AÇE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AÇE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2026 Çarşamba

Hasan di Tiro ve Açe: Bir lider ve bir bölge / Hasan di Tiro: A leader and a region

Mehmet Özay                                                                                                                             03.06.2026

Malay Takımadaları bölgesinin bağımsızlıklar sonrasında ortaya çıkan, üç temel ülkesinden biri olan Endonezya, -diğerleri Bruney ve Malezya-, modern siyasal tarihinin bağımsızlık öncesi sürecin uzantıları olan gelişmelerin doğurduğu ‘sancılarla’ geçirmiş bir ülkedir.

Merkezi hükümet adına, ‘sancı’ olarak anılmayı hak eden gelişmelerden biri, Açe’de 1976 yılında ortaya çıkan ve 2005 yılı 15 Ağustos’unda varılan barış anlaşmasıyla tarih olan ‘Açe Özgürlük Hareketi, -ki bunu bağımsızlık olarak anlamak gerekir- tam da, söz konusu Endonezya bağımsızlığı öncesi süreçte, Açe siyaseti ve toplumu ile bağlantılı gelişmelerin bir izdüşümü olarak gündeme gelmiştir.

Hareketin kurucusu Hasan di Tiro’nun vefatının 16. yılı olan bugün, kısaca bu hususa değineceğim.

Hasan di Tiro’nin bizatihi bireysel yaşamı hem, Açe tarihsel süreçlerini şu veya bu şekilde, hem de, modern Endonezya devletinin ortaya çıkışı ve ilk evrelerine dair yapılaşmalardaki rolü ile bize, bazı hususları aydınlatmada yardımcı olur.

Sondan başlayayım...

Hasan di Tiro’nun, 3 Haziran 2010 tarihinde vefatından bir gün önce Endonezya vatandaşlığına yeniden kabul edilmesinin, teknik ve resmi bir ifadesi olarak vatandaşlık belgesini almıştı.

Bu durum, bize sadece bir birey olarak Hasan di Tiro’nun, Endonezya resmi ve merkezi yönetimi nezdinde nasıl algılandığı ve neye tekabül ettiğini değil, aynı zamanda ona ve onun başında bulunduğu harekete ve benzeri siyasi liderlere ve onların hareketlerine bağlı olanların, uzun yirminci yüzyılda Endonezya merkezi yönetimi nezdinde, ne anlam ifade ettikleriyle de yakından ilintilidir.

Bu bağlamda, vatandaşlık, siyasal bağlılık, aidiyet gibi olguların yerini zamanla içinde, siyasal akışkanlık, aidiyetsizlik ve karşı çıkış gibi yaklaşım ve süreçlerin aldığı bir yapıya gönderme yapıyorum.

Bu söylemde, bir tarafgirlik aramak yerine, bir sosyal bilimci hassasiyetiyle hareket ederek, “Acaba, böylesi bir sürece neler yol açmıştır?” vb. diğer ilintili soruları ortaya koyarak cevap aramak gerekir.

Ulus devlet yapılaşmasını teritoryal olarak Sabang’dan Merauka’ya kadar, bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Malaka Boğazı’nın batı girişinden, Papua New Guinea’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada kurmuş olan Endonezya merkezi hükümetinin, böylesi bir gelişmeye muhatap olmasında, ne tür bir aktörlüğü olduğu meselesi, hiç kuşku yok ki, örneğimizde olduğu üzere, Açe Özgürlük Hareketi ile öncesinde ve aynı dönemde ortaya çıkan diğer benzeri hareketleri anlamak kadar önem arz etmektedir.

Söz konusu bu hareketin ortaya çıktığı 1970’lerin ortasında, Hasan di Tiro’ya yanında yer alan veya ona eşlik eden bireylerin sayısının, bir elin parmaklarını geçmeyecek siyasi elit olmasına rağmen, aradan geçen kısa sürede, hareketin Açe toplumunu şu veya bu şekilde etkisi altına almasının, sıradan bir gelişme olmadığı üzerinde durulmaya değer bir konudur.

Bu durum bize, Hasan di Tiro ile bağlantılı veya bağlantısız, Açe toplumunun çeşitli katmanlarında yer alan, azımsanmayacak ölçüde bireylerin ve grupların kendilerini, Açe merkezli olarak tanımlamalarını doğal ve tarihsel bir süreç kabul etmek gerekir.

Bu cümlede yer alan “bağlantılı ve bağlantısız” ifadesi bize, Hasan di Tiro’nun öncüsü olduğu siyasi harekete katılanlar kadar katılmayanların da olduğunu ancak, ikinci grupta yer alanların kendilerini yine ‘doğal’, tarihsel ve toplumsal bağlamlarıyla Açelilikle tanımlama gibi bir yaklaşım sergilediklerini ansıtıyor.

Bu noktada, söz konusu bu hareketin ortaya çıktığı 1970’lerin ortasında, Hasan di Tiro’ya eşlik edenlerin oluşturduğu siyasi elit olarak adlandırılmayı hak edenlerin yanı sıra, Açe toplumunun çeşitli katmanlarındaki azımsanmayacak ölçüde kişinin kendilerini, Açe merkezli olarak tanımlamalarını doğal ve tarihsel bir süreç kabul etmek gerekir.

Bu durumu anlamlandırabilmek için, iki temel hususa -çok kısaca-, doğrudan ve yakından bakmakta yarar var.

Bunlardan ilki Açe tarihi, ikincisi modern Endonezya devletinin kuruluşu sürecidir.

Önceki yüzyıllar bir yana, 19 yüzyıl boyunca Açe devletinin gerek bölgesinde yani, Sumatra ve Malaka Boğazı çevresinde oynadığı rol gerekse, tüm gelişmeleriyle uluslararası boyutta ele alınan süreçler, Açe siyasal ve toplumsal aidiyetinin gelişmesi ve pekişmesinde rol oynamıştır.

Açelilik özelinde ortaya çıkan söz konusu bu kendinde güçlü siyasal ve toplumsal aidiyetin, aynı şekilde Endonezya devletinin bağımsızlık sürecinde ki, özellikle de, 1945-1949 yıllarını kapsayan bağımsızlık mücadelesinde teritoryal ve siyasal meşruiyetin yegâne zeminini oluşturmasıyla tarihsel bir tekerrür olgusu kadar, Açe’nin daha geniş bir coğrafi ve siyasal yapı içerisinde kendini belirgin kılmasına neden olmuştur.

Bu güçlü teritoryal, siyasal ve toplumsal aidiyetin zaman zaman kendine dönme çabasının teleolojik bir boyut olduğu kadar, bir dizi somut ve pratik siyasal, ekonomik, kültürel bağlamları olduğunu da gözlerden uzat tutmamak gerekir.

Bu vesileyle, Hasan di Tiro’yu vefatının 16. yılında rahmet ve saygıyla anıyorum.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/hasan-di-tiro-ve-ace-bir-lider-ve-bir-bolge-hasan-di-tiro-a-leader-and-a-region/

29 Mart 2026 Pazar

Açe’de tarihi bir mekân: Tengku Chik Awe Geutah kompleksi (2) / A historical site in Aceh: Tengku Chik Awe Geutah complex (2)

Mehmet Özay                                                                                                                             29.03.2026

Tengku Awe Geutah’ı konu alan yazının, ikinci bölümüne burada devam ediyorum.

Tengku Şeyh Awe Geutah’ın kabri, Bireun’a bağlı Peusangan bölgesindeki, ‘Lueng Daneun’ adlı köy’de bulunuyor.

Burayı, ‘kompleks’ olarak zikretmemin nedeni, Şeyh Efendi’nin kabrinin yanı sıra, “Dayah Tengku Şeyh Awe Geutah Köyü İslami Eğitim Merkezi” adıyla anılan geleneksel İslami eğitim kurumuna ev sahipliği yapmasıdır.

Bunun yanı sıra, Şeyh’in torunlarının halen yaşamakta olduğu iki adet geleneksel Açe evinin de burada yer almasıdır.

‘Awe Geutah’

İlgili mekânda yer alan silsilede, Awe Geutah’ın asıl adı, “Şeyh Abdur Rahim el Aşi” olarak belirtiliyor.

Bu vesileyle, gayet detaylı olduğu anlaşılan silsilenin ayrıca ciddi ve kapsamlı bir akademik çalışılmaya konu edilmesi gerektiğini burada belirtmeliyim.

Bölgeye Bağdat’dan gelip yerleştiğine dair görüşün bulunduğu Şeyh Abdur Rahim’in, “Awe Geutah” olarak anılması, bölgede yaygın adlandırmaların bir ürünü.

Kremeer, Açece-Hollandaca sözlüğünde, ‘awe’ kelimesinin anlamını ‘rotan’ olarak veriyor.[1] Geutah ise kauçuk anlamına geliyor. Muhtemelen Şeyh’in yaşadığı dönemde bölgede yetişen bu doğal ürüne atfen bu köyün anıldığını ve şeyhin de zamanla, bu adla zikredildiğini söylemek mümkün.

Bu mekânın örneğin, 19. yüzyıl sonlarında oynadığı role dair bazı veriler bulunuyor. Bu noktada Christiaan Snouck Hurgronje’un, tıpkı benzer dini mekânlar için kullandığı ve mensubu olduğu ‘bilimsel’ yaklaşımı yansıtacak şekilde, ‘Awe Geutah’ı Peusangan uleebalang’ından bağımsız bir yerleşim yeri ve “’fanatik Hocaların’ İslami bilimler okuttuğu yer” olarak tanıtıyor.[2]

Bölge aynı zamanda 1880’li yıllarda, o dönem Hollanda Savaşı’nın bazı bölgelerde yeniden hız kazandığı o dönemde, Awe Geutah’da direnişin pek etkili olmadığı ilgili metinlerde dikkat çekiliyor.[3]

Ramazan Bayramı’dan birkaç gün önce, eşim Nia Deliana ile ziyaret ettiğim mekânda yer alan ve yedinci nesil torunları olduğunu ifade eden yetmiş altmış altı yaşındaki Cut Mihram teyze ile kısa mülâkat yapma imkânı bulduk.

“Keşke daha önce gelseydiniz. Abim daha bilgili, onunla sohbet ederdiniz” dese de, Cut Mihram teyzenin verdiği bilgiler, Şeyh efendi ve kompleks hakkında ilk etapta gayet yeterliydi. Bu çerçevede, Cut Mihram teyze, Tengku Awe Geutah, kabri, mekânda yer alan evler ve halen korunmakta olan el yazmalarıyla ilgili kısa bilgilerle bu kompleksi tanımamıza yardımcı oldu.

Türbe

Şeyh’in mezarının veya bölgedeki adıyla söyleyecek olursam,Makam’ının bulunduğu yer, vefatı öncesinde bizatihi, kendisinin yaşadığı evi olduğu belirtiliyor.

Şeyh Efendi’nin vasiyeti üzerine vefatının ardından, evi ‘türbe’ye dönüştürülmüş. Türbe, bölgedeki diğer benzeri alimlerin mezarlarında rastlandığı üzere, genişçe bir hazirenin içinde.

Etrafı dörtgen şekilde, özellikle beyaz renk kumaşla çevrili. Bu nedenle, kabri görmek mümkün değil. Ancak, aileden veya görevliden izin alınmak suretiyle içeriye girmek ve kabri görmek mümkün.

Kabrin bu ana bölümünün hemen dışında yönü kabre bakan bölümde oturma bölümü bulunuyor. Burada yer alan Kur’an-ı Kerim ve dua kitapları ziyaretçilerin bu bölümde yere oturarak, Kur’an-ı Kerim ve ilgili dua kitaplarını okuduklarını gösteriyor.

Kabrin bir diğer yanında ise bir kuyu bulunuyor...

Tahmin edileceği üzere, kuyunun suyu bazı hastalıklar için şifalı... Bunu duymak şaşırtmıyor, aslında.

Bu durumu bizatihi test etmek yerine, şimdilik tecrübe edenlerin aktardıklarıyla yetinmek mümkün.

Batu Sungai

Bu ana kabrin dışında ancak yakınında iki mezar daha bulunuyor. Bu iki mezar, Şeyh’in iki oğluna ait. Yine bölge mezar inşa geleneğinde olduğu üzere ‘nehir taşı’ (batu sungai) denilen büyükçe taşlar mezarın özellikle baş ve ayak kesimlerine konuluyor. Nehir taşı’nın kullanılması, dönemin ve de şartların bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

Bundan anlaşılması gereken, Kuzey Sumatra kadar, Malay Yarımadası’nın Kedah’dan Cohor’a kadar olan Batı sahil şeridinde de karşılaşılan taş işçiliğinin en güzel örneklerini teşkil eden Açe Mezar Taşı (Batu Aceh veya Batu Nisan Aceh) yapımını imkân tanıyan doğal taşın bölgede olmaması veya ilgili yerlerden getirtilememesi kadar, zaman zaman bölgede var olan çatışma ve savaşlar nedeniyle, çevrede rahatlıkla bulunabilen Nehir Taşı kullanılmıştır.

Rumoh Aceh

Kabirden yaklaşık yirmi metre mesafede, iki ev bulunuyor. Artık şehir merkezlerinde görmenin pek mümkün olmadığı, ancak kırsalda en güzel örneklerinin bulunduğu iki Açe Evi, yani Rumoh Aceh...

Bugün, iki evde de Şeyh’in torunları yaşam sürüyor. Cut Mihram teyzenin izni ve rehberliğinde evlerden birinin girişine (verandah) çıkabiliyoruz. Bölgenin ağaç işçiliğinin bir ürünü olan Açe evleri, mimari tarzı, süslemeleri, estetiği gibi çeşitli yönleriyle halen araştırmacılar için bir ilham kaynağı.

Öyle ki, sadece yerliler yani, Açe’nin farklı bölgelerinden ziyaretçiler değil, Endonezya’dan Cava Adası’ndan ve yabancı ülkelerden örneğin, Japonya’dan ziyaretçilerin bizatihi, görmek ve -akademisyenlerin- çalışmak isteği bir mimari ürün olarak kabul ediliyor.

Bu kompleksin ve özellikle de, Açe evlerinin, geçtiğimiz Aralık ve Ocak ayında tüm bölgeyi etkisi altına alan ‘doğal olmayan’ sel felâketinden etkilenmemiş olmasına ‘şükretmek’ gerekiyor...

Evin girişi’ne çıkan merdiven, alışkın olmayanlar için gayet zorlu diyebileceğim bir eğimde...

Allah’dan, tavandan sarkıtılan sağlamlığına kuşku olmayan demir zincir, dar ve eğimli merdivenleri çıkmada yardımcı oluyor.

Merdivenlerin yarısına gelindiğinde balkonu (verandah) ansıtan bir bölüm bulunuyor. Burası ev halkının dışarıyla bağını sağlayan ilk mekân olarak dikkat çekerken, gün içi eve gelen komşular ve çoluk çocuk için de bir oturma mekânı işlevi görüyor.

El yazmaları

Giriş’in sağlı sollu iki uç bölümünde sergilenen bazı maddi kültür örneklerine rastlanıyor. Örneğin, Şeyh Efendi’nin giydiği takunya bunlardan biri.

İlginçtir, bir çift olan takunyalardan birinin erkek, diğerinin bir bayana ait olduğudur. Bu tür maddi kültür örneğine daha önce benzer mekânlarda rastlamadığımı burada belirteyim.

Dikkat çeken diğer örnekler tahmin edilebileceği üzere ‘el yazmaları’...

Rahleye benzeyen iki platform üzerinde şeffaf plâstikle kapatılarak korunan birkaç kitabın yanı sıra, kilitli iki dolapta onlarca diyebileceğim diğer eserler yer alıyor.

Cut Mihram’ın izniyle birkaç eseri kısaca inceleme fırsatı bulduk...

Eserler arasında Açe dilinde (Bahasa Aceh) kaleme alınmış bir Hikayat’ da bulunuyor. Cut Mihrah teyzenin işaret ettiği üzere, geçmişte, bölge halkı özellikle de Dayah çevrelerinde öğrenim görenler çok dilli bir karakteristik sergiliyorlardı.

Öyle ki, günümüzde Awe Geutah’da da rastlanan Arapça, Açece, Malayca gibi farklı dillerdeki eserler bunun kanıtı hükmündedir.

Kitapların altında büyükçe zarf üzerindeki not, bize bu çalışmaların tsunamiden sonra bölgede başlatılan kültürel kayıt faaliyetlerinin burada da gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Ve Bireun Müzesi tarafından 2008 yılında, burada bir çalışma yapıldığı anlaşılıyor.

Ramazan Bayramı öncesinde kültürel zenginliği ile öne çıkan böylesi bir mekânı ziyaret etmek gayet keyif vericiydi.

Tüm içeriğiyle bu mekânı akademik bir çalışmaya konu etmek ise başlı başına önemli bir çaba olacaktır...

Bu konuda ilgili çevrelerin en kısa sürede harekete geçerek, önemli adımlar atması en samimi dileğimdir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/acede-tarihi-bir-mekan-tengku-chik-awe-geutah-kompleksi-2-a-historical-site-in-aceh-tengku-chik-awe-geutah-complex-2/



[1] Kreemer, J. (1931). Atjehsch Handwoordenboek (Atjehsch-Nederlandsch), N.V. Boekhandel En Drukkerij Voorheen E. J. Brill, Leiden, s. 18.

[2] Hurgronje, Snouck. (1903). Het Gajoland end Zijne Bewoners, Uitgegeven op last der Regering, Batavia: Landsdrukkerij, s. 14.

[3] Mededeelingen Betreffende de Atjehcshe Onderhoorigheden, uit de Bijdragen K. J. 1903, Adatrechtstichting, s. 120.

27 Mart 2026 Cuma

Açe’de tarihi bir mekân: Tengku Chik Awe Geutah kompleksi (1) / A historical site in Aceh: Tengku Chik Awe Geutah complex (1)

Mehmet Özay                                                                                                                             26.03.2026

Ramazan ayının son günlerinde, Kuzey Açe’de daha önce gidemediğim bazı bölgeleri ziyaret etme imkânı buldum. Bu ziyaretlerin öne çıkanlarından biri meşhur Peusangan’a bağlı birkaç köydü. Açe’deki ilk yıllarımda duyduğum “Tengku Awe Geutah”ın mezarının da bulunduğu köy Lueng Daneun adıyla biliniyor. Bununla birlikte, Tengku Awe Geutah adının ünü köyün de bu adla anılmasına yol açtığını söyleyebilirim.  

Lhokseumawe’den Bireun istikametine giden ‘otoban’dan, iç dağlık bölgeye doğru kıvrılan yoldan yaklaşık 20 km mesafe sonunda ulaşılan Awe Geutah Köyü, adı bugüne kadar anılan alimler arasında yer alan Awe Geutah’ın mezarının da bulunduğu bir yer. Genel itibarıyla, Malay dünyasında önde gelen alimlerin mezarlarının ‘Makam’ adıyla anıldığını, hemen burada ifade edeyim, daha doğrusu hatırlatayım...

Bölgede bilindiği ve yazıldığı şekliyle dile getirmek gerekirse, “Tengku Chiek Awee Geutah’ın ‘makam’ı, Bireun şehrinin önemli ilçelerinden Peusangan’a bağlı ve aynı adla anılan, yani Awe Geutah Köyü’nde bulunuyor. Bu alimin ve köy adının benzerliği bize, Awe Geutah’ın yaşadığı dönemde bölgede, ne denli etkili olduğunun ve bunun devamlılık arz ettiğinin bir işareti olarak kabul edilebilir.

20 km boyunca sağlı sollu yer alan diğer köylerin ardından ulaşılan ve ‘Sıblah Kreueng, Lueng Daneun’da bulunan ‘Awe Geutah kompleksi’ne, anayoldan içeriye yönelen dar bir sokaktan ulaşılıyor.

Bu kompleksi tanıtmadan önce, Köyün merkezinde aynı adla yani, Lueng Daneun adıyla tek kubbeli camiyle ilgili birkaç hususa değinmekte yarar var.

Caminin caddeye bakan girişi, üzeri işlemeli ve Kur’an ayetlerinin yazılı olduğu oldukça gösterişli bir ‘taç kapı’ örneğini oluşturuyor. Bu kapı ile cami ana binası arasında, yaklaşık on beş metrelik alan araç parkı olarak kullanıldığı gibi, ihtiyaç duyulduğunda caminin doğal bir uzantısı işleviyle,   kalabalık olması halinde cemaatin ibadetine olanak tanıyor.

Caminin ana binasının ön cephesinin tavan bölümünde, bir tür ‘sur’ intibaı uyandıran ve daha önce pek rastlamadığım bir mimari özellik dikkat çekiyor.  Küçük sütunlar üzerine yerleştirilmiş demir platformlarda Allah, Muhammed vb. lafızlar yer alıyor.

Diğer bazı örneklerinin aksine, kubbe sadece caminin tavanında bir ‘dış süs’ ögesi olarak yer almıyor. Aksine, caminin iç bölümüne açılırken, üzerinde yer alan toplam sekiz adet küçük pencerelerle içeriye gün ışığının sızmasını sağlıyor. Tahmin edileceği üzere, günün farklı zamanlarında güneşin yön değiştirmesi caminin içine farklı atmosferlerin oluşmasını sağlıyor. Caminin ortasında, kubbeyi destekleyecek dört adet mermer sütun bulunuyor.

Camiyi benzerlerinden ayıran bir diğer özellik, tavan bölümünün ahşap olması. Bu husus, aynı zamanda bölgede orman kaynağı ve ağaç işçiliğinin varlığına bir delil olarak kabul edilebilir. Benzer bir işçilik bölgede yaygın olarak kullanılan minber’de de kendini ortaya koyuyor.

Mihrap’ın üst bölümünde, ön iç cepheyi, incelikli hat ile yazılmış Kur’an ayetleri süslüyor. Camiyi yandaki binalardan ayıran demir çit aralarında yer alan taş sütunların başlarında, genelde mezarlıklarda tanık olunan incelikli taş işlemeler bulunuyor. Bir köy’de böylesi özelliklere sahip bir camiyle karşılaşmak gerçekten şaşırtıcıydı. Bu durumu, Peusandan’a bağlı bu bölgenin uzun denilebilecek tarihinin bir yansıması olarak kabul etmek mümkün.

Camiden kısa mesafede ulaşılan ve yaklaşık 25 metre uzunluğundaki ara sokak, ilk etapta terk edilmiş izlenimi uyandıran bir pesantrene çıkıyor. Giriş bölümünde tahta bir platform üzerinde, “Pendidikan Islam Desa Awe Geutah” yazılı. İçinde yer alan ‘ışık saçan kitap ve yıldız’ figürünün etrafında ise, “Dayah Tgk. Chik Awe Geutah, Dewa Awe Geutah Kec. Pesuangan Sbl. Krueng Kab. Bireun’ yazılı. Yani, buranın tam adı, “Dayah Tengku Şeyh Awe Geutah Köyü İslami Eğitim Merkezi”...

Bu pesantren’i veya Açelilerin ifadesiyle Dayah’ı ‘terk edilmiş’ olarak tanımlamama sebep, Ramazan ayı öncesinden itibaren bu geleneksel eğitim kurumlarının faaliyetlerine ara vermesi. Yetkin öğrenciler çeşitli bölgelere giderek, Ramazan boyunca camilerde imamlık, vaizlik gibi vazifeler üstleniyorlar.

Öğrencilerin ders gördükleri dört tarafı açık ahşap malzemeden yapılmış ‘sınıf’ işlevi gören ve bölgede, ‘balee’ adıyla anılan yapılar bulunuyor. ‘Eski’ geleneksel pesantrenlerde bir tek öğrencinin kalabileceği genişlikteki ‘pondok’lar bulunmuyor. Bunun yerine, bir sıra üzerine inşa edilmiş ve yaklaşık on odadan oluşan bina almış. Odaların, birkaç öğrencinin kalabileceği büyüklükte olduğu anlaşılıyor.

Balelerin bulunduğu bölümden az ötedeki, Tengku Awe Geutah’ın kabrinin olduğu mekan rahatlıkla görülebiliyor. Bayram sürecinde bu tür mekânlara ziyaretçiler geldiğini biliyoruz. Bunun için komplekten sorumlu olduğu anlaşılan yaşlıca bir amca etrafı temizlemek amacıyla ot kesme makinesini hazırlıyor. Selam veriyoruz...

İşine mani olmamak için onunla sohbet etmek yerine, az ilerde elinde çalı süpürgeyle yerleri temizleyen teyzenin yanına gidiyoruz. Yılın sair zamanlarında, kendi halinde, sakin, günlük işleriyle meşgul bu insanların bugünlerde yani, Ramazan son günleri ve bayram öncesinde özel bir hazırlık içerisinde oldukları görülüyor.

Tengku Awe Geutah kompleksiyle ilgili izlenimlerime bir sonraki yazıda devam edeceğim...

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/acede-bir-tarihi-mekan-tengku-chik-awe-geutah-kompleksi-1-a-historical-site-in-aceh-tengku-chik-awe-geutah-complex-1/#

29 Aralık 2025 Pazartesi

Açe: Tsunami sonrasından sel sonrasına / Aceh: From ‘Post-tsunami’ to ‘Post-flood’

Mehmet Özay                                                                                                                             26.12.2025

Yıldönümleri bireylerin, toplumların, devletlerin yaşamında anılmaya, hatırlanmaya, üzerinde durulmaya, ders alınmaya, sevinmeye, üzülmeye vesile olan günlerdir.

Kimi yıldönümleri, onulmaz acılarla zihinlerde, gönüllerde yer eder.

21 yıl önce bugün, Hint Okyanusu’nu vuran deprem ve tsunami de, bu günlerden biri olarak karşımızda yine...

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse bugün, Hint Okyanusu’nu vuran deprem ve tsunaminin 21. yıldönümü.

Kaçınılmaz anma

Bu süre zarfında, her yıl bu yıldönümüne dair, Açe özelinde bazı hususlara dikkat çeken yazılar kaleme aldım.

Her yıl, yeni bir tsunami yazısını kaleme alırken, “bazıları, herhalde abarttığımı düşünüyordur’ diye aklımdan geçmiyor değildi.

Bu noktada, sadece aradan geçen sürenin görece uzunluğuna değil, bu geçen süre zarfında Açe’de gerçekten de önemli değişiklikler olduğunu ileri sürerek artık, öncesi ve sonrasıyla tsunamiyi ele almaya gerek olmadığını düşünenler olabilirdi.

Ancak, tsunaminin etkilerinin ortadan kalkması ile bu ve benzeri ‘doğal afetler’le mücadele konusunda Açe’nin aradan geçen süre zarfında, ne denli önemli bir mesafe kat edip etmediği, içinde bulunduğumuz Aralık ayının başlarında ortaya çıkan sel felâketiyle bir kez daha gözler önüne serildi.

Bu durumda, “21 yıl önce meydana gelen ‘doğal afet’ ile, bugün yaşanmakta olan süreç arasında bir bağ kurmak mümkün mü?” sorusu akla geliyor.

Hiç kuşku yok ki, bu tür ‘doğal afetlerde’ farklı parametreler öne çıkıyor.

Örneğin, insan kayıpları, maddi kayıplar, yerel yönetimlerin sadece maddi imkânlarıyla değil, insan ve teknoloji kapasiteleri vb. gibi bağlamlarda bu tür süreçleri yönetip yönetemeyeceği, siyasal yönetim, toplumsal barış, çatışma ve savaş koşulları vb.

Ne olmuştu?

26 Aralık 2004 tarihinde Samudra Denizi’nde, Endonezya’nın Açe eyaleti’nin batı sahili açıklarında meydana gelen deprem ve onun tetiklediği tsunami başta, Açe olmak üzere, Malaka Boğazı’ndan Doğu Afrika’ya değin Hint Okyanusu’na komşu bölgelerdeki, yaklaşık 11 ülkesinde şu veya bu şekilde tesirli oldu.

Bu ‘doğal afet’in tesirinin hissedildiği ülkeler ve bölgeler kadar, o güne değin yaşanan en önemli doğal afetler arasında yerini alması ile küresel gelişmelere de damgasını vurdu.

Örneğin, Açe Eyaleti, sadece Endonezya’nın değil, küresel acil yardım tarihinin o döneme kadar ki en çok sayıda yardım kuruluşunun ulaştığı ve -yedi milyar dolar gibi- en yüksek meblağda yardımın yapıldığı bir bölge olarak tarihe geçti.

Açe’de ulusal hükümet, kendi çabalarıyla bu felâketin altından kalkamayacağı anlamasıyla, kapılarını, -neredeyse her türünden- uluslararası kuruluşlara açtı.

Bunun yanı sıra, o dönem Açe valilik ve ilgili beledilerin bu önemli yükün altından kalkamayacağının anlaşılmasıyla, Açe’de dört yıl süreyle (2005-2009) ‘bakanlık’ düzeyinde hizmet vermek amacıyla, Yeniden Yapılandırma ve İnşa (Badan Rehabilitasi dan Rekonstruksi-BRR) adıyla kapsamlı özel bir yönetim yapılanması hayata geçirildi.

Tsunamiden yaklaşık sekiz ay sonra yani, 2005 yılı 15 Ağustos’unda imzalanan barış anlaşmasıyla, Açe’de 1998’de yeniden yükselen savaş ortamı yerini barışa terk etti...

Ordu ve polis birliklerinin önemli bir bölümü Açe Eyaleti’nden çekilirken, ‘doğal afet’in değişik alanlardaki etkilerini anlamak, onarmak, gidermek, yeniden yapılandırmak için yerli ve yabancı profesyonel ekipler sahada çalışmalar gerçekleştirdiler.

Hatta bu alanların neredeyse, her biriyle ilgili kayda değer akademik çalışmalar yapıldı, raporlar yazıldı, tezler tamamlandı...

Bunlar içerisinde tarım arazileri, balık çiftlikleri, liman, köprü, kanal çalışmaları gibi bölgenin hem alt yapısı ile, eğitim, sağlık, psikolojik destek vb. gibi doğrudan bireyleri ilgilendiren çabalar, çalışmalar Açe’nin yeniden ayağa kalkmasında önemli rol oynadı.

Bugün ne oluyor?

Bugün yaşananların boyularına bakmak gerektiğinde, hiç kuşku yok ki, akla öncelikle, ne türden bir dersin alınıp alınmadığıyla ilgili bir yaklaşım akla geliyor ya da gelmesi gerekir...

Örneğin, bu noktada sıradan vatandaşların, belediyelerin, Açe valiliğinin, Endonezya merkezi hükümetinin ve bölgedeki bakanlık adına hizmet veren kurumların vb. olan bitenden ders alıp almadıkları sorgulanmayı hak ediyor.

Bölgesel yapıların örneğin, ASEAN ile küresel kurumların örneğin, Birleşmiş Milletler’e bağlı ilgili birimlerin, bu tür gelişmeler noktasında ne tür hareket kabiliyetine sahip olup olmadıkları da yakından incelenmeyi gerektiriyor.

Bir diğer husus, uluslararası faaliyet gösteren sivil toplum ve yardım kuruluşlarının, böylesine beklenir gelişmelere ne denli duyarlı ve hazırlıklı olup olmadıkları da gözden kaçırılmaması gereken bir konu.

Burada durup, son bir ayda Sumatra Adası’nda olan biteni, ‘doğal afet’ bağlamında ‘istisnai’ bir durum kabul ederek, hiçbir şey olmamış gibi davranmanın, tarihsel bir hataya eşdeğer olduğunu söylemek gerekiyor...

2004 yılındaki tsunamiden bu yana, Açe’de neler olup bittiğini dikkate aldığımızda, herhalde yazdıklarımın abartı olmadığını söyleyebilecek kaanate sahip olduğumu ileri sürebilirim.

Belki, şu maddi gerçeği hatırlamakta yarar var...

26 Aralık 2004’de yaşanan deprem ve tsunaminin yol açtığı maddi hasar ve yıkım, bu ay içerisinde Sumatra Adası’nın Kuzey Eyaleti ile Batı Eyaleti’ni de önemli ölçüde vuran yoğun yağış ve siklon etkileşimiyle ortaya çıkan sel baskınlarının Açe’de meydana getirdiği hasar arasında doğrudan bir benzerlik ve kıyaslama yapılmasına elverecek gelişmeler olduğu görülüyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/ace-tsunami-sonrasindan-sel-sonrasina-aceh-from-post-tsunami-to-post-flood/

4 Aralık 2025 Perşembe

Hasan di Tiro ve bir ideal / Hasan di Tiro and an ideal

Mehmet Özay                                                                                                                            04.12.2025

Her toplumun idealleri vardır ve bu idealler, tarihsel olarak devamlılık gösterir.

Kimi toplumların ideallerini oluşturan, tarihsel kökenleridir. Kimilerinin ki ise, tarih olacak ileriki zamanlara konuşlayan ve gelecekcilik olarak adlandırılan bir duruma tekabül eder.

Açe toplumunun, bu yönde dikkate alınmayı, anlaşılmayı, tartışılmayı bekleyen ideallerinin olduğunu öylemek yanlış olmayacaktır.

Yukarıdaki ayrıştırma çerçevesinde bakıldığında, söz konusu Açe ideali ilkine yani, tarihsel kökenlerle güçlü bağlantısına tekabül eder.

Tarihi kayıtlarıyla, karşılaştırmalı, bütüncül veya dönemleri itibarıyla, küresel tarih veya dünya tarihi bağlamlarında anlamaya çalışan akademi dünyasının ortaya koyduğu çalışmalarda, Açe topraklarının son bin yılda ürettiği önemli bir değerin olduğuna tanıklık edilir.

Bu uzun tarihi dönemin katmanlarını ve ara katmanlarını oluşturan kuruluşları, düşüşleri, yeniden yükselişleri, sürdürülebilirliğine halel getiren gelişmeleri, ayakları üzerinde durma çabasını yeniden sergileme vb. gibi tüm süreçleriyle dinamik bir özellik sergiler.

Hasan di Tiro’nun, Açe topraklarında 4 Aralık 1976’da başlattığı siyasal hareket de, bu süreçlerle ilişkisi bağlamında önem taşır.

Bu durum, bize, söz konusu hareketin isolazyonist bir durum olmadığını aksine, yapısal olarak güçlü bir tarihi zemine oturduğunu gösterir.

‘Açe Özgürlük Hareketi’ (Gerakan Aceh Merdeka-GAM), kimi açılardan bakıldığında, Açe’yi döneminin siyasal bağlamı çerçevesinde, bağımsızlaştırmayı hedefleyen hareketin Müslüman toplumların modernleşmeyi alabildiğine anlamaya, yaşamaya, kavramaya çalıştıkları, Batı’da ise post-modern dönemin başlangıcı olan bir tarihsel döneme tekabül eder.

Bu anlamda, 1970’ler bir yandan, Açe ve içinde yer aldığı ulus-devlet süreçlerinde içsel sorgulamayı getirdiği gibi, öte yandan özellikle de, uluslararası camia olarak siyasal, toplumsal, ve hatta -tam zıddı iddialara rağmen-, kültürel meşruiyetinin gayet açıkça sorgulanabildiği bir zaman dilimiyle örtüşür.

Her iki durumda açıkcası, bir idealin, bizim örneğimizde olduğu üzere, ‘Açe ideali’nin ortaya konmasındaki zorluğa işaret eder.

Tüm bu olası çelişkili duruma rağmen, meşruiyet arayışlarını tarihisel süreçlerle ilişkilendirme noktasında ‘Açe Özgürlük Harekete’ni, güçlü bir entellektüel yapının siyasal ve toplumsal alana yansıması olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

Hasan di Tiro, girişte dikkat çekmeye çalıştığım ve adına, ‘Açe ideali’ dediğimi olgunun ortaya çıkmasındaki temel kurucu ve sürdürücü aktör olarak önem taşır.

Bu ideal, onun şahsi varlığı ile veya Açe tarihinin son evrelerinde yapıcı eylemleriyle aynı topluma, gerektiği varsayılan değerleri vermeye çalışan ailesiyle sınırlı değildir.

Onun ve de ondan birkaç nesil öncesindeki aile fertlerinin ortaya koyduğu eylemlerin birbiri ardına gelişini bir anlamda, tarihsel bir tesadüf olarak değerlendirmek gerekir.

Yoksa, bu aile fertlerince ortaya her ne koyulduysa, bunların bir ‘aile mülkiyeti’ sınırlılığında anlaşılması hem, bu fertlere ve hem de, eylemlerine konu olan topluma ihanet anlamı taşır.

Bir başka şekilde söylemek gerekirse, böylesi bir yaklaşım, onu ve onun ortaya koymaya çalıştığı düşünce sistematiğini kadükleştirmekle aynı anlam ifade eder.

Aksine, di Tiro’nun düşünce sistematiği kendisinden ve de mensubu bulunduğu aileden bağımsız ve bundan öte bir boyutu taşır ki, bu da temelleri itibarıyla bütüncül bir Açe tarih anlayışıdır.

Hasan di Tiro’nun ortaya koyduğu düşünce sistematiğini, kendi bireysel varlığı ve ailesiyle sınırlamak yerine, tıpkı kendisinden önceki aile fertlerinin siyasal ve toplumsal aktörler olarak ortaya çıkmasına benzer, dönemin siyasal koşullarıyla anlamaya çalışmak rasyonel bir tutum olacaktır.

Tarihi burada kuru bir geçmiş ve ilişkiler ağı ve kronolojisi olarak anlamadığımı genel itirabıyla ‘tarih’ konusundaki görüşlerimi az çok bilenler fark edecektir.

Burada bahse konu edilen tarih yani, Açe tarihi, bütün dinamik unsurlarıyla, capcanlı bir varlığa tekabül eder.

Hasan di Tiro’nun varlığını, yukarıda zikredilen hareketin siyasal varlığı ve dönemi ile sınırlandırmamak gerekir.

Aksine, onun ortaya çıkmasına vesile olduğu bu siyasal hareketin ötesinde bizatihi, sahip olduğu entellektüel tutumun sonuçlarından biri olarak değerlendirmek gerekir.

Nihayetinde, onun söz konusu harekete gündeme taşımasında gayet güçlü bir tarihi arka plan ve bu tarihi arka plân’ın bir anlamda zorladığı bir ideal olduğunu hatırlamakta yarar var.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/hasan-di-tiro-ve-bir-ideal-hasan-di-tiro-and-an-ideal/

16 Ağustos 2025 Cumartesi

Açe’de barış niçin tatmin etmiyor? / Why peace in Aceh does not satisfy?

Mehmet Özay                                                                                                                             16.08.2025

Açe’de yüzyılın barışı olarak adlandırdığım gelişmenin 20 yılı. Yirmi yıl önce, 15 Agustos 2005 tarihinde Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de Endonezya merkezi hükümeti ile Açe Özgürlük Hareketi arasında yapılan görüşmelerin barış anlaşmasıyla sonuçlandı.

1976 yılında başlayan Açe’yi özgürleştirme hareketinin, aradan geçen on yıllar sonra barışa evrilmesinde temel faktörün 26 Aralık 2004 tarihindeki deprem ve tsunami olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok.

Ancak sürecin niçin Açe ve Endonezya merkezi hükümeti ve toplumu için kangren hale geldiğini kısaca hatırlamak gerekiyor. Ve bunun ardından, niçin aradan geen yirmi yıla karşın, barıştan beklenen hedeflerin ortaya konulamadığına değineceğim.

Reform umudu ve çalkantı

Açe’de süren savaşın özellikle, 13 Mayıs 1998 tarihinde Suharto’nun iktidarını yitirmesinin ardından geldiği nokta önemliydi.

Dönemin küreselleşmeye tekabül eden yönü, tedrici olarak artarak dünya kamuoyu gündemine gelen Açe konusunun, hiç kuşku yok ki, Endonezya merkezi yönetimi içinde adı kayıplarla anılabilecek süreçler anlamına geliyordu.

Bu noktada, Batılı ülkelerin uyguladığı çeşitli ambargolar ve zaman içerisinde bunların artma eğilimi aynı dönemde reform çabalarının önünde en büyük engellerden biri olarak çıkıyordu.

Açe toplumu açısından bakıldığında ise, her ne kadar toplumun yüzde yüzü, Açe’de siyasal hareket noktasında lokomotif işlevi gören Açe Özgürlük Hareketi’ne (Gerakan Aceh Merdeka-GAM) bağlı ve bağımlılık hissetmeseler de, en azından son yüz elli yıllık tarihinin onlara öğrettiği ‘direniş’ ruhunu bir şekilde içselleştirdiklerini söylemek mümkün.

Ve bunun bir ifadesi olarak GAM’ın yanı sıra, örneğin SIRA (Soliditas Independen Rakyat Aceh) gibi sivil siyasal hareketlerin doğuşu, gelişimi ve halk tabakalarında karşılık buluşu, hiç kuşku yok ki, yine dönemin Endonezya reform süreci ile genel itibarıyla dünyayı saran küreselleşme süreçlerinden uzak ele alınamaz.

Endonezya’da 1998 Mayıs’ından itibaren ortaya çıkan yeni siyasal belirsizlik, değişim, reform ve totaliterliğe geriye dönüş gibi birbirini takip eden, ya da birbiriyle aynı zemini ve zamanı paylaşan süreçlerin, Açe toplumunda doğurduğu rahatlama, ümit, gerilim ve savruluşları doğru değerlendirmek gerekir.

Ulusal başkent Cakarta’da reform söylemi her biri farklı ideolojik temelleer yaslanan siyasi partiler ve hareketlerce yönetilmeye çalışılırken, ülkenin en batısında Sumatra Adası’nın kuzeyindeki Açe Eyaleti’nde reformun adı otonom yönetim ve/ya bağımsızlık olarak karşılık buluyordu.

Merkezi yönetim ve ulusal siyaset çevrelerindeki reform Açe’yi ve Açe toplumunu getirdiği yer, 1999 yılında eyalet başkenti Banda Açe’de meşhur Beytürrahman Camii meydanında yüzbinlerce Açeli’nin, referandum için bir araya gelmesiydi.

Bu çağrıyla gündeme getirilen siyasal talepler sadece, dönemin Endonezya merkezi hükümetine yönelik değildi. Aksine, çağrının bir bölümü uluslararası toplumaydı...

İşin uluslararası boyutunu, dönemin küreselleşme sürecinin kaçınılmaz bir açılımı olarak kabul etmek gerekir.

Öyle ki, söz konusu dev gösteride açılan pankartlarda, ‘NATO bizi de gör’ ifadeleri, 1990’ların ortalarında Bosna, Kosova gibi bölgelerde olan biten karşısında Açelilerin, içinde bulundukları siyasal ve toplumsal açmazı, onlara göre benzeri olduğu düşünülen süreçlere verilen yanıtın aynısının gösterilmesi konusunda bir çağrı niteliğindeydi.

Helsinki’den bugüne

Aradan geçen yirmi yıl, Endonezya’nın özerk statüsüne sahip bir eyaleti olan Açe’de değil genel itibarıyla hem, bir ulus-devlet olan Endonezya hem de, farklı bağlamlarıyla küresel sistem açısından önemli bir gelişme olarak anılmayı hak ediyor.

Aradan geçen yirmi yılda Endonezya kadar, küresel sistemde de önemli değişiklikler oldu.

Özellikle, küresel sistemin güvenlik konusunda bugün ulaştığı belirsizlik ve öngörüsüzlük, Açe gibi bölgelerde barışın ne denli kıymetli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Her sene olduğu gibi bu sene de, barış anlaşması vesilesiyle kısa bir yazı yazmanın yerinde olduğunu düşünüyorum.

Ve bu kısa yazıda, barış anlaşmasından kısa bir süre sonra Açe’ye gelmiş ve yaşamış biri olarak, bazı izlenimlerimi paylaşacağım.

Bu izlenimlerimin bir kerelik gerçekleşmiş basit gözlemler olmadığı, temel ve süreklilik arz eden yapısal bir nitelik taşıdığı ve bunun yanı sıra, dönemin ve sürecin içerisinde yer almış kişilerle görüşmelerin, konuyla ilgili yapılan yayınlarla desteklendiğine vurgu yapmalıyım.

Barış ve gerilim

Açe barışının temel dinamiklerini ekonomik ağırlıklı olduğu yolundaki söylem yeni değil. ancak bu söylemin eksik olduğunu daha önceki yazılarda dile getirdim.

Barış antlaşmasının silahların bırakılması dışında ve ötesinde bunun bir daha olmaması için Açe’nin ekonomi, kültür ve din alanında özerk yapısının anlaşma maddelerine pararel olarak hayata geçirilmesiyle mümkün olduğu yine işin uzmanların sürekli ortaya kondu ve 14 Ağustos 2025 tarihinde Hermes Palace otelde yapılan resmi içeriği ile dikkat çeken etkinlikte de, ilgili konuşmacılarla bir kez daha vurgulandı.

Temel vurgu şu: Açe, son yirmi yılda tecrübe ettiği barış sürecinde hedeflenen ekonomik kalkınmayı yakalayamamıştır. Bunun nedenlerini burada tartışmayacağım.

Kontra söylem

Diğer bazı yaklaşımlar öncesinde kontra bir yaklaşımla ilgilileri şaşırtmak isterim. Açe toplumunun ekonomik varsıllık talebinin gerçekleşebilmesi için benzer bir yönelimin Endonezya’nın farklı bölgelerinde olup olmadığının sorgulanması gerekir.

Evet, son yirmi yıldaki istatistiler, Endonezya’da gayri safi milli hasıla, tüketici endeksi vb. gibi kalkınmayı veya toplumda refahı ortaya koyan veriler olarak sunulabilir.

Ancak, kahir ekseriyetiyle merkezin tam ortasında yer alan Cakarta’dan başlayarak çeperlere kadar Endonezya toplumunun yoksulluk-kalkınma ikileminde nerede durduğunun cevabının verilebilmesi gerekir.

Evet, Endonezya toplumunda merkezden çepere zenginliğe kapılan bireyler, toplum kesimleri var. Bunların bireysel çabaları, iş ahlakı, iş bilirlikleri kadar farklı süreçlerin de bu zenginleşmede payı olduğunu unutmamak gerekir. aynı sürecin Açe Eyaleti’nde gözlemlenmediğini kim ileri sürebilir?

Bir diğer husus, Açeliler ekonomik varsıllık beklentilerinin gerçekleşebilmesinin diyelim ki, en azından son on yılda küresel ekonomi sisteminde olan bitenden bağımsız olmadığını göz ardı ediyor olabilirler mi?

Bu bakış açısı, Açelilerin Helsinki Barış Antlaşması’nın temel hedefleri kabul edilen ekonomik kalkınma süreçlerinden henüz pay almadıkları eleştirisini herhalde haklı çıkarmıyor...

Soruna cevap bulmak

O zaman, “sorun nerede?” diye bir kez daha dönüp ciddi ve mantıklı bir araştırma yapmak gerekiyor.

Bu çerçevede, bakılacak alanlardan ilki, Helsinki Barış Antlaşması metninin bizatihi kendisidir. Acaba taraflar yazılı maddeleri, veya yazılı maddelerin çok önemli inceliklerini içinde barındıran kritik maddeleri aynı şekilde mi anlıyorlar? Yoksa ‘söz cambazlığı’ ile hayır öyle değil, böyle sürtüşmesine mi dalıyorlar?

İkincisi, Açe toplumunu yöneten, yönettiğini ileri süren çevrelerin ekonomi-politik konusundaki görüşleri ve yaklaşımlarıdır. Açe’nin son yirmi yıldır nasıl yönetildiğinin hesabını kurumsal olarak ortaya koymak gerekiyor. Aksi halde, suçlayıcı ya da haklı kılıcı tüm tepkiler, boşa kürek sallamak anlamına gelecektir.

Üçüncüsü, yaşadığımız dönemin -tüm eleştirilere karşın, halen geçerli olduğunu ileri sürdüğüm- modern yönetim biçimlerinin diyelim ki, rasyonal yönetim, bürokratikleşme, şeffaflık, hesap verebilirlik, çalışma ahlakı vb. gibi tek tek bireyden kurumlara doğru yansıtılabilecek ve sadece kualitatif olarak değil, kuantitatif olarak da tüm verileri ortaya koyabilmemiz gerekir.

Nihayetinde Açe, Endonezya Cumhuriyeti’nin 34 eyaletinden biri. Ve bu Eyalet, Helsinki Barış Antlaşması’nda ortaya konulan ya da konulmayan hususları ve içerikleriyle Endonezya merkezi hükümetine bağlı. Bununla kastım, Açe’yi yönetem tüm bakanlıkların bölge/eyalet temsilciliklerinin/müdürlüklerinin aynı şart ve koşullara tabi olarak ele alınıp değerlendirilmesidir.

Açe’de barışın yirminci yılında, patırtısız, gürültüsüz bir toplumsal ortamdan herkesin memnun olduğuna kuşku yok. Ancak, bu memnuniyeti, söz konusu barış antlaşması metnini manipüle ederek ortaya koymanın doğurduğu içten içe bir memnuniyetsizliğin olmadığı da aşikar... Uzmanlar buna işaret ediyorlar.

Açe barışının yirmici yılı, herkese kutlu olsun...

13 Ağustos 2025 Çarşamba

Açe’yi anlamaya gerek yok! / No need to understand Aceh!

Mehmet Özay                                                                                                                 08.12.2025

Gerçeklerin nasıl anlaşılacağı ve ifade edileceği konusunda işimizi kolaylaştıran unsurlar sıradan gözlemlerden başlayarak yaşanmış tecrübeler ve pür bilimsel çalışmalara değin uzanan geniş bir alanı kapsıyor.

Bu anlama potansiyeline dair araçlara rağmen, anlama ediminin gerçekleş/e/memiş olması bilgisizlikle, inatla, ön yargıyla, ihtiyatsızlıkla ve dahi düşmanlıkla izah edilebilecek alanlara tekabül eden düşünce ve tavırlarla açıklanabilir.

Müslümanlar arasında ya da daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse, akademisyen, araştırmacı, sözde düşünür, gazeteci, siyasetçi, sivil toplumcu vb. sıfatlarına sahip olanların yani, toplum içerisinde kültürel, entellektüel ve siyasal olarak belirli grupları, akımları, düşünceleri, sistemleri temsil bağlamlarına sahip olanların, Açe konusunda sergiledikleri tutumlar açıkçası, tastamam böyle bir duruma tekabül eder.

Açe’yi bil/e/meyenler, tanı/ya/mayanlar, anla/ya/mayanlar akademik, entellektüel ve siyasal açıdan birkaç alanda zaafiyete düçardırlar.

Bunlardan ilki, Güneydoğu Asya tarihinin ve özellikle de, bu tarihin Malay toplumlarına yönelik bölümüne tarihsel olarak da, bölgenin İslamlaşma ile başlayan ve süren, son bin yıllık sürece hakim olunamamasıdır.

İkincisi, bu geniş Malay coğrafyasının Hindistan ve Arap Yarımadası arasında yüzyıllarca var olan ve dini-kültürel-sanatsal-teknik vb. alanlarda sürdürülebilir medeniyet süreçlerini ve bu süreçlerde rol almış olan toplum kesimlerini anlamakta önemli güçlük çekilmesidir.

Üçüncüsü, son beş yüz yılı içine alan sömürgecilik süreçlerinin neye tekabül ettiğini, bu süreçlerin nasıl ve niçin yönetildiğini -veya yönetilemediğini-, nerelerde eksiklikler nerelerde doğruluk payları olduğunu hesap edilememesidir.

Dördüncüsü, sömürgecilikleriyle anılan Batı Avrupa toplumlarıyla diyelim ki, Portekiz, diyelim ki, Hollanda, diyelim ki Fransa ile ilişkilerin nasıl kurulduğu ve onların coğrafyalarına kadar ulaşan bir siyasal zekâ ve pratiğin -ilgili tarihi süreçlerde- Açe tarafından  nasıl ortaya konulduğunun farkına varılamamasıdır.

Beşincisi, geleneksel toplumun ve yapıların modernleşme ile ilişkilerinde, kendi asli unsurlarına bağlılık ile değişen süreci anlama konusunda ortaya konulan iç hesaplaşmanın gerçekleştirilememesidir. Buna ilave olarak, değişen ve değişimi yıpratıcı şekilde ortaya koyan süreçlere karşın geleneğin durağanlığını değil, aksine dinamizmini yenileyerek ürettiğinin kavranılamamasıdır.

Yukarıda dikkat çekilen hususların afaki, illüzyon, gerçek dışı ya da hayal mahsulü olduğu düşünülüyorsa maalesef, yapacak bir şey bulunmadığını üzülerek söylemek gerekiyor.

Yok, yukarıda dikkat çekilen hususların afaki, ilüzyon, gerçek dışı ya da hayal mahsulü olduğu düşünülmüyorsa o zaman Açe’yi anlamak için gayet ciddi eğilim ve çaba sergilemek sorumluluğunu ele almak ve üstlenmek gerekiyor.

Yukarıda çizdiğim coğrafi sınırları, küresel anlamda Müslüman toplumların tarihsel olarak ağırlıklı oldukları bölgeler çerçevesinde ele aldığımızda, niceliksel olarak önemli bir payı içinde barındırdığı görülür.

Böylesine önemli bir tarihsel, kültürel, dini nitelikler ile coğrafi dağılım ve genişlik noktasındaki niceliksel boyut bize, Açe’nin niçin sadece, geçmişte önemli olduğunu değil bugün için de, değişen şart ve koşullara ve çeşitli iç ve dış engelleyici zorlamalara rağmen, öneminin devam ettiğini gösterir.   

Evet yukarıda kısaca dikkat çekmeye çalıştığım hususların, Açe-merkezci bir yaklaşımı ortaya koyduğunun farkındayım.

Zaten, kastım da bu... Ancak, bu kastın, bir inada binaen olmadığının altını da ısrarla çiziyorum.

Ve bunu fark etmiş olmanın getirdiği bir ayrıcalık değil ileri sürmek istediğim.

Aksine, somut verileri kadar akademik, entellektüel yapılarıyla kendini var eden bir yapının, üzerinde yükseldiği coğrafyanın etki ve etkileşim alanından kaynaklanan bir gerçekliğin kaçınılmazlığına vurgu yapıyorum.

Şayet bir akademisyen, bir gazeteci, bir düşünür, bir sivil toplumcu, bir siyasetçi olarak Açe’nin kendini ortaya koyan ve genişleyen bir şekilde devasa bir coğrafyaya yayılan boyutunu, önemini fark edemiyorsak, ortada büyük bir hata ve eksiklik olduğuna kuşku yok.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/aceyi-anlamaya-gerek-yok-no-need-to-understand-aceh/