19 Şubat 2026 Perşembe

Bangladeş’de siyasal yeniden inşa ve demokrasi / Political reconstruction and democracy in Bangladesh

Mehmet Özay                                                      18.02.2026

Bangladeş’te, yeni hükümetin kurulması ve bazı alanlarda anayasal değişikliklerin yapılmasına imkân tanıyan seçim ülkede birkaç açıdan önem taşıyor. 

Bunlardan ilki, ulusal barışın tesisi, ikincisi demokrasinin inşası ve üçüncüsü de, ekonomik kalkınmanın sağlanmasıdır. 

Belki, birbirinden uzakmış gibi görülen bu üç olguyu birbirine eklemlemeye yarayacak yaklaşımın ikincisi yani, demokrasi bağlamı vasıtasıyla gerçekleşmesi gibi bir olasılık bulunuyor. 

Bu üç olguyu, detaylı bir şekilde ele almak yerine sadece, ‘demokrasi’ olgusu üzerinde duracağım. 

Ancak, önce yakın geçmişte yaşanan bir olguya değinmekle temelde, yukarıda ne kastetmek istediğime dair bir ipucu vermiş olacağım. 

Ve bunu, kendimle çelişme adına(!) ya da Bangladeş siyasal kurumlarının var olan siyasal kavramları -örneğin, demokrasi- ne denli manipüle edebileceğini ortaya koyma adına yapacağım... 

2024 Ağustos’unda ülkeden kaçmak zorunda kalan Şeyh Hasina liderliğinde, son on yılı aşkın süre görev yapan hükümetler sürecinde ülkenin, gayet önemli ekonomik kalkınma süreci yakaladığını unutmayalım... 

Ekonomi iyiye giderken, demokratik kurumların maruz kaldığı gerilemenin, salt dönemsel bir olgu olduğunu düşünmek, Bangladeş için yapılacak en büyük hata olur.

Bu durumda, ülkenin yaklaşık son iki yılına mal olan gelişmelerin, Bangladeş şartlarında şu veya bu şekilde var olduğu söylenebilecek demokratik kurumlara yönelik ‘operasyonlar’ın, ülkeye kaosu getirdiği bugün çok daha net anlaşılıyor. 

Olgunlaşma

Bir önceki yazıda, seçimi kazanan -ya da kazandırılan- ‘Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin (Bangladesh Nationalist Party-BNP), hükümeti kurmasıyla sonuçlanan gelişmeyi, ülkede değişimi sağlaması beklenen sürecinin işareti olarak görülmesinde acele edilmemesini söylemiştim.

Bunun temel nedeni, toplumsal hareketler dinamiklerinin neden olduğu ve bunun, ordu marifetiyle desteklendiği ve yönetildiği siyasal değişim ile kalıcı siyasal, kurumsal ve toplumsal değişimlerin ortaya çıkış ve olgunlaşma süreçleri arasında fark olduğu gerçeğine dayanıyor. 

Demokrasi cazibesi

Ülkede, son iki yıllık süre zarfında yaşanan siyasal değişimin bugün geldiği noktada gündeme taşınan ve genel itibariyle, siyaset dilinde öncelik tanınan ‘demokrasi’ kavramının cazibesine kuşku bulunmuyor. 

Buna rağmen, Bangladeş modern tarihinde bu kavramın yer alış biçimini göz ardı ederek, geçici hükümet dönemini ve bugün, seçimin ardından kurulmakta olan BNP hükümetinin çabalarının ülkeye, tüm içerikleriyle demokratik bir siyasal ve toplumsal sistem oluşturup oluşturmayacağını, rasyonel bir şekilde ele almak gerekiyor.  

Kimi gözlemcilerin dile getirdiği üzere, ülkenin modern siyasal tarihine egemen olan Halk Partisi ve Milliyetçi Parti hükümetlerinin “siyasal güvensizlikte buluştukları” ve her daim, “seçimleri manipüle etmeye matuf politikaları” yönündeki görüş dikkate alındığında Bangladeş toplumunun pek de olumlu bir tecrübeye sahip olmadığı ortaya çıkıyor. 

Karar: popülizm mi demokrasi mi?

Bu çerçevede, konuyu ‘popülizm’ ve ‘demokrasi’ ikilemi bağlamında kısaca ele alacağım.

Benzeri ülkelerde olduğu üzere, “popülizmin” bir siyasal araç ve aygıt olarak ele alınıp uygulamaya konulması, Bangladeş modern siyasetinin tıkanıklığının temel nedenlerinden biri kabul etmek gerekiyor. 

1971 yılı bağımsızlığını baz alarak bu süreci değerlendirmek gerektiğinde, yarım yüzyılı aşkın siyasal yapılaşmanın varlığıyla karşılaşırız. 

Bu durum, sadece zamanın uzunluğuyla sınırlı olmayan aynı zamanda, bir siyasal yapı olarak -epistemik anlamda- devletin kuruluşunu da ilkesel ve kurumsal olarak belirlediği anlaşılabilecek bir durumla karşı karşıya olduğumuzu göz ardı etmemek gerekiyor. 

Popülizmin karşısında yer alan ve adına, demokratik denilen ve içinde, siyasal ve toplumsal bağlama dair idealler ile örtüşen kurumsal yapılaşmanın da olduğu bir sistemi inşa etmenin ne şekilde ortaya konulabileceği tartışması bugün, Bangladeş için çok daha aciliyet arz ediyor. 

Alternatif: Neden olmasın?

Burada, kısaca şu hususu da, gündeme getirmekte yarar var...

Ülkede değişimin kalatizörü olarak öne çıkanların üniversite öğrencileri olmasından hareketle örneği bu kitle üzerinden vermek gayet mantıklı...

170 milyonluk ve halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan Bangladeş’te, ‘demokratik’ değerler bağlamını ve kavramını yadsıyan kesimler olduğuna kuşku yok. 

Bunu, yurt dışında yüksek öğretim kurumlarında okuyan Bangladeşli öğrencilerin yaklaşımlarından biliyorum. 

Bir siyasal tercih olarak, böylesi bir yadsımaya karar verilebileceğini ilkesel olarak da kabul ediyorum. 

Ancak, Bangladeş’te yaklaşık iki yıl önce toplumsal gösterilerle ülke siyasal yaşamını paranteze alanların, benim karşılaştığım öğrenciler nesli olması ve bu neslin, diyelim ki, ‘İslami’ yelpazeden gelen kesimlerinin, -en azından söylem olarak ülkede var olan ve bugün seçim sonrasında güncellenmeye çalışıyan ‘demokrasi’ ideali karşısında benimsedikleri anlaşılan dünya görüşünün yani, İslami perspektifin ne tür bir alternatif oluşturabileceğine dair, -soyut bağlamda kalmamak şartıyla- gayet donanımlı açıklamalarla öne çıkmaları gerekiyor. 

Popülizmde devam!

Yukarıda dikkat çektiğim popülizm olgusunun sadece, Bangladeş modern siyasal tarihine egemen olan Halk Partisi ve Milliyetçi Parti kadrolarınca oluşturulan, idare edilen ve işlevselleştirildiğini söylemekle yetinmek mümkün. 

Ancak, içinde insan stoğu da dahil olmak üzere, toplumsal yapının dinamikleri dikkate alındığında, kendilerini İslamcı siyasal bağlamda gören ve ifade eden -benim karşılaştığım öğrenciler benzeri- kitlelerin, bu popülizmin neresinde yer aldıklarını enine boyuna düşünmeleri gerekiyor. 

Yüksek öğretim gibi, eğitim aşamalarının en olgun seviyesinde yer almalarına rağmen, bu çevrelerin, toplumsal ve siyasal hareketleri anlama ve anlamlandırma konusunda olgunluk sergileyip sergilemedikleri kendi başına bir araştırma konusu. 

Diyelim ki, -kalıcı olmayan bir ön yargıyla hareket ederek söylersem!- yüksek öğretimde yer alan toplumsal kesim ve benzerlerinin popülizmi bilerek veya bilmeyerek işlevselleştirmiş olmaları kabul edersek, geniş toplumun geri kalan kesimlerinin popülizmle yatıp popülizmle kalkmalarını yadsımamak gerekiyor. 

2024 Ağustos ayından itibaren görev yapan geçici hükümetin başında bulunan Prof. Muhammed Yunus’un dün resmen görevden çekilmesiyle BNP hükümetinin yolu açılmış oldu. 

Kurulacak yeni hükümetin görevinin, yazının başında dikkat çektiğim ulusal barışın tesisi, demokrasinin inşası ve de ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi bulunuyor. 

Ancak, bu üç olgudan öne çıkanın demokrasi olması, sadece Bangladeş siyasetinin değil, Bangladeş toplumunun da yol alması gereken epeyce bir yol olduğunu gösteriyor. 

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/bangladesde-siyasal-yeniden-insa-ve-demokrasi-political-reconstruction-and-democracy-in-bangladesh/


Bangdaleş’te demokrasi umudu ama nasıl? / Hope for democracy in Bangladesh, but how?

Mehmet Özay                                                                                                                             16.03.2026

Bangladeş’te, 13 Şubat’ta yapılan seçimi ve ortaya çıkan sonucu, kayda değer bir değişimin ilk işareti olarak görme konusunda aceleci olunmaması gerekiyor.

Seçimi kazanan veya kazandırılan ‘Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin (Bangladesh Nationalist Party-BNP), ülkenin 1971’deki bağımsızlığından bu yana, temelde iki rakibi bulunduğunu hatırlamak gerekiyor.

Bu hususa aşağıda değineceğim...

Seçimle ne isteniyor?

Genel seçimle birlikte, ülke siyasal yaşamının yeniden yapılandırılması konusunda da, seçmenin görüşüne başvuruldu.

Bu anlamda, seçmenden hangi alanda karar vermesi istendiği konusu, aslında tam da, ülke siyasal yaşamındaki kargaşanın ne olduğunu bize göstermeye yetiyor.

Anayasa da yapılması beklenen değişimler başbakanların görev süresinin iki dönemle sınırlandırılması, iki meclisli yapı, kadın vekillerin sayısı gibi alanları içeriyor...

Seçmen, iktidarı BNP’ye verirken, bu alanlardaki değişiklikleri de, onayladığını bizatihi oylarıyla teyit etmiş oldu...

Bir seçim sonucu olarak bu gelişmeyi, olumlu görmek mümkün...

Ancak, yapısallıkla sınırlı olan bu değişim çağrısı ve olası değişim sürecini bizatihi kurtarıcı olarak görmek için önemli bir zaman dilimine ihtiyaç var.

Örneğin, ülkenin modern tarihinde kurulan hükümetlerin Şeyh Hasina ve Begum Ziya gibi iki kadın başbakan arasında -bir anlamda- monopolleştirilmesinin kadın seçmene, kadın sorunlarına, kadın üzerinden toplumsal yaşama ve demokrasiye ne tür katkısı olup olmadığı sorgulanmadan, mecliste kadın temsilcilerin niceliksel artışını öne çıkartmanın pek bir anlamı bulunmuyor.

Ya da izahı bir başka şekilde yapacak olursak, ekonomik ve siyasal yolsuzluklara maruz aklan Bangladeş’te, siyasal sistemin zirvesinde yer alan iki ismin Şeyh Hasina ve Begum Ziya gibi iki kadın liderin söz konusu gelişmelerden ne denli soruml uolup olmadığını sorgulamadan ‘kadın merkezli’ siyaset yapma biçimini kurtarıcı bir olgu olarak sunmak rasyonel bir tutum olarak gözükmüyor.

Sorunun salt ‘kadın’la ilgili bir yönü olmadığını da belirteyim...

Benzer bir eleştirel söylemi diğer siyasiler, siyasi partiler, toplumsal gruplar için de, gayet rahat bir şekilde dile getirmek mümkün.

Siyasal yapı ve diğerleri

Bunun ötesinde, Bangladeş’te uzun dönemli olarak yaşanan sorunu, salt siyasal yaşam çevresinde örgütlenen partiler, parlamento ve hükümet yapısı ile sınırlandırmak mümkün değil.

Temelde, bu alanda ortaya çıkan kayda değer sorunların ülkenin toplumsal yapıdaki dinamikler, eğitim ve dünya görüşü ile bunların bileşiminden teşekkül eden siyasal bilincinin, doğrudan yansıması olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Bu nedenle, Bangladeş’le ilgili son dönemde kaleme aldığım yazılarda, ne 2024 yılında ortaya çıkan toplumsal tepkiler ve ayaklanmaları, ne düne kadar “geçici hükümet” sıfatıyla ülkede taşları yerli yerine koymayı hedefleyen siyasi yapıyı, ne de geçen hafta yapılan seçimleri ve sonuçlarını kayda değer değişimin izleri olarak görülebilir.

Nihayetinde, siyasal bilince sahip -veya sahip olmayan- seçmenin, siyasi organizasyonların, siyaset dışı kurumların vb. belirleyiciliğinin arzu edilen siyasal değişimin gerçekleştirilmesinde başat ve belirleyici rol oynadığını unutulmamalıdır.

Ekonomi’nin ötesi

Bu hususla ilgili olarak, ülkenin sorunlarına dair yapılan açıklamaların içinde yer alan işsizlik, yatırımcı güveni vb. gibi ekonomi alanıyla bağlantılı olguların ilk sırayı almasının dahi, temelde anlamla bir yaklaşıma tekabül etmediğini söylemeliyim.

Sorunun ekonomik dar boğazdan öte, ekonomi kurumunu ve bununla ilintili alanların yönetiminin yapısal niteliklerinin, ne olup olmadığıyla ilgilidir.

Bunu kısaca, bazı gözlemcilerin de dile getirdiği üzere, “kurumsal hesap verilebilirlik” kavramı ile açıklamak mümkün.

Ancak, ben bu kavramın ‘kurumlarla’ ilişkilendirmenin ötesinde, Bangdaleş toplumunda yer alan her bir bireyin, böylesi bir bilince sahip olup olmadığını gündeme getirerek sorgulanması gerekiyor.

BNP

Giriş’de dile getirdiğim üzere, bugün iktidar kolduğuna oturmuş veya oturtulmuş olan BNP’nin, biri doğal diğeri gizli iki rakibi bulunuyor.

Rakiplerden biri yani, doğal olanı, Halk Partisi’dir (Awamie League). Ve rakiplerden gizli olanı ise ordu’dur...

BNP için, bu iki rakip arasında da, temelde bir ayrışma olduğu da vurgulanmalıdır.

Halk Partisi’nin, ana rakip olduğuna kuşku bulunmuyor.

Bu durum, zaten ülkenin kısa modern siyasal tarihine göz atıldığında, kendini gayet net bir şekilde ortaya koyan bir gerçeklik.

13 Şubat seçimlerine katılımı yasaklanmış olan Halk Partisi’nin, ulusal barışın tesisi adına yakın bir gelecekte yeniden siyasal sisteme katılımına imkân tanınması, dün var olan çatışmacı politikanın yeniden başlaması anlamına gelecektir.

BNP ile ordu arasındaki ilişkinin ise dünkü boyutu, en azından 2008’den itibaren yaşanan gelişmeler noktasında, Halk Partisi’nin iktidarının devamlılığıyla ortaya çıkan yönüdür.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Şeyh Hasina hükümetlerinin en önemli destekçisinin ordu olmasıdır...

BNP ve ordu arasındaki ilişkide bugün yani, 13 Şubat seçimleriyle belirlenen bir boyutu var.

Öyle ki, ynı ordu kurumunun, 2024 Temmuz’undaki toplumsal ayaklanmalarda taraf değiştirmiş ve bugün, BNP iktidarının tesisine olanak tanımış olması gayet manidardır.

Bu durum, Bangladeş’te, hangi siyasi parti iktidar olursa olsun, bir sonraki seçim sürecinin hazırlığı aşamasında, iktidar olan ilgili parti taraftarlığıyla ve ordu kurumu arasında kayda değer bir ilişkinin varlığını ortaya koyuyor.

En azından, ülkenin bağımsızlığından bu güne kadar seçim süreçlerinde yaşanan kargaşanın ve ordunun müdahalesine kadar varan anarşinin görünürlük kazanmasında, bu olgunun bulunduğunu biliyoruz.

13 Şubat seçimleriyle birlikte seçmenin görüşüne sunulan anayasal değişimlerin yukarıda dikkat çekilen süreci sona erdirip erdirmeyeceğine önümüzdeki dönemde tanık olacağız.

İlginçtir, -yanılmıyorsam- öne sürülen anayasal değişimlerde ordunun, siyasal ve toplumsal yaşamdaki rolüne dair herhangi bir açılıma rast gelmiyoruz...

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/bangdaleste-demokrasi-umudu-ama-nasil-hope-for-democracy-in-bangladesh-but-how/

15 Şubat 2026 Pazar

Bangladeş’te ‘demokrasi’ kazandı ... / ‘Democracy’ wins in Bangladesh

Mehmet Özay                                                                                                                             13.02.2026

Bangladeş’te, 12 Şubat’ta yapılan genel seçim sonuçları bugün açıklandı...

‘Bangladeş Milliyetçi Partisi’ (Bangladesh Nationalist Party-BNP), 299 sandalyeli mecliste 212 milletvekili kazanırken, koalisyon bloğu içerisinde, iddialı olarak seçimlere giren Jamaat-i İslami ise 70 milletvekili elde etti.

2024 yılı Temmuz ayındaki gösterilerin ardında olduğuna işaret edilen öğrenci kitlelerinin kurduğu, Milliyetçi Vatandaş Partisi (National Ciziten Party-NCP), Jamaat-i İslami liderliğindeki koalisyon içerisinde 5 milletvekili kazandı.

50’yi aşkın partinin seçimlere katılması rekor kabul edilirken; seçmenler yaklaşık yüzde altmışının sandık başına gitti. Seçim sürecinde, Halk Partisi’nin (Awami League-AL) katılımının yasaklanmış olduğunu da hatırlatayım.

Seçimlerin anlamı

Seçim sonuçlarının kısa cevabı, iktidarı 2006 yılında bırakmış olan BNP’nin, yirmi yıl sonra yeniden iktidara getirilmiş olmasıdır.

‘Getirilmiş’ dememden kasıt, en azından son iki yılda ülkede yaşananların ardından, Bangladeş siyasetinde neyin değiştiği konusunun sorgulanmayı hak ettiğine vurgu yapmamdır.

Seçimlerin ardından söylenmesi gereken ilk şey, bugün açıklanan seçim sonuçlarının, temelde, 2023 yılında BNP öncülüğünde başlayan, dönemin Şeyh Hasina hükümetine yönelik ‘istifa’ çağrılarının ve 2024 yılı Temmuz ayında meydan gösterilerine ve anarşiye evrilen toplumsal ve siyasal hareketlerin son bulduğu bir sürece tekabül ediyor oluşudur.

Bununla birlikte, benzeri durumlarda olduğu gibi gündeme getirilen ve klasikleşen, “bu seçim sonucuyla bir dönem kapanırken, yeni bir dönemin açıldığı” konusundaki görüşleri temkinli yaklaşmak gerekiyor.

Bununla kastım, 2024 Temmuz meydan gösterilerinden amacının, yeni bir BNP hükümeti iktidara taşımak mı yoksa, ülke siyasetine yeni bir soluk kazandıracak bir siyasal açılıma imkân tanımak mı olduğu sorusunu gündeme getirmektir.

İkilemler

Ülke siyasetine demokrasi getirmeyi amaçlayan sürecin, bugün geldiği noktaya bir başka açıdan bakıldığında, ortada bir ikilemin yaşandığı anlaşılıyor.

Öyle ki, 17 yıldır ülke dışında sürgünde yaşayan -ya da yaşamak zorunda kalan- 60 yaşındaki Tarık Ziya, ülkeye dönerek hükümeti kurmakla görevlendirilirken, 2024 yılına kadar neredeyse, on yılı aşkın süre yöneten sabık başbakan Şeyh Hasina’nın bugün Hindistan’da sürgünde oluşudur.

Üstüne üstlük, hakkında verilen idam kararı ile siyasal bir suçlu olarak...

Bu ‘sürgün’ olgusuna eklemlenecek bir diğer sembolik olgu ise ‘ordunun’, ülkede sözde yaşanmakta olan demokrasi sürecinin ‘askerlerin’ gölgesinde gerçekleşmesidir.

Bu durum, Şeyh Hasina’nın ülkeden kaçışında olduğu gibi, Tarık Ziya’nın ülkeye gelişindeki görsel veriler bize ordunun, siyaseti koruma ve kollama görevini, ‘hakkıyla’ yerine getirmekte olduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, demokrasi kurumu bir yana, sağlıklı ve güvenli bir toplum olmanın temel parametrelerinden biri olan sivil kurum ve bu kurumların geniş toplum kesimlerine kazandırması beklenen olgunluktan rasyonalite değerlerine değin, medeni olmanın temel şartlarını ve bunların toplumsal pratiklerinin ülkede yer etmemiş olduğunu gösteriyor...

Ekonomisiz demokrasi

Bir önceki yazıda, Bangladeşteki siyasi partilere işaret ederek, “Herkesin derdi başka” demiştim...

Farklı siyasal ideolojilerin varlığı ve bunların gövde gösterileriyle ‘demokrasi’ yarışına katılımlarına rağmen, ülkede ‘ekonomi’nin saplandığı bataklık gerçeğiyle ilgili olarak, söz konusu bu ideolojileri temsil eden siyasal partilerin ne için var olduklarıyla, halka hizmetle görevli ilgili kamu kurumlarının ne tür işlev gördükleri konusunda karamsar bir görüşün oluşmasına neden oluyor.  

Burada bir dizi soruyu gündeme taşımakta yarar var...

Geniş toplum kesimlerinin ekonomik varsıllıklarının sağlanmasının, demokrasi olgusunun vazgeçilmez temellerinden biri olduğu göz ardı mi ediliyor?

Bangladeşliler, ‘ekonomimiz son derece kötü ancak, demokrasimiz var mı?” diyorlar.

Bir buçuk yılı aşkın süredir ülkede siyasal egemen olarak varlık süren geçici hükümetin, ekonominin temellerini rayına koyma ve olası bir ‘demokratik’ seçimin ardından, iktidara gelecek yeni siyasal yapıya sağlıklı bir yol haritası sunması mümkün olmuş mudur?

Her görüşten siyasal hareketin ve partinin amacının farklılığı, bu ilgili kurumların mensupları ve destekçilerince, “biz ‘demokrasi’ yarışını kazanalım da, gerisi önemli değim mi?” görüşünü paylaşıyorlar acaba.

Zor sorular vesselam...

Nereden nereye?

Bugün, BNP’nin iktidara taşınması, yaklaşık on yılı aşkın bir süre önce yani, 2014’de, BNP’nin o dönemki başkanı Begüm Ziya’nın genel seçimleri boykot kararıyla talep edilen siyasal açılımın gerçekleşmiş olduğu anlamı taşıyor.

Bu durum bize, 1971 yılından itibaren ülke siyasal yaşamına damgasını vuran ‘Halk Partisi’ (Awami League) ile ‘Milliyetçi Parti’ (Bangladesh Nationalist Party-BNP) arasındaki siyasal düellonun bitmediğini ve ülke siyasetine yeni bir soluk getirebilecek siyasal hareketlerin ve partilerin gündeme getirilemediğine işaret ediyor.

Bazı yayın organlarındaki değerlendirmeler bize, BNP başkanı Tarık Rahman’ın kangren hale gelmiş ülke sorunlarına yenilikçi yaklaşımlarla çözüm sunabilecek bir siyasetçi olmaktan ziyade, yukarıda dikkat çektiğim üzere, bağımsızlıktan bu yana ülke yönetimi dönem dönem paylaşan ve bu paylaşım süreçlerini derin toplumsal ve siyasal travmalara dönüştürme ‘becerisi’ gösteren iki siyasal franksiyondan birinin kurduğu siyasal hanedan mensubu olmasına dayandığını gösteriyor.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, ülkede mevcut iki siyasi parti mensuplarının iddialarına rağmen, varlığı gayet kuşkulu olan demokrasinin değil, siyasal güç kapışmasının reel siyasetin anlamına geldiğinin teyitidir.

Demokrasinin yeniden icadı

Bangladeş’te son on sekiz aydır görev yapan geçici hükümetin temel rolünün, ülkede yasa ve düzen konusunda yeni düzenlemeler ortaya koyma beklentisiydi.

Ancak, şu da bir gerçek ki, dev sorunlarla yüklü bir ulusal siyaset gündemini bir buçuk yıl gibi görece kısa sürede hem de ‘geçici’ sıfatıyla anılan bir yönetimle hâl yoluna koymanın mümkün olamayacağıdır.

Zaman bahanesi ortaya konulmak istendiğinde ise, karşımıza, geçici hükümetin, genel seçim kararı almasında, gerek iç toplumsal ve siyasal sabırsızlık ile uluslararası süreçlerin de kayda değer rolü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bununla birlikte, geçici hükümetin bu alanda ne kadar başarılı olduğunu, Tarık Rahman hükümetinin icraatlarının ortaya konmasıyla görüp izlemek gerekiyor.

Bugün hükümeti kurmakla görevlendirilen BNP lideri Tarık Rahman’ın iddialı bir şekilde gündeme getirdiği ülkede “güçlü bir demokrasinin” kurulması çağrısını dikkat almak gerekiyor.

Bir siyasetçinin, bu tür çağrısının önemine kuşku bulunmuyor...

Bununla birlikte, ülkede aile yapısından başlayarak özel ve kamu kuruluşlarına değin uzanan geniş alanda bireylerin, toplumsal grupların ne tür ilkeler bütününe sahip oldukları ve bu bütünlüklerin bahsi geçen ve getirileceği ileri sürülen ‘demokrasi’ olgusu ve değerleriyle, ne türlü örtüştüğü konusu üzerinde dikkatle durulmayı hak ediyor.

Tarık Rahman

BNP lideri Tarık Rahman’ın, yeni siyasal süreci yönetmesi bekleniyor...

Tarık Rahman’ın ulusal siyasete dikkat çekici katılımı 2009 yılında, BNP’nin birinci başkan yardımcısı olarak seçilmesi oldu. 2018 yılında annesi, Begüm Ziya’nın parti başkanlığından seçilmesi üzerine de facto parti başkanı oldu.

BNP’nin 2001-2006 yıllarındaki iktidarı döneminde o dönem, Uluslararası Şeffalık kurumu verileri dikkate alınacak olursa, o dönem Bangladeş, dört yıl boyunca ardı ardına, yolsuzluklar konusunda ilk sırada yer almıştı.

Ülkede kurtarıcı olarak geldiği intibaı verilmeye çalışıyan Tarık Rahman’ın yenilikçi bir siyasetçi olarak mı yoksa, siyaset dünyasında hanedanlık kurmuş olan bir ailenin mensubu olarak mı Bangladeş’e hizmet edeceğini önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/bangladeste-demokrasi-kazandi-democracy-wins-in-bangladesh/

12 Şubat 2026 Perşembe

Bangladeş’te seçimler ve demokrasi eğilimleri / Elections and democracy trends in Bangladesh

Mehmet Özay                                                                                                                         11.02.2026

Bangladeş yarın yani, 12 Şubat’ta genel seçime gidiyor....

Bunun, sıradan bir seçim olmadığı konusunda neredeyse, herkes hem fikir...

Seçimin herhangi bir siyasi partinin veya koalisyon gücünün elde edeceği siyasal galibiyetten ziyade, uzun dönemli siyasal ve toplumsal türbülanslara konu olan ülkenin, istikrara kavuşup kavuşamayacağı gündeme geiriliyor.

Son bir buçuk yılı aşkın süreyi, geçici hükümetle geçiren Bangladeş, seçime giderken, aynı zamanda 2024 yılı Temmuz ayında, yaklaşık on yıllık iktidarının ardından, toplumsal tepkilerin anarşiye evrilmesiyle çareyi kaçınılmaz olarak ülkeyi terk etmekte bulan Şeyh Hasina yönetiminin ağırlığına da üzerinde taşıyor.

Demokrasi ama nasıl?

Yarın yapılacak olan siyasal pratiğin adına seçim denilse de, olan bitenin ne denli ‘demokratik’ olduğu konusu ise, bir başka sorun olarak ortada duruyor.

Tıpkı benzeri ülkelerde olduğu gibi Bangladeş’te ‘demokrasi’ pratiklerinin -diyelim ki, Batı Avrupa demokrasi geleneğiyle örtüşen bir yanı bulunmuyor...

Demokrasinin, sadece belirli zaman aralıklarıyla, belirli partileri ulusal meclise taşıma ve buradan, şu veya bu şekilde bir ulusal hükümet çıkarma süreci olmadığı herhalde herkesin maludur.

Bu anlamda, yarınki seçimlerin Bangladeş’e ne kazardıracağı sorusunu yüksek sesle sormak gerekiyor...

Şunu söylemekte yarar var ki, Bangladeş’te herkesin derdi başka...

Bangladeş milliyetçileri, Bangladeş İslamcıları, Bangladeş komünistleri, Bangladeş feministleri, Bangladeş liberalleri...

Evet, bu ve diğerlerinin birbirinden ayrışan siyasal ve dini bağlamlarıyla ideolojik yönelimlerinin varlığında sorun olmamakla birlikte, bu farklılıkların biraradalığının anlamlı bir bütüne evrilmesi konusunda gayet önemli bir açık bulunuyor...

Herkesin derdi derken kastettiğim, biraz da bu…

Siyasal yönetimi ele geçirmekle ülkeyi ele geçirmenin birlikte anıldığı ülkeler kategorisinde yer alması, yarınki genel seçime konu olacak Bangladeş’in de en büyük handikapıdır.

Bazı görsel verilerin otaya koyduğu üzere, Bangladeşli feminist eğilimli toplum kesimlerinin posterlerinin altından ve karşısından neredeyse, her türünden tesettürüyle belli bir partiye mensubiyetleri aşikâr olan, Müslüman kadınların -bir ölçüde askeri disiplini andıran toplum yürüyüşü ve erkek sesinin yükseldiği haporlörden yükselen sloganları tekrarlamaları birbirine tezatmış gibi gözükse de, aslında benzer ayrışmaların farklı aktörleri olarak toplumda kendilerine yer buluyorlar...

Ülkenin bağımsızlığın ‘kazanıldığı’ 1971’den bu yana nerede olduğu ve buradan nereye süreklenmekte olduğu gibi hususlar, bu grupların hangisi tarafından ciddiye alındığı konusu gayet şüphelidir.

Şüphe o kadar ciddi ve büyük ki, 2024 Temmuz ayında başgösteren meydan gösterileri ve nihayetinde ortaya çıkan anarşi ortamında ülkeyi terk etmek zorunda kalan ve -o döneme kadar- yaklaşık on yıl boyunca Bangladeş’i yönetmiş olan Şeyh Hasina taraftarları, -partileri kapatılmış olsa da, ‘güçlenerek geliyoruz’ söylemini ortaya koyacak kadar cesurlar.

Bölgesel politikalar

Bangladeş, yine tıpkı benzeri ülkeler de olduğu gibi, komşu ülkelerle var olan siyasal ilişkilerin iç politikaya doğrudan etkisinin olduğu gözlemlenir.

Ulusal bağlamada, ülke içinde birliği sağlamanın bir yolu olarak gözükse de, nihayetinde ulusal partiler arasında ayrışmanın ve hatta onulmaz kırılmların yaşanmasına el verecek boyuta kadar varabiliyor komşu ülkelerle ilişkiler.

Kimi uluslararası yapılarca ‘orta büyüklükte’ ülkeler sıralamasında yer verilmesinden hareketle, Bangladeş’in bölge siyaseti açısından önemi olduğuna kuşku yok.

Bu bağlamda, Bangladeş’ten yükselen gizli-açık talep ve yönelim, “... Biz de, Asya-Pasifik’in yenileşmesinde pay sahibiyiz” diyecek kadar ‘onurlu’ bir çıkış olarak algılatılmaya çalışılıyor...

Bu onurlu çıkışı, her hâlükârda söyleme aktarmak mümkün.

Ancak, bunun ardındaki gerçeğe baktığınızda, Bangdaleş’in, Çin’e yakınlaşması olgusunun gündeme taşınmış olmasıyla karşılaşmamız, “gülmek mi ağlamak mı gerekiyor?” sorusunu gündeme getirilmesine neden olarak insanı onulmaz karamsarlıklara terk ediyor.

Çin yerine, ABD’yi de koysanız sonuç değişecem midir?

Bu ve benzeri gelişmelerin tuhaf yönlerinden birine dikkat çekeyim...

Kamuoyu araştırmaları, Bangladeş vatandaşlarının yüzde 75’inin, Çin’le ilişkileri benimsediği sonucuna karşılık, aynı sürecin Pakistan’la gerçekleştirilmesine verilen destek ise yüzde 59...

İlginç bir sonuç değil mi?

Yapıcı ve yenilikçi politikalar

Burada bir kez daha, geçiş hükümet ve danışmanı Prof. Muhammed Yunus tarafından, sabık Şeyh Hasina döneminde, Hindistan’la yakınlaşma konusunda ortaya konulan eleştiriyi hatırlamak gerekiyor.

Hangi bölgesel veya küresel gücü seçerseniz seçin elinizde bir dizi artılar ve bir dizi eksiler olacaktır.

Son bir buçuk yıl boyunca geçici hükümet tarafından, Şeyh Hasina döneminde Hindistan’la ilişkilerin olumlu seyretmesiyle, Bangladeş – Pakistan ilişkilerinin geliştirilememiş olmasına vurgu yapılıyorsa, burada durup biraz düşünmek gerekir.

Sadece bugünün siyasal gerçekliği açısından değil, yakın tarihsel gelişmeler noktasında da, Pakistan ve Bangladeş arasında neler olup bittiğinin anlaşılması ve bölgesel politikaların buna göre yapılandırılması gerekir.

Bununla söylemek istediğim, Şeyh Hasina dönemi dış politikasını salt, Hindistan üzerinden değerlendirmenin yanlışlığıdır.

Ya da bir başka açıdan bakıldığında, Şeyh Hasina’nın ortaya koyduğu -hadi diyelim ki, bu hatasından dönmek ve daha anlamlı ve bütünlüklü dış politika sürecini başlatmak yerine, tıpkı ve benzeri şekilde onun hatasını bir başka bölgesel ilişkiler ağı oluşturmak süretiyle tekrarlamak siyasal akılla örtüşmüyor.

Bu noktada durup, geçici hükümetin yönünü Doğu Asya’da Çin’e dönmesinin bir başka yanlışa kapı aralamadığı söylenemez mi?

2024 Temmuz ayındaki gelişmeleri, ortaya çıkan anarşi ortamını ve akabinde, Şeyh Hasina’nın ülkeden kaçışını, ‘Bangladeş Baharı’ olarak adlandıranların zihni, şimdi nasıl bir ‘Demokrasi Baharı’nın Bangladeşte yeşermekte olduğu düşüncesiyle meşgul olmalıdır...

Herkesin haklı olduğu, kimsenin hesap vermeye yanaşmadığı, ortalığa serilen yolsuzluk söylemlerinin üzerine gidilmediği, ordunun öne çıkan siyasal ve etnik toplumsal grup kim olursa onunla konjonktürel olarak ittifak kurma eğilimi sergilediği ya da Batı’dan veya Doğu’dan gelen işaretlere göre hareket ettiği bir ortamda, Bangladeş vatandaşlarını ne tür bir demokrasi beklediğini tahmin etmek pek mümkün olmuyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/bangladeste-secimler-ve-demokrasi-egilimleri-elections-and-democracy-trends-in-bangladesh/

9 Şubat 2026 Pazartesi

Yeniden güçlü Japonya / Again powerful Japan

Mehmet Özay                                                                                                                             09.02.2026

Japonya’da, başbakan Sanae Takaichi’nin büyük seçim zaferi.

Japonya’da, hafta sonu yapılan genel seçimleri, iktidarın büyük ortağı Liberal Demokrat Parti (Liberal Democrat Party-LPD),  465 sandalyeli parlamentoda (Diet) 316 milletvekili çıkararak ilk sırada tamamladı.

Rekor başarı

Bu seçim başarısı, sürekli değişen başbakanlar ve hükümetler nedeniyle, yaklaşık son dört yıldır önemli gerilimlere konu olan Japon siyasetinde yeni bir dönemin başlaması anlamına geliyor.

Seçimin modern Japonya siyasal tarihi açısından da gayet önemli olduğu anlaşılıyor.

Öyle ki, istatistikler, 316 milletvekilinin kazanıldığı bu seçimlerin, 1955 yılından bu yana en başarılı siyasal sonuç olduğunu ortaya koyuyor.

Söz konusu bu seçim başarısı, hiç kuşku yok ki, Japon kamuoyundan, başbakan Sanai Takaichi’ye yönelik güçlü bir güven işareti olması kadar, bunun ötesinde de bir anlam taşıyor.

Seçimin galibi olduğuna kuşku olmayan iktidarın büyük ortağı Liberal Demokrat Parti (Liberal Democrat Party-LPD), uzun süredir böylesi bir başarıya hasretti.

Bu seçim zaferi, siyasete yeniden güçlü ve kararlı duruşu getiren Takaichi’nin özellikle, geniş toplum kesimlerini yakından ilgilendiren ekonomi politikaları başta olmak üzere, yeniden güçlü Japonya olgusunu inşaya daha bir güvenle sarılacağını gösteriyor.

Bu anlamda seçim zaferinin, Japon kamuoyunun iktidarın büyük ortağı LPD ile başbakan Takaichi’ye güveninin bir ifadesi olduğuna kuşku bulunmuyor.

Nereden nereye...

Başbakan Takaichi, erken seçim kararı almasının ardından, gözler LPD’nin kaybettiği oyları geri alıp almayacağına odaklanmıştı.

Aynı zamanda, son dönemde yapılan seçimlerle kısa süreli hükümetlerin varlığı, siyasal ve toplumsal yaşamda karşı konulamaz bir ağırlığın ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Takaichi ile gelen fırsatın bu anlamda, her iki olguda yani, siyasal ve toplumsal yaşamda istikrar arayışı çabaları ve niyetiyle birleşmesini, hafta sonu yapılan seçimde başarıyı getiren psikolojik faktörler olarak kabul etmek mümkün.

Nihayetinde, genel seçimlere bir yıldan fazla bir süre olmasına rağmen, geçtiğimiz Ekim ayının 4’ünde başbakanlık koltuğuna oturan Takaichi, verdiği güçlü liderlik sinyallerinin semeresini bugün almış gözüküyor.

Yeniden şekillenen siyaset

Hafta sonu yapılan genel seçimleri iktidarın büyük ortağı LPD’nin kazanırken, Takaichi ile birlikte koalisyon yapısında yaşanan önemli yenilikle bugünkü iktidarın küçük ortağı olarak hükümette yer alan ve reformcu görüşleriyle tanınan, Japonya Yenilikçi Partisi de (Nippon Ishin), hiç kuşku yok ki, bu gelişmeden kendisine bir pay çıkartıyor olmalıdır.

Son dönemde siyasal yaşamda yaşanan dalgalanmaların iktidar yapısına yansıması, azınlık hükümeti olgusunun ortaya çıkmasına yol açarken, bu durum, potansiyel olarak toplumsal ve siyasal kırılmaların derinleşmesi yönünde verdiği izlenimle de önem taşıyordu.

Bu kırılmaların en belirgin yanı, uzun yıllardır hükümet olan LPD’nin seçmen desteğini yitererek kan kaybetmesi iken, aynı süreçte belki de, ‘toplumsal ümitsizliğin’ ya da ‘bir çıkış yolu olarak’ aşırı sağcı olarak bilinen Sanseito’nun çıkışına tanık oldu.

Takaichi’nin önce, LPD’de liderliği ve ardından, hükümeti oluşturma sürecinde LPD’nin uzun süredir iktidar ortağı ‘orta yolu’ temsil eden Komeito ile yollarını ayırması, başlı başına değişimin işaretiydi.

Cesur ve kararlı

Öyle ki, bu gelişme, yukarıda dikkat çektiğim üzere ülkede, toplumsal ve siyasal barış olgusunda kaymalar ve hatta kırılmalar sürecine eklemlenecek önemde siyasal bir karar olduğuna kuşku yok.

Bu gelişmeyi, ‘muhafazakâr’ ve ‘milliyetçi’ genleri güçlü başbakan Takaichi’nin aldığı, radikal bir karar olarak adlandırmakta bir sakınca bulunmuyor.

Bu kararın devamı olarak Takaichi, hükümeti kurma sürecinde Japonya Yenilikçi Partisi’ni, koalisyonun yeni ortağı olarak iktidara taşıması da, bir o kadar siyasal gündemde ses getiren bir karardı.

Pazar günü yapılan seçim sonuçlarına bakıldığında, 4 Ekim’den bu yana, Japonya siyasetinde başat aktör olarak gündemde yer alan ve gündemi belirleyen Takaichi, siyasal süreçleri yönetebildiğini kanıtlamış durumda.

Bazı seçmen görüşleri dikkate alındığında, LPD’nin seçim başarısının ardında, başbakan Takaichi’nin, karar alış süreçlerindeki hızı ile ilgili toplum kesimlerine ulaşmadaki ve söylemindeki dürüstlüğün belirleyici olduğu görülüyor. 

Bu durum, bize, Şinzo Abe’nin 2022 yılında bir suikasta kurban gitmesinin ardından, Japonya siyasetinde oluşan liderlik rolünün giderek, başbakan Takaichi tarafından doldurulmakta olduğunu ortaya koyuyor.

Hangi sağ?

Bununla birlikte, bir yandan muhafazakar ve milliyetçi tanımlamasına muhatap olan LPD lideri ve başbakan Takaichi öte yandan, ülkede reformu öngören ancak, sağa yakın konumuyla siyasal yaşamda yer alan Japonya Yenilikçi Partisi ile ‘aşırı sağ’ sıfatıyla anılan Sanseito’nun varlığı, ülke siyasal yaşamında ‘hangi sağ?’ sorusunu da gündeme getirilmesine neden oluyor.

Japonya siyasetinde hiç kuşku yok ki, yeni bir siyasal eğilim ya da eğilimler dizisi olarak anılmayı hak eden bu yönelimleri sadece ulusal siyaset gerçekliği ile açıklamak mümkün değil.

İçinden geçilmekte olan küresel türbülanslar döneminin, Japonya siyasetindeki karşılığının yukarıda zikredilen siyasal tutum ve eğilimler şeklinde karşılık bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Öyle ki, hafta sonu yapılan seçimlerin tek galibi iktidrın üyük ortağı LPD değildi. Aşırı sağı temsil eden Sanseito’nun da, mecliste temsil sayısını 2’den 13’e çıkarmış olmasını dikkatle takip etmek gerekiyor.

Bu noktada, 190 adayla seçimlere katılan ve elde edilen önemli başarıya rağmen, parti başkanının alınan başarıyı kabullenmek yerine, bunun ötesinde bir hedefi ortaya koyması, Japon siyasal ve toplumsal yaşamında yaşnmakta olan değişmelerin bir diğer göstergesidir.

Bu gelişme, Japon seçmenin bir yandan milliyetçi eğilimleri gayet güçlü Takaichi liderliğindeki LPD’ye dönüşü kadar, bu siyasal eğilimi aşan aşırı sağcı Sanseito’yu da mecliste gayet görünür kılınır bir yere taşıması seçmen profilinin, belirsizliklerle ve hatta zaman zaman tehditlerle anılan bölgesel ve küresel gelişmelere verdiği yanıt olarak değerlendirmek mümkün.

Yeniden güçlü Japonya

Seçim sonuçları, ‘yeniden güçlü Japonya’ olgusunun gündeme geldiğini söyleyebiliriz.

Takaichi’nin, önce siyasal kimliğinin ortaya koyması ve ardından, cesurca aldığı seçim kararının ardından gelen başarı Japonya’nın, toprağı bol olsun, Abe’nin ortaya koyduğu liderlik  dönemi güçlü Japonla olgusunun yenilenmesi anlamı taşıyor.

Bu gelişmenin, sadece Japonya toplumu için değil, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesi için de önemli bir gelişme olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/yeniden-guclu-japonya-again-powerful-japan/

8 Şubat 2026 Pazar

Tuanku Luckman Sinar’a dair bazı görüşler / Some views on Tuanku Luckman Sinar

Mehmet Özay                                                                                                                             08.02.2026

Tuanku Luckman Sinar adıyla karşılaşmamın, yaklaşık on beş yıl öncesine dayandığını söyleyebilirim. T. L. Sinar adını ilk kez, yazarı olduğu ve 1971 yılında yayınlanan Sari Sejarah Serdang isimli eseri Açe’deki kütüphanelerde karşılaşmamla tanıdım.

Bölge tarihi veya görece küçük ölçekli bir sultanlık hakkında kaleme alınan iki ciltlik bu eserin yazarı bir süredir gündemimde bulunuyor.

2011 yılında vefat eden Tuanku Luckman Sinar’la tanışmam mümkün olmadı...

Ancak, eserlerine ulaşmanın, okumanın yanı sıra, bugünlerde ortaya koyduğu düşünce yapısı hakkında çalışma fırsatı bulmaya başladığımı söylemeliyim.

Kuzey Sumatra özelinden başlayan ve giderek, Malay dünyasının ilgili coğrafyalarına değin uzanan kültürel, akademik ve entellektüel ilgisi ile araştırma nesnesi olarak seçtiği Malay toplumuyla hem hal olmasıyla öne çıkan bir şahsiyettir.

Zorlu dönem

1933 yılında yani, Endonezya bağımszlığının -ilk olarak- ilân edildiği 1945 yılından, 11 yıl önce dünyaya gelmesi onu bir yanıyla, şu veya bu yönüyle, sömürge dönemi şartlarına tanıklığa yaklaştırır.

Bu noktada, ulusal bağımsızlığın sadece, bir umut olarak ortaya çıkmadığı, aksine kimi toplum kesimleri için bir tür sosyal travma anlamına gelecek süreçleri de, beraberinde getirdiği hatırlanacak olursa, Luckman Sinar’ın erken çocukluk ve gençlik evrelerinin bu travmanın izlerini taşıdığını söylemek mümkündür.

Sömürge döneminin, doğrudan veya dolaylı olarak ürettiği toplumsal ve siyasal hareketlerin çeşitliliği sadece, bağımsızlığa yol açmamıştır.

Aksine, Kuzey Sumatra örneğinde olduğu gibi, yukarıda sadece belli başlılarının ismini zikrettiğim, kadim Malay sultanlıklarının köklü ve geleneksel yapılarının belki de, o dönem için hesaba kitaba gelmeyecek, söz konusu bu toplumsal ve siyasal hareketlerden nasibini alması gerçeğiyle karşılaşırız.

Tuanku Luckman Sinar’ın bireysel hikâyesinin, böylesi bir toplumsal ve tarihsel gerçeklikle şekillendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Yıkıcı olduğuna kuşku olmayan yaşanan gelişmelerin ardından, toplumsal yeniden onarım sürecinin başlatılması ve geliştirilmesinde ailesi içerisinde zamanla öne çıkan bir isim olarak Luckman Sinar’ın adı ile karşılaşırız.

Kendini aşma ve toplumsal ilham

Merhum Tuanku Luckman Sinar adı, sadece içinde büyüdüğü ve geliştiği aile yani, Serdang Sultanlığı ailesi ile sınırlı değildir.

Kuzey Sumatra’nın önde gelen dört önemli sultanlığı’ndan yani, Deli, Asahan, Langkat biri olan Serdang Sultanlığı ailesine mensup olan Luckman Sinar, yirminci yüzyıl ikinci yarısı ve bu yüzyılını ilk on yılını kapsayan süreçte ortaya koyduğu kültürel, akademik ve entellektüel çabalarla iz bırakmış bir şahsiyettir.

Evet, Luckman Sinar, içine doğduğu ailenin tarihten yani, 18. yüzyıl ilk çeyreğinden itibaren oluşturduğu siyasal yapının mensubu olmasının, kendinde bir önemi olduğuna kuşku yok.

Bu siyasal yapının, dünkü bağlamı yani, kadim ve geleneksel sultanlık ile bugünkü yani, modern ulus-devlet şartlarının zorlayıcı koşullarının oluşturduğu -şu veya bu şekilde ortaya çıkan- kopuş ile yeniden inşası arasındaki görece azımsanmayacak zaman dilimindeki faaliyetleri ile Luckman Sinar sadece kendisini, ailesini ve Sultanlığı yeniden ihya edici bir sürecin ortaya çıkmasına neden olmauştur.

Sultanlık ile paralel giden bir diğer olgu olarak, hiç kuşku yok ki, ‘Malay etnik yapısı’ adı verilen toplumsal grubun uzun tarihsel geçmişten bu yana bünyesinde barındırdığı geleneksel kodların yeniden anlaşılması, fark edilmesi, kurumsallaştırılması ve yaşanması gibi süreçlerin ortaya konulmasında Luckman Sinar’ın önemli bir yeri ve önemi bulunuyor.

Öyle ki, Sinar, ortaya koyduğu kültürel, akademik ve entellektüel çabalar ile adına, ‘Malay etnik yapısı’ denilen bütünün varlığının yeniden ortaya konulması, kayıplarının onarılması, anlamlandırılması, şekillendirilmesi süreçlerinde belirleyici olmuştur.

Bu önem, hem yerel, hem ulusal hem de ilgili uluslararası çevreler tarafından tanınır ve kabul edilir.

‘Öteki’ ile var olma

Luckman Sinar’ın, ‘Malay etnik yapısı’nı merkeze alan ve nihayetinde, bütüncüllüğe varan farklı çalışma alanlarındaki faaliyetleri, aynı zamanda bir yandan, ‘öteki’ olarak konumlandırılabilecek bölgedeki yani, Kuzey Sumatra’daki diğer etnik yapılar ile öte yandan, modern ulus-devlet yapılaşmasının temel aktörü olan devlet veya merkez ile olan ilişkinin yeniden tesisi hususunda da kapsayıcı ve de belirleyici olmuştur.

Ve bu anlamda, hiç kuşku yok ki, Luckman Sinar, adını modern Endonezya tarihine yazdırdığı gibi, ‘Malay etnik yapısı’nın geleneksel değerleri, kültürel yapısı, kurumsal bütünlükleri içerisinde de kendine önemli bir yer edinmiştir.

Luckman Sinar’ın ortaya koyduğu ve bir yanında bireysel olarak kendisi, sultanlık ailesi ferdi olarak sultanlığı ve geniş toplum yapısının üyesi olarak ‘öteki’ ile ilişkileri bağlamında inşacı bir yönü dikkat çekicidir.

Bu üç aşamalı inşacı sürecin oluşmasındaki ısrarı, onun hayatını bahşettiği araştırma alanının bir sonucu gibidir.

Bu noktada, hayatının erken gençlik dönemlerinden itibaren başladığı ve vefatından (2011) kısa bir süre öncesine kadar devam ettirdiği araştırma ve yayın süreçlerindeki rolüyle ‘Malay etnik yapısı’nın kültürel yapılaşmasında oynadığı kayda değer rol; post-modern dönemin tüm gelişmeleri karşısında ve bunlara rağmen, Serdang Sultanlığı’nın 2001-2011 yılları arasında sultanı olarak atanması; bölge idaresi ve kurumları nezdinde karşılık bulacak şekilde, ‘Malay etnik yapısı’nın çeşitli kültürel unsurlarının kurumsallaştırılarak pratiğe geçirilmesi gibi hususiyetler Luckman Sinar’ın, entellektüel varlığının temel işaretleri olarak dikkat çekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/tuanku-luckman-sinara-dair-bazi-gorusler-some-views-on-tuanku-luckman-sinar/