TAYVAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TAYVAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2025 Çarşamba

Tayvan liderinden Çin’i kızdıran mülâkat / Taiwan leader's interview angers China

Mehmet Özay                                                                                                                             08.10.2025

Çin ve Tayvan yönetimi arasında, dönem dönem yaşanan gerilimli süreçler askeri tatbikatlar kadar, her iki taraf liderlerinin yaptıkları açıklamalarla da gündeme geliyor.

Tayvan ‘devlet başkanı’ Lai Ching-te’nin, Amerikan radyo programı, “The Clay Travis and Buck Sexton Show’a verdiği dünkü mülâkat, Çin tarafından şiddetle eleştirilmesi, bu yöndeki gelişmelerin devam etmekte olduğunu gösteriyor.

Söz konusu mülâkatın, Çin basını tarafından alıntılanan bölümleri dikkate alınacak olursa, Lai’nin dile getirdiği bağımsızlık söyleminin, Pekin yönetimi tarafından büyük bir tepkiyle karşılandığına kuşku yok.

Lai, yaptığı açıklamada, “Tayvan ve Çin’in birbirine tabi olmadığını” ve de “Çin’in Tayvan’ı işgal etme hakkı bulunmadığı”nı gayet açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

Buyaklaşım, Lai’nin bireysel konuyu bireysel bağlamda ele alışının dışında, özellikle de, mensubu olduğu Demokratik İlerlemeci Parti (Democratic Progressive Party-DPP) ve bu partiye destek olan Tayvan halkı nezdinde düşünüldüğünde kayda değer bir önemi olduğuna kuşku yok.

Bunun ötesinde, Lai’ni böylesine cesurca açıklamalar yapmasına imkân tanıyan bir diğer maddi neden ise Batılı liberal demokrat ülkeler ve özellikle de, ABD ile olan ilişkiler.

“İki devletli yapı”

Lai, kendisine yöneltilen sorulara cevaplar içerisinde, “Ana kıta Çin’in tehditi”, “yeni iki-devletli yapı” ile Tayvan’ın bağımsızlığının, “askeri güçle tesisi”ne yaptığı vurgular özellikle, bunlardan bazıları.

Lai yaptığı açıklamalarda, Çin’in, Hint-Pasifik bölgesinde barış ve istikrarı bozmaya yönelik askeri tatikatlarına gönderme yaparken, bu gelişme karşısında Tayvan’ın, “demokratik kampla” işbirliğine dikkat çekiyor.

Bu yaklaşımın, hiç kuşku yok ki, sadece, Çin ve Tayvan arasında bir gerilime odaklanmadığı aksine, bunun ötesine taşan ve küresel olarak adlandırılabilecek bir boyut olduğunu söylemek gerekiyor.

“kriz inşacısı”

Söz konusu mülâkatla ilgili olarak, Çin’de, “Tayvan İşleri’nden Sorumlu Ofis” sözcüsü Chen Binhua ise, Lai’nin “gerçekleri çarpıttığı”nı ileri sürdü.

Binhua, yukarıdaki ifadelerden hareketle Lai’ni, Tayvan Boğazı barışını dinamitlemekle bölgede “kriz inşacısı” olarak adlandırdı.

Sözcü Binhua, özellikle, 20 Mayıs 2024 seçimlerinden sonra başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte, Lai’nin yaptığı açıklamalarla “Tayvan’ın bağımsızlığı gibi ayrılıkçı bir söylemi dile getirerek Çin-karşıtı bir duyarlılık oluşturmaya çalıştığını” ileri sürüyor.

Şimdilik retorik savaşı(!)

Her iki tarafın, “Tayvan’ın egemenliği” konusunda gündeme getirdikleri söylemler dikkate alındığında, ortada bir retorik savaşının varlığından söz etmek mümkün.

Resmi olarak ‘Çin Cumhuriyeti’ adını kullanan Tayvan ile Çin Halk Cumhuriyeti olarak bilinen Ana kıta Çin arasında yaşanan çatışma eksenli diyalogun devamlılığı ortada.

Bu durumun, bir tür açmaz olarak devam etmesi, Pekin yönetiminin Tayvan üzerindeki egemenlik iddiasından vazgeçmemesi ile doğrudan ilintili.

Özellikle, DPP iktidarları döneminde Pekin ile olan siyasi söylemler düzeyindeki atışmaları retorik savaşı olarak adlandırmak mümkün.

Bununla birlikte, bir yandan Çin’in bölgede, özellikle de, Tayvan Boğazı ve çevresinde zaman zaman düzenlediği kapsamlı askeri tatbikatlar öte yandan, ABD’nin bölgede olası bir sıcak gelişme karşısında Tayvan’ı koruyacağına dair açıklamalar bölgenin potansiyel bir çatışma alanı olarak önemini ortaya koyuyor.

İki parti – iki görüş

Tayvan açısından ise konuya bakıldığında, Ada’daki siyasi partiler ve kamu oyu nezdinde farklılık taşıdığı da bir vakıa.

Bu çerçevede, Tayvan’da iktidarın Ana kıta Çin’le statükonun korunmasına yönelik politikalarıyla tanınan Milliyetçi Parti (Kuomitang/KTM) ile, ‘bağımsızlıkçı’ söylemi dillendirmekten geri kalmayan Demokratik İlerlemeci Parti (Democratic Progressive Party-DPP) yaklaşımları temel bir ayrım olanak ortaya çıkıyor.

Tayvan’da iktidarın el değiştirmesiyle, Ana kıta Çin arasında anlaşmazlık olarak nükseden ‘egemenlik iddiası’ olgusunun gündeme geliş hızı ve yoğunluğu da değişkenlik arz ediyor.

Pekin yönetimi, KTM’in iktidarda olduğu yıllarda, “Tayvan üzerindeki egemenlik iddiası”ndan vazgeçmese de, KTM’in “statükoyu koruyalım” tavrı ile, şu veya bu şekilde Pekin’e yakınlaşma politikaları arasında bir denge güdüyor.

Dış destek

Tayvan’da DPP iktidarı partinin ideolojik olarak var oluş nedeni olarak Pekin’i sürekli rahatsız eden veya kışkırtan bir yönü bulunuyor.

Çin gibi bir küresel dev karşısında, DPP’yi, tıpkı Lai’nin dünkü mülâkatında dile getirdiği şekilde, kendinden emin kılan açıklamalar yapmaya sevk eden ise Batılı liberal-demokratik ülkeler ve özellikle de ABD ile olan yakın ilişkisi.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, ABD’nin Tayvan üzerinde bir tür askeri koruyuculuk vasfını taşıyor olmasıdır.

2016-2024 yıllarında Tayvan devlet başkanlığı görevini yürüten DPP’li başkan Tsai Ing-wen’in iki dönem devlet başkanlığının ardından, DPP iktidarının Lai ile devam etmesi son dönemde, Ana kıta Çin ve Tayvan arasındaki diyalogsuzluğun artışı anlamına geliyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/tayvan-liderinden-cini-kizdiran-mulakat-taiwan-leaders-interview-angers-china/

16 Ekim 2024 Çarşamba

Çin ve Tayvan arasında gerilim artıyor / Increasing the tension between China and Taiwan

Mehmet Özay                                                                                                                           16.10. 2024

Çin’den Tayvan’a göz dağı artarak devam ediyor...

Tayvan milli günü dolayısıyla başkan Lai Ching-te’nin 10 Ekim’de yaptığı konuşmanın ardından, Pekin yönetimi geçtiğimiz Pazartesi günü tüm askeri birimlerin katılımıyla Tayvan’ı çevreleyen sularda bir günlük tatbik gerçekleştirdi.

Bu gelişme, Avrupa’nın göbeğinde ve Ortadoğu’da sıcak çatışmalar sürer ve bir şekilde, barış adımları atılmaya çalışılırken, dünyanın farklı bölgelerinde potansiyel çatışma alanlarının başında gelen Tayvan Boğazı’nda tehlike sürekli büyümeye devam ettiği anlamına geliyor.

Küresel bir güç olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin (People’s Republic of China-PRC), Tayvan’a, ki resmi adı Çin Cumhuriyeti (Republic of China), yönelik tehditlerinin sadece lafta kalmadığı aksine, günden güne artan askeri tatbikatlarla, neredeyse her an Ada’ya yönelik bir askeri harekatı başlatacağı izlenimi veriyor.

Kognitif savaş

Geçtiğimiz Pazartesi günü, ‘Ortak Kılıç-2024B’ adı verilen ve Çin ordusunun (Chinese People’s Liberation Army-PLA) tüm birimleriyle katıldığı ve Tayvan’ı çevreleyen sularda gerçekleştirilen bir günlük tatbikatı, gelişigüzel yapılmış bir eylem olarak değerlendirmek yanlış.

Tüm ordu birimlerinin iştirak ettiği bu tatbikat, aynı zamanda literatürde “kognitif savaş” (cognitive warfare) olarak adlandırılan ve askeri yapı dışındaki unsurların da katılmasıyla belki de, önceki tatbikatlardan ayrıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu yöntemle, Tayvan kamuoyunda algı değişiklikleri hedeflenirken, bunun sıcak savaş unsurlarının önünün açacak bir yol olarak kullanılacağı varsayılıyor.

Çin yönetiminin askeri tatbikatlar için, çeşitli vesileleri gerekçe gösterdiğini söylemek mümkün.

Pazartesi günkü tatbikat için de Tayvan devlet başkanı Lai Ching-te’nin, 10 Ekim günü, ulusal gün dolayısıyla yaptığı konuşma Pekin’de oldukça şiddetli bir karşılık buldu.

Başkan Lai, ne dedi?

Başkan Lai uzun bir konuşma yaptı... Konuşma metnine baktığımızda, pek çok konuya değindiği anlaşılıyor.

Ancak, öne çıkan temel hususlara kısaca değinmekte yarar var.

Lai, yaptığı konuşmada, “Tayvan ve Çin’in birbirinin hakimiyetine girmeyecektir” ve “Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tayvan’ı temsil etme hakkı yoktur” ifadeleri açıkça, Pekin yönetiminin “Tek Çin” idealine muhalif bir bağlamda yer aldığına kuşku yok.

Tayvan’da bağımsızlık gününün 1949 yılından başlayan dönemden değil aksine, 1911 yılına yani, Çin hanedanlığına karşı gerçekleştirilen modern darbeye gönderme yapması dikkat çekiciydi.

Bu tarihi yaklaşım, hiç kuşku yok ki, 1945-1949 yılları arasında Ana kıta Çin’de komünist ve milliyetçi Çin arasında yapılan ve komünistlerin galibiyetiyle sonuçlanan iç savaşı ve devamını yok sayan bir açılımı içeriyor.

Başkan Lai’nin 1911 göndermesinin Çin hanedanlığını ortadan kaldıran milliyetçi güçler noktasında doğruluğu içinde barındırıyor.

Ancak, bu sürecin ardından bir toplumsal hareket olarak başlayan ve ardından, kurumsallaşan Çin komünizminin ve de 1949 sonrası Çin Komünist Partisi ve yönetiminin varlığını dikkate almamasıyla, gayet önemli bir tarihi söylem ortaya koyuyor.

Pekin’den güçlü tepki

Bu konuşmanın ardından, Çin’de Tayvan İşleri’nden Sorumlu direktör Chen Binhua Başkan Lai Ching’i “barışı baltalayan” vb. sıfatlarla suçlarken, açıklamasının devamında, Pekin yönetiminin, Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın teminini sağlamaya yönelik olarak, olası gelişmelere karşı egemen devlet hakkını kullanmaktan çekinmeyeceğine vurgu yaptı.

Ve bu açıklamanın ardından, Pazartesi günkü tatbikat gerçekleştirildi...

Tatbikatın ertesinde yine, Chen Binhua’nın açıklaması gündemde önemli yer işgal ettiği görülüyor.

Chen’in, bu sefer, “... Barışçıl birleşme konusunda çaba harcama niyetindeyiz. Ancak, güç kullanmaktan da vazgeçmeyeceğiz...” şeklindeki ifadelerini, gayet güçlü siyasi demeçler olarak kabul etmek gerekir.

Elbette, bu söylem yeni değil...

Aynı ifadeleri, Çin devlet başkanı Şi Cinping’in söylemlerinde de tanık olunması, Pekin yönetiminin bu konuya ne denli önem verdiğinin bir kez daha kanıtı niteliğindedir.

Bu süreçte gündeme gelen söylemler çerçevesinde bakıldığında, aslında sorunun, Çin ve Tayvan arasında kalmayacak olduğunun işaretini de veren yine Chen.

Chen’in, olası bir sıcak çatışmanın hedefinin, “Tayvan’daki azınlık kitleyi oluşturan ayrılıkçılar ile müdahaleci olacak dış güçler”dir demesi, hem bölgesel ve hem de küresel güçlere gönderme yapıyor.

Köklü sorun

Hatırlanacağı üzere, Tayvan Boğazı sorununun Güney Çin Denizi ile yakın bağlantı kurulabilecek boyutlarının olması, küresel güçler yani, bu anlamda akla gelen ilk ülke elbette ABD ile bu ülkenin bölgedeki müttefiklerinden ilk akla gelen Japonya ve Filipinler oluyor.

Çin’in ‘Tek Çin’ politikasına ve bunun Batılı ülkelerce de tanınmasına karşılık, Tayvan’da son üç dönem devlet başkanlığı koltuğunda oturan devlet başkanları ve iktidardaki Demokratik Gelişimci Parti (Democratic Progressive Party-DPP) farklı bir söylemle gündeme geliyor.

Tayvan’ın demokratik kazanımlarına ve ekonomik gelişmişliği ve çeşitli alanlardaki öncülüğüne yapılan bu vurgu hiç kuşku yok ki, gizli/açık Tayvan’ın bağımsız ülke olduğuna gönderme yapıyor.

Bu yapıdan taviz verilmeyeceği söylemi ise Pekin’in siyasal olarak hazmedemeyeceği bir konu.

Çin ve Tayvan arasında yaşanacak olası bir sıcak çatışmanın Tayvan Boğazı’nın iki yakasındaki bu iki yapı ile sınırlı olmayacağı aşikâr.

https://guneydoguasyacalismalari.com/cin-ve-tayvan-arasinda-gerilim-katlaniyor-increasing-the-tension-between-china-and-taiwan/

22 Mayıs 2024 Çarşamba

Tayvan’da yeni başkan Lai Ching-te: Demokrasi ve uluslararasıcılık vurgusu / Lai Ching-te, New president in Taiwan: emphasis on democracy and internationalism

Mehmet Özay                                                                                                                            21.05.2024

Tayvan’da, yeni başkan William Lai Ching-te, dün gerçekleştirilen yemin töreninin ardından görevine başladı.

Demokratik Gelişimci Parti (Democratic Progressive Party-DPP) başkanı ve 64 yaşındaki yeni başkan Lai Ching-te’nin açıklamalarında öne çıkan husus, hiç kuşku yok ki, Çin tehdidi ve bunun karşısında açıkçası, korunması gereken barışa dair vurgusuydu.

Lai Ching-te Pekin’e gönderme yaparak, “Çin’in siyasi ve askeri tehditlerine son vermesi” ve “olası bir savaş korkusundan dünyayı kurtarması” çağrısında bulundu.

Bu yılın başında yapılan seçimler öncesinde, Pekin yönetiminin Tayvan seçimlerine yönelik yaklaşımının, ‘savaş ve barış’ dikotomisi ekseninde geliştirildiği hatırlanacak olursa, Lai Ching-te’yi zorlu günlerin beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Lai Ching-te’nin, Çin Halk Cumhuriyeti yönetimince “tehlikeli ayrılıkçı” olarak adlandırılması, iki taraf yetkililerinin önümüzdeki dönemde biraraya gelmelerinin pek de olanaklı olmadığını gösteriyor.

Küresel temsil gücü

De facto siyasal egemen bir yapı olarak uluslararası arenada var olan Tayvan’daki siyasal yapının ve başkanlık değişiminin, söz konusu bu Ada ülkesi ile sınırlı olmayan boyutlarına dikkat çekmekte yarar var.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin (People’s Republic of China -PRC) yönetiminin Tayvan’ı yani, bir başka ifadeyle, Çin Cumhuriyeti’ni (Republic of China-RoC) siyasal egemenlik olgusu olarak telâkki etmesiyle, Çin-Tayvan ilişkilerinde yaşanan gerilim, kendini bölgesel ve uluslararası arenaya yansımasıyla önem taşıyor.

Tam da bu durum, Tayvan’da seçimleri ve başkan değişimlerini, bölgesel ve küresel olarak izlenmesi gereken bir olgu olarak öne çıkartıyor.

Yeni başkan Lai Ching-te, yemin töreni sonrasındaki konuşmasının ilerleyen bölümlerinde, “Tayvan’ın geleceği, dünyanın geleceği için önemlidir” cümlesini dikkatle ele almak gerekiyor.

Tayvan’ın küresel gelişmelerin merkezine koyan bu söylemi, salt bir retorik olarak değerlendirilmemelidir.

Aksine, çatışma alanlarının Ortadoğu merkeziyle sınırlı olmadığı hatırlandığında, Güney Çin Denizi’nde, Çin’in egemenlik hakkı ve bunu elde etmek için savaşı göze alabileceği söylemi karşısında Tayvan’ın varlığını bölgesel değil, küresel çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Aslında, yeni başkan Lai de yukarıda dile getirilen ifadesiyle buna vurgu yapıyor.

Tsai’nin ‘uluslararasıcılık’ göndermesi

İki dönem, yani son sekiz yıldır devlet başkanı olarak Tayvan’ı yöneten Tsai, görevinin sona ermesinden bir gün önce yani, Pazar günü verdiği mesajlarda Tayvan’ın geleceğini, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ada üzerindeki egemenlik hakkını uluslararası gelişmelerle birlikte zikretmesi ve iki temel olgu arasında analojiler yapması dikkat çekmişti.

Tsai, özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı istilasıyla ortaya çıkan savaş durumuna ve sonrası gelişmelerle, Pekin yönetiminin artık benzer bir siyasal ve de özellikle, askeri süreci aklına getirmemesi gerektiğini vurguluyordu.

Tsai, ülkesinin, dünyadaki pek çok ülke ve de uluslararası kuruluşlar tarafından bağımsızlığı tanınmayan, ancak bununla birlikte, başta Anglo-Sakson ülkeleri olmak üzere, ikili ilişkileri gayet üst düzeyde seyreden bir ülke olduğunun farkında.

‘Uluslararası camia’ vurgusu

Bu nedenle, son dönemde yaptığı açıklamalarında, “uluslararası camia” kavramını kasıtlı olarak kullandığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Tsai’nin bu kavramla vurgusu yine, Doğu Avrupa’da ortaya çıkan siyasi ve askeri gelişmelerle benzerliği bağlamında değerlendirmek gerekiyor.

Tsai’nin görevini tamamlaması dolayısıyla Pazar günü başkanlık ofisindeki resepsiyonda Singapur, Japonya ve Birleşik Krallık (İngiltere) temsilcileriyle biraraya gelmesi, söz konusu uluslararasıcılık olgusunun en açık göstergesi kabul edilmelidir.

Bu noktada, Tsai ile Tayvan yönetiminin en önemli siyasal başvuru aracı olarak ‘uluslararası’ bağlantılı kavramları gündeme getirmesine şaşmamak gerekiyor.

İlk etapta, söz konusu bu vurgunun savunmacı nitelikte olduğu düşünülebilir...

Hatta, Batılı ülkelerin, Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında özellikle, askeri yardımda ‘ikircikli’ tutumları hatırlandığında Tayvan’ın, böylesi benzer bir olası gelişmede kendine modael alabileceği bir yapının olmadığı dahi ileri sürülebilir.

Bunda haklılık payı yok değil...

Tam da bu noktada, Ukrayna-Tayvan ikilisini birbirinden ayıran iki temel husus olduğuna dikkat çekelim.

Bunlardan ilki, Tayvan’ın başta Anglo-Sakson ülkeleri olmak üzere neredeyse, tüm gelişmiş -ve hatta gelişmekte olan ülkelerin- ticaret güzergâhlarının üzerinde bulunuyor oluşudur.

İkincisi ise, Tayvan’ın, Ukrayna’nın askeri yapılaşmasıyla karşılaştırılamayacak ölçüde askeri bilimsel ve teknolojik yatırımları bünyesinde barındırmasıdır.

Donanımlı Tayvan

Tsai’nin son konuşmalarında dile getirdiği üzere, Tayvan, son dönemde Çin Halk Cumhuriyeti’nin askeri kalkınmasına paralel denilebilecek bir sürece konu olduğunu hatırlatmak gerekiyor. 

Savunma sanayi başlığı altında değerlendirilebilecek olan bu husus, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin Tayvan’a verdiği destekten bahsetmiyoruz.

Bizatihi, teknolojik yatırımları ile göz dolduran Tayvan’ın bu gelişmişliğini, askeri teknoloji alanına yansıtmadığını düşünmek büyük bir hayalcilik olur.

Tsai, işte bu güce gizli/açık atıfta bulunarak, olası bir askeri girişim karşısında Çin’in karşı karşıya kalacağı duruma işaret ediyor.

Burada yine bir analoji olarak görülebilecek şekilde, Pekin yönetiminin, görece zayıf ve -bazı ölçülerde yalnız bırakılmış- Ukrayna karşısında bile, Rusya’nın içine düştüğü halin ötesinde bir durumla karşılaşacağına vurgu yapıyor.

Çin birliği

Tayvan Boğazı ile tanımlayan ve Çin Halk Cumhuriyeti ile Tayvan arasında gerilimli dönemlerin yaşanmasına karşın, dünyanın farklı bölgelerindeki gelişmeler Çin birliği meselesinin ele alınabilirliğine dair bir fikir veriyor.

Yazının başlarında dile getirildiği üzere, sabık başkan Tsai ve -her ne kadar, Pekin yönetimince ‘ayrılıkçı’ olarak adlandırılsa da-, yeni başkan Lai Ching-te Çin’le görüşme süreçlerine tümden kapıyı kapatmış değiller.

Öyle ki, Tayvanlı liderler, Çin’le olası bir birleşmeyi tümüyle reddetmiyorlar...

Ancak, Tayvan’ın bugün ulaştığı sosyo-ekonomik gelişmişlikten feragât etmeyecek bir sürecin işletilmesinden yanalar.

Bununla birlikte, bu talebe Pekin yönetiminde tam ve doğru bir karşılık buludğunu söylemek ise mümkün değil.

Pekin yönetimi, bu yılın başında Tayvan’da yapılan seçimleri “savaş ve barış” dikotomisiyle açıklama getirmiş, Demokratik Gelişimci Partisi’nin seçilmesine açıkça, ‘savaş’ vurgusuyla tanımlama getirmişti.

Bugün Tayvan’ı, bu dikotominin ‘savaş’ bölümünde yer alan bir ismi yani, Lai Ching-te yönetmeye başladı.

Olağanüstü gelişmeler olmaması halinde, önümüzdeki dönemin her iki taraf için de kolay olmayacağını söylemek gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tayvanda-yeni-baskan-lai-ching-te-demokrasi-ve-uluslararasicilik-vurgusu-lai-ching-te-new-president-in-taiwan-emphasis-on-democracy-and-internationalism/

18 Ocak 2024 Perşembe

Taiwan Votes for Continuity of De Facto Sovereignty

Mehmet Özay                                                                                                              January 16, 2024

Lai Ching-te, the Democratic Progressive Party candidate, is Taiwan’s new president.

Taiwan’s 13th presidential and legislative elections were concluded on Saturday, January 12, with the victory of Lai Ching-te, the candidate of the ruling Democratic Progressive Party (DPP).

With a voter turnout of around 70% in Saturday’s elections, DPP candidate Lai Ching-te, who received more than 40% of the vote, will govern the country for the next four years, according to the Central Election Commission (CEC).

Hou Yu-ih, the candidate of the Nationalist Party (Kuomintang-KMT) and former mayor of New Taipei, received 33% of the votes, and the candidate of the Taiwan People’s Party (TPP), Ko Wen-je, received 26% of the votes.

Victory of de facto status

While this electoral result is the DPP’s third consecutive electoral victory, it is also possible to evaluate this development as a victory of the de facto reality on the ground. This election results signify the strong attachment to the autonomous political stance of the DPP governments since 2016 and their emphasis on equality in terms of sovereignty with mainland China.

Taiwan’s elections are more significant in regional and international politics than in domestic politics. In this regard, the successful implementation of Taiwan’s electoral process is a driving force for democracy in the regional and global spheres.

During the campaign process, DPP Chairman Lai Ching-te stated that, if elected, he would continue the administration’s policies, including those in foreign policy, that have been sustainably implemented by former President Tsai Ing-wen since 2016.

This means that in the next four years Taiwan will continue to draw closer to and develop existing relations with the United States and the European Union, as well as with Japan and Australia, the representatives of this bloc in the region, not politically but in the context of “cooperation and exchange.”

Parliamentary landscape

It is not difficult to predict that although the DPP won the presidential election, it lost the majority in Taiwan’s 113-seat parliament, the Legislative Yuan. Thus, the DPP will have to negotiate with opposition parties on various issues during the legislative process.

The Taiwan People’s Party (TPP), which has emerged as a new political movement in Taiwan, should be considered a new voice in the island’s politics with its 26% vote share. So much so that we can predict that after the DPP loses its majority in parliament, it will move closer to the People’s Party, which, unlike the Nationalist Party (Kuomintang-KMT), is drawing attention with its emphasis on democracy.

Elections and global powers

The success of the elections deserves to be considered valuable not only by Taiwanese society, but also by defenders of global peace.

Obviously, the third consecutive election win by the DPP, which has governed the island since 2016, was closely followed by the United States and the People’s Republic of China (PRC) for different but directly related reasons.

However, the aggressive pre-election political discourse that forced and necessitated the evaluation of the elections held on Saturday outside of Taiwanese society and politics is that of these two global powers. This is true at least at the level of discourse and despite all the dilemmas experienced.

Democratic channel in election victory

The 64-year-old Lai hailed the election victory as the “victory of democratic societies” in his statement after the results were announced.

The emphasis on “democratic societies” in the plural is not limited to reiterating the demand of Taiwanese society to be governed by “democratic ideals.” It also explicitly refers to similar societies in the region and around the world that uphold democratic values and practices.

This context is not necessarily only related to Taiwan’s domestic politics, namely in the context of the opposition Nationalist Party’s (KTM) policy of rapprochement with mainland China, or simply the significant support of the U.S. government to the DPP government since 2016.

Behind this statement, there is an emphasis that targets the political regime and policies of Mainland China, especially the developments in Hong Kong since 2013.

The “heavy emphasis” of the mainland Chinese political elite over Taiwan, by considering it part of mainland China, caused a significant part of the Taiwanese people to vote for the DPP, which adopted the “democratic” form of government, and to adopt democratic discourse and principles in the social structure. It should be evaluated as a reflection of their strong expressions and theory and the applications of these positions in real political life.

Possible developments

It is impossible to expect any change in mainland China’s political and territorial sovereignty claims over the island in the face of Taiwan’s democratic development. After all, Taiwan means “national sovereignty and territorial integrity” for the Chinese mainland.

Nor is it possible for Taiwan to accept any developments regarding Beijing’s direct pressure and control over democratic governance and ideals and the island’s “autonomous” structure.

However, as inherent in the de facto phenomenon, a continuation of the current Cold War situation can be foreseen for both Taiwan and mainland China.

On the other hand, it is worth considering whether the two different political perspectives mentioned above, which are directly related to each other, have the flexibility to evolve into a new constructive policy for both sides. Overall, it is debatable whether President Xi Jinping will initiate a new policy that opens the doors to direct negotiations with Taiwan.

Ultimately, the Xi Jinping administration must reconsider the proposal of “equal-status talks” that former President Tsai Ing-wen insisted on with Beijing during her last eight-year term.

It should not be seen as a weakness if Jinping engages with Taiwan through a new policy initiative. Such an initiative is expected to limit the U.S. military presence in the region, reduce political mistrust between the countries, and mitigate any potential direct conflict in the Asia-Pacific.

Apart from its global impact, Taiwan’s sustainable social and political life based on democratic ideals can be seen as a moral support for the people in the Chinese autonomous regions such as Hong Kong, Xinjiang, and Tibet, and some sections of the Chinese population with democratic tendencies in mainland China in general.

Island’s democracy

Although Taiwan has not declared its independence, it has a political structure that is considered a de facto sovereign state.

The process began when the Nationalists settled on the island in 1949, after the struggle between the Communist Party of China and the Chinese Nationalist Party, which ended with the victory of the former.

Since then, neither has mainland China established any sovereignty over the island nor has the Taiwan administration declared its independence. At the same time, Taiwan is considered as an economic and trade partner by numerous countries worldwide, although its sovereign power is not yet recognized by the global community.

While the Nationalist Party (Kuomintang-KMT), considered conservative, ruled the island, the DPP, with its independence discourse, which is undoubtedly a solid political argument, emerged and proved to be influential enough in both island and global politics.

This unique situation in terms of political science deserves to be closely studied.

https://politicstoday.org/taiwan-votes-for-continuity-of-de-facto-sovereignty/

 

2 Ocak 2024 Salı

Yılın ilk seçimi Tayvan’da / The first election of the new year in Taiwan

Mehmet Özay                                                                                                                            02.01.2024

Tayvan’da halk, 13 Ocak günü başkanlık ve parlamento seçimleri için sandığa gidiyor...

13 Ocak Cumartesi günü gerçekleştirilecek ülke tarihinde sekizincisi olacak doğrudan başkanlık seçimleri, sadece Ada halkının kendi yönetimini belirlemesi anlamı taşımakla kalmıyor, uluslararası camia için Doğu ve Güneydoğu Asya’da var olan gerilimli ortamın yeniden alevlenmesi anlamı da taşıyor.

Seçimlere on gün kala, iktidardaki Demokratik İlerlemeci Parti’nin (Democratic Progressive Party-DPP) yeni adayı Lai-Ching-te, rakipleri karşısında az bir farkla da olsa önde gözüküyor.

13 Ocak günü yapılacak seçimlerde üç parti adayı seçmen karşısına çıkacak. DPP’nin adayı Lai’nin yanı sıra, Ada’nın köklü siyasi yapısı Çin Milliyetçi Partisi (Kumotiang-KMT) Hou Yu-ih ve Tayvan Halk Partisi (Taiwan People’s Party-TPP) adayı Ko Wen-je yeni dönemde Ada yönetimine talip olan isimler.

 

Çin’in egemenlik iddiası ve seçimler

 

De facto bağımsız ülke olsa da, Tayvan’da, yapılacak seçimler Çin Halk Cumhuriyeti’nin egemenlik iddialarının güçlü bir şekilde devam ettiği bir siyasi ortamda gerçekleşecek.

Bu durum, hiç kuşku yok ki Ada siyasetini küresel siyasetin merkezinde yer alması için yeter bir sebeb.

Bu iddiasını destekleyecek şekilde, Çin yönetimi Ada’daki başkanlık seçimini, “ülkenin bir iç meselesi olduğu” iddiasını gündeme taşıyarak, seçimlere müdahale ettiği yolundaki eleştirilere meydan okuyor.

Çin Cumhuriyeti (Republic of China-RoC) olarak da tanınan Tayvan, Çin’le (Peoples of Republic of China-PRC) yaşadığı gerilimli siyaset özellikle de, Pekin yönetiminin 2000’li yılların başından bu yana kaydettiği ekonomik ve siyasi gelişimler nedeniyle çeşitli ülkelee  uyguladığı baskılar sonucu uluslararası arenada tanınırlığı gayet kısıtlılık arz ediyor.

DPP zafere yakın (mı?)

DPP adayı Lai’nin önde götürdüğü kampanya dönemi dikkate alınacak olursa, 2016 yılından bu yana Tayvan’ı yöneten başkan Tsai Ing-wen’in yerinin yeni bir DPP politikacı tarafından doldurulacağı anlamına geliyor.

Bununla birlikte, kamuoyu yoklamalarında DPP adayı Lai’ye verilen desteğin %35 civarında olması ve KMT adayı ile arasında sadece birkaç puan fark olmasından hareket ederek, seçimin bir süprize gebe olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır.

Öte yandan, Pekin yönetiminin doğrudan müdahalesi anlamına gelen “bu seçimler, savaş ve barış arasındaki mücadeledir” şeklindeki açıklama, hiç kuşku yok ki, önümüzdeki günlerin daha da gerilimli geçeceği anlamına geliyor.

İki dönem şartının olduğu ülkede, yapılacak başkanlık seçimlerine yeni bir isimle giren DPP’nin oy oranı gerileme gösterse de, seçimi kazanacak en yakın taraf olduğuna işaret ediyor.

Bu durum, özellikle demokratik idealler çerçevesinde değerlendirildiğinde, halkın önemli azımsanmayacak bir bölümünün Çin’le ilişkilere şüpheli baktığı ve de facto bağımsızlığı desteklediği yönünde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Ada tarihi, 1949 yılında Çin komunist partisi ve Çin milliyetçi partisinin uzun süre mücadeleleri sonrasında milliyetçilerin kaybetmesiyle sonuçlanmasıyla başlamıştı. Aradan geçen 75 yıl sonra Çin milliyetçi partisi’nin, Ada siyasetindeki yeri, Çin’e yakınlaşan veya yakınlaşma eğilimi sergileyen bir yapı arz ediyor.

Hatta, DPP başkanı adayı Lai’nın geçen hafta yaptığı bir açıklamaya dikkat çekecek olursak, milliyetçi parti’nin “komünist Çin yanlısı” olduğu yönündeki iddiayı yabana atmamak gerekiyor.

Vurgu ‘demokrasi’ye

Her ne kadar, Batı demokrasilerinde son dönemde gerileme yaşansa da, Doğu Asya’da -bu noktada, Tayvan örneğinde, demokratik değerlere yönelik ilginin devam ettiğini söylemek mümkün.

Bu çerçevede, mevcut başkan Tsai, yeni yıl mesajında, “Çin’le ilişkilerde merkezi konunun demokrasi olduğu” yönündeki açıklaması, DPP ve Tayvan halkının önemli bir kısmı için liberal-demokratik ideallerin halen geçerliliğini sürdürdüğü anlamına geliyor.

Başkan Tsai’nin konuşmasında en önemli vurgulardan biri de son sekiz yıldır iktidarı döneminde Tayvan’ın uluslararası gündemde yer alan bir ülke konumunda olmasıydı. Başkan’ın bu görüşünde gayet isabetli olduğunu söyleyebiliriz.

Bu durum, Çin’de Şi Cinping’in iktidara geldiği 2013 yılından itibaren Tayvan’la ikili ilişkileri olan bazı ülkeler üzerinde uyguladığı özellikle ticari ve ekonomik baskılar sonucu Tayvan yalnız bırakılmaya itilmeye çalışılsa da, hem gelişmiş endüstrisi, eğitimi ve insan gücü hem de Batı demokrasilerince desteklenmesi nedeniyle Tayvan bugün, jeo-stratejik ve jeo-ekonomik öneme sahip bir ülke konumunda.

Bu anlamda, Batılı demokratik çevreler için Tayvan, Doğu ve Güneydoğu Asya’da ‘demokrasi’nin kalesi’ olarak değerlendirildiği söylersek abatmış olmayız.

Her ne kadar, ulusal politikalarda Tayvan adı pek zikredilmese de, özellikle Güneydoğu Asya ülkeleri nezdinde Tayvan’ın bu gelişmiş ve demokratik yapısının gıpta edici bir yönü olduğunu söylemek mümkün.

De facto kazanır!

Tayvan’da kamuoyu yoklamalarını, 13 Ocak günü seçim sandığına yansıması halinde, Tayvan halkının Çin Halk Cumhuriyeti’yle karşı karşıya gelmek istemediği yaklaşımı çıkartılabileceği gibi, mevcut de facto bağımsızlıktan da vazgeçmek istemediği anlamına gelen bir sonucun çıkacağını varsayabiliriz.

Bu durum, özellikle, halkın kahir ekseriyetinin KMT adayını desteklememesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Öte yandan, DPP’nin oy oranı düşse de, az bir çoğunlukla da olsa seçimi kazanma şansı bulunuyor.

Kamuoyu yoklamalarında ortaya çıkan bu durum, hiç kuşku yok ki, uluslararası çevrelerde, özellikle de, Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD tarafından da yakından takip ediliyor.

Bu çerçevede, Çin devlet başkanı Şi Cinping “Çin Halk Cumhuriyeti ve Tayvan’ın birleşmesinin kaçınılmaz olduğunu” belirtmesi sıradan bir ifade olarak değerlendirilmemeli.

Aksine, Çin’in sergiledi bu siyasi tavır, Tayvan’da tam bağımsızlıkçı kanat kadar, önemli bir kitle arasında, Ada’nın demokratik siyasal ve toplumsal yaşamına yönelik doğrudan bir tehdit olarak değerlendiriliyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/yilin-ilk-secimi-tayvanda-the-first-election-of-the-new-year-in-taiwan/