14 Aralık 2025 Pazar

Sahtekâr diyor ki...

Mehmet Özay                                                                                                                             13.12.2025

Bir adam’ın sahtekâr olduğunu anlamak için, bir süre onunla beraber olmak, vakit geçirmek, sohbet etmek, birlikte çalışmak vs. gerekir.

Kimi zaman yani, sezgilerimizin güçlü olduğu dönemlerde, daha ilk bakışta bir adamın sahtekâr olduğunu anlamamız da şaşırtıcı değildir.  

Buna rağmen, yine zaman zaman yaşanan iç çatışmalar nedeniyle, böylesi bu sezgiye maruz kalmamıza rağmen, ‘acaba?’ sorusunu da beraberinde getirerek, bize nail olan sezgiyi paranteze almaya çalışırız.

Bu durum, belki de, insanın kaçınamadığı çelişkili düşünce, ruh, hissiyat boyutlarının biraradalığını resmetmesiyle ilgili olabilir.

Yazıya, bu hoş düşünce bağlamında devam etmek isterdim...

Ancak, niyetim o değil, tabii ki.

Anlatacağım hususa bir girizgâh olması babında, böyle bir kaç cümlenin uygun olacağını düşündüm.

 

Şimdi, sahtekâr diyor ki: “Mehmet, sadece Açe’den anlar!”.

Bu kısa cümlecikten, ‘sadece’ kelimesini çıkartarak yeniden ifade edecek olursak, “Mehmet, Açe’den anlar” cümlesi, büyük bir ihtimalle, olumlu bir içeriğe sahip gibi gözükecektir.

Kanımca, bu cümle, daha çok tarafsız ve nötr bir duruma işaret edecektir.

Ancak, ‘sahtekâr’ın söylemek istediği husus, elbette bu değil.

Sahtekâr diyor ki, “Mehmet denilen kişinin”, herhalde bu kişi yani, Mehmet akademisyen sıfatıyla anılıyordur burada, “başka alana dair bilgisi yoktur. Onun anladığı sadece, Açe’dir.”

Burada, yazıyı yazan kişinin ‘ben’ yani, ‘Mehmet Özay’ olması, yukarıda sahtekâr’ın atıfta bulunduğu kişiyle, aynı kişi olabileceğini akla getirebilir.

Bunun böyle olabileceğini kabul etsek bilse, yazıya tarafsız olma adına, bunun böyle olmadığını varsayarak ve de bu hususu, paranteze alarak yazıya devam etmekte yarar var.

 

Sahtekâr’ın derdinin, yukarıda dikkat çekilen cümlesinde yer alan ‘anlamak’ fiili ve de buna doğal olarak eklemlenebilecek ‘bilmek, tasvir etmek, yorumlamak vb.’ gibi taksonomik süreçlerle,  bilim alanlarından bazılarını içerecek şekilde, bir çıkış olduğunu düşünmemiz herhalde doğru olacaktır.

Bunları gündemine alabilecek sahtekâr’ın, bir bilim alanının mensubu olduğunu gayet açık seçik ifade edebiliriz.

Bu anlamda, sahtekârın, ithama gayret ettiği kişinin yani, Mehmet’in akademisyen sıfatına sahip olduğu düşünüldüğünde, Mehmet’in bilim alanında söz söyleyebilecek bir yeterlilikte olduğu doğal olarak ortaya çıkıyor.

Ve buna ilâve olarak, sahtekâr’ın bilim alanında söz sahibi olduğunu hatırladığımızda, temelde, ‘Açe’ olgusu üzerinde bir bilgi sahibi olduğu da bir ihtimal olarak gündeme geliyor.

Ancak, hayır...

Bu sahtekâr, bizatihi, “Mehmet, sadece Açe’den anlar!” demek suretiyle, hedefe aldığı kişiyi karalamayı, küçümsemeyi, rencide etmeyi hedeflemiş olsa bile, temelde, Açe konusunda kendi cahilliğini ortaya koyma gibi istemediği bir sonucun başına sarpa sarmasına yol açıyor.

Bu hususun, farkında olmaması bile, bu sahtekâr’ın sahip olduğunu varsaydığımız bilimle alâkalılığı hususunda zaafiyetinin, bilim alanlarının sınırları ötesine taşmasına neden oluyor.

 

Elbette, herkesin Açe’den anlamasını beklememiz mümkün değil... Böyle bir iddiamız olamaz... Ve Açe dünyanın merkezi de değil...

Ancak, her millet, her toplum gibi Açeliler de kendilerini, en az ‘ötekiler’ gibi, varoluşsal çerçevede, yaşamın merkezinde görmelerinde şaşırılacak bir durum yok.

Bunu söylerken, ortaya bir abartılı bir ifadede koyuyor değilim. Olan biteni, olduğu gibi ifadeye çalışıyorum o kadar.

 

Özet bir ifadeyle, şunda hem fikiriz ki, sahtekâr, bilim alanlarından herhangi birine mensup. Yani, bir bilim adamı sıfatını üzerinde taşıyor.

Ancak, sahtekârın mensubu olduğu bilim alanının -her neyse o- namusunu da rencide edecek şekilde, bir akademisyen üzerinden Açe’yi ağzına alıp, gizli/açık yerden yere vurma kastını ortaya koyduğunun farkında değil. Bu bir...

İkincisi, Açe’nin, bir coğrafya, bir siyasal yapı, bir ekonomik sistem, bir toplum, bir tarih, bir kültür, bir edebiyat, bir gelenek, bir söylem, -hadi, bir medeniyet de diyelim- vb. neye tekabül ettiği hususunda, sahtekâr’ın bilimsel yaklaşımı olmadığı gibi, genel olarak toplumlarla ve bu toplumların taşıdıkları tüm dinamiklerle ilgili anlayış ve ferasetten de yoksun olduğuna işaret ediyor.

Açe’ye dair sarf ettiğim ve kendinde değerler olarak ortaya çıkan yukarıda zikrettiğim hususların yanı sıra, Açe’nin bir coğrafya, bir siyasal sistem, bir ekonomik yapı gibi bağlamlarıyla tarih boyunca, kendi bölgesinde sürekli bir çekim merkezi olduğunun farkında ve bilgisinde olmayan bir sahtekâr bulunuyor karşımızda.

Bu sahtekâr, Açe ile ilgili bu hususları bilmemekle, Açe toprakları üzerinde yaşam süren toplumların tarih boyunca hem, geniş Malay dünyası ve hem de, bunun ötesinde, Hint ve Çin toplumlarıyla ve ardından Arap, Avrupa ve Osmanlı ile ilişkililiğinden de haberdar olmadığını ya da bunlara dair birşeyler duymuş ise de, bu ilişkililiğin ne anlama geldiğinin farkında olmadığını, bu ilişkililik üzerinden, ne türden gelişmelerin olduğunu anlamadığını vs. ortaya koyuyor.

Bu sahtekârın şunu bilmesi gerekir ki, “Mehmet’in Açe’den anladığı” ile ortaya koyduğu hususlar, sadece ‘Açe’yle ilgili değildir. Aksine, Açe’den başlayan anlama süreci, yukarıda dikkat çekilen alanlara doğru kasıtlı ve zorunlu olarak yönelen tedrici ve sürekli bir genişlemeye tekabül eder. 

Şimdi yapılması gereken şey, bu sahtekârı, başını iki elinin arasına alıp, içinde yer aldığı bilim alanında ne haltlar ettiğinin hesabını vermesiyle başbaşa bırakmaktır.

Tabii, bunu yapabilecek bilimsel ahlâka sahip ise...

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/sahtekar-diyor-ki/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder