Mehmet Özay 16.03.2026
Seçimi kazanan veya kazandırılan ‘Bangladeş Milliyetçi
Partisi’nin (Bangladesh Nationalist Party-BNP), ülkenin 1971’deki
bağımsızlığından bu yana, temelde iki rakibi bulunduğunu hatırlamak gerekiyor.
Bu hususa aşağıda değineceğim...
Seçimle ne isteniyor?
Genel seçimle birlikte, ülke siyasal yaşamının yeniden
yapılandırılması konusunda da, seçmenin görüşüne başvuruldu.
Bu anlamda, seçmenden hangi alanda karar vermesi
istendiği konusu, aslında tam da, ülke siyasal yaşamındaki kargaşanın ne
olduğunu bize göstermeye yetiyor.
Anayasa da yapılması beklenen değişimler başbakanların
görev süresinin iki dönemle sınırlandırılması, iki meclisli yapı, kadın
vekillerin sayısı gibi alanları içeriyor...
Seçmen, iktidarı BNP’ye verirken, bu alanlardaki
değişiklikleri de, onayladığını bizatihi oylarıyla teyit etmiş oldu...
Bir seçim sonucu olarak bu gelişmeyi, olumlu görmek
mümkün...
Ancak, yapısallıkla sınırlı olan bu değişim çağrısı ve
olası değişim sürecini bizatihi kurtarıcı olarak görmek için önemli bir zaman
dilimine ihtiyaç var.
Örneğin, ülkenin modern tarihinde kurulan hükümetlerin
Şeyh Hasina ve Begum Ziya gibi iki kadın başbakan arasında -bir anlamda-
monopolleştirilmesinin kadın seçmene, kadın sorunlarına, kadın üzerinden
toplumsal yaşama ve demokrasiye ne tür katkısı olup olmadığı sorgulanmadan,
mecliste kadın temsilcilerin niceliksel artışını öne çıkartmanın pek bir anlamı
bulunmuyor.
Ya da izahı bir başka şekilde yapacak olursak, ekonomik
ve siyasal yolsuzluklara maruz aklan Bangladeş’te, siyasal sistemin zirvesinde
yer alan iki ismin Şeyh Hasina ve Begum Ziya gibi iki kadın liderin söz konusu
gelişmelerden ne denli soruml uolup olmadığını sorgulamadan ‘kadın merkezli’
siyaset yapma biçimini kurtarıcı bir olgu olarak sunmak rasyonel bir tutum
olarak gözükmüyor.
Sorunun salt ‘kadın’la ilgili bir yönü olmadığını da
belirteyim...
Benzer bir eleştirel söylemi diğer siyasiler, siyasi
partiler, toplumsal gruplar için de, gayet rahat bir şekilde dile getirmek
mümkün.
Siyasal yapı ve diğerleri
Bunun ötesinde, Bangladeş’te uzun dönemli olarak yaşanan
sorunu, salt siyasal yaşam çevresinde örgütlenen partiler, parlamento ve
hükümet yapısı ile sınırlandırmak mümkün değil.
Temelde, bu alanda ortaya çıkan kayda değer sorunların
ülkenin toplumsal yapıdaki dinamikler, eğitim ve dünya görüşü ile bunların
bileşiminden teşekkül eden siyasal bilincinin, doğrudan yansıması olduğunu
hatırlamak gerekiyor.
Bu nedenle, Bangladeş’le ilgili son dönemde kaleme
aldığım yazılarda, ne 2024 yılında ortaya çıkan toplumsal tepkiler ve
ayaklanmaları, ne düne kadar “geçici hükümet” sıfatıyla ülkede taşları yerli
yerine koymayı hedefleyen siyasi yapıyı, ne de geçen hafta yapılan seçimleri ve
sonuçlarını kayda değer değişimin izleri olarak görülebilir.
Nihayetinde, siyasal bilince sahip -veya sahip olmayan-
seçmenin, siyasi organizasyonların, siyaset dışı kurumların vb.
belirleyiciliğinin arzu edilen siyasal değişimin gerçekleştirilmesinde başat ve
belirleyici rol oynadığını unutulmamalıdır.
Ekonomi’nin ötesi
Bu hususla ilgili olarak, ülkenin sorunlarına dair
yapılan açıklamaların içinde yer alan işsizlik, yatırımcı güveni vb. gibi
ekonomi alanıyla bağlantılı olguların ilk sırayı almasının dahi, temelde
anlamla bir yaklaşıma tekabül etmediğini söylemeliyim.
Sorunun ekonomik dar boğazdan öte, ekonomi kurumunu ve
bununla ilintili alanların yönetiminin yapısal niteliklerinin, ne olup
olmadığıyla ilgilidir.
Bunu kısaca, bazı gözlemcilerin de dile getirdiği üzere,
“kurumsal hesap verilebilirlik” kavramı ile açıklamak mümkün.
Ancak, ben bu kavramın ‘kurumlarla’ ilişkilendirmenin
ötesinde, Bangdaleş toplumunda yer alan her bir bireyin, böylesi bir bilince
sahip olup olmadığını gündeme getirerek sorgulanması gerekiyor.
BNP
Giriş’de dile getirdiğim üzere, bugün iktidar kolduğuna
oturmuş veya oturtulmuş olan BNP’nin, biri doğal diğeri gizli iki rakibi
bulunuyor.
Rakiplerden biri yani, doğal olanı, Halk Partisi’dir (Awamie
League). Ve rakiplerden gizli olanı ise ordu’dur...
BNP için, bu iki rakip arasında da, temelde bir ayrışma
olduğu da vurgulanmalıdır.
Halk Partisi’nin, ana rakip olduğuna kuşku bulunmuyor.
Bu durum, zaten ülkenin kısa modern siyasal tarihine göz
atıldığında, kendini gayet net bir şekilde ortaya koyan bir gerçeklik.
13 Şubat seçimlerine katılımı yasaklanmış olan Halk
Partisi’nin, ulusal barışın tesisi adına yakın bir gelecekte yeniden siyasal
sisteme katılımına imkân tanınması, dün var olan çatışmacı politikanın yeniden
başlaması anlamına gelecektir.
BNP ile ordu arasındaki ilişkinin ise dünkü boyutu, en
azından 2008’den itibaren yaşanan gelişmeler noktasında, Halk Partisi’nin
iktidarının devamlılığıyla ortaya çıkan yönüdür.
Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Şeyh Hasina
hükümetlerinin en önemli destekçisinin ordu olmasıdır...
BNP ve ordu arasındaki ilişkide bugün yani, 13 Şubat
seçimleriyle belirlenen bir boyutu var.
Öyle ki, ynı ordu kurumunun, 2024 Temmuz’undaki toplumsal
ayaklanmalarda taraf değiştirmiş ve bugün, BNP iktidarının tesisine olanak
tanımış olması gayet manidardır.
Bu durum, Bangladeş’te, hangi siyasi parti iktidar olursa
olsun, bir sonraki seçim sürecinin hazırlığı aşamasında, iktidar olan ilgili
parti taraftarlığıyla ve ordu kurumu arasında kayda değer bir ilişkinin
varlığını ortaya koyuyor.
En azından, ülkenin bağımsızlığından bu güne kadar seçim
süreçlerinde yaşanan kargaşanın ve ordunun müdahalesine kadar varan anarşinin
görünürlük kazanmasında, bu olgunun bulunduğunu biliyoruz.
13 Şubat seçimleriyle birlikte seçmenin görüşüne sunulan
anayasal değişimlerin yukarıda dikkat çekilen süreci sona erdirip
erdirmeyeceğine önümüzdeki dönemde tanık olacağız.
İlginçtir, -yanılmıyorsam- öne sürülen anayasal
değişimlerde ordunun, siyasal ve toplumsal yaşamdaki rolüne dair herhangi bir
açılıma rast gelmiyoruz...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder