Mehmet Özay 16.12.2025
Ya bir ulus devlet içerisinde azınlık konumundaki
Müslüman kitlenin maruz kaldığı zulüm ve işkence, aynı ulus-devlet sınırları
içerisinde birbirleriyle savaşa kadar varan mücadelelere konu olan sekteryen
yapılar veya komşu ülkelerin doğrudan teritoryal işgaline, ya da küresel
güçlerin ekonomik işgaline maruz kalan Müslüman toplumlar.
Arakan’ı, Sudan’ı, Patani’si, Keşmir’i, Uygur’u, Mısır’ı,
Filistin’i, Pakistan’ı, Hindistan’ı, Suriye’si, Irak’ı vs. bahsi geçen gruplar
içerisinde zikretmek zor olmayacaktır.
Öte yandan, tarihi süreçlere bakıldığında, aslında olan
bitenin sürpriz değilde, bir şekilde kanıksanmış, kökleşmiş, kemikleşmiş
gerçeklikler olduğunu söylemek gerekiyor.
Burada Müslüman toplum-Müslüman olmayan toplum arasında,
keskin, katı bir ayrım yapmak niyetimde değilim.
Kastım, adına Müslüman denilen toplumların kendi
sorunlarına ne tür cevaplar üretemediklerine dikkat çekmek.
Bu toplumların karşılaştığı bir diğer kriz ise, adına
‘doğal afetler’ denilen süreçler.
Teknolojik gelişmelerin seviye kaydetmesi ve
genişlemesiyle birlikte, bir yandan çeşitli alanlarda yararlılığına kuşku
olmayan teknik işler, araç gereçler, yatırımlar vs. aynı zamanda Müslüman
toplumların yaşam alanlarını tarümar etmede, bir vasıta kılınmasıyla krizin adı
veya sorumlusu olarak karşımıza çıkıyor.
‘Doğal afet’
Son dönemde yaşanan ve adına, ‘doğal afetler’ denilen
süreçlerde, Güneydoğu Asya’nın Malay dünyası bölümünde yaşananlar buna en son
örnek mahiyetinde.
Konuyla ilgili geçenlerde kaleme aldığım yazıda dile
getirmiştim...
Muson iklimi olarak bilinen ve bölgede yıl içerisinde iki
dönem etkili olan hava koşullarının bugün gelip dayandığı nokta ve etki gücü,
‘doğal afet’ sınıflandırmasının dışında etkileriyle gündeme geliyor.
Aslında, bu durumun uzun süredir var olduğunu söylemek
yanlış olmayacak.
Bugün, özellikle bölge ve küresel medyada dikkat çektiği
üzere ortaya çıkan durum, Sumatra Adası’nın Hint Okyanusu’na yakın bölgelerinde
yani Kuzey Sumatra, Batı Sumatra ve Açe Eyaletleri’nde yaşanan gelişmelerdir.
İlginçtir, bu üç bölgeyi birbirine bağlayan gayet önemli
tarihi ve toplumsal süreçlerin olması, burada yaşayan toplumların, bir kez daha
aynı kader birlikteliğinde yer aldıklarına tanık olunuyor...
Dün ne olmuştu?
‘Doğal afet’ ya da ‘doğal felâket’ denildiğinde, o dönem
tanımlamalarıyla ‘yüzyılın felâketi’ olarak da anılmış olan 2004 yılındaki
tsunamiydi.
Sumatra’da, bugün yaşanan gelişmeler ise, tusaniminin
hemen ardından, sahil bölgesinde bıraktığı izlerin hemen hemen aynısı
denilebilecek şekilde, bu sefer iç bölgelerde, dağlık alanlar dahil, nehir
yataklarına yakın bölgelerde ortaya çıkmasıyla dikkat çekiyor.
2004’de afetin merkezi Singkel, Meulaboh, Chalang, Lhong,
Lhogkna, Banda Açe, Krureng Raya, Sigli vs. iken ve bugün Tamiang, Aceh Timur,
Aceh Utara, Bireun, Takengon, Beutong...
Şöyle kabaca baktığımızda tsunamiden bu yana 20 yıl
geçtiğine göre son yirmi yılda, doğusundan batısına neredeyse, Açe’nin tüm
bölgelerinin, ‘doğal afetler’den payını aldığını söylemek mümkün.
Diğer bölgelerde, bu gelişmelerin benzerlerinin olmadığı
söylenemez...
Örneğin, bunlardan birine... 2009’da Batı Sumatra’da
yaşanan deprem ve bölgedeki yağışların da etkisiyle birkaç köyün nasıl bir
tepenin altında kaldığına tanık olmuştum...
Her yağmur mevsiminde köyleri, kasabaları hatta şehir
merkezlerini basan sel sularının ve bu süreçlerin ne anlama geldiğini
sorgulamak için illâ ki, uluslararası medyada haber olmasını beklemek
gerekmiyor...
Küresel hareket/siz/lik
2004 yılındaki gelişme Açe Eyaleti’nde önemli yıkımlara
konu olurken, dönemi itibarıyla ulusal ve küresel bir hareketliliği de
beraberinde getirmişti.
Adına, insani yardım denilen olgu zirve yapmış ve o güne
değin görülmemiş bir nitelik ve nicelik düzeyine ulaşmıştı.
Endonezya merkezi hükümeti yine o dönem, savaş nedeniyle dünyaya
kapalı olan Açe’ye uluslararası yardımların ulaştırılması için önemli bir
baskıya maruz kalmıştı.
Yaraların dindirilmesinde, yaşanan bu sürecin önemli bir
payı olduğu bugün yazılı, sözlü kaynaklarda yer almaktadır.
Bugün, aynı bölgede, Kuzey ve Batı Sumatra Eyaletleri’ni
de alacak şekilde ortaya çıkan ‘doğal afet’in, 2004’den belirgin farkının
belki, bugün insan kayıplarının düşüklüğü olduğunu söylemek mümkün.
Bugün, Endonezya merkezi hükümeti yaşanan ‘doğal afet’
sonrasında uluslararası yardım çağrısı yapmadı.
“Hayır!”
Hatta, yaşanan ‘doğal afetin’ büyüklüğüne rağmen, ‘acil
durum ilân etmedi’... Yardım yapmak isteyen ülkelere de, başkan Prabowo’nun
ağzından, ‘Hayır’ cevabını verdi.
Ancak, afetin hemen ardından, verilere göre ikinci günü,
Malezya’dan Açe’ye yapılan yardım tam da olması gerekene işaret ediyordu.
Merkezi hükümet bölgede ne olabileceğini fark etmiş
olmalı ki, akabinde kapılarını uluslararası yardıma açmayacağını duyurdu.
Devlet başkanı Prabowo Subianto, bir etkinlikte yaptığı
konuşmada, ‘afet bölgesi’ne yapılan merkezi yardımlara dikkat çekerek “dış
yardıma muhtaç olmayan bir ülkeyiz” mesajını veriyordu...
Bununla birlikte, bugün örneğin, aradan geçen iki haftaa
rağmen, Açe bölgesi hala yardım için talepkar durumda...
Malezya’da yaşayan Açe toplumu üyelerinin topladıkları
500 ton yardım, Açe’ye ulaştırılamıyor...
Açe Eyalet Yönetimi, merkezi yönetime, acil yardım
sürecinin yürütülebilmesi için 11 Aralık’a talepte bulunduğu 92 milyar Rupiah
maddi destek için cevap almayı bekliyor..
Yaşanan ‘doğal afet’in havadan çekilmiş, yerden çekilmiş
görüntülerine bakıldığında, olan bitenin ‘sıradan bir sel felâketi’ olmadığını
anlamak zor değil...
Ortada doğal bir etkinin olmasına rağmen, bu etkinin
hissedilirliğinin bu boyuta çıkmasında insan faktörünün, yerel yönetimlerin,
ulusal kurumların, özel sektörün bölgede neler yaptığına ya da yapmadığına da
yakından bakmak gerekiyor...
Gözler şimdi kesilen ormanlar, açılan tarım arazileri,
şirketlere sunulan maden alanları vs. üzerinde.
Açe’nin, Kuzey Sumatra’nın, Batı Sumatra’nın afetlerle
tecrübesinin burada biteceğini sanmak ise şu halde oldukça muhal...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder