13 Ağustos 2026 Perşembe

Zhu Rongji: Çin’de bir dönemin sonu / Zhu Rongji: The end of an era in China

Mehmet Özay                                                                                                                             08.13.2026

Çin’de, eski başbakan Zhu Rongji’nin vefatı, Çin’in modern tarihinde bir dönemin kapanması anlamına geliyor.

Ülkelerin ve milletlerin tarihlerinde belirli dönüm noktaları vardır. Adı üstünde, bu ‘dönüm noktaları’ söz konusu ülkeler ve milletler için bir anlamda varoluşsal bir sorun teşkil eder.

Bu dönüm noktalarının aşılması ve yeni bir döneme, alana giriş yapılması anlamı taşır. Çin böylesi dönüm noktalarından birini hayata geçiren eski başbakan Zhu Rongji’nin dün yani, 12 Ağustos’da, 98 yaşında vefatıyla, önemli bir dönemi geride bırakmış oldu.

Zorlu süreç

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında, Soğuk Savaş döneminin yaşandığı 1970’li yılların ortalarında, aynı ABD’nin uluslararası ilişkilerde paradigma yenilenmesi anlamına gelecek şekilde Çin’le ilişkileri başlatması gayet önemliydi.  

Benzer şekilde, belki de kimilerince o dönem itibarıyla, ‘uyuyan dev’ olarak da adlandırılmayı hak eden, Çin’i küresel topluma açma düşüncesi ne kadar önemliyse, 1998-2003 yıllarında başbakan olarak görev yapan Zhu Rongji’nin özellikle, ülkenin ekonomik geleceği için aldığı kararlar da bir o kadar önemlidir.

Jiang Zemin’in 1989-2002 yıllarında devlet başkanı olduğu dönemin sonlarında, başbakan olarak ve özellikle de, ekonomi yönetiminde söz sahibi bir politikacı olarak Zhu Rongji’nin varlığı dikkat çekiyor.

Yakın tarih ve değişim

Vefatıyla birlikte, Çin’in yakın tarihi bir kez daha gündeme gelirken, hiç kuşku yok ki, bugün Çin’in, küresel ekonominin ikinci büyük gücü olmasındaki rolüyle Zhu Rongji, ayrı bir yere ve öneme sahiptir.

Siyasal sistemlerin devamlılığında ekonomi alanında alınan kararların belirleyiciliğine en dikkat çekici örneklerden biri belki de, Çin'i oluşturuyor. Bu noktada, Çin siyasi elitinin, 1989 sürecinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) hayata geçirememesi ve siyasi varlığını yitirmesi örneğini gayet iyi değerlendirdiğini söylemek gerekir.

Bu sürecin önemli bir adımı olarak Zhu’nun, Çin ekonomisini plânlı ekonomiden, ‘sosyalist piyasa’ ekonomisine dönüştürme düşüncesi ve çabası -en azından- aradan geçen süre zarfında, ne denli stratejik ve rasyonel bir karar olduğunu ortaya koyuyor.

20. yüzyılın sonu itibarıyla Çin’de, -yukarıda dikkat çektiğim üzere 1976 süreci kadar belki de, akıllarda yer eden en önemli gelişme 1989 Tiananmen gösterileri ve gösterilerin bastırılış biçimiydi.

Dünyaya açılma sürecinde, Çin’de bazı toplumsal kesimlerin süreci hızlandırma adına girişimleri olarak da yorumlanabilecek Tiananmen gösterilerinin istenilen sonucu vermediği söylenebilir.

Ancak, bugünden bakıldığında Tiananmen olgusunun içinde barındırdığı eylem ve düşüncesini özellikle, Zhu’nun 1993 yılında başbakan yardımcılığı ile hem, kendi siyasal kariyerini ve hem de, Çin’in ekonomi alanında dönüşüm sürecini yönetebilmeyi gerekli kılan bir neden olarak da anlaşılmaya el veriyor.

Ekonomik değişim ve devinim

Dönüşümün temel parametresini, plânlı ekonominin motoru mevkiindeki devlet işletmelerinin dönüştürülmesi ve vergi sisteminin yenileştirilmesi oluşturuyordu.

Zhu’nun ve Çin’in yeni bir ekonomi modeli uygulama hedefinde, adına ‘devlet işletmeleri’ denilen yapılaşmanın elverişsizliği, kadüklüğü ve statikliğinin yerine üretken, rekabetçi ve dinamik bir yapıya evrilmesi; başta ABD olmak üzere uluslararası çevrelerden gelen baskının bir neticesi olduğu kadar, Çin’de bizatihi kendi siyasal ve toplumsal süreçlerin gelip dayandığı ve çözümün ancak evrilmeyle, reformla gerçekleştirilmesine duyulan inancın ve rasyonel tutumun bir sonucudur.

Devlet teşekküllerinin değişimi insan işgücü, bürokrasi, yönetim, yatırım, yenilikçilik gibi bir dizi olgunun ekonomi süreçlerine dahil olmasını gerektiriyor.

Etkinlik ve verimliliğin şartlarından biri işinin ehli çalışanlar ve üretkenlik iken, makineleşme ve teknoloji bir diğer alanı teşkil ediyor.

Kabaca bakıldığında, bu dönüşüm sürecinde yerleşikliğin, statükoculuğun ve bunlara adapte olmuş çalışan kitlenin işlerini kaybetmesi öne çıkarken, gelişmenin öte yanında yeni dönemde çalışan kimliğinin ve karakterinin nasıl olacağı olgusundan başlayarak eğitimden iş ahlâkına değin uzanan önemli bir toplumsal ve kültürel değişim sürecinin de gündeme gelmesi söz konusudur.

İkinci sırada yer verilen ‘vergi sisteminin’ yenilenmesi ise hiç kuşku yok ki, geniş toplum kesimlerinin belki de ilkinden ziyade daha çok ilgisini ve alâkasını çeken bir konudur. Nihayetinde, kadim zamanlardan modern döneme değin, adına ‘devlet’ denilen yapılaşmanın varlığının dayanaklarının başında ‘vergi toplamak’ gelir.

Modern dönemde ‘vergi adaleti’ olarak da bir anlamda, hümanistik olarak güncellenen yapılaşma, devlet eksenli yapılaşmanın dışında ve ötesinde sıradan vatandaşın, kendi halinde üreticinin vb. devletle ilişkisinin nasıl olacağının belirlendiği bir alana tekabül eder.

Küresel sisteme adaptasyon

Ekonomi dönüşümünü yöneten Zhu’nun bu iki alanla başlayan teşebbüsünün uluslararası ayağında ise Çin’in, 11 Aralık 2001 tarihinde, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması bulunuyor.

Bugün varlığı ve etkinliği hayli sorgulanır bir hale gelmiş olan Dünya Ticaret Örgütü’nün, o dönem küresel ticaret sisteminin belirleyici yapısını kabul eden Çin’in bugün bu yapının açıklarını gören ve alternatif arayan konuma gelmesini de özellikle dikkate almak gerekir.

Bu teşebbüs ve üyelik, iki alanı içeriyor, hiç kuşku yok ki.

Bunlardan ilki, Çin’in üretim sisteminin yalnızca ülke sınırları içerisinde kalmadığı ya da kalmayacağıydı.

İkincisi ise, iç üretim süreçlerinin sadece, Çin merkezli ve kaynaklı şirketler ve kurumlar vasıtasıyla değil, uluslararası şirketlerin Çin’de yatırımlarıyla geliştirilecek bir mekanizmanın gündeme getirilmesiydi.

Bu iki açılım, Çin’in başta kendi bölgesinden başlayarak ekonomik teşebbüslerini uluslararası sisteme açacağı, paylaşacağı anlamına geliyordu.

Bu sürecin belki de, ilk etapta gizli kalmış yönlerinden biri Çin toplumunun ‘tüketim’ toplumu özelliği kazanmasıydı.

Zhu’nun ısrarla üzerinde durduğu ve her ne olursa olsun, dönüşümü gerçekleştirme sürecinde karşılaştığı zorluklardan birinin, halk katmanlarının sadece ‘vergi sistemi’ açısından değil, bunun yanı sıra bu toplumun pek de alışkın olmadığı bir ‘tüketim’ evrenine girişinin neden olduğu toplumsal dönüşümler ve bunların içerdiği bir dizi sarsıntı olduğu söylenebilir.

Zhu Rongji’nin ısrarlı ve sistemli çalışmasının ürünü olarak ortaya çıkan ekonomik dönüşümü, zamanın ruhunu hisseden bir lider profili olarak görmek kadar, küresel olarak önemli siyasal, teknolojik ve toplumsal değişimlerin yaşandığı bir dönemde karar alma süreçlerinde ülkede liderlerin ve sektörlerin adaptasyon dönemini hızla gerçekleştirebilmelerine imkân tanımasına da yol açtığını söylemek mümkün.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder