Mehmet Özay 21.12.2025
Tartışmaların bir yanında, afet bölgelerine yardım
ulaştırılıp ulaştırıl/a/maması kadar, devlet başkanı Prabowo Subianto’nun,
yaşanan dev yıkımlar karşısında niçin ulusal felâket ilân etmediği ve niçin
uluslararası yardımlara kapı aramaladığı konusu bulunuyor.
Özgüven
Başkan Prabowo’nun özgüvenine diyecek bir şey yok...
Ancak gönül isterdi ki, başkan Prabowo’nun “Biz kendi
kendimize yeteriz!” bağlamına gelen söylemin siyasal, kurumsal, pratik ve somut
yönleri de olsaydı.
Oysa yaşanan süreçte gerek bireysel gözlemler, ulusal
politikada öne çıkan yorumlar ve gerekse de uluslararası çevreler nezdinde
gündeme gelen yaklaşımlar, yaşanan ‘doğal felaket’ karşısında, merkezi
hükümetin verdiği mesajların doğru olup olmadığının açıkça tartışılmasına neden
oluyor.
Özellikle, Sumatra Adası’nın kuzeyindeki üç eyaleti, yani
Batı Sumatra -Padang bölgesini-, Kuzey Sumatra -Medan ve çevresini- ve Açe
Eyaleti -özellikle orta, doğu ve kuzey bölgeleri- vuran ‘doğal afet’ sonrasında
bölge toplumlarının yaşamakta olduğu gerçeklik (pascabencana) merkezi
hükümetin ve de başkan Prabowo’nun yaklaşımlarını doğrulamıyor.
“Uluslararası arası yardıma ihtiyacımız yok”
Prabowo’ya bu söylemi sarf ettiren, yaşanan ‘doğal
afetin’ ardından, adını zikretmediği komşu ve dost ülkelerden gelen
uluslararası ve anlamına gelen yardımda bulunma önerileriydi.
Prabowo’nun, gelen yardım tekliflerini nazikçe geri
çevirmesine neden olan acaba, kendisine hemen bir gün içerisinde sunulan ‘felâket
raporları’ ve ülkenin söz konusu ‘felâketin’ altından kalkabileceğine dair
kurumsal donanıma sahip olduğu yönündeki bir diğer rapor mu olduğu akla
geliyor.
Konuyla ilgili geçenlerde kaleme aldığım ilk yazıda dile
getirdiğim üzere, yaşanan ‘doğal afetin’ 2004 yılındaki deprem ve tsunaminin
yol açtığı maddi hasardan geri kalır yanı bulunmadığı yönündeydi.
Bunu bir öngörü veya bir önyargı ile ortaya koymamıştım...
Aksine, daha felâketin izleri kamuoyuna pek fazla
yansımadığı ilk birkaç gün, bizzat yakınlarımızın da içinde bulunduğu bölgedeki
insanların can hıraş içinde bulundukları duruma tanık olmamdı bunu bana
söyleten.
Evlerinin çamurlu sular altında kalmasına ya da
yakınlarındaki tepenin evleri üzerine çökmesine ramak kala kurtulanlar ile aynı
bölgede ve aynı mekânda komşu evlerin sahiplerinin sular altında kalması,
canlarını kurtarsalar bile, ev-barkın yanı sıra ve ekonomik kaynaklarının ortadan
kalktığına şahit oluyorduk.
Günlerce ailelerinden haber alamayan yakın dostlar ile
evi-barkı sular altında kalan ancak derdi, “Toplumuma, acaba nasıl yardım ederim?” olan
bazı dostların da motosikletlerine, arabalarına atlayıp ve gidilen bölgelerde
yol-iz olmaması nedeniyle, çoğunlukla yürüyerek kırsaldaki köylere yaptıkları arama-tarama
çalışmalarıyla karşılaştıklarını bizlerle paylaşmaları oluşturuyordu.
Benar Meriah, Muara Dua, Pidie Jaya, Langkahan, vb.
yerlerden gelen bu paylaşımları bugünlerde hâlâ devam ederken, ilginçtir ne
fotoğraf karelerinde ne video çekimlerinde yardım çalışmaları yapan resmi
unsurlara rastlanmıyor!
Açe’den yükselen talep ve rasyonalite
Temelde, Açe yerel yönetiminin yani, Açe Valiliği’nin
uluslararası yardım talebinin ardında, böylesi bir temel gerçeklik yer alıyor.
Merkezi hükümet veya eyalette bulunan çeşitli resmi
kurumlar imkanlarını ‘seferber etmiş’ olduklar söylenmesine ve bu konuda şüphe
olmamasına rağmen, bu imkânların ne denli sınırlı olduğu ortaya konulan görsel
belgelerle kanıtlanıyor.
Felâket mağdurlarının kendi başına terk edilmişlikleri
hissi, sadece yaşanan felâketi, ‘bir kader’ olarak değerlendirip
geçiştirilebilecek bir olgu değil.
Bunu, en iyi bilen kişinin asker kökenli olan Prabowo’nun
bizzat kendisinin bilmesi gerekiyordu...
Batı Sumatra ve Kuzey Sumatra eyaletlerinin aksine, 2004
yılı tsunami tecrübesine sahip olan Açe’de Valilik ve halkın uluslararası
yardım taleplerini gündeme getirmelerini sebep aslında, tam da buydu.
Bir başka ifadeyle söylenecek olursa, Açeliler hem siyasi
kanallar hem de halk katmanlarında yaşanan felâketin büyüklüğünü
değerlendirebilecekleri bir örnek bulunuyordu önlerinde.
Anis Baswedan tepkisi
Başkan Prabowo’nun tüm taleplere karşın uluslararası
yardım kanallarını harekete geçirmemiş olması karşısında ulusal politika
çevrelerinden de tepkiler gelmekte gecikmedi.
Özellikle, 2024 başkanlık yarışında büyük ümitler bağlanan
ancak başkan seçilemeyen Anis Baswedan, başkan Prabowo’nun yukarıda dikkat
çektiğim söylemi üzerine, alaycı veya polemik olmayan, aksine gayet rasyonel
çıkarımlarla Başkan’ın argümanlarının yanlışlığını ortaya koyan açıklamalar
yapıyordu.
Ulusal felâket ilân etmeme konusundaki ısrarına rağmen
başban Prabowo’nun ulusal imkânları özellikle de ordu ve polis güçlerini
harekete geçirmesi, aslında yaşananların ulusal boyutta bir felâket olduğunun
filii olarak ispatı anlamına geliyordu.
Şayet yaşanan felâket, yerel ve bölgesel düzeyde olsaydı,
söz konusu üç eyaletin resmi makamları, bu üç eyaletteki sivil kuruluşlar kendi
imkanlarıyla yaşananların üstesinden gelirlerdi.
Ancak, yaşananlar, ulusal felâket boyutunda olması,
aradan geçen birkaç haftaya rağmen, insanların çok temel ihtiyaçlarının
giderilememiş olduğuna tanık olunuyor.
Acil yardım değil, kapsamlı program
Prabowo’nun açıkça cevap vermediği en önemli konu, hiç
kuşku yok ki, alt yapı kaynakları ile toplumun önemli bir bölümünün geçim
yollarının yeniden nasıl onarılacağı, yeniden yerine nasıl konulacağıdır.
Öyle ki, yıkılan köprüler, yataklarından taşan nehirlerin
ortadan kaldırdığı ana yollar, suların alıp götürdüğü veya kullanılamaz hale
getirdiği evler, resmi kurumlar, camiler vs., tarumar olan tarım alanları,
küçük boy hayvan işletmeciliği yapanların kayıpları, köy ve kasabalardaki küçük
esnaf vb. yönetimden cevap bekliyor...
Jasaba ve şehir merkezlerine değin hissedilen elektrik ve
su yokluğu hiç kuşku yok ki, tıpkı benzeri süreçlerde olduğu gibi/ önemli bir
kamu sağlığı tehdidini gündeme getiriyor.
Söz konusu tüm bu yıkımın nasıl onarılacağı, kime nasıl
bir yardım plânı yapılacağı konuları muğlaklığını koruyor.
Evet, Prabowo hükümeti, mali bir paketi gündeme
getirdi...
Ancak, her üç eyalet bu yardımları ne şekilde paylaşacağı
kadar, gerçekte sahada olan bitenle karşısında yerel yönetimlerin bu işin
üstesinden gelebilecek yeterlilik ve kapasitede olup olmadıkları soruları ciddi
bir önem arz ediyor.
Asker kökenli olması nedeniyle söylemlerinde sıklıkla
orduya ve polise gönderme yapan Prabawo’nun acaba bir ulus-devletin işleyişine
dair bürokratik mekanizma unsurlarından ne kadar haberdar olup olmadığı sorusu
akla geliyor.
Felâket süreçlerinde çoklu eylem planı olmadıkça bu
süreçleri yönetebilmek mümkün değildir.
Öyle anlaşılıyor ki, Batı Sumatra, Kuzey Sumatra ve Açe
Eyaletleri’nde bir süredir tanık olunan da bu...
Uzmanların dediklerine kulak kabartacak olursak, yaşanan
felâketin neden olduğu alt yapı sistemlerinin yeniden imarı meselesinin, yıllar
alacak boyutta olduğu söylemi olan biteni asker ve polis kuvvetlerini harekete
geçirerek çözülebilmekten uzak olduğunu bir başka açıdan ortaya koyuyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder