30 Ağustos 2026 Pazar

Bağımsızlık: ulus-devlet ve uluslaşamamak (III) / Independence: the nation-state and the inability to be a nation (III)

Mehmet Özay                                                                                                                             30.08.2026

Ulus-devlet yapılanmasının, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumlara ne kazandırıp ne kaybettirdiği meselesi önemlidir.

Bu önem, söz konusu toplumların içinde yer aldıkları ulus-devletlerin, -önceki süreçler bir yana-, tüm 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl ortalarına değin karşı karşıya kalınan gerilemenin, sömürgeleştirmenin, problemlerin ne denli çözüme kavuşturulduğu tartışmasına katkısı bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Son iki yazıda dile getirmeye çalıştığım hususlara devam mahiyetinde olarak bu yazıda da, öncelikle içinde yaşadığımız coğrafyada yer alan ülkelerin, bu ay içerisinde yenilenen bağımsızlık kutlamaları olmak üzere genel itibarıyla, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumların ulus-devletleşme süreçlerine ve bu anlamda, çokça sorunları bağlamında bazı hususlara değineceğim.

Ulus-devlet kavramını merkeze aldığım bu yazılarda, dikkat edildiği üzere, ilgili ulus-devletlerde, ne tür siyasal ideolojilerin ve rejimlerin yönetime hakim olduğunu tartışmadım.

Nihayetinde teokrasiden, prosedürel demokrasiye kadar uzanan farklı siyasal rejimlerin var olduğu ulus-devletlerin varlığını belki, olumlu bir gözle bakarak, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumların sorunlarına çözüm geliştirme noktasında, alternatifli yapılar olarak kabul etmek mümkündür.

Böylece, belki bunlar arasında yani, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumların 20. yüzyıl ortalarından itibaren kurmuş oldukları ulus-devletlerin bir bölümünde veya çoğunda  ya da hemen hepsinde temel yapısal bozukluklarla karşılaşırken, bunlardan azınlık kabul edilebilecek bir bölümünde veya sadece birinde, ulus-devlet olgusunun tekabül ettiği gerçekliği temsilinin başarıyla ele alındığı, düşünülüp yapılandırıldığı ve uygulandığı sonucuna varabiliriz.

Karşımızda böyle bir yapı olup olmadığını, ayrıca düşünmek ve tartışmak gerekir.

Ancak, -bir ipucu olarak-, kaleme aldığım yazılarda, gizli açık ortaya koymaya çalıştığım hususun, karşımıza pek de olumlu bir tablo çıkarmadığını ifade etmek gerekir.

Üç temel gerçeklik

Nihayetinde, halkının kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu toplumlarla ilgili, -tarihsel ve retorik olarak-, şu üç temel gerçeklikle karşılaştığımızı söylemek mümkün.

Bunlardan ilki, “hiç sömürgeleştirilmedikleriyle” -haklı olarak- övünenler; ikincisi, geçmişte sömürgecilik sürecine konu olup da, sömürgeci güçleri vatan topraklarından -meşru güç kullanarak- nasıl kovduklarıyla gurur duyanlar; ve üçüncüsü, her halükârda uzun dönemli sömürgeciliğe konu olsalar da, nihayetinde, sömürgeci güçle ‘masa başında’ anlaşarak bağımsızlıklarını kazandığını ileri sürenler.

Her üç durumda da, gelinen nokta bize, dışarıdan ithal edilen bir siyasi yapının yani, ulus-devlet olgusunun bir siyasi çözüm olarak benimsendiğini gösteriyor.

Prensip olarak bunda bir sorun olmadığını düşünebiliriz...

Ancak, bu üç sürecin ardından, kurulan ulus-devletlerin ne halde olduğu sorusuna ise, ulus-devlet nosyonunun bizatihi kendisinden başlayarak siyasi, ekonomik, bürokratik yapılardan kültür, norm ve davranışlara değin uzatılabilecek tüm alanları incelemek ve analiz etmek gerekiyor.

İki temel husus

Buradan hareketle, iki temel hususa kısaca açıklık getirmek gerekiyor.

İlk yazıda dile getirdiğim üzere, teorisi ve pratiğiyle ulus-devlet olgusu, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumların, geçmişte ilgili dönemlerde onları yöneten siyasi yapının veya yapıların düşüncesinin bir ürünü değildir.

Bu durum, bilerek, kasıtlı ve niyetli olarak veya koşulların zorlaması sonucu dışarıdan ithal edilen bir siyasi yapıyla karşı karşıya bulunduğumuza işaret ediyor.

Bu sürecin kasıtlı ve niyetli bölümünde, ilgili toplumların siyasi ve toplum liderlerinin çeşitli karar mekanizmalarıyla ‘ulus-devlet’ yapısını ortaya koymuş olmaları söz konusudur.

En azından, katı bir gerçeklik olarak böyle olduğuna tanık oluyoruz...

İkincisi ise, çokça Batı Avrupalı sömürgeci devletlerin yönetimi altında varlık sürmek zorunda kalan, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumların, ilgili sömürge yönetimlerin varlığını  sora erdirmek ve kendilerine, yeni ve özgür siyasal yapı ve çatı kurmakla ilgili süreçlere gönderme yapar.

Sürecin bu şekilde geliştiğini varsaydığımızda, -ki ortada başka bir alternatif gözükmüyor-, Müslüman toplumların çoğunluğu oluşturduğu ulus-devletlerde sorunların bizatihi, bu toplumun kendisiyle ilişkisi olduğu sonucuna varmak, oldukça mantıksal bir duruma işaret ediyor.

Diğer iki yazıda gizli/açık ve diğer ilintili yazılarda dile getirmeye çalıştığım husus, ortada artık kendisine bağımlı bir yapı yani, sömürgeci bir güç olmadığına göre, ayıplanacak, suçlanacak, sorumlu tutulacak bir siyasi yönetim bulunmuyor demektir.

Bu durumda, akla kaçınılmaz olarak diğer bazı sorular gelmiyor değil...

Sorun nerede?

Söz konusu bu ulus-devletlerde, uzun dönemli olarak yaşanan sorunların yapısal olarak ulus-devlet’te mi olduğu yoksa, bu ulus-devleti inşa etme görevini üstlenen liderlerin, kadroların, siyasi partilerin, hükümetlerin ve devlet kurumlarının ulus-devleti yönetebilme süreçlerinde kasıtlı veya kasıtsız başarısız olduklarıyla mı açıklamak gerekir?

Yoksa sorunların kaynağı ve devam ettiricisi olarak siyasi liderlerin, siyasi kurumların değilde, gerçekte, bu siyasi yapıda önemli bir yere sahip olan bizatihi, ‘ulus’un yani, toplumun bu kavram, içerik ve yapılaşmasına dair bilgi eksikliğinden başlayarak, doğru tutum ve davranış geliştirememesiyle mi ilişkilidir?

Bu seri yazıda dile getirmek istediğim olgulardan biri, yukarıda bahsi geçen ikinci husustur.

Yani sorunun, görünürde adına siyasi elitler denilen ve bu siyasi elitlerin kendilerine biçtikleri rollerle ulus-devleti yapılandırma veya yapılandıramama gibi süreçlerine karşın, ulus-devlet organizmasının varlık nedeni olan bizatihi, ulus’un yani, toplumun bizatihi kendisinin bu süreçte ne yapıp, ne yapmadığıyla, sürece ne türden müdahale edip etmediğiyle yakından ilgilidir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/6667-2/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder