29 Temmuz 2012 Pazar

"Onn ailesi anlaşılmadan Malezya anlaşılmaz"


Mehmet Özay                                                                                                                        28.07.2012 


Malezya'yı anlamak için önemli bilgiler içeren ‘Legacy of Honour’ yıllar süren bir çalışmadan sonra yayınlandı. Kitabın yazarı Zainah Anwar ile Kuala Lumpur’da bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şimdi sizlere sunacağımız röportaj özel, Malay dünyasına ilgi duyanlara hitap eden bir röportaj. Mehmet Özay Bey’in soruları, izahları, karşı çıkışları belli okumalara dayanıyor. Metin içerisinde tüm gidiş gelişleri bu birikime vakıf olan anlar sanırız. Kolay değil, Malezya’yı Malezya yapan önemli değer koyuculardan bahsediyoruz. Onn ailesi anlaşılmadan Malezya anlaşılmaz. Ailenin önemi buradan geliyor.

Dato Cafer bin Muhammed
Onn'lar Müslüman mıdır, Malay milliyetçisi midir? Malum 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl ilk yarısı karışık bir dönem. Sadece Ortadoğu için değil, tüm Dünya Müslümanları için. Bundan Malay dünyası da payını alıyor. Özellikle o Müslüman, bu milliyetçi ayrımını kesin olarak yapmak pek mümkün değil. İslamcı siyaset bağlamında konuşuyorsak, Onn'lar İslamcı siyasetten gelmiyorlar. Özellikle oğul Onn’u, İngiliz eğitim alması dolayısıyla modern Malay milliyetçisinin öncülerinden sayabiliriz. Bununla birlikte, İngilizlerin “bu adam çok akıllı, işimize yaramaz” dediği bir insan.

Zainah Hanım’a gelince, Malezya örneğinde şunu kabul etmek gerekir ki, kimse burada kolay kolay ben “Müslüman değilim” demiyor. Feodal monarşik yapıdan da gelse, İngiliz eğitimi de alsa, avam da olsa Müslümanlıkları, aidiyet anlamında gücünü 'yeri geldiğinde'  hissettiriyor.

Sisters in Islam kurucularından Zainah Anwar ile, kaleme aldığı Legacy of Honour adlı eserini konu alan mülâkatı, Malezya’da, Kuala Lumpur’da çalıştığı kurumda gerçekleştirdim. Erkek sineğin bile giremediği Sisters in Islam’ın Kuala Lumpur’un ferah mahallelerinden birindeki mekânına vardığımda, birbiri ardı sıra üç bayanın sorgusuna maruz kaldıktan sonra, beklemeye alındım. Allah’tan Zainah Hanım’la önceden randevulaşmıştım. Buna rağmen yoğunluğundan dolayı sözleştiğimiz saatte ofiste değildi.

Zainah Anwar’ı sizlere, Legacy of Honour adlı eseridunyabulteni’nde tanıtmıştım. Bu eserin yazarı olmasının ve de Sisters in Islam’ın kurucularından olmasının dışında, ailesinin Onn ailesine yakınlığı onu yakın dönem Malay siyasi geçmişiyle ilişkili kılıyor. Özellikle babasının Dato Onn’la arkadaş oluşu, kendisinin ifade ettiği üzere, Onn ailesinin ondan böyle bir çalışma yapmasını talep etmeleri ilk elden onunla görüşmemi önemli kılan unsurlardı.

Zainah Hanım’ın kaleme aldığı bu eser, Malezya’nın bağımsızlık öncesi ve kısmen de sonrasında siyasi yaşama damgasını vuran bir ailenin, yani Onn ailesinin izleğini sürmesiyle oldukça önemli: Büyükbaba Dato Cafer bin Muhammed, oğul Dato Onn bin Cafer ve torun Hüseyin bin Onn.
Dato Cafer, Cohor Sultanlığı yönetiminin 19. yüzyıl ikinci yarısından 20. yüzyıl ikinci on yılına kadar odağında olmuş bir isim. Oğul, Dato Onn ise 20. yüzyılda baş gösteren Malay milliyetçiliğinin önemli simalarından biri olması ve Malay siyasetinin kurucu unsuru olan UMNO (Birleşik Malay Milliyetçi Organizasyonu) kurucusudur. Dolayısıyla bir yandan İngiliz sömürge yönetimiyle, öte yandan geleneksel güç merkezi Sultan’la ilişkileri önemli mücadelelere konu olmuştur. Dato Onn, siyasi karakterinin yanı sıra, bir entelektüel olması hasebiyle modern Malay düşünce dünyasında kayda değer bir yere sahiptir. Torun Hüseyin Onn ise bu iki güçlü figürün ardından siyaset sahnesine biraz da istemeyerek çıkmıştır. Malezya ikinci başbakanının “zamansız” vefatının, onun başbakanlık makamına taşınmasında büyük rolü vardır. Babası Dato Onn’un aksine içine kapanık bir kişiliğe sahip olmakla birlikte, disiplinli çalışması ile ulusun zor döneminde bir çare olduğuna kuşku yok. Evet, ilk çalışmalarına yaklaşık on yedi yıl önce başlayan ve nihayet geçen yıl yayınlanan eserin yazarı ile bu üç figürün yanı sıra Malay siyasetinin bazı unsurlarını da içeren mülâkatı sizlere sunuyoruz.
Bu çalışmaya ne zaman ve hangi koşullarda karar verdiniz?
Bu aslında uzun bir hikâye. Tamı tamına 16 yıl önce başladım diyebilirim. Talep Onn ailesinden geldi. Niçin bana böyle bir öneri getirdikleri sorulabilir elbette. Nedeni, babamın Dato Onn ile oldukça yakın bir arkadaşlığının olmasıydı. Benim de gazeteci ve yazar olmam hasebiyle ailenin o dönemki fertleri böylesi bir çalışmanın benim tarafımdan hazırlanmasının yararlı olacağını düşünüyordu.


Kitabınızda pek çok isim geçiyor. Muhtemelen pek çoğuyla mülâkat yaptığınız. Bu ne kadar vaktinizi aldı?
Dato Onn bin Cafer
1996 yılında başladığım bu çalışmada, mülâkatları yaklaşık iki yılda tamamladım. Toplam kaç kişiyle görüşme yaptığımı hatırlamıyorum, ancak sayı epeyce vardı. İki aşamada gerçekleştirdiğim mülâkatların ilk turunda Dato Cafer bin Muhammed ve Dato Onn bin Cafer üzerinde yoğunlaştım. İkinci turda ise Hüseyin Onn… İkinci turun sadece Hüseyin Onn’a ayrılmasının nedeni onu tanıyan pek çok kişinin hâlâ hayatta oluşuydu. İki yıl içinde yani 1998’de çalışmanın bir anlamda ilk aşaması yani taslak sonuçlanmıştı.
Ailenin önde gelen fertleri içinde görüşmediğiniz kişi veya kişiler oldu mu?
Hemen hemen hayır. Çünkü o dönemde hayatta olan pek çok aile ferdiyle görüşme fırsatı buldum. Bugün o nesilden pek kimsenin kalmadığını söyleyebilirim.
Yayınlanması niçin bu kadar gecikti?
Ortaya çıkan taslak üzerinde düzeltmeler nedeniyle sürekli aile fertlerine yeni müracaatlarım oldu. Bu arada, çeşitli nedenlerle zaman zaman, diyelim bir kaç yıl boyunca çalışmayı hiç elime alamadığım da oldu. En nihayetinde, kitabın yayınlanmasından iki yıl önce tüm vaktimi bu esere vererek bitirdim.
Mülâkatları nasıl gerçekleştirdiniz? Yani kayıt veya videoya aldınız mı?
Hayır. Hiçbir teknoloji aleti kullanmadım. Görüştüğüm aile fertlerinin büyük bir bölümü zaten yaşlı olduğundan yavaş konuşuyorlardı. Ayrıca gazeteci kökenli olduğumdan not almakta zorluk çekmedim.
Bu üç önemli siyasi kişiliği ortaya koyarken, aile fertlerini birinci kaynak olarak kullandınız. Bu anlamda otantik bir çalışma oldu diyebilir miyiz?
Elbette. Aynı aileye mensup ve Malay siyasetinin odağında birbiri ardına siyaset sahnesine çıkan bu üç kişinin izini sürmek son derece ilginçti.
Aile fertleriyle görüşmelerinizde özellikle bu üç fert arasında ortaya çıkan belirgin siyasi farklılıklar konusuna değindiniz mi? Değindiyseniz nasıl bir tepki ile karşılaştınız?
Elbette, tüm aile fertlerinin şu veya bu şekilde siyasetin içinde yer aldıkları biliniyor. Her biri son derece açık görüşlü insanlar ve görüşlerini oldukça net bir şekilde ortaya koydular. Beni en çok etkileyen ise, 80 ve hatta 90’ına varmış aile fertlerinin inanılmaz bir ifade gücüne sahip olduklarını ve herşeyi dobra dobra ortaya koyduklarını gördüm.
Öyle anlaşılıyor ki, aile tarihi konusunda bir “kaynak kişi” konumundasınız. Yeni projelerle size gelenler oluyor mu?
Evet. Mesela Hüseyin Onn hakkında yapılan bir belgesele katkı yaptım.

Malezya'nın üçüncü Başbakanı Hüseyin Onn
Tuttuğunuz notlar hâlâ elinizde mi?
Evet. Hepsini muhafaza ediyorum.
Bu eserden hareketle başka projeler gündeme geldi mi veya gelecek mi? Örneğin bir belgesel çekimi vs.
Hayır, bugüne kadar kimse bu tür çalışma için başvuruda bulunmadı. Ancak umarım kısa bir süre zarfında Malaycaya tercüme edilir. (Eserin İngilizce yayınlandığını burada hatırlatayım.M.Ö.). Ancak Hüseyin Onn’u konu alan bir belgesel film yapıldı. O dönemde yapımcı, benimle de röportaj yaptı. Benim bu eserden hareketle bir belgesel çekmem, çok yoğun olduğumdan, şimdilik imkânsız gözüküyor.
Feminist olduğunuzu da dikkate alarak sormak istiyorum. Bu eserde üç “erkek”ten bahsediyorsunuz. Hiç kadın figürü yok mu?
Ailede oldukça güçlü kadın şahsiyetler var elbette. Ailenin kadın üyeleri de, örneğin tıpkı Dato Onn gibi o dönemde birlikte siyaset hayatına atılarak UMNO (Birleşik Malay Milliyetçi Organizasyonu) içinde aktif rol almışlar. Ve bu kadın üyeler, o dönem İngilizlerin Malay Müslümanlarına dayattığı Malay Birliği (Malayan Union)’a karşı gösterilere Malay kadınlarının katılımı konusunda ciddi girişimlerde bulunmuşlar. İşte bu girişimler sonucunda belki de modern anlamda ilk defa Malay kadınları kendi özel alanlarından yani evden kamusal alana müdahil olmuşlar, meydanlarda yapılan gösterilere katılmışlar, mücevherlerini satarak harekete maddi destekte bulunmuşlar. Öyle ki, bu şekilde harekete üyelik aidatını –ki 1 Ringgit gibi cüz’i bir rakamdır- ödeyemeyen kadınlarınkini bile karşılamışlar. Eserde bu hususları dile getirdim.
Söylediklerinizden hareketle, bu dönemi, Malay kadın hareketinin başlangıç yılları kabul edebilir miyiz?
Akademisyen değilim, bu anlamda bir şey söyleyemeyeceğim. Elbette kadın hareketi ve milliyetçilik üzerine kimi akademik çalışmalar var. Ancak dönemsel olarak neler söylüyorlar, açıkçası bilmiyorum. Kesin olan şu ki, o dönem Ibu Zain, Khadijah Sidek, Putih Mariam gibi kadın figürlerinin bu dönemde ortaya çıkmışlardır. O dönemler kadının modern eğitimle ilişkisinin sınırlı olduğu, ev içi bir hayat sürdüğü, kamusal alanda öncülük yap(a)madığı vs. vs. biliniyor. Bizzat kadınları organize etme faaliyetine iştirak etmiş kadınlarla yaptığım mülakatlardan, Malay haklarını savunan UMNO siyasi toplantılarından ötürü kadınların evlerinin dışına çıkmak için makul gerekçeleri olduğunu anlıyoruz. Bizzat annemin de evi böylesi kadın toplantılarına açanlardan olduğunu yakinen biliyorum. Annem, çok iyi bir ahçıydı ve ahçılık ve biçki-dikiş öğretme bahanesiyle kadınlar evde toplanıyordu. Aslında, bu toplanmaların temel gayesi Malay Birliği’nin ne olup olmadığı konusunda politik bilinçlendirme faaliyetlerine zemin olmasıydı.
Eserinizin başlığına gelelim… Bu başlığı seçmenizin özel bir nedeni var mıydı?
Evet. Bu başlığı bilerek seçtim. Çünkü bu üç figür de onurlu, şahsiyetli ve ilkeli insanlardı… (burada derin bir nefes alıyor Zainah Hanım) Bu nedenle, bugünkü nesle bir zamanlar Malezya siyasal yaşamında böylesi ilkeli bir geleneğin var olduğunu hatırlatmak istedim.
Yani, derin içerik bağlamında mesaj vermek istiyorsunuz.
Elbette… Bu mesaj açık… Bu başlığı bilinçli olarak attım…
Başbakan Necib bin Razak, kitabınıza bir giriş yazısı yazmış. Başbakanın bir konuşmasında Onn ailesiyle bağını dile getirdiğini hatırlıyorum. İki aile arasında gerçekten bir bağ var mı?
Evet… Evlilik vasıtasıyla Onn ailesi ile Razak ailesi arasında bir bağ, hem de yakın bir bağ var.
Kitabın kahramanlarına geçelim… Dato Onn’u modern bir ‘Hang Tuah’ kabul edebilir miyiz?
Bunu hiç düşünmemiştim. Yani sultanla anlaşmazlığından dolayı böyle bir göndermede bulunuyorsunuz sanırım… Bilemiyorum… Sanırım bu beni aşar. Yani çünkü Hang Tuah hakkında ve onun Sultan’a bağlılığı konusunda çelişik düşüncelere sahibim. Bana göre kahraman Hang Jebat’tır. Nihayetinde, Hang Tuah en iyi arkadaşı Hang Jebat’ı, yani onu koruyan arkadaşını aldatmıştır. Bu benzerliğe itirazım olacak.
Büyükbaba Dato Cafer bin Muhammed, Sultan Ebubekir’in sağ koluydu ve yazılanlardan biliyoruz ki, Malay modernleşmesine önemli katkılarda bulunmuştu. Cafer bin Muhammed’le ilgili sözlü anlatılardan size ulaşan herhangi önemli bir malumat var mı?
Evet, görüştüğüm yaşlı, -ki neredeyse yüz yaşını aşmıştı o dönem- bayanlardan biri Bukit Senyum’da yaşamış. (Bukit Senyum, Cafer bin Muhammed’in Johor Bahru’da son yıllarını geçirdiği malikanesinin bulunduğu yer. Günümüzde bu malikane müze olarak hizmet veriyor. M.Ö.). O dönemle ilgili kimi bilgiler verdi. Ancak Dato Cafer’le ilgili dolaylı bilgi sahibiydi. Asıl kaynak, Profesör Ungku Aziz’in kayın validesi (eşi Azah Aziz’in annesi) Dato Onn’a daha yakındı. Dolayısıyla Buti Senyum yıllarına ve Dato Cafer’e dair malumata sahip tek kişi bu bayandı.
Dato Cafer neredeyse ölüm döşeğinde aile bireylerine yaptığı bir konuşması var. Bu konuşmada Dato Cafer önemli şeyler sarfeder. Dato Onn’un siyasi duruşuyla babasından bir anlamda ‘miras kalan’ bu görüşler arasında bağlantı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Evet, belki bir ölçüye kadar. Dato Cafer’in Sultan İbrahim’le arası pek hoş olmadığı biliniyor. Ancak saraya sadakat noktasında, Sultan İbrahim’e meydan okuduğunu söyleyemeyiz. Söyleminde dikkat çeken şey, yeni neslin, yani çocuklarının sultanla ilişkilerinde “gözü kapalı itaat etmemeleridir”. Yani sultan da olsa, yanlış yanlıştır. Bu nedenle yeni nesil, daha ‘protest’ bir yaklaşım sergilemeliydi. Bunu Azah Aziz söyledi bana.

Dato Cafer’in Sultan İbrahim’le ilişkisine dair neler biliyoruz?
Sultan İbrahim, o dönem genç bir sultandır. İngilizler’in -danışmanlık vasıtasıyla- sultanlığın ilişkilerine müdahil olmasına izin verir. Dato Cafer bu gelişmeden ve diğerlerinden, örneğin, sultanın aşırı para harcama alışkanlığı vs. vs. memnun değildir.
Örneğin, Osmanlı tarihinden bildiğimiz üzere, dönem dönem padişahlar yerine devlet yönetiminde söz sahibi olan vezirler var. Cohor Sultanlığı’nda da en azından Dato Cafer’in böyle bir işlev gördüğünü söyleyebilir miyiz?
Evet… Bu anlamda Sultan Ebubekir döneminde, Dato Cafer bir vezir konumundaydı ve yönetimde söz sahibiydi. Ancak oğul sultan İbrahim’in tahta çıkmasıyla Dato Cafer’in sarayda pek sözünün geçtiğini söyleyemeyiz. Onun yerine artık sahnede Rahman Andak vardır sarayda sözü geçen… Sultan İbrahim’in gözdesi Andak’tır. Tüm bu nedenler Dato Cafer’in sultanla arasının hoş olmamasının sebeplerindendi.
Ancak Sultan Ebubekir’in Dato Cafer’e büyük güven beslediğini biliyoruz. O derecede ki, sık sık gerçekleştirdiği yurt dışı ziyaretlerinde sultanlığı Dato Cafer’e emanet ediyordu.
Evet, haklısınız, doğru. Bu ilişki, Sultan İbrahim döneminde maalesef gerçekleşmiyor. Sanırım kitapta yer verdim. Sultan Ebubekir oğul İbrahim’den memnun değildir. Onun yerini başkasını tahta geçirmek arzusundadır. Ancak, Dato Cafer devreye girerek, Sultan Ebubekir’i ikna eder ve oğul İbrahim’in ‘çıraklık döneminde’ yardımcı olacağını ifade eder. Ancak daha sonradan hayal kırıklığına uğrayacaktır.
Oğul Dato Onn’a gelelim. Dato Onn UMNO’dan ayrılmasaydı Malay siyasetinde yeri neresi olurdu?
Elbette, kesinlikle bağımsız Malezya’nın ilk başbakanı olurdu. Fakat onun partiden ayrılması siyasal liderlikte sergilediği ilkeden kaynaklanıyordu. Onun düşüncelerini parti üyeleri kabullenemiyordu. Bir başka deyişle politikalarını kabul ettiremiyordu. Bu ilkeli duruşu nedeniyle kolayca sahip olabileceği başbakanlığı elinin tersiyle itebildi.
Bir siyaset adamı olmanın dışında Dato Onn’un Malezya’ya kazandırdığı neler var? Yani onun liderliğinin Malay toplumunun yeniden inşasına katkısı olmuştur diyebilir miyiz?
Sanırım, bu sorunun cevabı evet, çünkü son derece güçlü bir insandı, karizmatik bir liderlik tarafı vardı, kitleleri harekete geçirebilme kabiliyetine sahipti. Buna ilaveten, o dönem Malezyasındaki tüm ırkları bir araya getirme bağlamında gelişimci bir vizyona sahipti. Bildiğiniz gibi, Malay toplumu saraya ve sultana bağlılığı ile öne çıkan bir toplum. Bu çerçevede kendini bir “ulus” olarak görmemişti hiçbir zaman, ne federal düzeyde ne de ulusal bazda. Dato Onn ülke gerçekliğindeki çok ırklı bakışı yakalayabilmişti, tıpkı Tunku Abdul Rahman gibi… Gene tıpkı Tunku gibi İngiliz okullarında okumuş ve hem Malay hem de İngiliz bakış açısına ve duruşuna sahipti. Global anlamda açık görüşlü bir insandı diyebiliriz.
Fakat Tunku saray ailesine mensup…
Doğru… Ancak öte yandan, Dato Onn da saray çevresinde yetişmiş biri. Sultanın çocukları ile birlikte oynadı, okula gitti. Tunku saraylıydı, bununla birlikte bir halk adamıydı. Halka uzak bir şahsiyet değildi. Kimi açılardan birbirleriyle çok benzeşiyorlar… Her ikisi de çoğulcu ırk toplum yapısında güvenli bir şekilde liderliklerini sergiliyorlardı. Malezya’nın başarısının bağımsızlık sürecinde farklı ırkları getirebilme kabiliyetine dayandığını düşünüyorum. Tunku bunu başardı ve onun yerinde Dato Onn olsaydı, inanıyorum ki, o da benzer bir başarı sergileyebilirdi. Bu çerçevede Dato Onn’un en önemli kusuru, inatçılığıydı. Bir kere karar verdiğinde asla kimse verdiği o karardan döndüremezdi. Bu özelliğinin o süreçte sorun oluşturduğu kanaatindeyim. Bağımsızlığını yeni elde etmiş ülkenin lideri olarak Tunku bu anlamda daha açık ve esnek bir yaklaşım sergiliyordu.
Peki, Dato Onn ile Lee Kuan Yew arasında nasıl bir ilişki olduğunu sorsam?
Dato Onn’un Lee Kuan Yew gibi otokrat bir lider olacağını düşünmüyorum. Bir keresinde babamın bana söylediği üzere, Dato Onn çevresindekilerle sürekli fikir alış verişinde bulunan ve buna önem veren bir liderdi. Sohbeti sever ve genç olsun, yaşlı olsun insanların düşüncelerini almayı önemserdi. Bu anlamda, her Perşembe akşamı Dato Onn’un evinde meclisler kurulur ve sabah 3’lere 4’lere kadar süren sohbetler yapılırdı. Dato Onn bir konuda tartışma açar ve herkesin katkıda bulunmasını isterdi. Herkes çekinmeden, serbestçe fikrini ortaya koyardı. Lee Kuan Yew’un karakterinde bu unsurların yer alabileceğini sanmıyorum. Çünkü Lee her şeyin cevabını kendisinin bildiğini düşünen bir lider…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder