da hasıl olmasıdır ki, Ekim ayında yapılması
umulan Trump-Putin zirvesi gerçekleşmemişti... Bu hususa daha önceki yazılarda
değinmiştim.
Bu durum,
içinde bulunulan durumu daha da çetrefil yapmaya yetiyor.
AB ve Ukrayna tesilcilerince, bu akşam tamamlanıp
akabinde, ABD makamlarıyla paylaşılacak olan barış taslağının ABD’nin, Putin’e
sunduğu taslaktan ne türden ayrıştığını söylemek mümkün değil.
Nihayetinde, ortada küresel kamuoyuyla paylaşılmış bir
barış metni bulunmuyor.
Ancak, hem geçen hafta Witkof-Putin görüşmesi, hem de dün
Londra’da yapılan görüşmelerde kritik sorun bölgesel paylaşım üzerinde
yoğunlaştığı belirtiliyor.
Bu nokta, özellikle Putin’in savaş boyunca, Rusya’nın
elde ettiği toprakları geri verme niyetinde olmamasına tekabül ediyor.
Bu durumda, Putin’in 2014’de Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı
işgali ile ortaya koyduğu teritoryal genişlemeyi akıllara getiriyor.
O zaman, Rusya’ya karşı duramamış olan güçlerin bugün,
aynı süreci bu sefer, Ukrayna’nın doğu bölgesi bağlamında tecrübe ettiklerini
söyleyebiliriz.
Bu durum, AB liderlerinin “adil ve sürdürülebilir barış”
arayışında olma temennilerinin pratiğe geçirilemeyeceğini güçlendiren bir
husus.
Teritoryal egemenlik noktasında ikna edilemeyen Putin’in
varlığı bir engelse, bu engeli aşmaya yönelik AB’den gelen iki temel açılım
bulunuyor.
İlki, yukarıda da değindiğim üzere Rusya’ya daha fazla
ekonomik ambargo...
İkincisi ise, ABD’den barış sürecini yürütme talebi.
Yazıyı, dünkü görüşmeler sürecinde Alman Şansölyesi
Merz’in bir sözüne atıfla sonlandırayım...
Merz, “Ukrayna’nın kaderi, Avrupa’nın kaderi’dir” derken,
Ukrayna’nın AB güvenliğindeki yerine atıfta bulunuyordu.
Bu anlamda, ABD’ye sunulacak barış plânının, sadece
Ukrayna’yı değil, Avrupa’yı da bağlayıcı bir yönü bulunduğunu iler sürmek
yanmış olmayacaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder