11 Mayıs 2013 Cumartesi

Tarihsel Perspektif ve Malezya Toplumsal Yapısı


Mehmet Özay                                                                                                                    7 Mayıs 2013

Günümüz Malezya’sında, Müslüman Malay kitlenin toplumsal gerçekliğini anlamada şu tarihsel arka planın dikkate alınması gerekir. Malay Yarımadası tarihin erken dönemlerinden itibaren başlayan doğu-batı ticaretine konu olmasıyla pek çok etnik unsurun etkileşimde bulunduğu, şu veya bu şekilde birarada yaşadığı bir coğrafyadır. Bu etkileşimde, adına ‘Malay’ denilen kitle, tarihin görece erken dönemlerinde yaşam alanları olan nehir ve sahil yerleşimlerinde yerel ve bölgesel ticarette söz sahibiydi. Bunun temel nedeni, iç bölgelerde yerleşimin olmaması, ulaşımın sahil şeridinde iç bölgelere nehirler yoluyla gerçekleştirilmesindendi. Malaya topraklarının bu özelliği, aynı zamanda siyasi gelişmeleri de açıklaması bakımından dikkat çekicidir.

Malay toplumunun siyasi yapılanması, yönetici/aristokrasi ve yönetilenler/halk arasındaki ilişkilerce belirleniyordu. Her iki kesim de kendi içerisinde alt birimlere ayrılmakta, örneğin aristokrasi içerisinde sultan ve ailesi ile hanedanlıktan olmayan soylular; halk katmanlarında en üst dereceyi bölge şefleri (uleebalang) oluşturuyordu. Bölge şefleri toplumsal güçleri doğrudan sultandan aldıkları surat tauliah veya geleneksel kama (keris) ile sembolleştirilirdi. Ra’ayat yani halk kesimi tarım, balıkçılık, küçük zanaatkârlık, tekne imâlatı gibi işlerle meşgul olan meslek erbabından ibaretti.

Yukarıda zikredilen çeşitli su yolları üzerindeki ticari faaliyet bağlamında, Malaya toprakları, tarihin erken dönemlerinden itibaren yabancı yerleşimlerin uğrak yeri gelmiş bir toprak parçasıydı. Üç tarafı denizlerle çevrili bu kara parçası, Çin gibi Asya’nın en önemli medeniyeti ile coğrafi yakınlığı, Avrupa-Ortadoğu ve Çin arasında sürdürülen ticari faaliyetlerde bir tür aktarma organı rolü üstlendiği görülür.

Portekiz ve kısa süreli Hollanda varlığını bir kenara koyduğumuzda, İngiliz sömürgeciliğinin başladığı 18. yüzyıl sonlarından itibaren bölgede önemli bir nüfus hareketlenmesi başgösterdiği dikkat çeker. Yukarıda ortaya konulan yapıyı zorlayıcı nitelikteki gelişmeler beraberinde bir dizi yeni sorunları ve çözüm arayışlarını da süreç içerisinde gündeme getiriyordu. Bu anlamda, Malezya’ya rengini veren önemli hususiyetlerin, önemli bir dönüşümcü güç olarak kabul edilebilecek olan İngiliz sömürge yönetimiyle bağlantılı olduğu görülecektir. Yönetim tarzı, ekonomik kalkınma modeli, çoğul-etnik kimliği, eğitim ve hukuk sistemi ile dil olarak İngilizcenin varlığı bunun toplumsal yapıdaki göstergeleridir.

Elbette ki, İngilizlerin bu nüfus oluşumlarına doğrudan ve bilinçli bir müdahalesi söz konusuydu. Bu çerçevede, sömürge yönetiminin öncülüğünde Malaya topraklarındaki ekonomik ve endüstriyel kalkınma çabaları için ihtiyaç duyulan insan işgücü anavatanlarından getirilen Çinliler ve Hintlilerle sağlandı. Sömürge döneminin başlamasıyla birlikte, bir yandan Avrupalılar, öte yandan bu unsurların Hindistan ve özellikle Çin gibi iki önemli hinterlanddan gönüllü/zorunlu göçü suretiyle Malay kitlesinin bu ekonomi alanındaki etkinliğinde değişim gündeme geldi.

Malaya topraklarının kapitalist üretim tarzına eklemlenmesi süreci, bu toprakların asli unsuru Malay toplumunun, yukarıdaki sürece paralel olarak savunma mekanizmasının devreye girmesiyle de kendi içine kapalı, dışarlıklılarla sınırlı ilişkiler kurmasına neden oldu. Bu içe kapanış, bir zamanların sahil şehirlerinde konumlanan ve Malay Takımadaları’ndaki diğer ‘akraba topluluklarla’ etkileşim sağlayan insan stoğunun balıkçılık, çeltik vb. birkaç alanla sınırlı, kendine yeter bir ekonomi yaşam tarzına evrilmesi sonucunu doğurdu. Bu durum, tarihsel olarak yaşam sürdükleri kırsal bölgelerde akrabalık bağına dayalı ilişkilerinde son döneme kadar büyük bir değişiklik olduğunu söylemek güç. Yukarıda dile getirilen ve zamanla ‘kemikleşen’ ekonomik yapılaşma nedeniyledir ki, Malay toplumunu modern dönemde, özellikle azınlıklar karşısındaki sosyo-ekonomik geri kalmışlıklarının üstesinden gelmede ve bu kitleye dinamizm kazandırmaya yönelik elitlerin çabası Anayasa’da yer alacak kadar önem arz etmiştir.

Gerçekte bu süreç, 19. yüzyıl ikinci yarısında kurulmaya başlanan Malay okulları, soylu ailelerin çocuklarının İngiliz okullarına devamı, söz konusu okul mezunlarının sömürge yönetim birimlerinde çalışarak şehirlerdeki orta sınıfı oluşturması, 1874 yılından itibaren din işlerinin müesseleşerek köylere kadar yapılanması, toprak sahipliği olgusunun gelişmesiyle kırsalda görece küçük ölçekli toprak sahipliğinin ortaya çıkmaya başlaması gibi faktörleri saymak mümkün. Tüm bu değişimlerin Malay toplumunda tedrici bir dönüşümün işaretlerini oluşturuyordu. Süreçte, reformcu İslamcı hareketler, seküler-milliyetçi eğilimler büyük kitleleri peşinden sürekleyecek dinamiklere pek de sahip olmaması, halkın geleneksel anlamda saraya bağlılığı ile açıklanabilir. Bir başka ifadeyle, halk köklü toplumsal değişimleri kutsiyet atfettiği sultandan beklediğini söyleyebiliriz. Ancak saray ve çevresinin dış dünyaya pek de açık olmayan yaklaşımı, halkın potansiyel olarak beklentilerini karışlayacak düzeyde değildi.

Bu süreçte, kırsalda yaşayan yoğun Malay nüfusu yeni kurulan kasabalara yönelmekle birlikte, tercihen şehir çeperlerine konuşlanıyorlardı. Geleneksel yaşam tarzını bu yeni yerleşimlerde sürdüren Malaylar kasaba ve şehirlerle sınırlı ekonomik ilişkiler sürdürürken, şehirlerin sağladığı modern avantajlardan istifade edemiyorlardı. Bunun toplumsal nedenleri arasında kurulan kasaba ve şehirlerde -İngilizlerin uluslararası göçü teşvik etmelerinin bir sonucu olarak- Çinli ve Hintli çoğunluğun etnik unsurlara dayalı ilişkilerinin hakimiyeti önemli rol oynuyordu.

19. yüzyıldaki göç hareketlerinin bir devamı olarak Malay toplum yapısı, 20. yüzyıl başından itibaren giderek çeşitlenmeye ve farklılaşmaya başladı. İngilizlerin Malaya topraklarındaki çeşitlenen ekonomi faaliyetlerinde ve bunların aktif hale getirilmesinde ihtiyaç duydukları iş gücünü Çinli ve Hintli göçmenlerle karşılama politikası, 20. yüzyıl başlarında bölgedeki yerli Müslüman Malayların kendi vatanlarında azınlık konumuna düşmelerine yol açtı. Malayların, özellikle dini/kültürel saiklerle göçmen unsurları ile evlilikler gerçekleştirmemeleri, toplumda sömürgecilik döneminin başlarından itibaren etnik ayrıma dayalı bir toplumsal yapının giderek kökleşmesine ve mevcut ana etnik unsurların toplumsal ilişkilerinin sınırlı alanlarda gerçekleştiği bir yapılaşmaya yön verdi.

Zamanla eğitim faaliyetlerinden istifade ile Malayların hayat görüşlerinde belirgin değişiklikler görülmeye başlandı. Bunun somut ifadesi milliyetçilik algısının giderek bir şekilde eğitimli Malaylar arasında başgöstermesi, Çinlilere karşı siyasal muhalefetin gelişmesine neden oldu. Bu siyasi bilinçlenme zamanla etkisini çeşitli etnik toplulukların ekonomi alanındaki konumları üzerinde de göstermeye başladı. Öyle ki, II. Dünya Savaşı sonrası dönemin en çarpıcı özelliklerinden birini yerli Müslüman Malayların ekonomik üretim sürecine giderek hızla girmeye başlamaları oluşturur. Bu bağlamda, Hindistan’ın, ülke vatandaşlarının göçünü kısıtlama girişimlerinin yanı sıra, Malaya yönetimi Çin’den göçlere mani olmasının  önemli rol oynadığı bilinmektedir.

Hiç kuşku yok ki, bu sürecin en önemli kırılma noktalarından birini Savaş sonrası bağımsızlık süreci teşkil eder. Ülkenin etnik yapısının bu dönemdeki siyasal gelişmeler üzerinde derin izlere sahip olduğu görülür. Bu bağlamda, Savaşı sonrasında Çinliler Komünist Parti’ye, Hintliler ise ülkelerindeki özgürlük mücadelesine yakınlık sergiliyorlardı. Malaylar ise, her bağlamda politik gelişmelere mesafeli duruyorlardı.

Savaşın ardından sömürgeci ülkeler ve Birleşmiş Milletler yerli halkların bağımsızlıklarına ‘onay verdiklerinde’ Malaya’daki nüfus dağılımı bakımından kendine has sorunları ile bir kez daha gündeme geldi. Bu durumun farkında olan İngilizler, daha savaşın devam ettiği 1943’de Malaya sorununu masaya yatırdılar. Sorun Malaya’da yaşayan farklı etnik, dini topluluklardan bir ulusun nasıl yaratılacağı sorunuydu. Bu olguyla, modern dönemde ilk defa karşılaşılıyordu. Singapur’da çoğunluğu oluşturan Çinliler, Malaya’nın özellikle batı sahili boyunca uzanan endüstri merkezlerinde de en büyük azınlık grubuydular. Bu nüfus çoğunluğu nedeniyle Çinliler, bağımsızlık hazırlıkları sırasında Malaya’yı ana vatan kabul ederek, ülkenin asli sahipleri kabul edilen Malaylarla aynı hakları talep etmeleri siyasi sıkıntının temelini oluşturuyordu. Uzun süren müzakereler ve nihayetinde varılan anlaşma neticesinde bu sıkıntı aşıldı.

Bunun sonucu olarak, 1957 yılında kabul edilen Anayasa’da Müslüman Malay halkına verilen imtiyazlar ile dikkat çeker. Bu sürecin çok önemli iki sembolik değerin din ve dil olduğu görülür. Ülkenin resmi dininin İslam olması kararının ardında, resmi dilin de Malayca olması ve bu anlamda 1967 yılından itibaren Malaycanın tüm eğitim ve kamu kurumlarında  zorunlu kullanımına geçildi. Bağımsızlık sürecinde anayasa ile gündeme getirilen bu iki temel ilke, 1969 yılında yaşanan etnik ayaklanmalar sonrasında “yeniden inşa” sürecinde gündemin en önemli maddesi olarak yeniden ortaya atıldı ve oluşturulan Müslüman Malay toplumunun ekonomik kalkınmasını öncelleyen Yeni Ekonomi Politikası (NEP) çerçevesinin temeleni oluşturdu. Bu süreçte ülkenin toplumsal kalkınmasında da önemli rol oynayan ve Yeni Ekonomik Politika (NEC) adıyla literatüre geçen ve önemli bir sosyal mühendislik örneği olarak dikkat çeken 1970-90’lı yıllar arasını kapsayan uygulamalardır.

Bu ekonomik programın temelinde, kökleri sömürgecilik dönemine kadar uzanan ekonomik aktörler arasındaki, özellikle de Malay çoğunluk aleyhine gelişme gösteren uçurumun kapatılması öngörülmüştür. Bu minvalde, Anayasa’nın 153. Madde’sine göre Malay toplumu, Çinli ve Hintli azınlıklar karşısında, iç/dış, tarihsel/geleneksel nedenlerden ötürü geri kalmışlık çemberinden çıkabilmeleri için “pozitif ayrımcılığa” tabi tutularak, bir dizi eko-politik haklara sahip oldular. Bu haklar arasında eğitim imkânlarının özellikle de yüksek öğretimde, kamuda istihdamda, dev bütçeli devlet yatırımlarının söz konusu olduğu ihalelerde önceliklere sahip olmalarında ortaya çıkacak şekilde sosyo-ekonomik kalkınmalarına imkân tanıyacak bir sürece dahil oldular. Müslüman Malayları öncelleyen bu eko-politik yaklaşım, Çinli ve Hintli azınlıkların savunma psikolojisi ile -belki tıpkı 19. yüzyılda Malayların maruz kaldığı şekilde- kendi içlerine kapanmaları kadar, siyasi ve ekonomi sahasında kendi kurumlarını tesis etmelerine yol açması ile bağımsızlıktan itibaren kurulmaya çalışılan Malay ulusunun somut bir gelişmesinin önündeki en büyük engeli teşkil etti.

II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan ve 13 yıl süren Komünist gerilla hareketi ve 1969 seçimleri öncesindeki sivil ayaklanmaya kadar varan etnik huzursuzluklar bir yana bırakılırsa birbiri ardı sıra gelen Ulusal Cephe hükümetlerinin pragmatik yaklaşımları, ekonomik kalkınma önceliği ve etnik gruplar arasında var olan büyük ekonomik ayrımları ve farklılıkları gidermeye yönelik politikaları sayesinde, ülke görece ‘istikrarlı’ bir şekilde bugünlere kadar ulaştı.

Malezya’nın kuruluşunda etnik çeşitlilik ve bu çeşitlilik içerisinde Müslüman Malayların oranı önemli bir konuyu teşkil ediyordu. Örneğin Borneo Adası’nda Saravak ve Sabah’daki yerleşik yerli nüfusun Malay olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Öte yandan, bir diğer önemli gelişme Singapur bağlamında yaşanmıştır. Tarihsel olarak Çin nüfusunun ağırlıkta olduğu Singapur’un Malay Federasyonu içine alınması halinde, Müslüman Malayların nüfusunun artırılması projesini sekteye uğratacağı görüşü dillendirilmiş ve Federatif yapı içerisine alınmamıştır. Malezya’nın varlığı ve devamlılığı bu etnik yapının özellikle de ülkenin asli sahipleri Müslüman Malaylar ile ülkede etnik azınlığın en büyük bölümünü oluşturan Çinlilerin Malezya toplumu içerisindeki çıkarları ve katkılarının paralellik arz etmesiyle doğru orantılıdır. Bu iki etnik unsurun ülkenin yakın tarihi içerisindeki konumu incelendiğinde, barış düzeninin hakimiyetinin iki etnik yapının birlik ve ittifakı, çatışma ve ayaklanmaları ise aksine çıkar çatışmalarının ortak bir zemine oturtulmadığı zaman dilimlerine denk geldiğini gösterir.

Ancak gelinen bu noktada, Malezya’da her şeyin durulduğunu söylemek güç. Hükümette yer almayan gerek Malay gerekse diğer etnik unsurlarca kurulmuş olan siyasi partiler bu görece istikrar ortamının muhalifleri olarak gösterilmektedir. Bu nedenle önde gelen aydınlarından ve akademisyenlerinden olan Mohd. Taib Osman, ülkede istikrarın pragmatik siyasi kararlara bırakılamayacak kadar önemli olduğunu vurgu yaparak, kalıcı çözüm arayışlarında bulunulmasını önermektedir.

Yukarıda zikredilen etnik çeşitliliğin Malay siyasal yapısına yansıması da modern dönemlerin önemli tartışma konuları arasında yer almış ve almaya devam etmektedir ve bu anlamda karmaşık bir bütünden bahsedilebilir. Bu karmaşıklık, ülkenin daha doğrusu ülkenin üzerinde yükseldiği coğrafyanın kendine has koşullarının bir sonucudur. Özellikle üç önemli etnik yapının yanı sıra, her bir etnik unsurun kendi içinde farklılıklarla tanımlanıyor oluşu, Malay siyasal yaşamındaki “sosyal derinliği” ortaya koymaktadır. Bu nedenle Malay siyasal yaşamında tek bir siyasal olgudan bahsetmek mümkün değildir. Öyle ki bu siyasi yapılanmada etnik unsurlar arasında iç ayrışmalarında gündemdeki yeri azınsanamayacak boyuttadır.

Çinlilerin ekonomideki güçlü konumlanmalarıyla birlikte göç olgusunun neden olduğu ‘köksüzlük’e karşılık, Malayların kültürel donanımlarının sağlamlığı, siyasi bilinçlerinin gelişmesinde etkisi olduğu düşünülebilir. Günümüze kadar devam eden süreçte Malaylar siyasi önceliklerinden hiçbir zaman vazgeçmediler. Ancak Malaylar siyasi ayrışmadan azade değillerdi. 1940’lı yıllara damgasını vuran Dato Onn bin Cafer, kurucu figür, ilk başbakan, Sabah/Saravak/Singapur eşleşmesinin mimarı Tunku Abdul Rahman, 1980’lerden itibaren neredeyse Malezya dendiğinde akla gelen ilk isim Dr. Mahathir Muhammed, İslamcı muhalefetin geleneksel kolu PAS, ve ülkedeki tüm toplumsal ve siyasal yapılaşmaları yeniden ‘karacak’ bir Enver İbrahim figürü...

Kaynakça:

Hussin Mutalib, Islam and Ethnicity in Malay Politics, Singapore, Oxford University Press, 1990.

J. M. Gullick, Malaysia: Nations of the Modern World, Ernest Benn Limited, London, 1969.

J. Norman Parmer, “Malaysia 1965: Challenging The Terms of 1957”, Asian Survey, Vo. VI, No. 2, February 1966.

John Gullick, Malaysia: Economic Expansion and National Unity, Ernest Benn, London, 1981.

John F. Cady, Southeast Asia: Its Historical Development, McGraw-Hill Book Company, New York, 1964.

G.C. Allen, Western Enterprise in Indonesia and Malaya: A Study in Economic Development, Geroge Allen&Unwin, II. Edition, London, 1962.

Khoo Kay Kim, “Malay Society: 1874-1920s”, Journal of Southeast Asian Studies, Vol. 5, No. 1, March 1974.

Kikue Hamayotsu, “Islam and Nation Building in Southeast Asia: Malaysia and Indonesia in Comparative Perspective”, (Eds.), Joseph Chinyong Liow; Nadirsyah Hosen, Islam in Southeast Asia, Vol. III (Betwixt Local and Global: Islamic Civil Society in Southeast Asia), Routledge, London, 2010.

Mohd. Taib Osman, “The Concept of National Culture: The Malaysian Case”, Malaysia in History, (Journal of the Malaysian Historical Society), Vol. 23, 1980, Kuala Lumpur.

Mohamed Aslam Haneef, “Islam and Economic Development in Malaysia: A Reapraisal”.
 
Tam Seong Chee, “Tradition, Values and Society Among the Malays”, Nanyang Quarterly -Review of Southeast Asian Studies, Vol. 1, No. 4, 1971.

http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=258813&q=Mehmet+%C3%96zay

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder