Mehmet Özay 09.08.2026
Bu tür
konuşmalarda, daveti yapan kuruluşa ve katılımcılara ilgili konuda doğru bilgiyi
makul bir şekilde aktarmak önemlidir. Konunun hassasiyeti kadar, ilgili daveti yapanların
ve özellikle katılımcı olarak bulunanların konuyla ilgili neye ve nasıl hâkim
oldukları ya da olmadıkları da gayet önemlidir.
Sadece Arakan
Müslümanları konusunda değil, genel itibarıyla neredeyse her konuda, alelacele
toplanmış, güvenilirlikten, doğruluktan, mantıksal kurgudan çeşitli düzeylerde
uzak söylemlerin bireylerin zihinlerine kolayca işlenebildiği ve bu doğrudan
uzak anlayışları doğru bilgiye çevirmenin ne denli zorlu bir iş olduğuna kuşku
bulunmuyor.
Arakanlı
Müslümanlar konusunu, küresel medyanın gündeme taşıdığı 2012 yılına ve ardından
2015-2017 sürecine indirgemek, temelde böylesi büyük bir yanlışın ilk alanı
olarak dikkat çekiyor.
Bitmeyen
süreç
Günümüzde
Arakanlı Müslümanlar sorunun kayda değer ölçüde değişik katmanlarda devam
ettiğine dair bir veri olarak şunu hatırlatmakta yarar var.
En son, Temmuz
ayının ikinci haftasında, sayıları 250 civarında olduğu tahmin edilen Arakanlı Müslümanları
taşıyan bir teknenin Malaka Boğazı’nın batı girişinde battığı bildirildi.
Kim sorumlu
olduğu kadar, 2012 ya da öncesinden itibaren Arakanlı Müslümanların karşı
karşıya oldukları sorunları nasıl anladığımız ve ne tür çözüm yolları bulmaya
çabaladığımız da yakından ilgilidir.
Doğru
bilgi
Arakanlı
Müslümanları, dini mensubiyetlerinden dolayı ‘bizden birileri’ olarak görmekle,
onların maruz kaldıkları siyasal, toplumsal, kültürel ve dini bağlamlarda
gündeme gelen ayrımcılıkları prensip olarak birbirinden ayırmak gerektiği
kanaatindeyim.
Bunun temel
nedeni, bizden birileri olmalarının olan biteni, gerçeği hakkıyla ele almayı,
öğrenme süreçlerini gerçekleştirmeyi ve doğruyu ortaya koymayı engelleyici bir
yönü olduğu ortadadır.
Bunun aksinin
kesinlikle mümkün olmadığını söylemek istemiyorum…
Yani, bizden biri
olarak kabul etmekle başlayan süreçte, ilgili öğrenme, anlama ve yorumlama
süreçlerini hakkıyla yerine getirmemiz halinde, bunda bir sorun olmadığını da
ifade etmeliyim.
Bunun için,
psikolojik ve kognitif olarak fazlaca çaba harcamak gerektiğini unutmamak
gerekiyor.
Bizden biri
olarak kabul etmek suretiyle, Arakanlı Müslümanlar sorununa yaklaşmanın, en
azından çoğu kitlenin zannettiği şekilde, 2012’den itibaren, söylemek
gerekirse, aradan geçen bu süre zarfında dahi söz konusu bu sorunları
halledebilmeye yaramamış olmasını bir kanıt olarak sunuyorum.
Unutma
hali
Birkaç
örnekle, Arakanlı Müslümanlar konusunda ne tür bir unutma haliyle karşı karşıya
olduğumuzu ortaya koymaya çalışayım.
Konuşmaya
davet eden ülkenin bir grup siyasi elitinin, Arakanlı Müslümanların 2012’de
karşı karşıya kaldıkları sorun üzerine o dönemde “sorunu hallediyoruz” yollu
Twitter mesajlarının neye karşılık geldiği ve ne tür sonuçlar ürettiği...
Ve akabinde,
ilgili ülkenin önde gelen bir kurumunun, Arakanlı Müslümanlara yardım için
öngördüğü/söz verdiği azımsanmayacak meblağa tekabül eden uluslararası yardım
sözünden vazgeçmesi...
Uluslararası
çevrelerin, Myanmar’ın batısındaki Arakan Eyaleti’ne giremediği bir dönemde,
“Arakanlı Müslümanlar için azımsanmayacak sayıda kurban kestikleri” söylemini
gündeme taşıyan sivil toplum kurumunun bu işi nasıl gerçekleştirdiğini ya da
gerçekleştirmediklerini...
Ya da,
hatırlanması gereken bir diğer husus...
İslam
toplumlarını uluslararası arenada temsil etme iddiasındaki bir kurumun,
Arakanlı Müslümanların sorunlarını uluslararası arenada gündeme taşıma, savunma
gibi süreçleri yönetmesi üzerine “temsilci” olarak o dönem Amerika’da
akademisyen olan Dr. Waqaruddin Hocayı atamasının ardından, -9 Nisan 2022’de vefat
etmiş olan- Waqaruddin Hoca’nın ne gibi ciddi faaliyetler içinde bulunduğu, ne
gibi gelişmelere imza attığı kadar, söz konusu uluslararası kurumun ve bu
kurumun tüm üye ülkelerinin Arakanlı Müslümanlar sorununda Dr. Waqaruddin’le ne
tür yakın siyasi, sosyal ilişkiler kurdukları veya kurmadıkları...
Tüm bu ve
benzeri gelişmeler konuyla ilgili tutum, tavır, davranış, bilgilenme, süreci
yönetme gibi birbiriyle doğrudan ilintili süreçlerde ne türden rasyonel bir
yaklaşımın sergilenip sergilenmediğini açıkça ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.
Kanımca,
yukarıda dikkat çekilen örnekler ve Arakanlı Müslümanların yaşadıklarına dair
tüm süreçleri ciddi olarak ele almamız gerektiğini bir kez daha dile getirmekte
yarar var.
Sorumluluk
İlk etapta, bu
ve benzeri olguların ilgili konuşmamızı dinlemeye gelen kişilerin bilmesi
gereken hususlar olup olmadığı elbette tartışılabilir.
Tarihi gelişme
olarak, 2012’den birkaç yıl daha geriye gitmek suretiyle, Arakanlı
Müslümanların Kuzey Sumatra’daki sahillerinde Açeli balıkçıların yardımıyla
karaya çıkartılmalarını hatırladığımızda, yakın dönemde olan bitene dair ciddi
bir unutkanlığımızın ya da bilgi eksikliğimizin -veya her ikisi birden-
olduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, bize
sorunun başladığı Myanmar’ın Arakan (Rakhine) eyaletinde yaşayan Arakanlı
Müslümanların, bölgedeki Myanmar ordusu ve sivil yapılaşma (milita) tarafından
en azından bir grup Budistin hedefi haline gelmeleriyle, yüzyıllardır
yaşadıkları topraklarda vatandaşsızlıkla karşı karşıya kalmaları ve nihayetinde
bu topraklardan çıkarılmaları sürecini hakkıyla anlayıp anlamadığımızı ve ne
tür rasyonel tepkiler verip vermediğimizi bir kez daha düşünmemizi
gerektiriyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder