ENDONEZYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENDONEZYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2026 Çarşamba

Endonezya tarihyazımında Kuzey Sumatra ve Açe / North Sumatra and Aceh in Indonesian Historiography

Mehmet Özay                                                                                                                             05.08.2026

Geçen hafta Kuzey Sumatra Üniversitesi, Kültür Çalışmaları bölümüyle birlikte, “Endonezya Tarihyazımında Kuzey Sumatra ve Açe’nin Önemi” başlıklı akademik etkinlik gerçekleştirdik.

Endonezya tarihçiliği içerisinde, Kuzey Sumatra ve Açe’yi ele alan önde gelen akademisyenlerden Anthony Reid’in, 8 Haziran 2025 tarihinde vefatının hemen ardından yaptığımız anma toplantısını müteakiben, böylesi bir akademik etkinliğin yapılması konusunda ilgili hocalarla hemfikir olmuştuk.

Böylece, 29-30 Temmuz 2026 günlerinde, yani yaklaşık bir yıl sonra gerçekleştirilen etkinlikle bu niyetimiz karşılık bulmuş oldu.

“Niçin Kuzey Sumatra ve Açe?”, “Niçin Anthony Reid?” soruları elbette, önemli ve bu sorulara anlamlı cevaplar üretmek mümkün. Temelde, geçen hafta gerçekleştirdiğimiz etkinlik fiili olarak bu ve benzeri sorulara vermiş olduğumuz cevapların bir yansıması olarak düşünmek gerekir.

Dünya’nın altıncı büyük adası olan Sumatra’nın sadece, kuzey bölgesini ele alan böylesi bir çabanın hiç kuşku yok ki, tarihsel bir karşılığı olmalıdır.

Bunu desteklemek adına, örneğin, niçin Batı Sumatra, Güney Sumatra, Doğu Sumatra değil gibi soruları da peş peşe sormak mümkün.

Reid ve bölge çalışması

1960’larda doktora çalışması ve doktora sonrası çalışmalarını Kuzey Sumatra ve Açe bağlamında yoğunlaştıran ve ardından Güneydoğu Asya’nın farklı bölgelerine dair çalışmalarıyla da dikkat çeken Anthony Reid’i bu bölgeyi öncelikle iten sebepleri belki tarihsel bir şans olarak değerlendirmek gerekir.

Ya da öğrenim gördüğü Cambridge Üniversitesi’ndeki hocalarının tıpkı, Reid gibi diğer Batılı öğrencileri Endonezya’nın yanı sıra, Güneydoğu Asya’daki toplumların, ulus-devletlerin tarihsel yapılanmalarını, süreçlerini, değişimlerini vs. ele almaları konusunda teşvik edici, yönlendirici olmalarıyla da açıklamak mümkün.

Reid’in, muhtemel olan bu teşvikleri iyi değerlendirdiğini yaklaşık elliye yakın çalışmasını şu veya bu şekilde Kuzey Sumatra ve Açe’ye hasretmiş olmasından anlaşılmaktadır. Hesaplamam yanlış değilse bu sarak, Reid’in toplam çalışmalarının beşte birine tekabül ediyor.

Endonezya ulus devlet sınırları içerisinde bir akademisyeni Kuzey Sumatra ve Açe’yi çalışmaya sevk eden nedenlerin başında, bu ulus-devletin ilân edildiği 17 Ağustos 1945 tarihinden kısa bir süre sonra neşet veya daha doğrusu var olan ancak giderek ‘radikalleşen’ bazı toplumsal hareketlerin bölgenin ve de şu veya bu şekilde, yeni kurulan ulus-devletin yapısal gerçekliğini oluşturmadaki rolüyle öne çıktığını söylemek gerekir.

Bu durum, açıkçası, niçin geçen hafta yaptığımız akademik etkinliğin başlığını, “Endonezya tarihyazımında Kuzey Sumatra ve Açe” tercih ettiğimizi de açıklamaya yeter bir neden teşkil ediyor.

Reid’in, doktora ve doktora çalışmaları sonrası konuşlandığı bölgenin bağımsızlık öncesi boyutunun daha dikkat çekici bir yapısallık arz ettiği ve bu sürecin bir devamı olarak, Endonezya ulus-devleti ilânının akabinde gerçekleşen ve ‘devrimci’ olarak anılmayı hak eden veya kimilerince, bu şekilde yorumlanan toplumsal hareketleri ele almasına rağmen, bölge tarihçiliğinin ulus-devlet tarihçiliği içerisindeki yerinin sorgulanmaya değer olduğuna kuşku bulunmuyor.

Tarihi süreçler ve tarihyazımı

Bu anlamda, yapılan etkinliğin, Endonezya ulusal tarihçiliğine bir hatırlatma kadar aynı zamanda, bir katkı olarak görmek mümkün.

Bu çerçevede, Kuzey Sumatra ve Açe’nin tarihsel gelişim ve değişim evrelerinin önceki yüzyıllar bir yana, özellikle 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında olan biten bir dizi gelişmeler dikkate alınmadan anlamlandırmak mümkün değildir.

Öyle ki, 1786, 1805, 1818, 1824 gibi yıllara tekabül edecek şekilde İngilizlerin Penang’den başlayıp Singapur’a uzanan yapılaştırıcılığı ile Hollanda’nın, Avrupa’daki Napolyon Savaşları’ndan -belki de, kılpayı çıkışının ardından, tüm Takımadalar bölgesinde yeniden ekonomik ve ardından, siyasal egemenlik tesisine yönelik girişimlerindeki yerlerini ele almak gerekir.

Kılpayı diyorum, çünkü Avrupa’da o dönem itibarıyla var olan güç yapılaşmalarında esamesinin pek de, dikkate alınamayacağı görülen Hollanda Krallığı’nın ‘kurtuluşuna’ vesile olan yine, Avrupa iç siyasal dengelerinin bir sonucu olduğunu hatırlamak gerekir.

Kuzey Sumatra ve Açe’nin bu süreçte, her iki Batı Avrupa denizci uluslarıyla ilişkilerinin, bu her iki bölgenin jeo-stratejik, jeo-ekonomik ve jeo-politik gibi bazı belirleyici konumlarının, bölge tarihinde bağımsızlık süreci ve hatta, bugüne değin uzanacak şekilde uzun dönemli bir belirleyiciliği olduğu ortadadır. 

Avrupa ekonomisi veya küresel kapitalizm

Söz konusu 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başları Batı Avrupa’da yenilikçi bir evrene girdiği görülen merkantalist ekonominin teritoryal egemenlik, finans kapitalizmi gibi süreçlerine temel teşkil edecek köklü ekonomi politikalarını hayata geçirdikleri yerlerin başında Kuzey Sumatra ve Açe geliyor.

Niçin diğer bölgeler değil de, bu iki bölge sorusu -yukarıda dikkat çektiğim üzere jeo-stratejik, jeo-ekonomik ve jeo-politik bağlamlarıyla anlamlandırılabilir.

Kısaca ifade edecek olursam, bu iki bölgenin Malaka Boğazı’nın Batı’da Hint Okyanusu’na açılışına bakan coğrafyası; İngilizlerin Malay Yarımadası’nın biri kuzey ucu yani, Penang ve diğeri güney ucunda yani, Singapur’da denizcilik ve serbest ticaret süreçlerine başlamasıyla Avrupa ve Çin bağlantısını sağlam alt yapıya bağlamış olması; Kuzey Sumatra ve Açe topraklarının doğal ve verimli ürünler yetiştirilmeye elveren konumu; bölgedeki yerel Malay Sultanlıklarının Batılı yönetimlerle işbirliğine açık yapıları vb. gibi hususiyetler bölgenin hem bölgede İngiltere ve Hollanda varlığıyla ilişkilerini geliştirilmesine yol açarken süreçte, bu bölgenin yetiştirdiği ürünlerin yine bu iki ülke yönetimleri, tüccarları ve altyapısı vasıtasıyla ürünlerin Batı Avrupa’ya taşınmasına olanak tanımıştır.  

Söz konusu bu bölgesel özelliklerin dışında ve ötesinde, İngiltere ve Hollanda’nın yine, Avrupa iç siyasal hesaplaşmalarının bir neticesi olarak doğrudan ve askeri bağlamda, Kuzey Sumatra ve Açe’yi çevreleyen topraklarla ve denizlerde karşı karşıya gelmemiş olmaları, hiç kuşku yok ki, bölgedeki merkantalist kapitalizmin tüm süreçleriyle ortaya çıkması ve gelişmesinde başat rol oynamıştır.

Bu sürece, özellikle 1820’lerden itibaren, Amerikan özellikle de, Boston’dan (Salem) tüccar sınıfının da iştiraki bölgenin yani, Kuzey Sumatra ve Açe’de tarım merkezli ekonomik yapılaşmayı körüklediği gibi ticari çekişmenin de giderek artan bir faktör olarak gündeme gelmesine yol açmıştır.

Elbette buraya kadarki söylemim, Kuzey Sumatra ve Açe toplumları için herhangi bir sorun teşkil etmediği yönünde bir algıya yol açmış olabilir.

Tarihsel gerçekliğin böyle olmadığını Kuzey Sumatra ve Açe tarih yazımı, konumuz çerçevesinde dile getirecek olursam Reid’in, çeşitli başlıklar altında kaleme aldığı çalışmalarıyla ortaya konmuştur. Bu anlamda, Reid’in bölgeyi modern dönemde çalışan ilk akademisyenlerden olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

1850’lerden itibaren, Siak Sultanlığı üzerinden kuzeydeki tüm Malay sultanlıklarını tesiri ve etkisi altına alan Hollanda’nın 1860’ların başlarında Kuzey Sumatra’da Serdang Sultanlığı sınırlarındaki Sunggal Savaşı ve 1870’lerin başlarında Açe’de başlattığı savaş hiç kuşku yok ki, sadece bu bölgeleri değil, etkileri Avrupa’ya ve Amerika’ya kadar ulaşacak yansımaları olmuştur.

Söz konusu bu uzun sömürge savaşlarının ardından, Japonya’nın tüm bölgede 3.5 yıl süren varlığı ve 1945 yılında gelen bağımsızlık ilanı Kuzey Sumatra ve Açe’de suların durulması anlamına geleceği izlenimi verse de, gerçekte bölge yeni bir mücadele ve değişim evresine girdiğini yaşanan ‘devrimci’ toplumsal değişimlerle göstermiştir.

1946 yılı başlarında gerçekleşen ve nedenleri ve aktörleri farklı olmakla birlikte, hem Kuzey Sumatra ve hem de Açe’de yaşanan, “toplumsal devrim” başlıklarıyla eserlere konu olan gelişmeler özellikle, Kuzey Sumatra’da geleneksel Malay sultanlıklarına mensup ailelerin hayatlarını yitirmeleriyle kalmayan, ardından köklü kurumların da ortadan kalkmasına yola çan bir süreç olarak tarihte yerini almıştır.

Tam da bu son gelişmenin Endonezya ulus-devletinin yapılaşma süreçlerine tekabül etmesi bugüne kadar süren tartışmaların ortaya çıkarırken, bu çalışmaya konu olan tarihyazımı söyleminin de merkez-çevre arasında ne denli ayrışmasına yol açtığını da bize hatırlatıyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/endonezya-tarihyaziminda-kuzey-sumatra-ve-ace-north-sumatra-and-aceh-in-indonesian-historiography/

6 Temmuz 2026 Pazartesi

‘Sosyal Devrimler’ bağlamında Endonezya / Indonesia in the context of ‘social revolutions’

Mehmet Özay                                                                                                                             06.07.2026

Endonezya’nın, kompleks ve karmaşık modern siyasal tarihinde ‘devrim’ vurgusu dikkat çekici bir olgudur.

Öyle ki, devrim olgusunun birden fazla bağlamda ve bölgede ortaya çıkmış olması, merkez-çevre ilişkisinin, ülke bağımsızlığının daha ilk birkaç yılından başlayarak, ne denli belirleyici bir argüman olduğunu bize gösterir.

Fiziki devrim

Bu bağlamda, ‘devrim’lerden hangisinin, kime ve nasıl hizmet ettiği konusu siyasal çevrelerde tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Bunların başında ulus-devletin ‘hegemonik’ belirleyici vasfının temeli ve de göstergesi olarak,  ‘devrim’ olgusu ve söylemi resmi tarih yazımında karşımıza, ‘1945-1949 yılları arasında Hollanda krallığı’nın yeniden sömürge dönemini inşa etme sürecine doğrudan mücadeleyle karşılık veren ‘milliyetçi’ çevrelerin bu dönemi ‘fiziki devrim’ olarak adlandırmalarında karşılık bulur.

Söz konusu bu ‘fiziki devrim’, temelde Avrupa’daki 2. Dünya Savaşı’nda  siyasal egemenlik ve meşruiyetini İngiltere’ye borçlu olan Hollanda ve zorunlu olarak ona eklemlenen İngiliz ve Amerikan ordularının işgalci varlığına karşı, gerilla mücadelesi olarak adlandırılan sürece tekabül eder.

Bununla birlikte, resmi tarih içerisinde ne kadar yer aldığı tartışmalı olan ve çokça ‘yerel’ kaldığı anlaşılan diğer devrimsel gelişmeleri göz ardı etmek ise mümkün değildir.

Ulus-devlet inşasının hem, geniş Takımadalar halklarınca ve hem de, uluslararası çevrelerce kabulünde önemli bir rolü olan ‘fiziki devrim’in yanı sıra veya ötesinde, yerel/bölgesel özellikleriyle dikkat çeken devrimler, ‘sosyal devrim’ olarak anılır ve adlandırılır.

‘Sosyal devrim/ler’

Söz konusu bu devrimlerin bu özelliğini temelde, -önceki süreçler bir yana bıkarılırsa, en azından bağımsızlık ilânından yaklaşık altı ay sonra ortaya çıkan ‘sosyal devrim’ler ile örneğin 1948, 1953 gibi, devam eden dönemlerde, bu devrimlere benzer çabaları ortaya koyma siyasal ve kültürel arzusu ve isteği, -şu veya bu şekilde-, bugün dahi alternatif siyasal söylemlerde önemini korur ve tekrar edilir.

Endonezya’da ilk bağımsızlık ilânının ardından, “sosyal devrim”in ortaya çıktığını ilk defa, Açe’de duymuş ve okumuştum. Açe tarihsel ve toplumsal bağlamında bu ‘devrim’in, neye tekabül ettiğini tahmin etmek güç değildir.

Ancak, Cumbok Savaşı (Perang Cumbok) adıyla literatüre geçen ve bazı bölgelerde özellikle de, Kuzey Açe’deki yerel toplumsal-siyasal liderleri hedef alan bu ‘sosyal devrim’in, Açe sınırları içerisinde gerçekleşmiş olmasına konuşlanmış olmam, ötekileri gizli/açık göz ardı ettiğim anlamına geldiğini bugün açıkça fark ediyorum.

Bununla birlikte, bir süre sonra geleneksel İslam sultanlıkları olarak bilinen siyasal yapıların liderlerini hedef alan benzer bir siyasal olgunun yani, ‘sosyal devrim’in, Kuzey Sumatra’da da ortaya çıkmış olduğunu okumam ve duymamla birlikte, “Acaba bu devrimlerin içeriği nedir, neye tekabül ediyor, birbirinden farklılaşan yönleri nelerdir?” vb. sorular doğal olarak gündemimde yer almaya başlıyordu.

Açe’de, sosyal devrim’in aktörleri denilebilecek çevreler ve kurbanı olan çevrelerle yüz yüze geldiğim, bu çevreleri konu alan eserleri okumama rağmen, Kuzey Sumatra’daki gelişmeye uzunca bir süre yabancı kaldığımı söylemeliyim.

Yaklaşık, son beş yıldır üzerinde çalıştığım Muhammed Said (v. 1995), Tengku Luckman Sinar (v. 2011) ve bunlar çerçevesinde hem, bu isimlere yakın hem de, uzak diğer bireyler bağlamında, Kuzey Sumatra entellektüelleri ile ilgili çalışmalarım vesilesiyle giderek daha çok, bu bölgeyi etkisi altına alan ‘sosyal devrim’i, aktörlerini ve giderek daha çok eserleri ele alma imkânı buluyorum.

Bugünden, kendi bireysel tarihimde son yirmi yılıma dönüp baktığımda, Kuzey Sumatra’da halen etkisi şu veya bu şekilde hissedilen, anlatılara konu olan, gazetede köşe yazılarında gündeme taşınan bu siyasal ve toplumsal olgunun hem, kurbanı ve hem de, bu sürecin -şu veya bu şekilde- ortadan kaldırdığı yapıları, yeniden inşa etme gücünü kendinde bulan birkaç aktörü hayatlarındayken görebilme imkânına kaçırdığımı fark ediyorum.

Örneğin, bağımsızlık öncesinde dünyaya gelen ve 2011 yılında vefat eden Tengku Luckman Sinar’ı, Muhammad Tok Wan Haria’yı 2005, 2008 ve 2009 Kuzey Sumatra Eyaleti başkenti Medan’a ziyaretlerimde potansiyel olarak görebilme imkânım bulunuyordu.

Oysa, Sinar’ın çalışmalarının en başında gelen Seri Sejarah Serdang adlı çalışmayı Banda Açe’de, Ali Haşimi Kütüphanesi’nde gözden geçirmiş olmama rağmen, kendisiyle görüşme düşüncesi aklıma gelmemişti.

O dönem, Sinar’ı sadece bir yazar olarak kabul edip, Serdang tarihiyle ilgili kaleme aldığı bu eseri, Açe tarihi bağlamına dair içeriğiyle ele alma sınırlılığıyla hareket etmişim!

Sömürge dönemi öncesinde erken gençlik yıllarında dahil olduğu bağımsızlık hareketi ve ardından gazetecilik süreciyle Muhammad Tok Wan Haria’la 2023 yılında görüşme imkânı bulmuş olmakla birlikte, ilerlemiş yaşı ve konuşma yetisini büyük ölçüde kaybetmiş olması nedeniyle sohbet etmek imkânını kaçırmıştım.

Ve ardından, Tok Wan Haria da, 2025 yılı Ocak ayında vefat etmişti...

Kendini inşa: bildung

Başta Tengku Luckan Sinar olmak üzere, geleneksel saray çevresine mensup yaşını başını almış bunun yanı sıra, entellektüel kimlikleri ile Kuzey Sumatra ve Endonezya tarihine önemli veriler bırakmış bazı benzeri kişilerle görüşememiş olmamı, bugün önemli bir kayıp olarak değerlendiriyorum.

Bu kayıp, dönemi bizzat yaşamış, dönemle ilgili araştırmaları hiçbir akademik destek ve zorunluluk olmadan kendi çabalarıyla ortaya koymuş ve bu anlamda, Alman entellektüel evreninde önemli bir yer tutan ‘bildung’ kavramıyla tanımlanmayı hak eden bireylerin, bir araştırmacı olarak bana söyleyecekleri hususların otantikliği, sahiciliği, kendiliğindenliğinin önemini göz ardı etmek mümkün değildir.

Her ne kadar, bu isimlerin kaleme aldıkları eserler, ilgili gazetelerdeki köşe yazıları bana, bilmeyi arzu ettiğim hususları aktarma konusunda aracı olsalar da, yüz yüze gelmenin, tarihsel kişiliklerin psikolojisini hissetmenin, söylem güçlerine tanık olmanın kendi başına anlamı olduğuna kuşku bulunmuyor.

Luckman Sinar özelinden bahsedecek olursam, ‘sosyal devrim’in doğrudan hedefi olmuş bir aileye mensubiyeti onu, yukarıda zikrettiğin diğer iki isimden ve benzerlerinden ayırt etmemize yol açıyor.

Ve hatta, bu ayrımın bir zorunluluk olarak ortaya konması gerektiğini iddia ediyorum.

Sinar’ın mensubu olduğu ailenin yani, Serdang Sultanlığı’nın 1946 yılının hemen başlarındaki siyasal gelişmelerin ‘yıkıcı’ veya devrimci’ boyutundan kurtulmalarına karşılık, geleneksel ve siyasal varlıklarını ve bunun içerdiği kurumsal ve maddi koşullarını yitirmeleri, devrim’in etkisinin ne denli önemli ve de kalıcı olduğuna işaret ediyor.

Bunun yanı sıra, Kuzey Sumatra’daki örneğin, Langkat, Deli, Asahan gibi diğer sultanlık ailelerinin aynı dönemde, ‘yıkıcı’ ve ‘devrimci’ unsurlara doğrudan tanık olmaları, bize bölgenin bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Günümüzde, Kuzey Sumatra’da belli ölçüde yeniden var olabilme şartlarını konuşan, tartışan ve bu imkânın kurumsal yapılaşmalarını ortaya koyma modeli üretme uğraşındaki, geçmişte bölgede kayda değer rol oynadığı ileri sürülebilecek bu geleneksel yönetim çevrelerinin bugünkü fertlerinin çabalarının, resmi tarihin sürekli gönderme yaptığı ve meşruiyetinin temeli olarak ortaya koyduğu tarih anlayışına ne tür katkısı olup olmadığı üzerinde durup dünüşünülmeye değer bir konudur.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/sosyal-devrimler-baglaminda-endonezya-indonesia-in-the-context-of-social-revolutions/

3 Temmuz 2026 Cuma

Coğrafi tanımlama çabası olarak ‘Kuzey Sumatra’ / ‘North Sumatra’ as an effort at geographical definition

Mehmet Özay                                                                                                                             03.07.2026

Bugün, Endonezya Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan Kuzey Sumatra, gayet ilginç boyutlarıyla dikkat çekiyor.

Coğrafi sınırlama ve tanımlamaları, tarihsel ve geleneksel olarak kendilerine ev sahipliği  yaptığı, farklı etnik ve toplumsal grupların varlığı, siyasal ve toplumsal değişimlerin aldığı hâl ve yönelim, bölgenin dikkatle incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu hususların sadece, tarihin belirli bir dönemiyle sınırlı olmadığı aksine, uzun dönemli gelişmelerin adına, ‘dün’ dediğimiz olgunun, uzak döneminden yakın dönemine değin, geniş bir zamansal yapıyı bünyesinde barındırdığı söylemek yanlış olmayacaktır.

Aynı şekilde, bünyesinde İslam öncesi, İslamlaşma, sömürgeleşme, ulus-devlet yapılaşması bağlamında, yeni veya modern siyasal unsurları barındıran, gayet dinamik siyasal ve toplumsal değişimler zincirini de sunmasıyla önem arz ediyor.

Bu çerçevede, coğrafi tanımlama bağlamında bazı hususlara kısaca değineceğim...

Coğrafyi tanımlama

Bir coğrafi tanımlama olarak yani, Sumatra’nın ‘Kuzey’i olarak yapılan göndermenin sorgulanabilir olması dikkat çekicidir.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, bugün Kuzey Sumatra olarak adlandırılan coğrafya parçasının, tarihsel olarak, Kuzey Sumatra değil de, Doğu Sumatra olarak adlandırılmış olması, bize bunun sıradan bir coğrafi bilgi yanlışı ve tanımlaması mı, yoksa farklı bir nedenle ortaya konulmuş bir kasıtlılık mı olduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, bize hangi siyasal yapının, hangi dönemsel şartlar altında, ekonomik ve toplumsal gerçekliği dikkate aldığı veya söz konusu bu ekonomik ve politik gerçekliği yapılandırma arzusunda olduğuyla ilişkililiği üzerinde durmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Yani, ortada sıradan ve gelişigüzel bir şekilde ortaya konulan bir Kuzey Sumatra ve/ya DoğuSumatra olgusu bulunmuyor.

Kuzey Sumatra coğrafi tanımlamasının bir diğer dikkat çeken yönü örneğin, Açe’nin, aynı ‘kuzey’ içerisinde yer aldığı coğrafya bilgimiz ve verili fiziki yapının ortaya koymasına rağmen, ‘Kuzey Sumatra’ kavramının Açe’yi içermediği görülür. Oysa, Açe mevcut literatürde ‘northern tip’ olarak tanımlandığı konusunda gayet keskis bir konsensüs olduğunu biliyoruz.

Oysa, çeşitli tarihsel parametreler ve bunların gizli açık içinde barındırdığı sosyal, ekonomik ve demografik unsurlarıyla ortaklığı temelde Açe’yi, Kuzey Sumatra’ya dahil etmeyi de gerekli kılıyor.

Coğrafi tanım etrafında gündeme gelen tartışma ya da, daha doğrusu tartışma talebi-, Kuzey Sumatra’nın kendinde dinamik özellikleriye ilgilidir.

‘Malay’ kavramı

Bu çerçevede, insan stoğu bağlamında değerlendirildiğinde Kuzey Sumatra’nın adına, ‘Malay’ denilen sözde etnik yapıyla birlikte anılması, coğrafya ve insan stoğu ilişkisinin tarihsel derinliğiyle alâkalıdır.

Bu noktada, ‘Malay’ kavramının ‘Malezya’ ile ilişkili olmadığını bir kez daha hatırlatmakta yarar var. Malezya’nın bir ulus-devlet, Malay kavramının ise, çok daha geniş coğrafi sınır ve insan stoğunu içinde barındırdığının farkında olmamız gerekir.

Malezya ulus devleti içerisinde yer alan insan stokları içerisinde, ‘Malay’ birimine gönderme yapıldığı söylenerek, bir tür haklılık payı iddiasında bulunulsa da, bunun ‘Malay’ kavramından anlaşılması gereken hususlardan sapmaya -kasıtlı veya kasıtsız- gayet müsait oluşu dikkatli olmamızı gerektiriyor.

Yakından tanık olunduğu üzere, temelde bu farkında olunamayış, gayet keskin ve köklü bir siyasal bilinçsizlik olgusuyla karşı karşıya olduğumuzu gösterdiği gibi, gizli/açık bir tür tarihsel boyutların her türlü parametreleriyle ilgili bir manipülatif tavrın varlığına da gönderme yapıyor.

Kuzey-Doğu dikotomisi

Antropolojik bir veri olarak, Malay kavramının içinde barındırdığı toplumsal ve kültürel çeşitlilik ve bu çeşitlilikleri bünyesinde barındırabilme gücü karşımıza, coğrafi gerçeklik olarak Kuzey Sumatra olgusunu çıkardığı gibi, aynı zamanda bu çeşitlilik üzerinde gizli/açık kırılgan bir algı oluşturma noktasında, Kuzey Sumatra-Doğu Sumatra dikotomisini de çıkartmaktadır.

Kuzey Sumatra’nın, insan stoğu ve coğrafi yapısı bağlamındaki tartışmanın, bölgeyi tanımlama sürecinin çokça, dış etkenlerle ilgili olduğu tarihsel bir veri olarak elimizde mevcuttur.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Kuzey Sumatra, Doğu Sumarta tanımlamaları bölge toplumlarından ya da siyasal yapılarından ziyade, dışarlıklı çevrelerin örneğin, Avrupalı denizci milletlerin ve bunların, uzun tarihi süreçte, bölgede tesis ettikleri siyasal yapıların coğrafi tanımlama arzusu ve de ihtiyacından neşet etmiştir.

Benzer şekilde, modern siyasal yapılaşma dönemde yani, yirminci yüzyılın ortasından itibaren, bölgeye yönelik merkez-çevre ilişkilerinin ve bu ilişkilerin bünyesinde barındırdığı, tüm ekonomi politik yapıların etkisiyle de, benzeri sürecin bir şekilde devam ettirildiği görülür.

Kuzey Sumatra bağlamında ortaya konulan coğrafi tanımlama çabalarının, toplumlar ve coğrafya ilişkisine dair dikkat çekici ipuçları sunduğunu söylemeliyim.

Bu tanımlamanın, bölgede yaşayan toplumların dışında ve ötesinde, dışarlıklı grupların içerisinde antropolojik ve sosyolojik boyut kadar, ekonomi politik olguları da barındıracak şekilde gündeme getirildiğini söylemek gerekir.

Bu çerçevede, Kuzey Sumatra’nın hem, bölgenin kendi tarihsel süreçleri hem de, bu tarihsel süreçlerine belirli bir dönemde eklemlenmiş olan Batı Avrupa’daki denizci milletlerinde ortaya çıkan özellikle, ekonomi politik gelişmelerle ilgili boyutu bize, bu bölgenin önemi konusunda ipuçları sunuyor.

Benzer önemin, yukarıdaki tarihsel süreçle kıyaslandığında bize çok daha yakın olduğuna kuşku olmayan, modern ulus-devlet yapılaşmasında neye tekabül ettiği gerçeklikle bağını da gayet dikkatlice ele almak gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/cografi-tanimlama-cabasi-olarak-kuzey-sumatra-north-sumatra-as-an-effort-at-geographical-definition/

13 Mayıs 2026 Çarşamba

Yeni dönemde Macaristan-Endonezya ilişkileri / Hungary-Indonesia relations in the new era

Mehmet Özay                                                                                                                             12.05.2026

Orta Avrupa ülkesi Macaristan’da yaşanan hükümet değişikliğinin yansımalarının sadece Avrupa Birliği ile sınırlı olmayacağını aksine, farklı ülke ve bölgelerle yenilenen ilişkilere doğru bir eğilimin ortaya çıkacağını söylemek gerekiyor.

Bu argümanın dayanak noktası, Macaristan’da yaşanan değişimin doğurduğu pozitif ivmedir.

Bunun pratiğe geçirilmesi konusunda başta çiçeği burnunda başbakan Péter Magyar başta olmak üzere, Macaristan siyasi elitinin özel çabalarını gerektirdiğine de kuşku bulunmuyor.

Bu çerçevede, Macaristan’ın tarihsel ilişkileri uzun bir döneme Endonezya ile yeniden ve güçlü bir şekilde yakınlaşmasının imkânı üzerinde durmakta yarar var.

Benzer şekilde, Güneydoğu Asya’da sahip olduğu coğrafi ve nüfus büyüklüğüne dayalı olarak jeo-politik ve jeo-ekonomik boyutta dikkat çeken Endonezya’nın, Avrupa Birliği ilişkilerine Macaristan özelinden yeni bir başlangıç yapması oldukça anlamlı bir gelişme olacaktır.

Bu noktada, Macaristan-Endonezya ilişkilerinin, uzun bir tarihi geçmişi olduğunu hatırlamak ve bazı gelişmelere burada yer vermakta yarar var...

20. yüzyıl

Bu süreç, Macaristan’ın 1955 yılında Endonezya bağımsızlığını tanımasının ve iki yıl sonra yani, 1957’de Cakarta’da büyükelçiliğini açmasıyla başlayan süreç, bugüne kadar çeşitli boyutlarda aldığı yeni yapılanmalarda devam etti.

Bu başlangıca rağmen, iki ülke ilişkilerinin 20. yüzyılın dinamik ve çelişkilerle dolu uluslararası politikalarından iki ülke ilişkilerinin de pay aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu sürecin, bu yüzyılla birlikte benzerliklere yerini bırakması kadar, yine küresel gelişmeler, doğal afetler, ekonomik yapılaşmalarda yaşanan ilerlemeler Macaristan ve Endonezya’yı birbirine yakınlaşması noktasında anlamlı mekanizmalar olarak dikkat çekmektedir.

Bandung tetiklemesi

Macaristan’ın Endonezya bağımsızlığını tanımasının 1955 yılı Nisan ayında, Batı Cava’nın önemli şehri Bandung’da yapılan ve aynı adla yani, Bandung Konferansı’nın belirleyici olduğu görülüyor.

Macaristan’ın, o dönem itibarıyla, Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı olduğunu hatırlamak gerekir.

Bu hatırlama bize, Doğu Bloku adıyla anılan Sovyet Sistemi’nin bir parçası olan Macaristan’ın Bandung Konferansı’nda verilen sömürgeci-emperyalist karşısı söylemlere yönelik ilgisi ve sempatisinin hiç kuşku yok ki, kayda değer bir yönü bulunuyor.

Bu çerçevede, Bandung Ruhu her ne kadar ‘Bağlantısızlar’ adıyla, Batı’nın üretmiş olduğu kapitalist ve komünist sisteme alternatifliği ile ortaya çıkmış olsa da, temelde katılımcı ülkelerin Batı Avrupa ve kısmen ABD’nin eski sömürgeleri olması, Sovyetler Birliği yapılaşmasının bu alanın dışında kaldığı intibaını uyandırıyor.

Bu nedenledir ki, Batı ile olan Soğuk Savaş evresinde, Batı liberal-kapitalist oluşumuna alternatif olmasıyla dikkat çeken

Önümüzdeki yıl, iki ülke ilişkilerinin yetmişinci yılı olmasının bu anlamda, kayda değer bir tarihi öneme sahip olduğunu söylemek mümkün.

Bu çerçevede, 12 Nisan’da Macaristan’da yaplan genel seçimlerin ardından ülke yönetiminin 16 yıl aradan sonra yeniden, Avrupa Birliği siyasal -ve de kültürel- ilkeleri üzerinden yapılandırılması sürecine girilmesinin özellikle, Endonezya  açısından kayda değer bir gelişme olduğunu söylemek gerekiyor.

Doğal afet gelişimi

Bu çerçevede, 26 Aralık 2004 yılında yaşanan deprem ve tsunaminin ardından, dönemin Macaristan başbakanının 2005 yılında Açe’ye gelmesi, ve Macaristan yardım kuruluşlarınca Açe Besar’a bağlı Meuraksa Hastanesi’nde Çocuk Kliniği inşası çalışması, iki ülke ilişkilerinde önemli bir evrenin başlaması anlamına geliyordu.

Bu insani yardımın, Macar hükümeti ve halkının Endonezya toplumuna yönelik empatisinin bir yansıması olduğuna kuşku bulunmuyor...

Bu gelişmenin doğrudan bir yansıması olarak 2013 yılında, dönemin Endonezya devlet başkanı Susilo Bambang Yudhoyono’nun Budapeşte’ye yaptığı ziyaret, iki ülke ilişkilerinde ticaret ve yatırım ekseninde yeni bir süreç anlamına geliyordu.

Avrupa kapısı

İki ülke arasında tedrici olarak yaşanan yakınlaşmada, Endonezya adına söylenmesi gereken husus hiç kuşku yok ki, Macaristan üzerinden Orta ve Doğu Avrupa ile ilişkileri güçlendirme hedefi bulunmasıdır.

Bugün iki ülke ilişkilerinin konvansiyonel alanlar kadar, yenilenen ilişki alanları ve ağları sayesinde ivme kazanması potansiyeli olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Örneğin, tropiklerin önemli ülkesi Endonezya’da var olan temiz su kaynakları yönetimi konusunda karşı karşıya bulunduğu sorununun kalıcı bir şekilde aşmada, bu alanda konusunda iki yüzyıl gayet önemli tecrübeye sahip Macaristan’dan alacağı teknik, teknolojik ve bilgi kaynaklarının geniş toplum kesimlerine önemli katkısı olacaktır.

Örneğin bu noktada, tsunami ziyaretinin kaldığı yerden çiçeği burnunda başbakan Péter Magyar’ın bu yıl yani, iki ülke ilişkilerinin 71. yıl münasebetiyle Endonezya’ya yapacağı bir ziyaretin, Açe’den başlayarak temiz su yönetimi ve kullanımı konusunda işbirliklerini hayata geçirilmesi noktasında ilişkilerde ön alıcı bir gelişme olacağına kuşku bulunmamaktadır.

Buna ilave olarak, Endonezya’nın Budapeşte büyükelçisi Penny D. Herasati’nin geçen yıl Aralık ayında yaptığı açıklamada dikkat çektiği üzere, iki ülke ilişkilerinde yenilikçi alanlar olarak ‘temiz enerji’, dijital yenilik’ ve elektrikli araç tedarik zinciri gibi alanların potansiyelden gerçeğe dönüştürülmesi için taraflara arasında yapılacak görüşmelerin faydalı olacağını söyleyebiliriz.

Macaristan’ın, Avrupa pazarına yönelik elektrik bataryası üretiminin merkezi olması, özellikle Doğu Asya ülkelerinden yatırımları bu ülkeye çekerken, üç yüz milyonu aşkın nüfusuyla Endonezya başta olmak üzere Güneydoğu Asya ve Güney Asya pazarına yönelik ikili işbirliğiyle benzer bir yapılanmanın Endonezya topraklarında örneğin Sumatra’da ortaya konması her iki ülke ve toplumu için olumlu sonuçları olacaktır.

Sayın büyükelçi Penny’nin açıklamasında dikkat çektiği üzere, Endonezya’nın dünyanın en fazla nikel rezervine sahip ülkesi olması, elektirk baterileri üretiminde Endonezya’nın önemini açıkça ortaya koyuyor.

Demokratikleşme

Yaşanan seçimlerin ardından Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin iktidara geliş şekli, Macaristan toplumuna kazandırdığı özgüven ve bu anlamda, yaşanan demokratikleşme sürecinin, Avrupa Birliği bütünü içerisinde gördüğü olumlu atmosfer kanımca, Endonezya siyaset çevreleri ve toplumsal unsurları tarafından incelenmeye ve anlaşılmaya değer olduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır.

Bu siyasal olgunun önemi, Endonezya’nın 1998’de başlayan reform sürecinin, bugün geldiği noktada tanık olunan tıkanıklığın aşılması ile bir şekilde ilintilidir.

Endonezya’nın dini, sivil yapılaşmalarının ortaya koyduğu ve bir şekilde, ‘sivil toplum’ olgusu ile izah edilmeye matuf ‘zenginliği’ne rağmen, ‘demokratiksizleşmeye’ paralel giden siyasal sisteminde yaşanan tıkanıklıklar konusunda bir konsensustan bahsedebiliriz.

Bu çerçevede, Endonezya’nın sivilleşme, yönetim erkinin siviller elinde yapılandırılması ve gelişimi ile yine yönetim erkinin toplumun geniş kesimlerini içinde barındıran sivil yapılaşmalarıyla doğrudan, etkin diyalojik zemininin yeniden kurulması hiç kuşku yok ki, önem arz etmektedir.

Bu noktada, Endonezya siyasetinin, düşünce kuruluşlarının, sivil toplumunun dünyanın farklı bölgelerindeki toplumlarda görülen aşınmalar ve yozlaşmalar sonrasında, değişimin nasıl ortaya konulabileceğine dair alınabilecek derslerle, kendi yapılaşmalarına yeniden bir çeki düzen verebilmenin imkanı ortaya çıkabilecektir.

Bugün, Avrupa’nın ortasında yani, Macaristan’da yaşanan ‘yeniden demokratikleşme’ sürecinin sadece bu ülkenin değil, Avrupa Birliği gibi küresel jeo-politik ve jeo-ekonomide önemli bir aktörlüğe sahip olan yapısında oluşturduğu olumlu algı ve bunun siyasal ve ekonomik sisteme dönüştürülmesi konusundaki çabaların, Endonezya’da siyasal ve sivil aktörler ve kurumlar tarafından anlaşılmaya değer bir yönü olduğu ortadadır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/yeni-donemde-macaristan-endonezya-iliskileri-hungary-indonesia-relations-in-the-new-era/

8 Şubat 2026 Pazar

Tuanku Luckman Sinar’a dair bazı görüşler / Some views on Tuanku Luckman Sinar

Mehmet Özay                                                                                                                             08.02.2026

Tuanku Luckman Sinar adıyla karşılaşmamın, yaklaşık on beş yıl öncesine dayandığını söyleyebilirim. T. L. Sinar adını ilk kez, yazarı olduğu ve 1971 yılında yayınlanan Sari Sejarah Serdang isimli eseri Açe’deki kütüphanelerde karşılaşmamla tanıdım.

Bölge tarihi veya görece küçük ölçekli bir sultanlık hakkında kaleme alınan iki ciltlik bu eserin yazarı bir süredir gündemimde bulunuyor.

2011 yılında vefat eden Tuanku Luckman Sinar’la tanışmam mümkün olmadı...

Ancak, eserlerine ulaşmanın, okumanın yanı sıra, bugünlerde ortaya koyduğu düşünce yapısı hakkında çalışma fırsatı bulmaya başladığımı söylemeliyim.

Kuzey Sumatra özelinden başlayan ve giderek, Malay dünyasının ilgili coğrafyalarına değin uzanan kültürel, akademik ve entellektüel ilgisi ile araştırma nesnesi olarak seçtiği Malay toplumuyla hem hal olmasıyla öne çıkan bir şahsiyettir.

Zorlu dönem

1933 yılında yani, Endonezya bağımszlığının -ilk olarak- ilân edildiği 1945 yılından, 11 yıl önce dünyaya gelmesi onu bir yanıyla, şu veya bu yönüyle, sömürge dönemi şartlarına tanıklığa yaklaştırır.

Bu noktada, ulusal bağımsızlığın sadece, bir umut olarak ortaya çıkmadığı, aksine kimi toplum kesimleri için bir tür sosyal travma anlamına gelecek süreçleri de, beraberinde getirdiği hatırlanacak olursa, Luckman Sinar’ın erken çocukluk ve gençlik evrelerinin bu travmanın izlerini taşıdığını söylemek mümkündür.

Sömürge döneminin, doğrudan veya dolaylı olarak ürettiği toplumsal ve siyasal hareketlerin çeşitliliği sadece, bağımsızlığa yol açmamıştır.

Aksine, Kuzey Sumatra örneğinde olduğu gibi, yukarıda sadece belli başlılarının ismini zikrettiğim, kadim Malay sultanlıklarının köklü ve geleneksel yapılarının belki de, o dönem için hesaba kitaba gelmeyecek, söz konusu bu toplumsal ve siyasal hareketlerden nasibini alması gerçeğiyle karşılaşırız.

Tuanku Luckman Sinar’ın bireysel hikâyesinin, böylesi bir toplumsal ve tarihsel gerçeklikle şekillendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Yıkıcı olduğuna kuşku olmayan yaşanan gelişmelerin ardından, toplumsal yeniden onarım sürecinin başlatılması ve geliştirilmesinde ailesi içerisinde zamanla öne çıkan bir isim olarak Luckman Sinar’ın adı ile karşılaşırız.

Kendini aşma ve toplumsal ilham

Merhum Tuanku Luckman Sinar adı, sadece içinde büyüdüğü ve geliştiği aile yani, Serdang Sultanlığı ailesi ile sınırlı değildir.

Kuzey Sumatra’nın önde gelen dört önemli sultanlığı’ndan yani, Deli, Asahan, Langkat biri olan Serdang Sultanlığı ailesine mensup olan Luckman Sinar, yirminci yüzyıl ikinci yarısı ve bu yüzyılını ilk on yılını kapsayan süreçte ortaya koyduğu kültürel, akademik ve entellektüel çabalarla iz bırakmış bir şahsiyettir.

Evet, Luckman Sinar, içine doğduğu ailenin tarihten yani, 18. yüzyıl ilk çeyreğinden itibaren oluşturduğu siyasal yapının mensubu olmasının, kendinde bir önemi olduğuna kuşku yok.

Bu siyasal yapının, dünkü bağlamı yani, kadim ve geleneksel sultanlık ile bugünkü yani, modern ulus-devlet şartlarının zorlayıcı koşullarının oluşturduğu -şu veya bu şekilde ortaya çıkan- kopuş ile yeniden inşası arasındaki görece azımsanmayacak zaman dilimindeki faaliyetleri ile Luckman Sinar sadece kendisini, ailesini ve Sultanlığı yeniden ihya edici bir sürecin ortaya çıkmasına neden olmauştur.

Sultanlık ile paralel giden bir diğer olgu olarak, hiç kuşku yok ki, ‘Malay etnik yapısı’ adı verilen toplumsal grubun uzun tarihsel geçmişten bu yana bünyesinde barındırdığı geleneksel kodların yeniden anlaşılması, fark edilmesi, kurumsallaştırılması ve yaşanması gibi süreçlerin ortaya konulmasında Luckman Sinar’ın önemli bir yeri ve önemi bulunuyor.

Öyle ki, Sinar, ortaya koyduğu kültürel, akademik ve entellektüel çabalar ile adına, ‘Malay etnik yapısı’ denilen bütünün varlığının yeniden ortaya konulması, kayıplarının onarılması, anlamlandırılması, şekillendirilmesi süreçlerinde belirleyici olmuştur.

Bu önem, hem yerel, hem ulusal hem de ilgili uluslararası çevreler tarafından tanınır ve kabul edilir.

‘Öteki’ ile var olma

Luckman Sinar’ın, ‘Malay etnik yapısı’nı merkeze alan ve nihayetinde, bütüncüllüğe varan farklı çalışma alanlarındaki faaliyetleri, aynı zamanda bir yandan, ‘öteki’ olarak konumlandırılabilecek bölgedeki yani, Kuzey Sumatra’daki diğer etnik yapılar ile öte yandan, modern ulus-devlet yapılaşmasının temel aktörü olan devlet veya merkez ile olan ilişkinin yeniden tesisi hususunda da kapsayıcı ve de belirleyici olmuştur.

Ve bu anlamda, hiç kuşku yok ki, Luckman Sinar, adını modern Endonezya tarihine yazdırdığı gibi, ‘Malay etnik yapısı’nın geleneksel değerleri, kültürel yapısı, kurumsal bütünlükleri içerisinde de kendine önemli bir yer edinmiştir.

Luckman Sinar’ın ortaya koyduğu ve bir yanında bireysel olarak kendisi, sultanlık ailesi ferdi olarak sultanlığı ve geniş toplum yapısının üyesi olarak ‘öteki’ ile ilişkileri bağlamında inşacı bir yönü dikkat çekicidir.

Bu üç aşamalı inşacı sürecin oluşmasındaki ısrarı, onun hayatını bahşettiği araştırma alanının bir sonucu gibidir.

Bu noktada, hayatının erken gençlik dönemlerinden itibaren başladığı ve vefatından (2011) kısa bir süre öncesine kadar devam ettirdiği araştırma ve yayın süreçlerindeki rolüyle ‘Malay etnik yapısı’nın kültürel yapılaşmasında oynadığı kayda değer rol; post-modern dönemin tüm gelişmeleri karşısında ve bunlara rağmen, Serdang Sultanlığı’nın 2001-2011 yılları arasında sultanı olarak atanması; bölge idaresi ve kurumları nezdinde karşılık bulacak şekilde, ‘Malay etnik yapısı’nın çeşitli kültürel unsurlarının kurumsallaştırılarak pratiğe geçirilmesi gibi hususiyetler Luckman Sinar’ın, entellektüel varlığının temel işaretleri olarak dikkat çekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/tuanku-luckman-sinara-dair-bazi-gorusler-some-views-on-tuanku-luckman-sinar/

11 Ocak 2026 Pazar

Waspada’nın 79 yıldönümü-Çok yaşa Waspada! – The 79th Anniversary of Waspada-Long Live Waspada!

Mehmet Özay                                                                                                                             01.11.2026

Bir gazete düşünün ki, Endonezya devletinin bağımsızlığıyla birlikte yayına başlamış ve bugüne kadar, yani geçen 79 yıl boyunca yayın faaliyetine ara vermeksizin sürdürmüş.

Bu ifadeyle, Kuzey Sumatra’da 11 Ocak 1947 tarihinde yayına başlayan Harian Waspada gazetesini kastediyorum.

‘Günlük’ anlamına gelen ‘Harian’ adı Endonezya basın dünyasında sıklıkla kullanılan bir sıfat. Bazı gazeteler tıpkı Waspada gibi çoğunlukla ‘Waspada’ adıyla biliniyor.

Muhammad Said-Ani Idrus

Merhum Muhammed Said (1917-1995) ve eşi Ani Idrus’un (1918-1999) birlikte çıkarmaya başladıkları gazete, Endonezya basın tarihi açısından gayet önemli bir yer işgal ediyor.

Burada şunu söylemek gerekir ki, Waspada bu entellektüel çiftin ilk gazetesi ve ilk gazetecilik faaliyetleri değildi...

1920’lerin sonlarından itibaren çiftin Kuzey Sumatra’daki gazete yayıncılığında çeşitli düzeylerde yer aldıklarını biliyoruz.

Bunun yanı sıra, gazetenin yayın dilinin Malayca olması dikkate alındığında söz konusu gazetenin, tüm Malay dünyası için ve bu sosyolojik ve siyasal gerçeklik içerisinde gazetecilik ve bağımsızlık olguları ile başlatılan ve ardından ulus-devlet oluşumunun temellerinin tesisindeki rolüyle öne çıkması nedeniyle de, dikkat çekici bir yer edindiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Üç nesil ‘Waspada

‘Harian Waspada’ bugün üçüncü nesli tarafından yayın hayatına devam ediyor.

Dün, gazetenin 79 yıl dönümü vesilesiyle, sanal ortamda bir panel gerçekleştirildi.

Panel’in temel konusunu “Üç Nesil Entellektüel Düşünce Ekiyor” (Tiga Generasi Menyemai Gagasan Intelektual) olarak ifade edebileceğimiz başlık oluşturuyordu.

Birinci nesil, Muhammed Said ve eşi Ani Idrus, ikinci nesil çiftin ilk çocukları Tribuana Said ve üçüncü nesil bağlamında, torunlar arasında öne çıkan bir isim olan akademisyen Dr. Erucakra Mahumeru oluşturuyor.

Said ve Idrus çiftinin ardından editoryal sorumluluk Tribuana Said ve ardından, kardeşi Jasa Said’e geçmişti. Jasa Said’in 2025 yılı sonlarına doğru vefatının ardından, 2025 yılı Kasım ayında yerini, oğlu Dr. Erucakra Mahumeru aldı.

Kızkardeş, Rayati Syafrin ise uzunca bir süre gazetedeki yönetici konumunu devam ettiriyor.

Bu yıldönümü vesilesiyle, dün gerçekleştirilen forum gazetenin dünü, bugünü ve kısmen yarınını ele almak ve kısaca tartışmak adına önemliydi.

Bu noktada, söz konusu bu forumun detaylarını burada paylaşmayacağım..

Ancak, dün gerçekleştirilen bu forumun, yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere sadece, bir aile gazetesi olarak adlandırılamayacağı, aksine -ilgili konuşmacılar tarafından ortaya konulduğu üzere, Endonezya ve bir ölçüde, genel anlamda modern Malay Dünyası’ndaki özellikle siyasal, sosyal, edebiyat vb. gibi alanlardaki gelişmeler bağlamında, bize gayet önemli fikirler veren bir kaynak olması nedeniyle gayet büyük bir önem arz ediyor.

Bu yaklaşım, sadece bana ait değil...

Elbette Waspada’yı ve bu bağlamda gazetenin kurucularından Muhammad Said’i çalışan ilk akademisyen de ben değilim...

Konu ve zaman sınırlılığı gibi nedenlerle, merhum Ani Idrus’la ilgili -en azından bugüne kadar-çalışma yapamamış olsam da, yine bir kadın gazeteci olarak onunla ilgili bölgede yapılmış akademik çalışmalar olduğunu hatırlatmak isterim.

Said ve Reid

2023 yılında yine sanal olarak düzenlenen ve o zaman, Muhammed Said’i merkeze alan foruma, Güneydoğu Asya tarihçisi, toprağı bol olsun Anthony Reid de (1939-2025) katılmıştı.

Cambridge Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını ve ardından doktora sonrası çalışmalarını Kuzey Sumatra bağlamında Endonezya tarihi, sosyal ve siyasal haraketleri üzerine yapan Reid, Waspada’nın kurucusu Muhammed Said hakkında gayet olumlu görüşlere sahipti.

Bunu ilgili forumda paylaştığı gibi, kendisiyle Kuzey Sumatra özelinde yaptığım yazışmalarda sorduğum birkaç soruya verdiği cevaplar çerçevesinde hem, Muhammed Said ve hem de, Tengku Luckman Sinar isimlerini özellikle öne çıkarıyordu.

İlerlemiş yaşına rağmen, vefatına değin akademik çalışmalarına devam eden Reid’in bu çalışmaları arasında en azından birinin ‘anı’ kitabı olduğunu ve yukarıda zikredilen iki isme bu çalışmada yer verdiğini bilimiyorum. Umarım Reid’in bu çalışması, ona yakın akademisyenler veya ailesi tarafından yayınlanır.

Muhammad Said-Açe-“Waspada”

Waspada’nın kurucusu Muhammed Said adı ile tanışmam, 2005 yılı Eylül ayından itibaren, Açe kütüphanelerindeki çalışmalarım sırasında, Aceh Sepanjang Abad adlı eserle oldu.

Açeli entellektüellerin ve siyasilerin de hem fikir olduğu üzere, Açe tarihi hakkında derli toplu, kapsamlı bir eser olmasıyla dikkat çeken çalışma iki ciltten oluşuyor.

Örneğin, 15 Ağustos 2005 tarihinde imzalanan Helsinki Barış Anlaşması’nın ardından Açe’de valilik seçimlerini kazanan Irwandi Yusuf, kısa bir süre sonra Medan’da Waspada ofisini ziyaret ederek, gazete yöneticilerinden, Muhammed Said’in oğlu ve kızından eserin yeniden basılmasını talep ettiklerini biliyoruz...

İlk cildi, genel Açe tarihini ikinci cildi ise, 1873-1904 yılları arasında Açe topraklarında gerçekleşen ‘Hollanda Savaşı’nı ele alıyor.

Buna ilâve olarak, Açe’de bazı kahvehanelerde ve de zaman zaman ziyaret etme fırsatı bulduğum devlet ofislerinin (Dinas) neredeyse tamamında, Banda Açe’de yayımlanan ‘Serambi adlı gazetenin yanı sıra, Waspada’ya da rastlıyordum.

Akademik çalışma

Fiili anlamda Waspada ailesiyle tanışmam ise, 2023 senesinde başladığım akademik çalışma vesilesiyle oldu.

Açe’de yaşadığım 2005-2010 yılları arasında zihnimde yer eden , Aceh Sepanjang Abad aslı eserin yazarı Muhammed Said’in kurduğu gazeteyi bilimsel olarak çalışma fikrini böylece, bir ölçüde hayata geçirme imkânı buldum.

İlk günden itibaren ailenin ilgili ferktleriyle özellikle, kıymetli Tribuana Said Bey ile yazışmalarım, kendisini Cakarta’da bizzat ziyaretim ve mülâkatlarım süreçte gazetenin, tabiri caizse ‘ruhunu’ anlamamda gayet önemliydi.

Bunun yanı sıra, gazetenin Medan’daki ana ofisi arşivinde, Cakarta’daki Endonezya Ulusal Kütüphanesi gazeteler bölümü arşivinde, Malezya’da Penang Adası’nda Malezya Bilim Üniversitesi Hamzah (University Sains Malaysia-USM) gazete arşivi bölümündeki çalışmalarım, gazetenin, 1947’de yayınlanan ilk nüshalarından itibaren, bugüne kadar devam eden sayıların ulaşmama olanak tanıdı.

Tahmin edileceği üzere, 79 yıllık bir gazetenin bir araştırmacı tarafından bütünüyle bilimsel olarak araştırılması ve her vechesiyle ortaya konması mümkün değil.

Ben de, doğal olarak bilimsel araştırma kriterlerinin başında gelen ‘araştırma alanını sınırlandırma’ ilkesinden hareketle gazetenin ilk dört yılına odaklanarak çalışmalarımı yürüttüm.

Bu süreçte, Muhammed Said ve Waspada ile ilgili sezgilerimde yanılmadığımı görüyorum.

Bu gazeteyi çalışmak suretiyle sadece bir gazeteyi değil, abartılı olmayacak şekilde söylemek gerekirse, Hollanda sömürgeciliğinin son beş yılını, Endonezya milliyetçilik hareketini, bağımsızlık sürecini vb. gelişmeleri doğal sürecinde anlamama elverecek bir zenginlikle karşılaştım.

Muhammed Said ve Waspada ile ilgili çalışmalarıma -düşük yoğunluklu da olsa- devam etmem bu zenginliğin bir işareti olarak değerlendiriyorum.

Bu vesileyle 79. yayın yılına giren ‘Waspada’yı ve ‘Waspada’ ailesini kutlar ve uzun yıllar yayın faaletlerine devam etmesini temenni ederim.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/waspadanin-79-yildonumu-cok-yasa-waspada-the-79th-anniversary-of-waspada-long-live-waspada/