MYANMAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MYANMAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2026 Pazar

Myanmar, seçimler ve varoluşsal politika / Myanmar, elections and existantial politics

Mehmet Özay                                                                                                                             02.01.2025

Belirsizliklerle tanımlanan yaşadığımız dönemde, ulus-devletlerin varlığının sorgulanması, bu sürecin içeriklerinden ve özelliklerinden birini oluşturuyor.

Ulus devletlerin, kendi halklarına yönelik ilgileri ya da ilgisizlikleri sadece, siyasal anlamıyla öne çıkmıyor. Myanmar örneğinde olduğu üzere, varoluşsal bir boyuta değin uzanan süreçleri içeriyor...

Birlik yoksunluğu

Myanmar’da, son 25 yılın gelişme süreçlerinden en sonuncusu olarak ele almak gerektiğinde, 2021 yılı 1 Şubat’ında yaşanan askeri darbeden bu yana, ülkenin askeri diktatöryal rejimle yönetiliyor olması, neredeyse kanıksanmış bir durumu teşkil ediyor.

Aradan geçen dört yıllık süre, 2011 yılında başlayan, ‘yeniden demokratikleşme’ sürecinin akamete uğratılmasıyla sınırlı olmayan, aksine belki de, ülkenin geleceği için var olan tüm umutlarında sona ermesi anlamına gelmesiyle dikkat çekiyor.

Tıpkı, diğer Güneydoğu Asya ülkeleri gibi çok etnikli, çok dilli bir ülke olma özelliğine sahip olan Myanmar’da, toplumsal birliği tesis edecek ortak alanların oluşturulamamış olması, egemen bir etnik yapı olan Bamar’ların sürekli ve devamlı olarak güç tesisinde bulunmalarına neden oluyor.

Burada bir düzeltme yapmak gerekirse, aradan geçen süre zarfında Bamar’lar adına hareket eden ordunun ve destekçilerinin demek daha doğru olacaktır.

Bununla birlikte, 2011-2021 yılları arasında, Bamar-odaklı yapılanmaya başlanan demokratikleşmeye doğru eğilimin yeniden ve ciddi bir şekilde akamete uğramasında, Bamarların rolünü göz ardı etmemek gerekiyor...

Demokrasi dendiğinde...

Batı Avrupa siyasal geleneğinin oluşturduğu bağlamlar dikkate alındığında, 2011-2021 yılları arasında yaşananlar, Myanmar’daki tecrübenin bu gelenekle ne denli bağlantılı olup olmadığı sorgulanabilir.

Bu sorgulamaya rağmen, hem içerden ve hem dışardan gözlemciler, katılımcılar, araştırmacılar tarafından ‘olgunlaşması’ beklenen demokratik yapılanmanın, 2021 yılı 1 Şubat’ında maruz kaldığı darbe 1980’li, 1990’lı yıllar tecrübesinin bir kez daha tekrarlanmakta olduğunu ortaya koyuyordu.

Silahlarını kendi halkına çeviren Tatmadaw’ın, yani Myanmar ordusunun hakimiyetinin sıradan bir güç değişimi olmadığı, Myanmar örneğinde, çok daha net bir şekilde ortaya konduğunu söylemek mümkün.

Öyle ki, 2021 darbesinden bu yana ülkenin sivil savaşı yaşıyor olması bugün yapılmakta olan ve adına ‘demokratik’ denilen seçimin cunta rejiminin kurmacası olmaktan öte bir anlam taşımadığının ifadesidir.

Bu kurmacanın bir diğer yanında ise, sayısı 40’ı bulan siyasi partinin yasaklanması, Halk Partisi (People’s Party) gibi birkaç siyasal yapı göz ardı edildiğinde, cunta rejiminin desteklediği Birlik Dayanışma ve Kalkınma Partisi (Union Solidarity and Development Party-USDP) tekelinde yürütülen bir sürecin varlığını ortaya koyuyor.

Yeniden ‘kırılgan’ demokrasi

25 Ocak’ta tamamlanması beklenen ve ilk etapı 28 Aralık Pazar günü başlayan genel seçimler vesilesiyle, bu gelişmenin Myanmar’a ne getirip getirmeyeceği konusu bugünlerde yine tartışma konusu olarak gündemde.

Bir öncesi seçimle kıyaslandığında, sandık başına gidenlerin oranının yüzde 52 civarında olması adına demokrasi denilen siyasal olgunun Myanmar halkı nezdinde neye tekabül ettiğinin sorgulandığının bir ifadesi olarak değerlendirmek gerekiyor.

Seçime katılım oranının düşüklüğü, 2021 darbesi sonrasında ülke dışına çıkan ve bugün muhalefeti oluşturan bazı siyasilerin kurduğu Ulusal Birlik Hükümeti (National Unity Government-NUG) yetkililerinin halkın seçimleri boykot etmesi yönündeki çağrısının, bir şekilde karşılık bulduğunu da gösterdiğini söyleyebiliriz.

Ülkenin merkezi şehirlerinde halkın, ‘korku’yla sandık başına gitmek zorunda kaldıklarını da göz ardı etmemek gerekiyor...

Bamarların yaşadığı bölgelerin dışındaki etkin yapıların çoğunlukta olduğu bölgelerde cunta rejiminin herhangi bir varlığının olmaması dolayısıyla, ‘demokrasi oyunun’da söz konusu bu bölgelerde, olası olumlu bir gelişmeyi beklemek mümkün gözükmüyor.

Bu durumda, seçimlerin sadece ülkenin özellikle, orta bölgelerindeki şehir ve kasabalarla sınırlı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

1 Şubat 2021 darbesiyle, o dönem yeni bir hükümet kurmaya hazırlanan, bir dönem kendisini Demokrasi Kraliçesi olarak adlandırdığım -yaşı 80’a dayanmış olan- Ang San Suu Kyi’nin ömür boyu hapis cezası devam ederken, adına muhalefet denilebilecek yapının hangi lider tarafından yapılaştırılacağı veya kurumsallaştırılacağı da bir başka sorunu teşkil ediyor.

Bu durum, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren, ülke demokrasisinin umudu olarak ortaya çıkan veya çıkartılan Suu Kyi’nin, siyaset meydanındaki varlığına güç kullanılarak son verilmesi, bugün yaşanmakta olan yeniden demokrasi tecrübesinin kırılganlığının baş ucunda yer alıyor.

2021 darbesinin ardından, küresel gelişmeler ekseninde bakıldığında, dönemin karşı çıkışçı popülerliğinin de etkisiyle, ülkenin dört bir yanını çevreleyen etnik yapılarla silahlı mücadeleye merkezde muhalif konuma itilen sivil unsurların da iştirak etmelerine tanık olundu.

Ve bu unsurların başında Suu Kyi’nin lideri olduğu Ulusal Demokrasi Birliği (National League Democracy-NLD) mensupları da bulunuyordu.

O dönem, sürgün hükümeti kurmalarının ardından, silahlı mücadeleye de tedrici olarak katılmaları bugün ulusal siyaseti yeniden ‘demokratikleştirmeye’ yönelik çabada kimin, hangi sosyal grupların, hangi demokratik haklarla mücadele edip, ne tür siyasal taleplerle ortaya çıkacağı ve demokrasi mücadelesine katılacağına dair gayet ciddi soruların gündeme getirilmesine neden oluyor.

Mevcut rakamlara bakılacak olursa darbeden bu yana, ülkenin para brimi Kyat’ın yüzde 80 değer kaybetmiş olması, Güneydoğu Asya’nın gayet önemli doğal kaynaklara sahip ülkesinde halkın ne tür bir sınavla karşı karşıya olduklarının bir diğer göstergesidir.

Myanmar’da beş yıl sonra önlerine yeniden ‘sandık’ konulan Myanmarlıların ne tür bir demokratik seçim yapacaklarını sorgulamanın ne türden bir anlam içerip içermediği sorgulanmayı hak ediyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/myanmar-secimler-ve-varolussal-politika-myanmar-elections-and-existantial-politics/

19 Eylül 2024 Perşembe

ASEAN’da Myanmar sorunu ve “yapıcı müdahale” / Myanmar issue in ASEAN and “constructive intervention”

Mehmet Özay                                                                                                                            19.09.2024

Malezya, ASEAN dönüm başkanlığını üstlenmeye hazırlanırken, hükümetin gündeminde Myanmar konusu bulunuyor.

Bu durum, elbette ASEAN üye ülkelerini de doğrudan ilgilendiriyor...

ASEAN’ın gündeminde Myanmar’ın yer alması, aslında yeni bir gelişme değil. Ancak, 2021 yılı Şubat ayında ordunun (Tatmadaw), yapılan genel seçim sonuçlarını hiçe saymasıyla yeni bir döneme girildi.

2010-2015’de cunta takipçisi olsa da sivil yönetime geçildiğinin izlenimini veren Thein Sein hükümeti yerini 2016-2020’de Aung San Suu Kyi liderliğindeki Ulusal Demokrasi Birliği’ne (National League of Democracy-NLD) bırakmıştı.

Ülkede, demokrasi pratiği olarak önem arz eden bu on yıllık sürecin ardından Tatmadaw’ın, bir kez daha yönetime el koyması yaşanan sorunun, sadece bu ülke ile sınırlı olmadığını -diğer bazı bölgesel gelişmelerle birlikte- çok daha belirginlik kazandırdı.

Bölgesel sorun

Bugün Myanmar sorunu, ASEAN’ın yani, bölgesel yapının tümünün güvenliğini yakından ilgilendirmesiyle önem taşıyor.

Bunun yanı sıra, söz konusu darbe ve sonrası gelişmeler, Myanmar’da sorunun Arakanlı Müslümanlarla sınırlı olmadığını tüm dünyaya bir kez daha kanıtladı.

Aşağıda değineceğim üzere, başbakanı Enver İbrahim’in, 2025 yılında Malezya’nın üstleneceği ASEAN dönem başkanlığı vesilesiyle yapmış olduğu bazı kritik açıklamalar, üye ülkelerini de yakından ilgilendiriyor.

Nihayetinde, ASEAN’da dönem başkanlığını üstlenen ülkenin, tekil politika yapıcılığından değil, aksine tüm üye ülkeler arasında, kollektif  siyasi tavır alış ve eylem gerçekliği olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Malezya dönem başkanlığı

Myanmar konusunun kimilerinin sandığı üzere, salt Arakanlı Müslümanlar sorunuyla sınırlı olmadığını belirtelim.

Myanmar, topraklarının geniş bir bölümünde, Kaçin, Şan, Mon, Rakhine, Karen vb. gibi birbirinden farklı etnik yapılar otonom yönetim talepleriyle dikkat çekiyor...

Ve bu yapılar, etnik dillerinin yanı sıra bayrakları, para birimleri, orduları vb. gibi kurumsal varlıklarıyla gündemdeler.

Bu siyasal sorunun, bugün yeni karşılaşılan bir durum olmadığı aksine, 1948 yılındaki bağımsızlıktan bu yana, Myanmar’ı sürekli meşgul eden kronik bir kriz olarak anılmayı hak ediyor.

Malezya’yı Myanmar’la doğrudan ilgilendiren hususun tarihsel boyutu olduğunu burada hatırlatmakta yarar var.

Bugün, Malaya Üniversitesi Asya-Avrupa Enstitüsü’nde yapılan ve “Malezya’nın dönem başkanlığında Myanmar politikası” temalı etkinliğin başlarında, Dr. Roy Anthony Rogers, 1948 sonrasında, - gündeme gelen mülteci akınını gündeme getirerek, çok sayıda Myanmarlı -o dönem ki adıyla Burmalı’nın-, bağımsızlığını henüz kazanmamış olan Malaya topraklarına geçtiğini ve özellikle, Penang Adası’na yerleştiğini hatırlattı.

“Yapıcı müdahale”

Başbakan Enver İbrahim, bu konuyla ilgili olarak, Haziran ayında Kuala Lumpur’da gerçekleştirilen Asya-Pasifik Yuvarlak Masa toplantılarında yaptığı konuşmada, bu konuya değinmişti.

Enver İbrahim, söz konusu konuşmasında, “Myammar’da barışın teşisi, etkin insani yardımın ortaya konulabilmesi ve farklı grupların yer alacağı siyasi yapının oluşturulabilmesi için, ASEAN üye ülkeleri ve diyalog partnerleriyle çalışacaklarını” vurgulamıştı.

Bu kısa açıklamada iki temel husus bulunuyor. İlki ASEAN üye ülkeleri, ikincisi ise aralarında ABD, Çin, Rusya, Japonya gibi ASEAN’la tek tek diyalog işbirlikleri bulunan küresel güçler geliyor.

Konuyla ilgili olarak, Uluslararası İlişkiler uzmanı emekli Prof. Johan Saravanamuttu ise bugünkü etkinlikte yaptığı konuşmada, Enver İbrahim’e atıfta bulunarak, Myanmar’da süren darbe yönetimi ve anarşi ortamının sona erdirilebilmesi için, “yapıcı müdahale” (constructive intervention) kavramını gündeme getirdiğini söyledi.

Önümüzdeki yılın ilk günlerinden itibaren Malezya’nın dönem başkanlığıyla birlikte, Enver İbrahim’den gelen -yukarıda dikkat çekilen- iki temel yaklaşım çerçevesinde, ASEAN’ın Myanmar politikasında önemli adımlar atılabileceğini düşünmek mümkün.

Aslında, ortada başlatılan bir süreç var. Endonezya’nın dönem başkanlığında Myanmar’daki darbe yönetimine sunulan beş maddelik yol haritasi gayet önemli.

Söz konusu bu beş madde: i) şiddet ortamının acilen sona erdirilmesi; ii) tüm taraflarla diyalog sürecinin başlatılması; iii) ASEAN nezdinde özel bir elçinin atanması; iv) insani yardımın acilen uygulamaya geçirilmesi; v) özel elçinin tüm taraflarla doğrudan görüşmeler yapması.

Enver İbrahim’in özellikle, bu beş madde üzerinden Myanmar’da hem merkezi yapı hem de etnik yapılar ve temsilcileriyle diyalog sürecini başlatacağını düşünebiliriz.

Zorluklar

Bununla birlikte, Myanmar sorunu bağlamında, bölgesel ve uluslararası işbirliği temelli bir politika düşüncesi geliştirmiş olan Enver İbrahim’in karşısında, bir dizi zorluğun farkında bir lider olduğunu düşünebiliriz...

Bu süreçte, sadece Malezya siyasi elitinin kararlılığının yeterli olmayacağı ortadadır.

Zorlukların başında, ASEAN içerisinde güçlü bir siyasi tutumun takınılması ve bunun sürdürülebilir bir niteliği kavuşturulması geliyor.

Bir diğer husus, Myanmar üzerinden tüm bölgede jeo-politik ve jeo-stratejik politikalar geliştirme arzusundaki küresel güçleri, Myanmar’da kalıcı bir barış ve sürdürülebilir bir demokratik yapıya ikna etmek oluşturuyor.

Yaklaşık son yirmi yıldaki yaklaşımlar ve hatta 2021 yılında, Myanmar’da yeni bir darbenin ortaya çıkması bile, bu küresel güçlerin Myanmar üzerindeki egemenlikleriyle bağlantılı olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.   

On beş yıl

Myanmar’ın Batısında Rakhine Eyaleti’nde yaşam süren Arakanlı Müslümanları doğrudan ilgilendiren süreçler 2008, 2009, 2012, 2015 ve 2017 yıllarında yaşanmıştı.

Bu süreçleri, Açe’den başlayarak yakından izleyen ve hatta, bu gelişmelerin bazılarına doğrudan tanık olan biri olarak, o yıllarda kaleme aldığımız yazılarda, bazı hususlara özellikle dikkat çekmiştik.

Bunlar, Myanmar’da yaşananların salt Arakan Müslümanlarıyla ilgili olmadığı; bu sorunun dahi salt 2008’de başlamış ve devam etmiş merkezi hükümet, Tatmadaw ve Arakanlı Müslüman etnik yapı arasında olmadığını; ülkenin çok temel siyasal ve toplumsal sorunları olduğunu vb. dile getirmiştik.

Bugün dönüp, on beş yıl öncesinde olan bitene baktığımızda ve bugün Myanmar’da ortaya çıkan yapıyı ele aldığımızda bölgenin özelliklerinin, bazı çevreler açısından hâlâ anlaşılabildiğini söylemek güç.

Bu durum, sadece bölgeye uzak coğrafyalardaki ülkeler için değil, bizatihi ASEAN içinde dahi olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.

2025 yılında ASEAN dönem başkanlığını devralacak olan Malezya’da başbakan Enver İbrahim, Myanmar sorununu Arakanlı Müslümanlar sorunu olarak görmediği açık.

Bu yaklaşımı da son derece yerinde...

Başbakan Enver İbrahim’in kararlı tutumu, hükümetin ilgili organlarının ASEAN’ı Myanmar sorununu çözmeye oryante edecek yapıcı politikaları bütün bir bölge için önem arz ediyor.

Bununla birlikte, Malezya’nın dönem başkanlığında, kayda değer bir şekilde ele alınacağı beklenen Myanmar sorunuyla ilgili çabanın bazı önemli engelleri olduğunu da akıldan çıkarmamakta yarar var.

Bir yanda, ASEAN içerisinde Myanmar politikasında ayrışma gösteren ülke yaklaşımları ile uluslararası arenada özellikle de, küresel güç merkezlerinin, Myanmar üzerinden jeo-politik tasarımlarının çelişkilerin başında geldiğini söylemek gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/aseanda-myanmar-sorunu-ve-yapici-mudahale-myanmar-issue-in-asean-and-constructive-intervention/

27 Mayıs 2024 Pazartesi

Myanmar: krize endemik ülke / Myanmar: crisis-endemic country

Mehmet Özay                                                                                                                            27.05.2024

Myanmar, bir süredir ülkenin farklı bölgelerinde yaşanan çatışmalarla yine gündemde...

Güneydoğu Asya Ülkeler Birliği (Association of Southeast Asian Nations-ASEAN) üyesi Myanmar’da 1 Şubat 2021 darbesinden bu yana, askeri yönetim varlığını sürdürüyor.

Merkezi yönetimde egemen olan ordu (Tatmadaw) ile ülkenin farklı eyaletlerindeki etnik grupların oluşturduğu ordular arasında ateşkes süreçlerinin inkitaya uğraması, çatışmaların yeniden başlaması anlamına geliyor. 

Bunların son örneklerinden birine, ülkenin batısındaki Arakan Eyaleti’nde yaşanıyor...

Ulusal ordu ile Budist Arakan Ordusu arasındaki çalışmalardan en çok etkilenenlerin ise, bölgedeki Arakanlı Müslüman oluyor.

Farklı amaçlarla hareket eden iki ordunun çatışmasında Arakanlı Müslümanlar arada kalırken çözümü Bangladeş sınırını geçmekte arıyorlar.

Uluslararası çabalar başarısız

Geçtiğimiz Kasım ayında bozulan ateşkesin ardından, Arakan Eyaleti’nde gerginlik yerini doğrudan çatışmalara bırakırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konyesi bölgede ateşkeş ve insani yardım konusunda henüz olumlu bir adım atabilmiş değil.

Myanmar’daki gelişmelerde, tıpkı benzeri küresel gelişmelerde olduğu gibi Batı ülkeleri ile Rusya-Çin ittifakı karşılaşmasına tanık olunuyor.

Rusya ve Çin, gelişmeleri Myanmar’ın iç işleriyle açıklaması uluslararası kuruluşlar tarafından karar alma süreçlerinin gecikmesine veya karar alınamamasına neden oluyor.

Öte yandan, BM’nin ilgili birimlerinin Myanmar’da aktif görev yapamıyor oluşu ise bölgede yaşanan durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Myanmar cunta rejiminin ASEAN tarafından geliştirilen 5 Maddelik çözüm önerisine yanaşmaması ise, Myanmar yönetimini daha da içe kapanmasına neden oluyor.

Endemik kaos

ASEAN bünyesinde teritoryal genişlik, nüfus yapısı, hammadde kaynakları, ekonomik yatırım imkânları gibi artılarıyla dikkat çeken Myanmar, 2011’de başlayan demokrasi tecrübesinin 2021 darbesiyle durdurulmasıyla yeniden kaos ortamına dönmüş bulunuyor.

Bugün, 2021 darbesinin ülkede etkisi devam ederken, bu yönelimden uzaklaşmaya doğru da, bir emare henüz ortada gözükmüyor.

Darbe’den bu yana, ülke siyasal yaşamında normalleşme izine rastlanmadığı gibi, merkezi yönetim ile çeşitli etnik grupların hakim olduğu eyaletler arasında çatışmacı süreç, kendini yeniden güçlü bir şekilde hissettiriyor.

Merkezi yönetime hakim olan Myanmar Ulusal Savunma ve Güvenlik Konseyi 31 Ocak’ta dördüncü kez olmak üzere ülke genelinde sıkıyönetim ilânını yeniledi.

Bu gelişme üzerine devlet başkanlığı görevini yürütem cunta üyesi U Myint Swe yaptığı açıklamada, “... Gerekirse, ileride sıkıyönetimin yeniden uzatılacağı” yönünde açıklama yapması,  mevcut yönetimin demokrasiye geçiş plânının olmadığına işaret ediyor.

Son üç yılda merkezi ordunun, ülkenin farklı bölgelerinde etnik ordulara karşı önemli sayıda yerleşim yerini kaybetmiş gözüküyor.

2023 yılı başlarında 198 yerleşim yeri “güvenliksiz” bölge ilân edilirken bu sayı bugün 221’e çıkmış durumda.

Gelinen bu nokta, merkezi ordunun karşı karşıya kaldığı zaafiyeti ortaya koyarken, yakın gelecekte ne barış süreçleri ne de demokrasiye geçiş olanaklı gözüküyor.

Darbe sonrasında, çeşitli etnik grupların birleşmesiyle oluşturulan, Ulusal Birlik Hükümeti (National Unity Government-NGU) halen varlığını sürdürüyor.

Aralarında Chin Ulusal Cephesi (Chin National Front-CNF), Karen Ulusal İlerleme Partisi (Karen National Progress Party-KNPP), Karen Ulusal Birliği (Karen National Union-KNU) gibi yapılarında bünyesinde yer aldığı NGU temsilcileri, Tatmadaw’ın, 31 Ocak’ta sıkıyönetimin uzatılmasının ardından, “askeri diktatörlüğün sona erdirilmesi ve federal demokratik birliğin tesisi için çalışmalara devam edileceği” açıklaması yaptılar.

Çatışma süreçleri

Son dönemdeki çatışma süreçlerinin örneklerinden birini, ülkenin batısındaki Arakan Eyaleti’nde Budist Arakan Ordusu (Arakan Army-AA) ile merkezi ordu arasında şiddetlenen çatışmalar oluşturuyor.

Çatışmalar özellikle, Buthidaung ve Maugndaw şehirlerinde yoğunlaşırken, adı daha çok Arakanlı (Rohingyalı) Müslümanlarla anılan bu bölgelerde, Müslümanların yanı sıra, Budist Arakanlılar da yaşam sürüyor. 

Çatışmaların temelinde Budist Arakan Ordusu’nun tüm eyalette yönetime hakim olmak istemesi ve bölgedeki merkezi ordu unsurlarından arındırılmasına yönelik girişimleri bulunuyor.

Budist Arakan Ordusu’nun bölgedeki tüm yerleşim yerlerinde kontrolü sağlama konusundaki tutumu, merkezi yönetim ordusuyla çatışmaların kızışmasına yol açarken, çatışmaların aslında, gizli/açık Arakanlı Müslümanları hedef aldığına vurgu yapmakta yarar var.

Arakanlı Müslümanlar

Yakın geçmişteki gelişmele göz atıldığında, Arakanlı Müslümanların, dönemsel olarak en son 2012 yılından başlayarak konu olduğu zulüm ve etnik soykırım süreçlerinde, merkezi yönetim ordusu (Tatmadaw) kadar, Budist Arakan yönetimi ve ordusunun da zaman zaman yer aldığı biliniyor.

Bir yandan Tatmadaw, öte yandan Budist Arakan Ordusu, farklı gerekçelerle de olsa, siyasal ve askeri hedeflerinin bir yerinde Arakanlı Müslümanlar olması noktasında birleşiyorlar.

2012 yılından bu yana yaşanan önemli göç süreçlerinin ardından, bölgedeki Müslüman nüfus yapısında kayda değer bir gerileme olsa da, son dönemdeki ulusal ordu ile Arakan Budist Ordusu arasındaki çatışmadan en çok etkilenenlerin, Müslüman kitleler olması şaşırtıcı değil.

Bazı kaynaklar, on binlerce Arakanlı Müslüman’nın yerlerinden edildiği ve bunların bir bölümünün Bangladeş’e geçmeye çalıştığı, geride kalanların ise -daha önceki süreçlere benzer şekilde-, insanlık dramıyla karşı karşıla olduklarına dikkat çekiliyor.

Bölgeden sağlıklı bilgi alınamamasında, bir süredir yaşanan kaosun da etkisi olduğuna kuşku yok.

Kimi kaynaklar, bölgedeki insani krizi artıran unsurlardan biri olarak, Bangladeş yönetiminin Arakanlı Müslüman sığınmacılara kapıları açmamasını gösterirken, diğer bazıları şu ana kadar kırk beş bin civarında Arakanlı Müslüman’ın Naf Nehri’ni geçerek Bangladeş topraklarına sığındını ifade ediyor...

Bangladeş’in rolü

Bangladeş yönetiminin son on yıla varan süre zarfında periyodik olarak ortaya çıkan krizlerde istikrarsız yaklaşımı biliniyor.

Gerek oluşturulan kamplardaki yönetim, gerekse bazı sığınmacıları Bengal Körfezi’ndeki Ada’da konuşlandırma çabaları Bangladeş yönetimine yönelik eleştiri oklarınına hedef olmasına yol açıyor.

Bununla birlikte, Bangladeş yönetimi insani yardımdaki rolüne dikkat çekerek, bugüne kadar sığınmacılara yönelik politikasında kendine olumlu pay çıkartıyor.

Yaşanan gelişmeler bakıldığında, Myanmar’ın Batısı’nda yaşam süren Arakanlı Müslümanların kara bağlantısı ile bir başka ülkeye geçmelerinin mümkün olmaması, Bangladeş topraklarını her halükârda yegâne kaçış noktası kılıyor.

Demokrasi ve kalkınma

Demokrasi lideri Suu Kyi’nin başında bulunduğu Ulusal Demokrasi Birliği (National League for Democracy-NLD) yönetimde olduğu 2010 yılında başlayan ve yaklaşık on yıl devam eden demokrasi tecrübesinin akamete uğraması, Myanmar’ın yeniden 1970’li yıllara dönmesi anlamına geliyor.

2021’deki darbenin ardından, devlet başkanı Win Myint ve devlet danışmanı Suu Kyi hapis ve göz altı süreçleri devam ediyor.

ASEAN üyesi olan Myanmar’da ordunun (Tatmadaw) egemenliği, ülkeyi bölge ülkelerinin ekonomik gelişmişliğinden pay alamamasına neden oluyor. Yaşanan istikrarsızlık etkisini ülke sınırları dışında da gösteriyor...

Yılın değişik dönemlerinde Arakanlı Müslümanların teknelerle okyanusa açılmaları devam ederken, ülkenin geniş sınır bölgelerini, yasadışı gelişmelerin merkezi haline getiriyor.

ASEAN bünyesinde, aralarında Kamboçya ve Laos’un da bulunduğu ülkeler, son yirmi yılda önemli ekonomik kalkınma süreçlerine konu olurken, Myanmar bu gelişmeye ayak uyduramamasıyla dikkat çekiyor.

Myanmar’da yaşanan kaosun sadece ülkenin iç siyasal sorunlarıyla bağlantılı olduğunu söylemek güç. Özellikle, bölgede güç mücadelesi içerisindeki küresel yapıların birbirleriyle olan rekabetlerinin Myanmar’da yansımasını bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/myanmar-krize-endemik-ulke-myanmar-crisis-endemic-country/

 

22 Mart 2022 Salı

ASEAN’da Myanmar sorunu ve tatmadaw’ın soykırımı / Myanmar issue in ASEAN and tatmadaw’s genocide

Mehmet Özay                                                                                                                            22.03.2022

ASEAN’da Myanmar sorunu bugünlerde yaşanan iki önemli gelişmeyle yeniden bölgesel ve küresel gündemde yer alıyor.

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (Association of Southeast Asian Nations-ASEAN) dönem başkanı Kamboçya dışişleri bakanı Prak Sokhonn özel elçi sıfatıyla Myanmar’ı ziyaret ediyor.  

Öte yandan, ABD’de dışişleri bakanı Anthony Blinken ise Washington’da yaptığı açıklamada, Myanmar ordusunu (tatmadaw) Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımdan sorumlu tutulduğunu söyledi.

Özel elçi ziyareti

Geçen yıl Mayıs ayında Cakarta’da yapılan zirvede Myanmar’daki şiddet ortamını sonlandırmayı amaçlayan beş maddelik tavsiye kararlarından biri olan elçi ziyareti, bazı eleştirilere karşın uygulamaya geçiriliyor.

Kamboçya dışişleri bakanı Prak Sokhonn‘un 21-23 Mart günlerinde yapmakta olduğu Myanmar ziyaretine karşın, bu gelişmenin geçen yıl Mayıs ayında Jakarta’daki özel oturumla biraraya gelen ASEAN liderler zirvesinde alınan kararla ne kadar örtüştüğü konusu da, bazı çevreler tarafından sorgulanıyor.

Bu ziyaret, Myanmar’da çatışma sürecine konu olan çevrelerle görüşülmek suretiyle, soruna barışçıl çözüm bulunması ve ülkede sivil siyasete dönülmesi gibi oldukça ideal bir amaç taşıyor.

Bu ideale ne kadar yaklaşılacağı bir yana, söz konusu bu gelişme, ASEAN’da darbe yönetiminin hakim olduğu Myanmar’la ilişkilerde, son bir yılı aşkın süredir var olan siyasi sorunu aşma konusunda bir adım niteliği taşıdığına kuşku yok.

Geçtiğimiz yıl Mayıs alında Cakarta’daki zirvede alınan kararın şu veya bu şekilde, dönem başkanı Kamboçya’nın girişiminin somut bir nitelik kazanmakta olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar, böylesi bir süreç ASEAN genelinde bir beklentiyi yerine getirmesi kadar, Myanmar’da cunta karşıtı sivil çevreler, hedefleri konusundaki çekimserlikleriyle bu ziyarete eleştirel yaklaşıyorlar.

Bu çerçevede, özel elçi 1 Şubat 2021’deki darbenin ardından cunta rejimini temsilen kurulan, ‘Devlet Yönetim Konseyi’nden (State Administration Council-SAC) yetkililerle görüşecek.

Öte yandan, demokratik seçimlerin ardından iktidar hakkı gaspedilen Ulusal Demokrasi Birliği’nin (National League for Democracy-NLD) lideri ve eski dışişleri bakanı Suu Kyi ile görüşmesi mümkün gözükmese de, darbe sonrasında NLD öncülüğünde sürgünde kurulan Ulusal Birlik Hükümeti (Myanmar’s National Unity Government-NUG) yetkilileriyle görüşmesi bekleniyor.

Çoklu soykırım iddiaları

Pazartesi günü yaşanan bir diğer önemli gelişme Washington’da ABD dışişleri bakanı Anthony Blinken’in Myanmar ordusunun 2017 yılı Ekim ayında Arakanlı Müslümanlara yönelik gerçekleştirdiği şiddetle ilgili değerlendirmesi oldu.

Bunun yanı sıra, Blinken, Myanmar’da uzun 20. yüzyıl boyunca çeşitli etnik gruplara yönelik olarak ulusal ordu tatmadaw’ın gerçekleştirdiği harekâtlar sırasında yaşanan bazı gelişmeleri de soykırım çerçevesinde değerlendirmesi dikkat çekiyor.

Bakan Blinken, o süreçte Rakhine Eyaleti’ndeki şiddet ortamı ve 700.000 Arakanlının komşu ülke Bangladeş’e sığınmak zorunda kalması, Arakanlılara ve insanlığa karşı işlenmiş bir soykırım olarak tanıdığını açıkladı.

ABD dışişleri bakanı Blinken’in Washington’da Soykırım Müzesi’ne yaptığı ziyarette, Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırım sürecini de, “Burma’nın Soykırım’a giden sergisi ziyaretinde yaptığı açıklama, yaşanan sorunun uluslararasılaşması noktasında önemli bir gelişme olduğuna kuşku yok.

Blinken’in geçtiğimiz Aralık ayında Endonezya ve Malezya ziyaretlerinde gündeme gelen Arakanlı Müslümanlar konusunun aradan kısa bir süre geçmesinin ardından, soykırım iddiasını açıkça tanımak suretiyle yaşananlar uluslararası bir nitelik kazanmış oldu.

Bununla birlikte, Arakanlı Müslümanlara yönelik olarak ülkenin batısındaki Rakhine Eyaleti’nde gerçekleşen şiddetin sadece, 2017 yılı ile sınırlı olmadığını bir kez daha hatırlatmakta yarar var. 2012 yılı Haziran’ında başlayan süreç azalarak devam etse de, 2015 yılı Mayıs ayında ve ardından 2017 yılı Ekim ayında uluslararası camiadan büyük tepki çekmişti.

Myanmar-Rusya ilişkisi

Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddet ve zulmün on yıllık bir geçmişi olduğu dikkate alındığında, ABD yönetiminin niçin şimdiye kadar konuyu ‘soykırım’ olarak ele almadığı sorgulanmayı hak ediyor.

Bu durumda, özellikle Myanmar’daki cunta rejimine silah desteği verdiği belirtilen Rusya’nın hedefte olup olmadığını şimdilik söylemek zor gözüküyor.

Ancak Rusya’nın bir aya varan bir süredir Ukrayna topraklarında sergilediği işgal ve saldırılarda sivilleri hedef almasının benzer şekilde soykırım olarak nitelendirilmesi ile Myanmar’daki yakın geçmişte yaşananlar arasında bir bağlantı olup olmadığı da üzerinde durulması gereken bir husus.

Gambia tarafından, 2019 yılı Kasım ayında Myanmar’a karşı, BM Uluslararası Suçlar Mahkemesi’ne (International Criminal Court-ICC) açılan davam sürerken, ABD’den gelen bu açıklamanın gayet önemli olduğunu söylemekte yarar var.

Sorun devam ediyor

Bölgede ve ABD’de bu gelişmeler yaşanırken, Arakan sorusunun sona ermediğinin en iyi göstergelerinden biri, Mart ayını başlarında bazı Arakanlıların yine bir tekne ile Endonezya’nın batısında Kuzey Açe açıklarında bulunmaları oldu. 6 Mart’da Arakanlıların bulunduğu tekne Bireun’da karaya çekildi.

Geçen on yıl boyunca Rakhine Eyaleti’nden veya Bangladeş topraklarındaki kamplarda yaşayan Arakanlıların her halükârda zulüm ve ayrımcılığa maruz kalmaları devam ediyor.

Resmi rakamlara göre, Bangladeş’e sayısı 800.000 civarında olduğu söylenen Arakanlı Müslümanların, Myanmar’ın batısındaki anavatanları Rakhine Eyaleti’ndeki nüfusu söylemek pek mümkün gözükmüyor.

Myanmar hükümetinin 2014 yılında yaptığı son nüfus sayımında tanınmayan bir etnik yapı olmaları ve sürekli gerçekleşen iltica süreçleri ve uluslararası kurumların bölgeye girememeleri Arakanlı Müslümanların nüfusu hakkında sağlıklı bilgi alınmasındaki en büyük engeli oluşturuyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/03/22/aseanda-myanmar-sorunu-ve-tatmadawin-soykirimi-myanmar-issue-in-asean-and-tatmadaws-genocide/

3 Şubat 2022 Perşembe

Myanmar’da darbenin 1. yılı ve Demokrasi’nin geleceği / The 1st anniversary of the coup and the future of democracy in Myanmar

Mehmet Özay                                                                                                                            02.02.2022

Myamar’da 1 Şubat 2021 darbesinin birinci yılında, ordu yönetimi varlığını sürdürürken, bu durum, bölgenin bu önemli ülkesinde demokrasinin geleceği hakkında ümitvar olunmasına engel oluyor.

Güneydoğu Asya’da sahip olduğu geniş toprakları; Çin ve Hindistan ile sınır teşkil etmesiyle jeo-stratejik; kaynakları ve nüfus yapısıyla jeo-ekonomik öneme sahip olan Myanmar’da ordu (tatmadaw), Devlet Yönetim Konseyi (State Administration Council-SAC) adı verilen ordu yönetimini, şimdilik değiştirebilecek bir yapı ortada bulunduğunu söylemek güç.

Darbeden kısa bir süre sonra, 2021 yılı Mayıs ayında eski parlamento milletvekilleri, siyasiler, aktivistler tarafından 16 Nisan 2021’de sürgünde kurulan Ulusal Birlik Hükümeti (National Unity Government-NUG) ve bu yapının ordu kanadı olduğu ifade edilen ve 5 Mayıs 2021’de kurulan Ulusal Birlik Ordusu’na bugüne kadar ne bölgeden ne de Batılı ülkelerden açık bir destek ve iletişim süreci ortaya konulmuş durumda.

ABD ve Birleşmiş Milletler gibi, bazı Batılı ülke ve kurumlardan teşebbüslere rastlansa da bunun Myanmar’daki darbeci yönetim üzerinde ne denli etkili olabildiğini söylemek güç.

Darbenin birinci yılında temel soru aslında, Myanmar’da niçin darbe oldu sorusu yerine, Myanmar niçin demokratikleşemiyor sorusu olmalıdır. Bu soru aslında, darbenin ülkenin siyasal yaşamında gayet içkin bir olgu olduğunu imâ ediyor olabilir. Bununla birlikte, ülkenin demokratikleşememesinde yapısal sorunlar kadar, bölgesel ve hatta bazı küresel gelişmeleri de dikkate almakta yarar var.

Kırılgan süreç

Nihayetinde Myanmar ordusunun, ülkede özellikle 2010 yılından itibaren başlayan demokratikleşme sürecine imkân tanıması ardından, 2015 genel seçimlerinde Ulusal Demokrasi Birliği’nin (National League for Democracy-NLD) iktidara gelmesine karşın, “Acaba ordu, bu siyasal değişim sürecinde kendini ne kadar geri çekebildi?” sorusunu gündeme getirmek gerekiyor.

Aslında, 1990’ların ikinci yarısındaki seçimlere giden süreçte kurulan ve ülkenin belki de, yegâne bütünlükçü siyasi partisi olarak kabul edilmesi gereken NLD’nin, bugün bir anlamda başladığı noktaya dönmesi tarihin garip bir cilvesi olsa gerek.

Bugüne nasıl gelindiği konusunda, son yirmi yılı aşkın sürece kısaca bakılmalıdır. Öncelikle, şunu hatırlamakta fayda var. 2000’li yıllarda bölgede yaşanan değişim ve bunun Myanmar’daki rejim egemenleri üzerinde oluşturduğu baskının demokrasiye kontrollü geçiş yönünde adım atılmasını sağladığını söyleyebiliriz.

Bunun adı, eski ordu mensubu Thein Sein’in başına getirildiği, Birleşik Dayanışma ve Kalkınma Partisi’nin (Union Solidarity and Development Party-USDP) seçimlere katılmasıydı. Ancak bu durum, tıpkı benzeri ülkelerde olduğu gibi aslında, tam bir demokratikleşmeye geçişten ziyade, oluşan değişim ortamında eski rejimin yani, ordunun varlığını sivil siyasette egemen kılmanın ve böylece bir tür devamlılık tesisisin adıydı. 

2010 yılındaki seçim sürecinde, NLD’nin de facto başında olan Suu Kyi’nin göz hapsinin devam etmesi ve seçim kanunundan kaynaklanan diğer bazı nedenlerden ötürü, NLD seçime girmeyi protesto edince, ülkede sivil siyaset Thein Sein’in başında bulunduğu USDP’ye kaldı.

Değişim mümkün (mü?)

Bu süreç bir yandan, askerlerin sivil siyaset sürecine nasıl adapte olacaklarını göstermesi kadar, genel anlamda halkın üniformalarını çıkarmış olan askerlere sivil siyasette ne kadar alan açacaklarının da ortaya konulmasına tanık olmak için önemli bir fırsattı.

Barışçıl sürecin hakim olması gibi bazı gelişmeler dikkate alındığında, eski bir ordu mensubu olarak Thein Sein’in ve hükümetinin elinden geleni yaptığını düşünmek mümkün.

Bu anlamda, bir yandan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (Association of Southeast Asian Nations-ASEAN) öte yandan, Batılı unsurlarla yapılan görüşmeler dönüşüm sürecinin olabildiğince yapısallaştırılmasına imkân tanıdı.

Bu dönemin aslında, gizli/açık belirleyici yönlerinden hiç kuşku yok ki, en önemli yönlerinden biri, sivil siyaset sürecinde ordu yönetiminin ülkenin dört bir yanındaki ayrılıkçı gruplarla var olan çatışma ve ayrışma ortamını nasıl yöneteceği konusuydu.

Bu sadece, ülke genelinde güvenliğin tesisi bakımından değil, aynı zamanda bir sonraki ulusal seçimlerde ordu merkezli partinin genel kamuoyundan nasıl kabul göreceğinin de ortaya çıkmasını sağlayacaktı.

Burada, ülke demografik yapısında Bamar’lar ile genel olarak ötekiler arasındaki ayrımın yaklaşık yüzde 60’a, yüzde 40 olması da kayda değer bir göstergedir. Taraflar arasında görüşmeler olmadığı söylenemese de, bu sürecin ulusal birliği sağlayıcı yöne evrilmemesi aslında, 2015 seçimlerine önemli bir miras olarak kaldı.  

2010’da başlayan demokrasiye geçiş döneminin siyasi sağlaması, 2015 seçimlerinde kendini gösterdi. Bir anlamda, Thein Sein hükümetinin demokrasiye geçiş sürecinde, en azından teknik olarak görevini yapabildiğinin göstergelerinden biri, NLD’nin seçime girme konusunda karar vermiş olmasıydı.

Bu şartlarda girilen seçimde NLD’nin parlamentoda çoğunluğu sağlaması iki açıdan önemliydi. İlki halkın, üniformalarını çıkarmış olan ordu merkezli siyasi partiye eğilim göstermemesiydi. İkincisi, NLD’nin sadece Bamar ağırlıklı toplumun değil, etnik azınlıklardan da destek alabildiğini ortaya koyuyordu.

Darbe ve dış aktörler

Ülkenin modern tarihsel gelişimine bakıldığında, Myanmar darbesini tatmadaw marifeti olarak görmek elbette mantıksal bir çıkarım. Ancak bununla birlikte, ülkenin ve bölgenin özellikle, son yirmi yılda tecrübe ettiği değişim süreçlerinde hem destek, hem de darbe ile çelişkili olabilecek gelişmeleri birarada görmekte yarar var.

İlki yani, ülkedeki darbeyi engelleyemese bile, en azından gizli/açık destek vermeyecek bir Çin’in varlığı, Myanmarlı generallerin kararlarını bir kez daha düşünmelerine yol açabilirdi.

Ancak böylesi bir gelişme olmadığı gibi, haddi zatında Batılı demokratik değerlerle çatışma halindeki Çin’in, Myanmar’daki darbe sonrası süreci kendi lehine olacak şekilde kullanması bu ülkeyi, Doğu-Batı çatışmasında yeni olgulardan biri haline getirdi.

Bir başka deyişle, 2010’da başlayan ve özellikle ABD ve AB’nin desteklediği, bölgesel bir yapı olarak ASEAN tarafından da memnuniyetle karşılanan demokratikleşme süreci, bugün tanık olunduğu üzere akamete uğramış durumda.

İkincisi, bölgenin yani, Myanmar’ın üyesi olduğu ASEAN’ın, çelişkilerle dolu Doğu-Batı ya da Çin-ABD ilişkilerinde kendini bölgesel bir siyasi aktör olarak konumlandırdığı ve bu konuda kararlılık gösterdiği süreçte, Myanmar bu süreçteki gelişmelere eklemlenebilir ve siyasi ve ekonomik kazanımlar elde edebilirdi.

NLD ne kadar sorumlu?

2015-2020 yılları arasındaki NLD hükümetinin bu yönde adımlar atmadığı söylenemez. Ancak bu süreçte kırılma noktası 2016-2017’de yaşanan ve aslında 2012’deki sürecin devamı olan Rakhine Eyaleti’ndeki Arakanlı Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet ortamının etnik soykırıma dönüşmesidir.

Bu süreçte, özellikle sadece ASEAN’dan değil, tüm dünyadan Suu Kyi’nin ciddi bir siyasi tavır alması beklenirken, bu şiddetin ardındaki güvenlik güçlerini desteklemesi hem kendisinin güçlükle kazandığı siyasi itibarını hem de ülkenin demokratikleşme sürecine önemli bir engel oluşturdu.

Suu Kyi’nin ülkesini, den Haag’da uluslararası mahkemede ülkesini bizzat savunması bu sürecin hiç de olumlu noktalanmadığının sembolik ifadesiydi.

Aynı dönemde, İkinci veya 21. yüzyıl Panglong Anlaşması denilen süreçte ulusal yönetim ile ülkenin dört bir yanındaki etnik ayrılıkçı hareketlerle barış süreçlerinin bazı grupların dahil edilmesi, diğer bazılarının dışarıda bırakılması gibi belirsizliklerle dolu bir yapı kazanması yine NLD hükümetinin siyasi başarısızlık hanesindeki önemli gelişmelerden biri olarak yer aldı.

Suu Kyi ve NLD hükümetinin bu iki temel gelişmede demokratikleşme adına önemli adımlar atamamış olmasını, 2008 anayasasınca belirlenen meclisin dörtte birinin asker üyelerden oluşması ve üç kilit bakanlığı askerlere tahsis edilmesiyle ilgili maddelere bağlamak mümkün.

NLD’nin 2015-2020 yılları arasındaki iktidar dönemindeki icraatlarında ve özellikle de, yukarıda dikkat çekilen iki temel husustaki başarısızlığa rağmen, 2020 Kasım seçimlerinde elde ettiği seçim başarısı arasında bir çelişki görülebilir.

Ancak ordunun, seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla ve ardından bir dizi yolsuzluklarla birlikte gündeme gelen darbe sürecinde Ulusal Birlik Hükümeti ve bu sürgün hükümetinin Ulusal Birlik Ordusu, Arakanlıların uluslararası çevrelerce de tanınmış haklarına kabul eder; alınan kararları destekler ve bugün söz konusu uluslararası mahkeme kararlarının mevcut darbeci hükümete karşı kullanılmasını savunurken, aynı zamanda maddi ve siyasi güçlerini tesis açısından çeşitli etnik azınlıklarla ittifaklar kurmaları oldukça manidardır.

Myanmar’da 1 Şubat 2021’deki darbeyi sadece Suu Kyi ve/ya başında bulunduğu NLD’ye yönelik yapıldığını söylemek mümkün değil. Artık uluslararasılaşmış bir olgu olarak Arakanlı Müslümanlar konusu ve ülkenin sınır boylarındaki diğer etnik yapılarla ilgili süreçlerin birarada ele alınması gerekiyor.

Mevcut darbeci yönetime karşı ortaya konulan Ulusal Birlik Hükümeti’nin bölgesel ve küresel çevrelerde meşruiyet arama arayışlarının sürdüğü bugünlerde temelde bu iki hususu dikkate almaları kadar, ilgili uluslararası çevrelerin de bu konuda yapıcı politikalar geliştirmesi gerekmektedir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/02/02/myanmarda-darbenin-1-yili-ve-demokrasinin-gelecegi-the-1st-anniversary-of-the-coup-and-the-future-of-democracy-in-myanmar/