Mehmet Özay 26.12.2025
Kimi yıldönümleri, onulmaz acılarla zihinlerde,
gönüllerde yer eder.
21 yıl önce bugün, Hint Okyanusu’nu vuran deprem ve
tsunami de, bu günlerden biri olarak karşımızda yine...
Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse bugün, Hint
Okyanusu’nu vuran deprem ve tsunaminin 21. yıldönümü.
Kaçınılmaz anma
Bu süre zarfında, her yıl bu yıldönümüne dair, Açe
özelinde bazı hususlara dikkat çeken yazılar kaleme aldım.
Her yıl, yeni bir tsunami yazısını kaleme alırken,
“bazıları, herhalde abarttığımı düşünüyordur’ diye aklımdan geçmiyor değildi.
Bu noktada, sadece aradan geçen sürenin görece uzunluğuna
değil, bu geçen süre zarfında Açe’de gerçekten de önemli değişiklikler olduğunu
ileri sürerek artık, öncesi ve sonrasıyla tsunamiyi ele almaya gerek olmadığını
düşünenler olabilirdi.
Ancak, tsunaminin etkilerinin ortadan kalkması ile bu ve
benzeri ‘doğal afetler’le mücadele konusunda Açe’nin aradan geçen süre
zarfında, ne denli önemli bir mesafe kat edip etmediği, içinde bulunduğumuz
Aralık ayının başlarında ortaya çıkan sel felâketiyle bir kez daha gözler önüne
serildi.
Bu durumda, “21 yıl önce meydana gelen ‘doğal afet’ ile,
bugün yaşanmakta olan süreç arasında bir bağ kurmak mümkün mü?” sorusu akla
geliyor.
Hiç kuşku yok ki, bu tür ‘doğal afetlerde’ farklı
parametreler öne çıkıyor.
Örneğin, insan kayıpları, maddi kayıplar, yerel
yönetimlerin sadece maddi imkânlarıyla değil, insan ve teknoloji kapasiteleri
vb. gibi bağlamlarda bu tür süreçleri yönetip yönetemeyeceği, siyasal yönetim,
toplumsal barış, çatışma ve savaş koşulları vb.
Ne olmuştu?
26 Aralık 2004 tarihinde Samudra Denizi’nde,
Endonezya’nın Açe eyaleti’nin batı sahili açıklarında meydana gelen deprem ve
onun tetiklediği tsunami başta, Açe olmak üzere, Malaka Boğazı’ndan Doğu
Afrika’ya değin Hint Okyanusu’na komşu bölgelerdeki, yaklaşık 11 ülkesinde şu
veya bu şekilde tesirli oldu.
Bu ‘doğal afet’in tesirinin hissedildiği ülkeler ve
bölgeler kadar, o güne değin yaşanan en önemli doğal afetler arasında yerini
alması ile küresel gelişmelere de damgasını vurdu.
Örneğin, Açe Eyaleti, sadece Endonezya’nın değil, küresel
acil yardım tarihinin o döneme kadar ki en çok sayıda yardım kuruluşunun
ulaştığı ve -yedi milyar dolar gibi- en yüksek meblağda yardımın yapıldığı bir
bölge olarak tarihe geçti.
Açe’de ulusal hükümet, kendi çabalarıyla bu felâketin
altından kalkamayacağı anlamasıyla, kapılarını, -neredeyse her türünden-
uluslararası kuruluşlara açtı.
Bunun yanı sıra, o dönem Açe valilik ve ilgili
beledilerin bu önemli yükün altından kalkamayacağının anlaşılmasıyla, Açe’de
dört yıl süreyle (2005-2009) ‘bakanlık’ düzeyinde hizmet vermek amacıyla,
Yeniden Yapılandırma ve İnşa (Badan Rehabilitasi dan Rekonstruksi-BRR)
adıyla kapsamlı özel bir yönetim yapılanması hayata geçirildi.
Tsunamiden yaklaşık sekiz ay sonra yani, 2005 yılı 15
Ağustos’unda imzalanan barış anlaşmasıyla, Açe’de 1998’de yeniden yükselen
savaş ortamı yerini barışa terk etti...
Ordu ve polis birliklerinin önemli bir bölümü Açe Eyaleti’nden
çekilirken, ‘doğal afet’in değişik alanlardaki etkilerini anlamak, onarmak,
gidermek, yeniden yapılandırmak için yerli ve yabancı profesyonel ekipler
sahada çalışmalar gerçekleştirdiler.
Hatta bu alanların neredeyse, her biriyle ilgili kayda
değer akademik çalışmalar yapıldı, raporlar yazıldı, tezler tamamlandı...
Bunlar içerisinde tarım arazileri, balık çiftlikleri,
liman, köprü, kanal çalışmaları gibi bölgenin hem alt yapısı ile, eğitim,
sağlık, psikolojik destek vb. gibi doğrudan bireyleri ilgilendiren çabalar,
çalışmalar Açe’nin yeniden ayağa kalkmasında önemli rol oynadı.
Bugün ne oluyor?
Bugün yaşananların boyularına bakmak gerektiğinde, hiç
kuşku yok ki, akla öncelikle, ne türden bir dersin alınıp alınmadığıyla ilgili
bir yaklaşım akla geliyor ya da gelmesi gerekir...
Örneğin, bu noktada sıradan vatandaşların, belediyelerin,
Açe valiliğinin, Endonezya merkezi hükümetinin ve bölgedeki bakanlık adına
hizmet veren kurumların vb. olan bitenden ders alıp almadıkları sorgulanmayı
hak ediyor.
Bölgesel yapıların örneğin, ASEAN ile küresel kurumların
örneğin, Birleşmiş Milletler’e bağlı ilgili birimlerin, bu tür gelişmeler
noktasında ne tür hareket kabiliyetine sahip olup olmadıkları da yakından
incelenmeyi gerektiriyor.
Bir diğer husus, uluslararası faaliyet gösteren sivil
toplum ve yardım kuruluşlarının, böylesine beklenir gelişmelere ne denli
duyarlı ve hazırlıklı olup olmadıkları da gözden kaçırılmaması gereken bir
konu.
Burada durup, son bir ayda Sumatra Adası’nda olan biteni,
‘doğal afet’ bağlamında ‘istisnai’ bir durum kabul ederek, hiçbir şey olmamış
gibi davranmanın, tarihsel bir hataya eşdeğer olduğunu söylemek gerekiyor...
2004 yılındaki tsunamiden bu yana, Açe’de neler olup
bittiğini dikkate aldığımızda, herhalde yazdıklarımın abartı olmadığını
söyleyebilecek kaanate sahip olduğumu ileri sürebilirim.
Belki, şu maddi gerçeği hatırlamakta yarar var...
26 Aralık 2004’de yaşanan deprem ve tsunaminin yol açtığı
maddi hasar ve yıkım, bu ay içerisinde Sumatra Adası’nın Kuzey Eyaleti ile Batı
Eyaleti’ni de önemli ölçüde vuran yoğun yağış ve siklon etkileşimiyle ortaya
çıkan sel baskınlarının Açe’de meydana getirdiği hasar arasında doğrudan bir
benzerlik ve kıyaslama yapılmasına elverecek gelişmeler olduğu görülüyor.




