Mehmet Özay 18.02.2026
Bunlardan ilki, ulusal barışın tesisi, ikincisi demokrasinin inşası ve üçüncüsü de, ekonomik kalkınmanın sağlanmasıdır.
Belki, birbirinden uzakmış gibi görülen bu üç olguyu birbirine eklemlemeye yarayacak yaklaşımın ikincisi yani, demokrasi bağlamı vasıtasıyla gerçekleşmesi gibi bir olasılık bulunuyor.
Bu üç olguyu, detaylı bir şekilde ele almak yerine sadece, ‘demokrasi’ olgusu üzerinde duracağım.
Ancak, önce yakın geçmişte yaşanan bir olguya değinmekle temelde, yukarıda ne kastetmek istediğime dair bir ipucu vermiş olacağım.
Ve bunu, kendimle çelişme adına(!) ya da Bangladeş siyasal kurumlarının var olan siyasal kavramları -örneğin, demokrasi- ne denli manipüle edebileceğini ortaya koyma adına yapacağım...
2024 Ağustos’unda ülkeden kaçmak zorunda kalan Şeyh Hasina liderliğinde, son on yılı aşkın süre görev yapan hükümetler sürecinde ülkenin, gayet önemli ekonomik kalkınma süreci yakaladığını unutmayalım...
Ekonomi iyiye giderken, demokratik kurumların maruz kaldığı gerilemenin, salt dönemsel bir olgu olduğunu düşünmek, Bangladeş için yapılacak en büyük hata olur.
Bu durumda, ülkenin yaklaşık son iki yılına mal olan gelişmelerin, Bangladeş şartlarında şu veya bu şekilde var olduğu söylenebilecek demokratik kurumlara yönelik ‘operasyonlar’ın, ülkeye kaosu getirdiği bugün çok daha net anlaşılıyor.
Olgunlaşma
Bir önceki yazıda, seçimi kazanan -ya da kazandırılan- ‘Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin (Bangladesh Nationalist Party-BNP), hükümeti kurmasıyla sonuçlanan gelişmeyi, ülkede değişimi sağlaması beklenen sürecinin işareti olarak görülmesinde acele edilmemesini söylemiştim.
Bunun temel nedeni, toplumsal hareketler dinamiklerinin neden olduğu ve bunun, ordu marifetiyle desteklendiği ve yönetildiği siyasal değişim ile kalıcı siyasal, kurumsal ve toplumsal değişimlerin ortaya çıkış ve olgunlaşma süreçleri arasında fark olduğu gerçeğine dayanıyor.
Demokrasi cazibesi
Ülkede, son iki yıllık süre zarfında yaşanan siyasal değişimin bugün geldiği noktada gündeme taşınan ve genel itibariyle, siyaset dilinde öncelik tanınan ‘demokrasi’ kavramının cazibesine kuşku bulunmuyor.
Buna rağmen, Bangladeş modern tarihinde bu kavramın yer alış biçimini göz ardı ederek, geçici hükümet dönemini ve bugün, seçimin ardından kurulmakta olan BNP hükümetinin çabalarının ülkeye, tüm içerikleriyle demokratik bir siyasal ve toplumsal sistem oluşturup oluşturmayacağını, rasyonel bir şekilde ele almak gerekiyor.
Kimi gözlemcilerin dile getirdiği üzere, ülkenin modern siyasal tarihine egemen olan Halk Partisi ve Milliyetçi Parti hükümetlerinin “siyasal güvensizlikte buluştukları” ve her daim, “seçimleri manipüle etmeye matuf politikaları” yönündeki görüş dikkate alındığında Bangladeş toplumunun pek de olumlu bir tecrübeye sahip olmadığı ortaya çıkıyor.
Karar: popülizm mi demokrasi mi?
Bu çerçevede, konuyu ‘popülizm’ ve ‘demokrasi’ ikilemi bağlamında kısaca ele alacağım.
Benzeri ülkelerde olduğu üzere, “popülizmin” bir siyasal araç ve aygıt olarak ele alınıp uygulamaya konulması, Bangladeş modern siyasetinin tıkanıklığının temel nedenlerinden biri kabul etmek gerekiyor.
1971 yılı bağımsızlığını baz alarak bu süreci değerlendirmek gerektiğinde, yarım yüzyılı aşkın siyasal yapılaşmanın varlığıyla karşılaşırız.
Bu durum, sadece zamanın uzunluğuyla sınırlı olmayan aynı zamanda, bir siyasal yapı olarak -epistemik anlamda- devletin kuruluşunu da ilkesel ve kurumsal olarak belirlediği anlaşılabilecek bir durumla karşı karşıya olduğumuzu göz ardı etmemek gerekiyor.
Popülizmin karşısında yer alan ve adına, demokratik denilen ve içinde, siyasal ve toplumsal bağlama dair idealler ile örtüşen kurumsal yapılaşmanın da olduğu bir sistemi inşa etmenin ne şekilde ortaya konulabileceği tartışması bugün, Bangladeş için çok daha aciliyet arz ediyor.
Alternatif: Neden olmasın?
Burada, kısaca şu hususu da, gündeme getirmekte yarar var...
Ülkede değişimin kalatizörü olarak öne çıkanların üniversite öğrencileri olmasından hareketle örneği bu kitle üzerinden vermek gayet mantıklı...
170 milyonluk ve halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan Bangladeş’te, ‘demokratik’ değerler bağlamını ve kavramını yadsıyan kesimler olduğuna kuşku yok.
Bunu, yurt dışında yüksek öğretim kurumlarında okuyan Bangladeşli öğrencilerin yaklaşımlarından biliyorum.
Bir siyasal tercih olarak, böylesi bir yadsımaya karar verilebileceğini ilkesel olarak da kabul ediyorum.
Ancak, Bangladeş’te yaklaşık iki yıl önce toplumsal gösterilerle ülke siyasal yaşamını paranteze alanların, benim karşılaştığım öğrenciler nesli olması ve bu neslin, diyelim ki, ‘İslami’ yelpazeden gelen kesimlerinin, -en azından söylem olarak ülkede var olan ve bugün seçim sonrasında güncellenmeye çalışıyan ‘demokrasi’ ideali karşısında benimsedikleri anlaşılan dünya görüşünün yani, İslami perspektifin ne tür bir alternatif oluşturabileceğine dair, -soyut bağlamda kalmamak şartıyla- gayet donanımlı açıklamalarla öne çıkmaları gerekiyor.
Popülizmde devam!
Yukarıda dikkat çektiğim popülizm olgusunun sadece, Bangladeş modern siyasal tarihine egemen olan Halk Partisi ve Milliyetçi Parti kadrolarınca oluşturulan, idare edilen ve işlevselleştirildiğini söylemekle yetinmek mümkün.
Ancak, içinde insan stoğu da dahil olmak üzere, toplumsal yapının dinamikleri dikkate alındığında, kendilerini İslamcı siyasal bağlamda gören ve ifade eden -benim karşılaştığım öğrenciler benzeri- kitlelerin, bu popülizmin neresinde yer aldıklarını enine boyuna düşünmeleri gerekiyor.
Yüksek öğretim gibi, eğitim aşamalarının en olgun seviyesinde yer almalarına rağmen, bu çevrelerin, toplumsal ve siyasal hareketleri anlama ve anlamlandırma konusunda olgunluk sergileyip sergilemedikleri kendi başına bir araştırma konusu.
Diyelim ki, -kalıcı olmayan bir ön yargıyla hareket ederek söylersem!- yüksek öğretimde yer alan toplumsal kesim ve benzerlerinin popülizmi bilerek veya bilmeyerek işlevselleştirmiş olmaları kabul edersek, geniş toplumun geri kalan kesimlerinin popülizmle yatıp popülizmle kalkmalarını yadsımamak gerekiyor.
2024 Ağustos ayından itibaren görev yapan geçici hükümetin başında bulunan Prof. Muhammed Yunus’un dün resmen görevden çekilmesiyle BNP hükümetinin yolu açılmış oldu.
Kurulacak yeni hükümetin görevinin, yazının başında dikkat çektiğim ulusal barışın tesisi, demokrasinin inşası ve de ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi bulunuyor.
Ancak, bu üç olgudan öne çıkanın demokrasi olması, sadece Bangladeş siyasetinin değil, Bangladeş toplumunun da yol alması gereken epeyce bir yol olduğunu gösteriyor.
https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/bangladesde-siyasal-yeniden-insa-ve-demokrasi-political-reconstruction-and-democracy-in-bangladesh/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder