1 Haziran 2017 Perşembe

Türkiye’nin Malay dünyasındaki ‘dostları’ / Friends of Turkey in the Malay World

Mehmet Özay                                                                                                                          01.06.2017

Türkiye’nin sadece dış politikasının değil, iç politik gelişmelerinin de Güneydoğu Asya’da nüfusunun kahir ekseriyetini Müslümanların oluşturduğu toplumlarında dikkate değer bir karşılığı bulunuyor. Bu toplumlardan kastımız Endonezya ve Malezya. Elbette, gene aynı bölgenin Budist ve Hıristiyan çoğunluklu toplumlarında azınlık konumunda bulunan Müslüman kitlelerin de şu veya bu şekilde bu ilginin bir tarafında durduğunu söylemek mümkün.

Bu anlamda sadece yerel ve genel seçimler değil, aynı zamanda ülke içi siyasi tartışmalar, partiler içerisinde liderlik yarışı, partiler arası çatışmalar, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri gibi birbirinden bağımsız olarak ele alınamayacak hususların bu coğrafyadaki Müslüman kitle tarafından izlendiği, yorumlanmaya çalışıldığı ve bunun şu veya bu şekilde kendilerine nasıl bir etkisi olabileceği türünden bir karşılığı bulunuyor.

Zaman zaman dile getirdiğimiz üzere, bu ilginin tarihten gelen siyasi güç ilişkisi ve dini bağlamından ayırt etmek imkânsız. Türkiye’de son on beş yılına damgasını vuran siyasi hareketin ve liderinin, yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölge halkında karşılık bulan bir liderlik profili bulunuyor. Bu liderliğin sosyolojik anlamda ‘karizma’ ile açıklanan boyutu kadar, dönem dönem uluslararası platformlarda öne çıkan siyasi yaklaşımı ve temsilinin de rolü söz konusu.

Türkiye’ye ilginin, 2000’li yılların hemen ikinci yarısı başlarında bölgede örneğin bazı Türk futbolcularının isimlerinin peş peşe sıralanmasıyla var olduğu, ancak bunun yerini zamanla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bıraktığı yönünde bir tanıklık mevcut. Bu süreçte neler olup bittiği ise, Erdoğan’ın başbakanlık ve ardından cumhurbaşkanlığı konumlarındaki icraatlarıyla değerlendirilebilir. Türkiye her önemli badire ile karşı karşıya kaldığında gelişmelere dikkat kesilen bölge Müslümanları, Türkiye’nin başarısında mutlu, Türkiye’nin mağduriyetinde huzursuz ruh halini gizlemiyor. Tabii bu yönde bir algının hasıl olup olmadığını gözlemlemek için söz konusu bu toplumların değişik katmanları ile iletişim içerisinde olmak gibi bir zorunluluk bulunuyor. Bununla birlikte, söz konusu bu durumun Türkiye’de bir yankı bulup bulmadığı bireysel gözlem ve tecrübelerin ötesinde akademik anlamda araştırmaları gerektiriyor.

Bu konuya dikkat çekmemin nedeni, son dönemde Türkiye’de yukarıda zikredilen siyasi yapı ve lideri üzerinden başlatılan dönüşümün, sadece bir iç politika perspektifine sahip olmadığı, aksine Güneydoğu Asya Müslüman toplumları nezdinde de bir etkisi olabileceği yönünde. En azından bulunduğumuz bu coğrafyadan, bugün bir değişim arefesinde olduğu anlaşılan Türkiye’de siyasi liderliğe yeni bir bakış ve anlayış getirilmesi kadar, siyasi parti çerçevesinde yeniden bir yapılanmaya gidileceğine dair bir kararlılık göze çarpıyor. Bir siyasi donuklaşmanın varlığının tespitinin ardından, bu donuklaşmayı yeniden aktive edecek pasif ve reaksiyoner bir yapıdan, aksiyoner bir noktaya taşımanın hedeflenmesi önemli.

En son anayasa referandumu bağlamında, “Türkiye’de yine neler oluyor?” sorusu burada gündeme gelmişti. Bunun öncesinde ise, neredeyse bir yılına girilecek olan ‘darbe’ teşebbüsünün nasıl ve ne surette yapıldığı konusunda merak ve de endişe bulunuyor(du). Daha önceki hadise ve süreçleri buradan sıralamaya gerek yok… Bu son iki vakıanın bölge Müslümanlarına hatırlattığı bir husus var ki o da, liderlik olgusunun Türkiye için ne denli önemli olduğudur. Türkiye kurumsal yeniden yapılanmalarıyla kendini yenileme arefesindeyken, bu yapılanmanın bir iç tasarımdan ibaret olmadığını söylemek gerekir. Yukarıda dile getirmeye çalıştığım üzere, Türkiye’nin hali, genel anlamıyla ifade edilecek olursa Malay dünyasını ilgilendiriyor.

Bununla birlikte, var olduğunu ifade ettiğimiz bu ilginin bir topyekunluğundan söz edilemeyeceği gibi, “Türkiye” dendiğinde algılanan farklı hususiyetlerin de olduğu bir gerçek. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken husus, Türkiye’nin bu ilgi ve tepkiler karşısında nasıl bir refleks geliştirdiği veya geliştirme yolunda ne gibi önemli adımlar attığı meselesidir. Yukarıda dikkat çekilen, yeniden yapılandırılma sürecine çeşitli nedenlerle ihtiyaç duyulduğuna şüphe yok. Bu yeniden yapılandırmanın hedef kitlesinin de, geniş ifadesiyle ‘seçmenler’ olması siyasetin doğasından kaynaklanıyor.

Buna karşılık, Türkiye’nin bir küresel güç olma iddiası çerçevesinde karşısında yanında ve arkasında görmek istediği “Türkiye dostlarının” nasıl oluşturulacağı meselesi de en az Türkiye iç siyasetindeki yeniden yapılandırma kadar önem arz ediyor. 2013 yılında Türkiye’de yaşanan gelişmeler sonrasında Kuala Lumpur’da bazı sivil toplum kuruluşlarının Türkiye hükümetine ve liderine destek sunduklarına tanık olduğumda, “Türkiye’nin dostları” kavramını ortaya atmıştım. Bugün bu dostların hangi sebeplerle dost oldukları, kimlerden oluştuğu, bu kitleye yeni dostların nasıl eklemleneceği gibi bir dizi soru da sorulmayı bekliyor. Bu yaklaşımın yanı sıra, bunun kimlerle hangi kurumlarla yapılacağı da dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husus.

Türkiye’nin devlet imkânlarını sonuna kadar kendi hedef ve çıkarları için kullanan bir fırkanın varlığının nelere sebebiyet verdiğinin üzerinden fazla geçmedi. Ve bu grubun bölgedeki varlığının sadece “çekirdek” bir kadrodan ibaret olmadığı, geçen yıllar boyunca “yerli toplum” içerisinde ürettikleri ve biriktirdikleri önemli bir kitlenin olduğu anlaşılıyor. Bu kitlenin pasif ya da aktif çeşitli alanlardaki etkinliklerinin yanı sıra, Türkiye hakkında doğrudan bilgi kaynaklarına erişimi bulunmayan veya böylesi bir kaynağa ihtiyaç duymayan toplum kesimlerinin varlığı da yabana atılmamalı. Bu durumda, Türkiye’de yeni bir yapılanma sürecine girilirken, bu sürece eşlik edecek yeni bir dış politika vechesinin olması da kaçınılmazdır.

Bu politikanın araçlarının, insan kaynaklarının, imkânlarının son derece hassas bir şekilde belirlenmesi var olan “Türkiye dostları”nın güçlendirilmesi kadar, bu çevrenin dışındaki geniş kitlelere ulaşılarak en azından Türkiye’nin doğru algılanabilmesine olanak tanıyacaktır. Bugüne kadar “risk almayı” siyasetinin bir parçası haline getirmiş bir liderin ve siyasi hareketin Türkiye dışında, nasıl bir yapılanma sergileyeceği Türkiye’nin kısa ve orta vadede örneğin Güneydoğu Asya’daki karşılığının sağlıklı bir şekilde belirlenmesini sağlayacaktır. Türkiye’nin bölgedeki gücünü de, atıllık ile atılganlık arasındaki fark belirleyecektir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder