12 Haziran 2017 Pazartesi

Bir Lider: ‘Hasan di Tiro’ / A Leader: ‘Hasan di Tiro’

Mehmet Özay                                                                                                                         13.07.2017

Hasan di Tiro’nun 3 Haziran 2010’da vefatını Açe’nin uzun 20. yüzyılının sonu olarak değerlendirmiştim. Bunu söylemem, Açe’yi Endonezya Cumhuriyeti’nin 33 eyaletinden biri olduğunu yadsıdığım anlamına gelmiyor. Açe gibi diğer otuz üç eyaletin belki de büyük bir kısmında benzeri siyasi, toplumsal, dini liderlerin var olduğunu biliyoruz. Bu toplum, siyaset ve dini liderlerinin her biri hakkında da yazmak mümkün. Kaldı ki, Açe’nin bütün bir Takımadalar’da neye karşılık geldiğini Cava milliyetçileri daha iyi biliyor. Ancak Açe’yi tarih boyunca bölgedeki diğer ‘Malay’ topluluklarından farklı kılan unsurlar neyse, Hasan di Tiro’yu da yaşadığı 85 yılık ömründe farklı kılan onlardı. Ve Hasan di Tiro ve Açe tarihinin son 80 yıllık bölümüne önemli katkılarda bulunmasıyla da böyle bir farklılık oluşturmada kayda değer bir rol oynadı.

Modern dönem İslam toplumlarında ‘dünyayı tanımak’, ‘demokrasiden’ söz etmek, ‘bilimsel çalışmalar’ ve ‘entellektüel’ çabalar ileri sürmek, ‘bölge ve dünya ticaretinde’ söz sahibi olmak gibi fenomenler popülerliğin ötesinde söz konusu İslam toplumlarının uzunca bir süredir durağanlaşan, tekrara düşen, açılıma muhtaç konumdaki durumlarından çıkışın argümanları oldu ve olmaya devam ediyor.  

Bu noktada, Hasan di Tiro’nun gerek bir tikel Müslüman birey olarak gerekse bir siyasi ve toplumsal hareketin mensubu ve nihayetinde lideri olarak bu alanlara isabet eden hem birebir yaşanmışlıkları hem ideolojik söylem noktasında değerlendirmeleri bulunuyor. Bunu Hasan di Tiro’nun yaşamını dönemlere ayırarak incelemek mümkün.

Sömürge dönemi koşullarında, yerel liderlerden Tengku Davud Beureuh’in öncü eğitimci ve mücadeleciliğinin yanı başında bulunan Tiro sömürgenin neye tekabül ettiğini ve bununla nasıl bir mücadele sürdürülebileceğini içinden çıktığı ‘Tiro ailesi’ kadar, kuşkusuz ki Beureuh gibi bireylerden de devşirmiştir. Yüksek öğrenimini sömürge yönetiminin merkezi kılınan Cava Adası’nda gerçekleştirmesi onun ‘sömürge’ olgusunu bizzat tanıması ve tecrübesi anlamına geliyordu.

Aynı zamanda, bu süreç Açe toplumunun dışında, kozmopolit sömürge merkezinde daha geniş bir çerçevede bulunan ‘Malay’ topluluklarına mensup bireylerle etkileşimi, onların düşünce duygu dünyalarını algılamasına olanak tanıyordu. Böylece, sömürge karşısında farklı ‘Malay’ unsurlarıyla ‘ortak’ hedefler için nasıl mücadelede birlikte hareket edilebileceğinin tecrübeleri yaşanıyordu.

Öyle ki, genç yaşına rağmen, Endonezya’nın Hollanda sömürgeciliğine son verip bağımsızlığını ilân etmesine ramak kala kurulan konseyde yer alması, onun -aralarında Sukarno gibi bir siyasetçinin de bulunduğu- geniş Takımadalar coğrafyasındaki temsil gücü yüksek liderlerle aynı masa etrafında yer alabilirliğine işaret eder.

Hasan di Tiro’nun ‘dinleyen’, ‘eyleyen’ yönü kadar, ‘düşünen’ ve ‘yazan’ yönünün de bu dönemlerde ortaya çıktığı görülür. Örneğin, ‘Demokrasi’ kavramı ve söylemi üzerine gerçekleştirdiği çalışması, onun yaşadığı dönemin siyasi liderleriyle aynı kalibrede olduğunu ve geniş okur yazar çevresi bağlamında da döneminin çok daha ilerisinde bulunduğunu bir başka açıdan ortaya koyar.

Hasan di Tiro’nun bağımsızlıktan kısa bir süre sonra, yeni Endonezya Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler’deki yetkililerinden biri olmasıyla ulusalı da aşan ve uluslararası bir arenaya taşınan bir boyuta yükseldiği görülür. O dönem için Malay coğrafyasındaki liderlerin büyükçe bir bölümü için her açıdan ‘uzak’ bir nokta olan New York’daki yaşamı entellektüel birikimi ve dünya görüşünü geniş bir çerçeveye oturtmasına olanak tanıyordu.

Değişen siyasi ortamın dışında yaşamını ‘iş adamlığı’ çerçevesine de oturtmayı becerebilmiş bir liderdir Hasan di Tiro. Aynı zamanda, o dönem batının ‘saygın’ addedilen siyasileriyle de biraya gelip konuşabilecek bir kalibreyi görmek mümkündür. Bununla birlikte, bu dönem, onun duruşunun içine kapanma, izolasyon veya ‘vatan topraklarına’ yabancılaşma olmadığı da görülür. Öyle ki, Hasan di Tiro ‘atalarım’ diyordu ve ‘bana bıraktıkları miras’...

Bu mirası yüklenebilecek bir ‘yürek’ taşıyordu Hasan di Tiro. Bu mirası, aynı zamanda bir sorumluluk olarak Açe toplumuyla paylaşmak ve büyütmek arzusundaydı. Bu paylaşma ve büyüme bencilce bir ‘sub-ethnic’ duruşa tekabül etmiyordu kesinlikle. Aksine, ana vatan topraklarının içinde bulunduğu coğrafya kadar, benzer toplumlarda da özgürlüğün, insan ve Müslüman olma şuurunun gerçek haliyle yansıtılması çabasına matuf bir girişimdi.

Hasan di Tiro tüm imkânları ve donanımıyla bu süreci taşıyabildi. Ve ardından çok önemli bir miras bıraktı. Bu mirası şimdi sadece Açe halkının değil, Endonezya toplumu ve benzeri ‘müslüman’ toplumların anlaması için çaba sarf etmesi gerekiyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder