Mehmet Özay 13.02.2026
Bangladeş’te, 12 Şubat’ta yapılan genel seçim sonuçları bugün açıklandı...
‘Bangladeş Milliyetçi Partisi’ (Bangladesh Nationalist
Party-BNP), 299 sandalyeli mecliste 212 milletvekili kazanırken, koalisyon
bloğu içerisinde, iddialı olarak seçimlere giren Jamaat-i İslami ise 70
milletvekili elde etti.
2024 yılı Temmuz ayındaki gösterilerin ardında olduğuna
işaret edilen öğrenci kitlelerinin kurduğu, Milliyetçi Vatandaş Partisi (National
Ciziten Party-NCP), Jamaat-i İslami liderliğindeki koalisyon içerisinde 5
milletvekili kazandı.
50’yi aşkın partinin seçimlere katılması rekor kabul
edilirken; seçmenler yaklaşık yüzde altmışının sandık başına gitti. Seçim
sürecinde, Halk Partisi’nin (Awami League-AL) katılımının yasaklanmış
olduğunu da hatırlatayım.
Seçimlerin anlamı
Seçim sonuçlarının kısa cevabı, iktidarı 2006 yılında
bırakmış olan BNP’nin, yirmi yıl sonra yeniden iktidara getirilmiş olmasıdır.
‘Getirilmiş’ dememden kasıt, en azından son iki yılda
ülkede yaşananların ardından, Bangladeş siyasetinde neyin değiştiği konusunun
sorgulanmayı hak ettiğine vurgu yapmamdır.
Seçimlerin ardından söylenmesi gereken ilk şey, bugün
açıklanan seçim sonuçlarının, temelde, 2023 yılında BNP öncülüğünde başlayan,
dönemin Şeyh Hasina hükümetine yönelik ‘istifa’ çağrılarının ve 2024 yılı Temmuz
ayında meydan gösterilerine ve anarşiye evrilen toplumsal ve siyasal
hareketlerin son bulduğu bir sürece tekabül ediyor oluşudur.
Bununla birlikte, benzeri durumlarda olduğu gibi gündeme
getirilen ve klasikleşen, “bu seçim sonucuyla bir dönem kapanırken, yeni bir
dönemin açıldığı” konusundaki görüşleri temkinli yaklaşmak gerekiyor.
Bununla kastım, 2024 Temmuz meydan gösterilerinden
amacının, yeni bir BNP hükümeti iktidara taşımak mı yoksa, ülke siyasetine yeni
bir soluk kazandıracak bir siyasal açılıma imkân tanımak mı olduğu sorusunu
gündeme getirmektir.
İkilemler
Ülke siyasetine demokrasi getirmeyi amaçlayan sürecin,
bugün geldiği noktaya bir başka açıdan bakıldığında, ortada bir ikilemin
yaşandığı anlaşılıyor.
Öyle ki, 17 yıldır ülke dışında sürgünde yaşayan -ya da
yaşamak zorunda kalan- 60 yaşındaki Tarık Ziya, ülkeye dönerek hükümeti
kurmakla görevlendirilirken, 2024 yılına kadar neredeyse, on yılı aşkın süre
yöneten sabık başbakan Şeyh Hasina’nın bugün Hindistan’da sürgünde oluşudur.
Üstüne üstlük, hakkında verilen idam kararı ile siyasal
bir suçlu olarak...
Bu ‘sürgün’ olgusuna eklemlenecek bir diğer sembolik olgu
ise ‘ordunun’, ülkede sözde yaşanmakta olan demokrasi sürecinin ‘askerlerin’
gölgesinde gerçekleşmesidir.
Bu durum, Şeyh Hasina’nın ülkeden kaçışında olduğu gibi,
Tarık Ziya’nın ülkeye gelişindeki görsel veriler bize ordunun, siyaseti koruma
ve kollama görevini, ‘hakkıyla’ yerine getirmekte olduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, demokrasi kurumu bir yana, sağlıklı ve güvenli
bir toplum olmanın temel parametrelerinden biri olan sivil kurum ve bu
kurumların geniş toplum kesimlerine kazandırması beklenen olgunluktan
rasyonalite değerlerine değin, medeni olmanın temel şartlarını ve bunların toplumsal
pratiklerinin ülkede yer etmemiş olduğunu gösteriyor...
Ekonomisiz demokrasi
Bir önceki yazıda, Bangladeşteki siyasi partilere işaret
ederek, “Herkesin derdi başka” demiştim...
Farklı siyasal ideolojilerin varlığı ve bunların gövde
gösterileriyle ‘demokrasi’ yarışına katılımlarına rağmen, ülkede ‘ekonomi’nin
saplandığı bataklık gerçeğiyle ilgili olarak, söz konusu bu ideolojileri temsil
eden siyasal partilerin ne için var olduklarıyla, halka hizmetle görevli ilgili
kamu kurumlarının ne tür işlev gördükleri konusunda karamsar bir görüşün
oluşmasına neden oluyor.
Burada bir dizi soruyu gündeme taşımakta yarar var...
Geniş toplum kesimlerinin ekonomik varsıllıklarının
sağlanmasının, demokrasi olgusunun vazgeçilmez temellerinden biri olduğu göz
ardı mi ediliyor?
Bangladeşliler, ‘ekonomimiz son derece kötü ancak,
demokrasimiz var mı?” diyorlar.
Bir buçuk yılı aşkın süredir ülkede siyasal egemen olarak
varlık süren geçici hükümetin, ekonominin temellerini rayına koyma ve olası bir
‘demokratik’ seçimin ardından, iktidara gelecek yeni siyasal yapıya sağlıklı
bir yol haritası sunması mümkün olmuş mudur?
Her görüşten siyasal hareketin ve partinin amacının
farklılığı, bu ilgili kurumların mensupları ve destekçilerince, “biz
‘demokrasi’ yarışını kazanalım da, gerisi önemli değim mi?” görüşünü
paylaşıyorlar acaba.
Zor sorular vesselam...
Nereden nereye?
Bugün, BNP’nin iktidara taşınması, yaklaşık on yılı aşkın
bir süre önce yani, 2014’de, BNP’nin o dönemki başkanı Begüm Ziya’nın genel
seçimleri boykot kararıyla talep edilen siyasal açılımın gerçekleşmiş olduğu
anlamı taşıyor.
Bu durum bize, 1971 yılından itibaren ülke siyasal
yaşamına damgasını vuran ‘Halk Partisi’ (Awami League) ile ‘Milliyetçi
Parti’ (Bangladesh Nationalist Party-BNP) arasındaki siyasal düellonun
bitmediğini ve ülke siyasetine yeni bir soluk getirebilecek siyasal
hareketlerin ve partilerin gündeme getirilemediğine işaret ediyor.
Bazı yayın organlarındaki değerlendirmeler bize, BNP
başkanı Tarık Rahman’ın kangren hale gelmiş ülke sorunlarına yenilikçi
yaklaşımlarla çözüm sunabilecek bir siyasetçi olmaktan ziyade, yukarıda dikkat
çektiğim üzere, bağımsızlıktan bu yana ülke yönetimi dönem dönem paylaşan ve bu
paylaşım süreçlerini derin toplumsal ve siyasal travmalara dönüştürme
‘becerisi’ gösteren iki siyasal franksiyondan birinin kurduğu siyasal hanedan
mensubu olmasına dayandığını gösteriyor.
Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, ülkede mevcut iki
siyasi parti mensuplarının iddialarına rağmen, varlığı gayet kuşkulu olan
demokrasinin değil, siyasal güç kapışmasının reel siyasetin anlamına geldiğinin
teyitidir.
Demokrasinin yeniden icadı
Bangladeş’te son on sekiz aydır görev yapan geçici
hükümetin temel rolünün, ülkede yasa ve düzen konusunda yeni düzenlemeler ortaya
koyma beklentisiydi.
Ancak, şu da bir gerçek ki, dev sorunlarla yüklü bir
ulusal siyaset gündemini bir buçuk yıl gibi görece kısa sürede hem de ‘geçici’
sıfatıyla anılan bir yönetimle hâl yoluna koymanın mümkün olamayacağıdır.
Zaman bahanesi ortaya konulmak istendiğinde ise,
karşımıza, geçici hükümetin, genel seçim kararı almasında, gerek iç toplumsal
ve siyasal sabırsızlık ile uluslararası süreçlerin de kayda değer rolü olduğunu
söylemek yanlış olmayacaktır.
Bununla birlikte, geçici hükümetin bu alanda ne kadar
başarılı olduğunu, Tarık Rahman hükümetinin icraatlarının ortaya konmasıyla
görüp izlemek gerekiyor.
Bugün hükümeti kurmakla görevlendirilen BNP lideri Tarık
Rahman’ın iddialı bir şekilde gündeme getirdiği ülkede “güçlü bir demokrasinin”
kurulması çağrısını dikkat almak gerekiyor.
Bir siyasetçinin, bu tür çağrısının önemine kuşku
bulunmuyor...
Bununla birlikte, ülkede aile yapısından başlayarak özel
ve kamu kuruluşlarına değin uzanan geniş alanda bireylerin, toplumsal grupların
ne tür ilkeler bütününe sahip oldukları ve bu bütünlüklerin bahsi geçen ve
getirileceği ileri sürülen ‘demokrasi’ olgusu ve değerleriyle, ne türlü
örtüştüğü konusu üzerinde dikkatle durulmayı hak ediyor.
Tarık Rahman
BNP lideri Tarık Rahman’ın, yeni siyasal süreci yönetmesi
bekleniyor...
Tarık Rahman’ın ulusal siyasete dikkat çekici katılımı
2009 yılında, BNP’nin birinci başkan yardımcısı olarak seçilmesi oldu. 2018
yılında annesi, Begüm Ziya’nın parti başkanlığından seçilmesi üzerine de
facto parti başkanı oldu.
BNP’nin 2001-2006 yıllarındaki iktidarı döneminde o
dönem, Uluslararası Şeffalık kurumu verileri dikkate alınacak olursa, o dönem
Bangladeş, dört yıl boyunca ardı ardına, yolsuzluklar konusunda ilk sırada yer
almıştı.
Ülkede kurtarıcı olarak geldiği intibaı verilmeye
çalışıyan Tarık Rahman’ın yenilikçi bir siyasetçi olarak mı yoksa, siyaset
dünyasında hanedanlık kurmuş olan bir ailenin mensubu olarak mı Bangladeş’e
hizmet edeceğini önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder