12 Aralık 2016 Pazartesi

Malezya’da Bir Genel Kurul ve Siyasal Yapılaşma Sorunu (II) A General Assembly and the Issue of Political Formation in Malaysia (II)

Cihan Kurtaran                                                                                                                     08.12.2016

Geçen hafta Kuala Lumpur’da gerçekleştirilen Ulusal Birleşik Malay Organizasyonu (UMNO) yıllık genel kurul toplantısıyla ilgili bazı görüşleri paylaşmaya devam ediyoruz. Bu yılki toplantıda büyük bir özgüven hali dikkat çekiyordu. Her yıl yapılan UMNO genel kurul toplantıları, aslında bu öz güven halinin tekrarı, delegelerden başlayarak Malay seçmene doğru yayılan bir yarı kutsal halin tekrarı mahiyetindedir. Bu yıl özgüven halinde artış olduğunu söylerken, son iki yıldır parti üst düzey isimlerinden gelen eleştirilerin artık gündemde olmamasıyla bağlantısına dikkat çekiyorum. Özellikle geçen yılki genel kurul toplantısında, neredeyse ikinci bir başkan adayı çıkarma süreci yaşanacakken, sadece eleştirilerin gündeme getirilmesi ve genel kurula paralel düzenlenen toplantılarla yetinildi. Ve o dönem öne çıkan UMNO eski genel başkan yardımcısı ve Milli Eğitim Bakanı Muhyiddin Yasin, Kedah Eyaleti eski başbakanı Mukhriz Mahathir, Sabah Eyaleti’nin önde gelen politikacısı Kırsal ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Şafii Abdal artık partide yoklar.

İşte bu nedenle, genel kurul toplantısında eleştirel bir sesin yükselmemesi, UMNO genel başkanı ve başbakan Necib bin Rezak ve ekibinin rahat bir nefes almasına yol açtı. ‘Biz bize’ geçen bir toplantı silsilesi sonunda “Evet. Bu yıl daha güçlüyüz.’ mesajı verilmesinin ardında da işte bu husus yatıyor. Başbakan ‘daha güçlüyüz’ ifadesini, delegelerin tümünde parti geleneğine uygun olarak lidere, yani kendisine ‘bağlılık’ olgusuyla pekiştirmeye çalışırken, bir yandan da oluşan birlik ruhunu yakında yapılacağını ilân ettiği erken seçime yönlendirmeyi başardığını söyleyebiliriz. Böylece, parti liderlerinin, bir hafta boyunca ülkenin dört bir köşesinden gelen delegelere ve de canlı yayın ve özetlerle geniş kamuoyuna yaptıkları konuşmalar sonrasında bir memnuniyet havası hakimdi.

Bu memnuniyet, yakında yapılacağı açıklanan 14. genel seçimlerde UMNO’nun büyük ortağı olduğu iktidardaki ‘Ulusal İttifak’ın bir ‘siyasi tsunamiyle’ önemli bir başarı kazanacağı iddiasına dayanıyordu. Aslında bu ifade, siyasi bir dikotomiye işaret ederek, 2013 seçimlerinde hiç ummadığı oy kaybı yaşayan ve bazı önde gelen liderlerin seçim bölgelerinde başarılı olamamalarına neden olan ve faturası Çinli seçmene çıkartılarak bizzat Başbakan Necib bin Rezzak’ın ifadesiyle ‘Çin seçmenin neden olduğu tsunami’ye gönderme yapıyordu. Bu pembe tabloya rağmen, Başbakan’ın UMNO delegeleri ve geniş seçmen kitlelerini bir tür ‘korku’ haliyle sarmaladığı bir ‘felâket’ söylemi üzerinde biraz daha duralım.

Başbakan’ın açılış konuşmasında erken seçim ilânı, olası bir iktidar kaybının felâket getireceği hususu, partide ‘lidere sadakat’ ilkesi Malezya’nın sadece bugününü değil, yakın geleceğini de ilgilendiren bir söylemdi. Bu çerçevede, Başbakan’ın dikkat çektiği bu hususlar arasında özellikle erken seçimde UMNO merkezli ‘Ulusal İttifak’ın iktidarını yitirmesinin doğuracağı ‘felâket’ ve bu “felâketin önüne geçmek için gerekirse kanımızı dökmekten çekinmeyeceğimiz” minvalindeki söylemi üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Başbakanın söyleminde bugüne kadar hiç olmadık denli bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığı ve seçim kaybının neredeyse bir sona işaret edişinden neşet eden tehditvari bir çıkış seziliyordu.

Bu felâkete neden olacak özne konumuna oturtulan ‘Demokratik Eylem Partisi’ydi (DAP). Öncelikle ulusal siyasette iktidar mücadelesine taraf olan bir yapıyı ve yaşanabilecek olası bir iktidar değişikliğini “felâket” olarak tanımlamak, birbiriyle barışık olduğu iddia edilen etnik çoğulcu bir toplumda aslında ayrışmanın ne denli derinleştiğini ortaya koyuyor. Bu açıklama, sanki DAP’ın ülke siyasal yaşamında meşru bir yapı değil de, dışarıdan ithâl ve yasa dışı bir toplumsal hareket olduğu yönünde bir algının yayılmasına olanak tanıyor. Oysa bu parti, içinde Malay kurucu ve mensuplarının çoğunlukta olduğu çoğulcu parti görünümündeki Halkın Adaleti Partisi (PKR) ve Malezya İslam Partisi (PAS) ile geçen yılın ortalarına kadar “Halk Koalisyonu”nu oluşturduğu; 2008 ve 2013 seçimlerinde UMNO’nin içinde büyük ortak olarak yer aldığı “Ulusal İttifak”a karşı önemli siyasi başarılar kazanan bir siyasi oluşum.

Bu çerçevede, Enver İbrahim’in 2015 yılı Şubat ayında hapsedilmesinin ardından muhalefet bloğunda yaşanan çatlağa rağmen, Başbakan’ın DAP’ı hedefe alarak ve DAP üzerinden mualefetin iktidara gelebileceği söylemi UMNO delegeleri ve seçmenlerine yönelik klasik bir siyasi malzeme olma özelliği taşıyor. DAP’ın hedef seçilmesinde bu partinin -bünyesinde farklı etnik yapılara yer vermekle birlikte- Çin etnik temelli bir siyasi hareket olmasının İslama muhalif bir yapı olarak sunulmasını kolaylaştıran bir yönü var. Bu anlamda Başbakan’ın bir yandan DAP’ı içinde yer aldığı muhalif bloktan farklı bir yere konuşlandırmak suretiyle hem etnik, hem de dini ayrışmanın öznesi kılınırken, öte yandan UMNO’yu tam da bunun tam karşısında Malay etnik dini ve Malay Müslümanların koruyucusu ve kollayıcısı konumuna oturtuyor.

DAP’ın hedefe alınmasında bir diğer neden, yirmi iki yıl boyunca ülkeyi yöneten dördüncü başbakan Dr. Mahathir Muhamed’in DAP’a yakınlaşmasıdır. Bu yakınlaşmanın ardında, Dr. Mahathir’in son iki yılı aşkın süredir 1MDB konusundaki çıkışlarının UMNO içerisinde karşılık bulmaması; akabinde Haziran ayında partiden ayrılarak Malezya Birlik Partisi’ni kurması; böylece Başbakan’ı ve de UMNO’yu iktidardan etmek amacıyla içinde DAP’ın da bulunduğu muhalefetle giderek sıklaşan dirsek teması bulunuyor. Yirmi iki yıllık başbakanlığı döneminde DAP’la önemli ayrışmalar yaşamış Dr. Mahathir’in bu günlerde eski kanlı bıçaklı siyasi rakipleriyle aynı masayı paylaşmasında tek gaye var ‘temiz yönetim’ arzusu. Öte yandan, Dr. Mahathir’in Başbakan ve UMNO’ya yönelik eleştirileri daha 1MDB sürecinden önce ‘sergilenen yönetim kalitesi’ne yönelik olarak başladığını hatırlamak gerekir. Bu nedenle, Başbakan’ın konuşmasında Dr. Mahathir “partiye, ırka (Malay), dine (İslamiyete) ihanet eden bir kişi” olarak tasvir ediliyordu. Başbakanın genel kurulda yaptığı ve UMNO–DAP dikotomisi üzerine inşa ettiği konuşması salondaki üç bine yakın delege üzerinde gerekli heyacını uyandırmışa benziyor.

Şayet UMNO merkezli ‘Ulusal İttifak’ın 59 yıldır ülkeyi yönetmesi veri kabul edilecek olursa, bugüne kadar bu yönde bir ‘başarı’ sağladığı görülür. Ancak bugüne kadar süreçte, pek çok kırılgan fay hatlarına tanık olunduğu; hem UMNO içinde hem de diğer siyasi yapılarda değişimler ve farklılaşmalar yaşandığı da bir gerçek. Bu ilişkiler bütününün son döneminde bile bu oluşumların ne denli girift olduğu görülebilir. Öyle ki, Enver İbrahim’in 1998 yılında başlattığı ‘reform’ hareketinin kısa bir süre sonra, tekil etnik yapıya değil, aksine çoğulcu etnik yapıların varlığıyla teşekkül etmiş ‘Halkın Adaleti Partisi’nin (PKR) kurulmasına; Çin etnik azınlığın partisi konumundaki ‘Demokratik Eylem Partisi’nin (DAP) diğer etnik unsurlardan üye ve hatta milletvekili çıkarmasına; ‘Malezya İslam Partisi’nin (PAS), ‘Halk Koalisyonu’ çatışı altında, bugün karşısında durduğu görülen DAP’la aynı kulvarda UMNO’ya karşı yaklaşık on yıl boyunca  mücadele vermesine tanık olundu. 

Başbakan’ın genel kuruldaki konuşmasında ‘korku’ ve ‘ümit’ karşıtlığında delegeleri bugüne kadar elde edilen kazanımların önemine ikna çabası mevcut yapının devam etmesine matuf bir çıkış vardı. Bu çerçevede, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde elli beşine tekabül eden Malay etnik yapısının bürokrasi, ekonomik, eğitim ve sosyo-ekonomik yardımlar bağlamında ‘pozitif ayrımcılık’a konu teşkil etmesi, bu kitlenin özellikle kır toplumu özelliği sergileyen bölümünde, bu kazanımların garantisi olarak UMNO’yu görmesine neden oluyor. Ülke siyasal yaşamında bugün gelinen noktada, yukarıda dile getirilen çıkar ilişkisinin siyasette ve toplumsal ilişkilerde kırılgan ve ayrıştırıcı yanının devamının mı yoksa, farklı etnik ve dini yapılar arasında yeni ortak paydalarda buluşmanın yolların aranmasına mı çalışılacağı konusu gündemde olmaya devam edecek.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder