Mehmet Özay 13.12.2025
Kimi zaman yani, sezgilerimizin güçlü olduğu dönemlerde,
daha ilk bakışta bir adamın sahtekâr olduğunu anlamamız da şaşırtıcı değildir.
Buna rağmen, yine zaman zaman yaşanan iç çatışmalar
nedeniyle, böylesi bu sezgiye maruz kalmamıza rağmen, ‘acaba?’ sorusunu da
beraberinde getirerek, bize nail olan sezgiyi paranteze almaya çalışırız.
Bu durum, belki de, insanın kaçınamadığı çelişkili
düşünce, ruh, hissiyat boyutlarının biraradalığını resmetmesiyle ilgili
olabilir.
Yazıya, bu hoş düşünce bağlamında devam etmek isterdim...
Ancak, niyetim o değil, tabii ki.
Anlatacağım hususa bir girizgâh olması babında, böyle bir
kaç cümlenin uygun olacağını düşündüm.
Şimdi, sahtekâr diyor ki: “Mehmet, sadece Açe’den
anlar!”.
Bu kısa cümlecikten, ‘sadece’ kelimesini çıkartarak yeniden
ifade edecek olursak, “Mehmet, Açe’den anlar” cümlesi, büyük bir ihtimalle,
olumlu bir içeriğe sahip gibi gözükecektir.
Kanımca, bu cümle, daha çok tarafsız ve nötr bir duruma
işaret edecektir.
Ancak, ‘sahtekâr’ın söylemek istediği husus, elbette bu
değil.
Sahtekâr diyor ki, “Mehmet denilen kişinin”, herhalde bu
kişi yani, Mehmet akademisyen sıfatıyla anılıyordur burada, “başka alana dair
bilgisi yoktur. Onun anladığı sadece, Açe’dir.”
Burada, yazıyı yazan kişinin ‘ben’ yani, ‘Mehmet Özay’
olması, yukarıda sahtekâr’ın atıfta bulunduğu kişiyle, aynı kişi olabileceğini
akla getirebilir.
Bunun böyle olabileceğini kabul etsek bilse, yazıya
tarafsız olma adına, bunun böyle olmadığını varsayarak ve de bu hususu,
paranteze alarak yazıya devam etmekte yarar var.
Sahtekâr’ın derdinin, yukarıda dikkat çekilen cümlesinde
yer alan ‘anlamak’ fiili ve de buna doğal olarak eklemlenebilecek ‘bilmek,
tasvir etmek, yorumlamak vb.’ gibi taksonomik süreçlerle, bilim alanlarından bazılarını içerecek şekilde,
bir çıkış olduğunu düşünmemiz herhalde doğru olacaktır.
Bunları gündemine alabilecek sahtekâr’ın, bir bilim
alanının mensubu olduğunu gayet açık seçik ifade edebiliriz.
Bu anlamda, sahtekârın, ithama gayret ettiği kişinin
yani, Mehmet’in akademisyen sıfatına sahip olduğu düşünüldüğünde, Mehmet’in bilim
alanında söz söyleyebilecek bir yeterlilikte olduğu doğal olarak ortaya
çıkıyor.
Ve buna ilâve olarak, sahtekâr’ın bilim alanında söz
sahibi olduğunu hatırladığımızda, temelde, ‘Açe’ olgusu üzerinde bir bilgi
sahibi olduğu da bir ihtimal olarak gündeme geliyor.
Ancak, hayır...
Bu sahtekâr, bizatihi, “Mehmet, sadece Açe’den anlar!”
demek suretiyle, hedefe aldığı kişiyi karalamayı, küçümsemeyi, rencide etmeyi
hedeflemiş olsa bile, temelde, Açe konusunda kendi cahilliğini ortaya koyma
gibi istemediği bir sonucun başına sarpa sarmasına yol açıyor.
Bu hususun, farkında olmaması bile, bu sahtekâr’ın sahip
olduğunu varsaydığımız bilimle alâkalılığı hususunda zaafiyetinin, bilim
alanlarının sınırları ötesine taşmasına neden oluyor.
Elbette, herkesin Açe’den anlamasını beklememiz mümkün
değil... Böyle bir iddiamız olamaz... Ve Açe dünyanın merkezi de değil...
Ancak, her millet, her toplum gibi Açeliler de
kendilerini, en az ‘ötekiler’ gibi, varoluşsal çerçevede, yaşamın merkezinde
görmelerinde şaşırılacak bir durum yok.
Bunu söylerken, ortaya bir abartılı bir ifadede koyuyor
değilim. Olan biteni, olduğu gibi ifadeye çalışıyorum o kadar.
Özet bir ifadeyle, şunda hem fikiriz ki, sahtekâr, bilim
alanlarından herhangi birine mensup. Yani, bir bilim adamı sıfatını üzerinde taşıyor.
Ancak, sahtekârın mensubu olduğu bilim alanının -her
neyse o- namusunu da rencide edecek şekilde, bir akademisyen üzerinden Açe’yi
ağzına alıp, gizli/açık yerden yere vurma kastını ortaya koyduğunun farkında
değil. Bu bir...
İkincisi, Açe’nin, bir coğrafya, bir siyasal yapı, bir
ekonomik sistem, bir toplum, bir tarih, bir kültür, bir edebiyat, bir gelenek,
bir söylem, -hadi, bir medeniyet de diyelim- vb. neye tekabül ettiği hususunda,
sahtekâr’ın bilimsel yaklaşımı olmadığı gibi, genel olarak toplumlarla ve bu
toplumların taşıdıkları tüm dinamiklerle ilgili anlayış ve ferasetten de yoksun
olduğuna işaret ediyor.
Açe’ye dair sarf ettiğim ve kendinde değerler olarak
ortaya çıkan yukarıda zikrettiğim hususların yanı sıra, Açe’nin bir coğrafya,
bir siyasal sistem, bir ekonomik yapı gibi bağlamlarıyla tarih boyunca, kendi
bölgesinde sürekli bir çekim merkezi olduğunun farkında ve bilgisinde olmayan
bir sahtekâr bulunuyor karşımızda.
Bu sahtekâr, Açe ile ilgili bu hususları bilmemekle, Açe
toprakları üzerinde yaşam süren toplumların tarih boyunca hem, geniş Malay
dünyası ve hem de, bunun ötesinde, Hint ve Çin toplumlarıyla ve ardından Arap,
Avrupa ve Osmanlı ile ilişkililiğinden de haberdar olmadığını ya da bunlara
dair birşeyler duymuş ise de, bu ilişkililiğin ne anlama geldiğinin farkında
olmadığını, bu ilişkililik üzerinden, ne türden gelişmelerin olduğunu
anlamadığını vs. ortaya koyuyor.
Bu sahtekârın şunu bilmesi gerekir ki, “Mehmet’in Açe’den
anladığı” ile ortaya koyduğu hususlar, sadece ‘Açe’yle ilgili değildir. Aksine,
Açe’den başlayan anlama süreci, yukarıda dikkat çekilen alanlara doğru kasıtlı
ve zorunlu olarak yönelen tedrici ve sürekli bir genişlemeye tekabül eder.
Şimdi yapılması gereken şey, bu sahtekârı, başını iki
elinin arasına alıp, içinde yer aldığı bilim alanında ne haltlar ettiğinin
hesabını vermesiyle başbaşa bırakmaktır.
Tabii, bunu yapabilecek bilimsel ahlâka sahip ise...
https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/sahtekar-diyor-ki/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder