PATANİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PATANİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2024 Pazar

Patani’ye barış gelir (mi?) / Peace comes to Patani?

Mehmet Özay                                                                                                                            18.02.2024

Patani’de ‘barışa’ yaklaşılıyor mu sorusu, bugünlerde gündemde…

Tayland’ın güneyinde yaşam süren Patanili Malay Müslümanlar ile Tayland merkezi hükümeti arasında barış görüşmelerinde önemli bir evreye gelinmesi sevindirici bir gelişme.

Özellikle, 2022 sonunda Malezya’da iktidarın değişmesiyle birlikte, başbakan Enver İbrahim’in Tayland’a ziyaretiyle gündeme gelen barış süreci, aradan geçen yaklaşık bir yıllık süre zarfında olumlu bir şekilde ilerlediği konusunda açıklamalar yapılıyor.

Malezya’da yeniden başlatılan barış görüşmelerinden ümit var olunması, önümüzdeki birkaçlık süre zarfında bir nihai barış sürecine gidilebileceğini gösteriyor.

Malezya arabuluculuğu

Bugün Malezya’nın ev sahipliğinde yürütülen görüşmeler, aslında bir ilk değil…

2013 yılında yine Malezya’nın katkılarıyla başlatılan görüşmeler, özellikle Bangkok siyasetindeki başıbozukluk nedeniyle on yıl boyunca sürekli akamete uğradı.

Malezya’nın BRN ile Tayland merkezi hükümeti arasında oynadığı rolü, aynı coğrafya parçasında yaşanan ‘Malay Müslümanlar’ konsepti içerisinde değerlendirdiğimizde bu rolün gayet doğal bir aktörlük anlamına geldiğini söylemek gerekiyor.

Görüşmelerden hasıl olarak bir barış sürecinin Malezya’nın kuzeyinde güvenlik koridorunun oluşması anlamına gelecek.

Her ne kadar, Patani bölgesindeki düşük yoğunluklu çatışmalar Malezya üzerinde ciddi anlamda bir ulusal güvenlik etkisine sahip olmasa da, hem Malezya tarafındaki hem de Tayland tarafındaki Malay Müslüman nüfusun -ve de, bölgedeki diğer Müslüman olmayan azınlıkların- huzurlu ve güvenli bir yaşam sürmeleri için elzem bir durum olduğuna kuşku yok.

Patani’yi hatırlamak

Patani, düşük yoğunluklu çatışma bölgesi olarak Güneydoğu Asya’da dikkat çekiyor.

Pek çok grubun varlığına rağmen, söz konusu barış görüşmeleri olduğunda “Patani Malay Ulusal Devrimci Cephesi” (Barisan Revolution Nasional Melayu Patani-BRN) gündeme geliyor.

Patani’nin bağımsızlığı hedefiyle başlayan ve bu anlamda kökleri, 1904’lere kadar Tayland ulus-devleti öncesine uzanan mücadelede çoklu aktörlerin varlığı zamanla, mücadelede takip edilecek yöntemler konusundaki ayrışmadan kaynaklandığını söylemek mümkün.

Tarihsel gelişmeler dikkate alındığında, önce İngilizlerin ve ardından, Japonların bölgedeki büyük hedeflerine kurban giden Patani Sultanlığı topraklarının, nihayetinde Siam ve ardından, modern adıyla Tayland’da kalması Patanili Müslümanların kadim vatanlarında bağımsız yaşama arzularının somut gerekçesini oluşturuyor.

Bununla birlikte, yine bu tip bölgelerde ‘ana akım’ bir siyasi-askeri organın varlığı, her daim varlığını sürdürmüştür. BRN’ni bu anlamda değerlendirmek gerekiyor…

Her ne kadar, Patani ile merkezi hükümet arasında barış görüşmeleri süreklilik arz etse de, özellikle, Tayland siyasal yaşamının sürekli darbelerle inkitalara maruz kalması, başlatılan barış görüşmelerinin sonuçlanamamasına neden oluyordu.

Monarşi ve Bankong siyaseti

Bu noktada gözlerin sadece, Bangkok Merkez siyasetinde Monarşi, ordu ve Bangkok eliti’nin yapılandırdığı bir düzlemden söz edilmesi, Patani’nin niçin ve hangi koşullarda çatışma bölgesi olmaya devam ettiğine de kısmen cevap veriyor.

Bölgedeki diğer monarşilerden farklılaşan yönüyle, Tay Kralı’nın Budizmle içiçe geçen ve yarı tanrısal bir figür olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Bununla birlikte, kadim köklere sahip bu monarşi kurumunun hamisi konumundaki ordunun ve monarşi ile orduya siyaset ve ekonomi dünyasıyla katkıda bulunan Bangkok elitinin varlığını incelenmeye değerdir.

Büyük Patani bölgesi adıyla da bilinen ve Tayland’ın Malezya ile sınırını teşkil eden bölgedeki dört eyalet özerk yönetime tabi olsa da, özellikle, Narathiwa merkezli başta olmak üzere Patani şehri ve çevresinde zaman zaman ortaya çıkan çatışmalar ve bombalamalar hiç kuşku yok ki bölge için bir güvenlik sorunu anlamına geliyor.

Patanililer ne talep ediyor

Güneydoğu Asya’daki Müslüman azınlıkların 1970’lerin ikinci yarısında, bağımsızlık talepleriyle başlayan mücadelelerinden bugüne epeyce zaman geçti.

Aşağıda kısaca değineceğim diğer iki bölge gibi, Patanililerde dönemin getirdiği şartlar çerçevseinde bağımsızlık için çaba sarf ederken, bugün gelinen noktada ‘bağımsız’ olma şartlarının yetersizliği, Patanili liderleri ‘özerk yönetim’ üzerinde görüş birliğine itmiş gözüküyor.

Bu durumda, “Patanililer ne talep ediyor?” sorusuna cevap, tarihsel olarak Budizmin önemli merkezlerinden biri olmuş Siam-Tay Krallığı’nın dini, kültürel yapılaşması içerisinde yer almak istememeleri oluşturuyor.

Bu durum da, nasıl ki Budizm Siam-Tay Krallığı için başat bir dini-kültürel ve siyasal durum ise, Patanililer için de Müslüman olmak, Malay olmak aynı önem derecesindedir.

Gelinen bu noktada, Patanili mücadele liderlerinin barışın odağına ‘özerk yönetimi’ koyarken, bu çerçevede başta dini, eğitim, dil ve ekonomi alanlarında kendi başlarının çaresine bakma taleplerini masada sürekli yilenedikleri gibi, önümüzdeki birkaç ay boyunca bu unsurlardan taviz vermeden anlaşmayı imzalamak arzusundalar.

Patani: Açe ve Mindanao’nun izinde

Yukarıda dikkat çektiğim üzere 20. yüzyıl ulus-devletler oluşumunun ardından, Müslüman azınlıkların ve/ya Müslüman çoğunluğun oluşturduğu bölgede gündeme gelen bağımsızlıkçı hareketlerin izlerini tarihsel, siyasal ve kültürel olarak iyi takip etmek gerekiyor.

Aradan geçen yarım yüzyıllık süre sonrasında bağımsızlık fenomeni bir nihai çözüm olarak ortadan kalkarken, bunun yerine birlikte yaşamanın temel parametlerinin oluşturmanın yolları aranıyor.

Bu formülasyonun bölgedeki üç ana çatışma bölgesinden yani Açe ve Mindanao’da barışa adım atılması, üçüncü bölge yani Patani’de de benzer bir sürecin gerçekleştirilebileceği anlamına geliyor.

Bazı çevrelerin, -ki, bu çevrelerin bölgeyle ilgili tarihsel, siyasal ve kültürel bilgilenme süreçlerinde kayda değer bilimsel ve entellektüel açıklar mevcuttur-, anlamak istemediği nedenlerden ötürü örneğin, Açe’de var olan çatışma süreci, özellikle 26 Aralık 2004 tarihindeki deprem ve tsunaminin oluşturduğu çok özel koşulların sonucu 15 Ağustos 2005’deki Helsinki Barış Antlaşması’yla barış sürecine merhaba demişti.

Mindanao bölgesinde 2000’li yılların başından itibaren gündeme gelen barış görüşmeleri 2014 yılında nihayete ererken, Mindanao da, tıpkı Açe gibi, özerk yönetim ile yönetilmeye hazırlanıyor.

2019’da başlayan ve üç yıl süreceği belirtilen geçiş süreci, kovid 19 ve bazı diğer nedenlerden ötürü üç yıl daha uzatılarak 2025 yılına sarkmış oldu.

Patani’de özellikle, 2013’de başlayan sürecin hem Tayland’daki son gelişmeler hem de Malezya’da yeni iktidarın çabaları ile bugün barışla neticelenmeye giden bir sürece evrildiği anlaşılıyor.trr

Patani barışının gerçekleşmesi için kapıları sonuna kadar açtığı söylenebilecek Malezya’nın olası bir barış sürecinden kazanımının bölgesel güvenlik, insan ve mal mobilizasyonu, ekonomik etkileşim vb. gibi süreçlerden pay sahibi olacaktır.

Bu süreçte Patanililerin kimsenin hamiliğine ihtiyaçları olmadığını, ancak arzu eden devlet, kurum ve kuruluşlarla ortak paydalar etrafında işbirliğine açık olduklarını söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.

Nihayetinde Güneydoğu Asya tarihsel süreçlerinde Patani Sultanlığı adıyla bir siyasi yapının varlığını ortaya koymuş bir toplumdan bahsediyoruz.

Patani Sultanlığı bağımsızlığını kaybetmesinden bu yana, neler kaybettiyse, açıkçası hem bölgedeki hem de dünyanın başka bölgelerindeki Müslümanlar da benzeri kayıplarla karşı karşıya kalmışlardır.

Patani üzerinden hareketle şunu ortaya koymakta yarar var...

Hem Güneydoğu Asya’da azınlık konumundaki Müslüman grupların hem de halkının kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu ulus-devletlerin özerk yönetimlere sahip veya sahip olacak bu bölgeler için ortak kazanımlar çerçevseinde hareket etmeleri en uygun süreç olacaktır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/pataniye-baris-gelir-mi-peace-comes-to-patani/

 

20 Eylül 2013 Cuma

Patani Barışı ve Türkiye’nin Rolü (II) / Peace Process in Patani and Turkey’s Role

Mehmet Özay                                                                                                                    20 Eylül 2013

Patani’ye yaptığımız geziye dair anlatıya devam ediyoruz. Patani bölgesinin Tayland-Malezya arasında bölünmüşlüğünü belki de en iyi resmeden Padang Besar’ın (Büyük Meydan) coğrafi dağılımıdır. Malezya’nın en kuzey eyaleti Perlis’den Tayland’a giriş yapılan gümrüğün bulunduğu yerleşim yerinin adı hem Malezya’da hem de Tayland’da aynıdır, yani Padang Besar. Satun Eyaleti’ne bağlı bu kasaba, Tayland’a girdiğimizde karşımıza çıkan Patani Malay Müslüman kültürünün coğrafi kopuşunu aktarmakla birlikte, insan dokusunun benzerliği, ailelerin bir bölümünün Malezya diğer bölümünün Tayland’da hayat sürmesi, her gün sürgit devam eden sınır geçişlerine bağlı yaşam Patani hüznünü yansıtır biraz da.

Patani’de barış sürecine girildiği şu zamanda, dikkatleri sadece ‘Songkla, Patani, Yala, Narathiwa’ ile sınırlı dört eyalete endekslemenin hatalı olacağını hatırlatmak gerekir. Doğu Çin Denizi’ne bakan bu dört eyaletin yanı sıra, Batı’da Bengal Körfezi’ne bakan Satun’u ısrarla hatırlatmak istiyoruz. Satun bugün bölgeye şu veya bu şekilde ‘ilgi’ duyanlarca hatırlanmıyorsa ve hatırlatılmıyorsa, bunun büyük bir eksiklik olduğunu ifade edelim. Satun bir Patani Malay Müslüman bölgesidir ve öyle kalmalıdır.

Satun, aynı zamanda bize, Tay yönetiminin Patani üzerinde kurguladığı ve uygulamaya geçirdiği ‘büyük projenin’ neye tekabül ettiğine dair bir fikir vermektedir. Bangkok yönetimi, asimilasyon ve iç göçlerle Satun Patani Malay nüfusunu kırmakla kalmamış, bunun devamı mahiyetinde Eylate’in dini/kültürel ve sosyal yapısında kayda değer değişiliklere neden olmuştur. Öyle ki, bu iç göçlerde başvuru merkezi Budist Tay nüfusu ile ‘karışık’ Çin unsurlarının bölgede doğurulan ekonomik aktivitelere cezbedilmesininin bir ürünüdür.
Satun, diğer dört Eyalet’te devam eden mücadelenin neye tekabül ettiğinin de bir göstergesidir. Bu nedenledir ki, ısrarla diyoruz ki, siz Cidde’den ve İstanbul’dan  ‘Kimliğinizi koruyun’ çağrılarınızı yapmanızın hiç bir anlamı ve gerçeklikte de hiç bir karşılığı yok. Kimliğini korumak isteyen ve koruma konusunda her türlü araçları olabildiğince ortaya koyan Patanililer. Bu ve benzeri cümleleri sarf etme cüretini sizlere veren Patanililerin mücadelelerini, diyelim ki Açelilerin siyasi ve askeri yoğunlukta ortaya koymamaları mıdır? Öyle ya, aynı coğrafya, benzer sosyo-kültürel ve dini ‘iklim’ içerisinde aşağı yukarı benzer süreçlere konu olmuş iki mücadele bölgesinden birine diğerinden farklı muamele göstermenin bir açıklaması olmalı. Kaldı ki, Açe’yi de anlama konusuna ne kadar ilgi ve çaba sarf edildiğini, hangi insan ve maddi kaynakların seferber edildiğini de (!) yakinen gözlemliyoruz. Bu yaklaşımınızı, yoksa başka yerlerde olduğu gibi, diyelim ki Patani’de de barış olduğunda ‘Barış pastasından pay almanın’ bir aracı kılmak için değil de, hüsn-ü niyetle söylersek bir cehaletin ürünü olarak dillendirdiğinizi varsaymak gerekir. Eyaletlere değinmişken, Songkla’yı da dikkatlere sunalım... 

Songkla, Satun kadar olmasa da, benzer asimilasyon ve iç göç süreçlerine tabi olmuş ve bugün bütün bir eyalet olarak değil de, sadece üç/dört ilçesi Patani ‘kayd-ı şartına’ bağlıdır. Burada, daha önce bölge tarihine dair detaylı olarak dile getirdiğimiz hususlardan birine kısa bir referans yapma gereği duyuyorum. Meşhur Siam Ayuttha Krallığı’nın (1350) bölgede siyasi gücünü kazanmaya başladığı dönemi konu alan el yazma eserlerde Songkla’dan Malay Müslüman şehri olarak bahsedilmektedir. Bu coğrafi ve kültürel tanımlamaları gündeme getirmemizin nedeni Patanili dostlarla sohbet ederken, Patani neye tekabül eder sorumuza aldığımız karşılıkla alâkalıdır. “Patani bugünkü mevcut sınırlarından çok daha geniş bir coğrafyaydı”.

Yazının başından itibaren dile getirdiğimiz ‘coğrafya’ açılım bir şeye işaret etmek için elbette. Malay Yarımadası’nın Hint-Çini’ne doğru daralarak çıktığı bölgeyi içine alan ve bugünkü Eyaletlerin hiç kuşku yok ki gerçek Patani’yi yansıtmadığı ayan beyan ortada. Yala’da dostlarla sohbet ederken, Patani’nin coğrafi olarak neye tekabül ettiği yollu sorumuza aldığımız cevap, genç neslin nasıl bir Patani kimliğiyle teçhiz olduğunu da ortaya koyuyordu açıkçası. 

Patani mücadelesi yukarıda dile getirilen bu coğrafi bilinç üzerinde gerçekleştirilen yıkım projesine karşı yapılmaktadır. Bu yıkım projesinin en önemli ayağını ise Tay kimliğine eklemlenmedir. Patani’de Tayland kimliğinin -ki buna Tay kimliği demek daha doğru- neye tekabül ettiği önemlidir. Bu, aynı zamanda Patani halkının ait olduğu din ve kültür arenasındaki yerini de tespitte bir ipucu niteliğindedir. Tarihte önemli yer tutmuş Siam Krallığı’nın adını Tay’ olarak değiştirmesi karşısında Patanililerdeki karşılığını gene dostlara sorduğumuzda aldığımız önemli bir cevap vardı. Bu anlamda, Patani’de ‘Tay’ bir tür nötr karşılığa tekabül ederken, ‘Siam’ sömürgecilikle, baskı ve zorbalıkla eşdeğer negatif bir değer olarak karşımıza çıkar. Bu zorbalığın kavramsal karşılığına bulmak hiç de zor değil. Pek fazla derinlemesine girmeden ifade edeceğim. Ulus-devlet olgusunu popüler kılan, o dönemki İngiliz hakimiyeti karşısında varlığını koruma mücadelesi veren ve 20. yüzyıl ilk birkaç on yılında hüküm sürmüş Kralı Vajiravudh’dur. Kral, Tay ulusunu bir tür Hıristiyanlıktaki ‘Teslis’ inancını hatırlatacak şekilde ‘ulus-din-kral’ üçlüsüne bağlılık olarak zikreder. Bu üçlüden birine bağlılık, diğer ikisine bağlılığı gerektirmektedir. Bu bağlamda, bu kavram neye tekabül etmektedir? Yani, Tay ulusu/milliyetçiliği; Tay dini/Budizm ve de Tay Kralı’na. Peki Patani halkından yüzyıldır talep edilen nedir? İşte, tastamam bu ‘ulus’a eklemlenmesidir. Bunun pratikteki karşılığı ise okullarda, medyada Tay dilini, kültürü yaygınlaştırma çabalarıdır. Ana caddelerde, okullarda, resmi kurumlarda, Müslümanların açtıkları vakıflarıda dahi Tayland Kralı’nın ve de eşinin resmi Kral’ı öncelleyen bir kimlik inşasının aracıdır. Öyle ki, bir Tay kanalında aktörlerinin Patani Müslümanları olan, ancak Tayca konuşulduğu ve bir evin odasına asılı Kral’ın resmi önünde ailecek ‘kutsayıcı beden dilini kullanıldığı’ bir dizi filme rast geldiğimde yukarıda soyut açılımını verdiğim kültürel değişimin somut karşılığının ‘İşte bu olsa’ gerek dedim içimden.
Gelelim Türkiye’nin katkısına... Türkiye’nin bölgeye dair ilgisi en azından niyet olarak kısmen izhar ettiği ortada. Ancak aktif ve üretken politikalar ve icraatları henüz ortaya çıkabilmiş değil. Çünkü bunun alt yapısı konusunda niyet hasıl olmuş değil, çabalar da gözükmüyor. Ancak bunun böyle gitmeyeceğini bölge insanı bize hatırlatıyor. İşin tarihi, kültürel cephesi hazır... Yetkililer herhalde bundan haberdardır... Bu konuda ‘uyarıcı’ işaret Güney Sınır Eyaletleri Yönetim Merkezi”nde görevli Vali yardımcısı –ve de tek Patanili Malay olan- Dr. Maroning Salaming’den geliyordu. Öyle ki, Sayın Salaming’le görüşmemizde Osmanlı ile irtibatın dört yüzyıl öncesine dayandığı ifade ediyordu. Bununla ilintili olacağını düşünebileceğimiz tarihi karşılaşmayı ise, Portekizli meşhur tarih yazıcı Fernando Mendes Pinto’da bulmak mümkün. Pinto, 1556 yılına ait kapsamlı anlatısında Siam’da İslamiyeti yaymak amacıyla Mekke, Kahire ve ‘Constantinople’dan gelen Türk ve Arap tebliğcilerden bahseder.

Bu hatırlatmaya bir an önce kulak kabartmakta fayda var. Eğitimiyle, dış ticaretiyle, turizmiyle, denizciliğiyle vb. Patani’de ne yapılacaksa her şey yerli yerinde ortadadır. Bir yanıyla Doğu Çin Denizi’ne öte yanıyla Bengal Körfezi’ne bakan Patani toprakları tarihte oynadığı role oynamaya elbette ki adaydır. Bir yerlerde dile getirdiğimiz üzere, Malaka Boğazı’ndaki yoğun deniz trafiğine alternatif kılacak önemli bir proje Patani topraklarında hayata geçirilmeyi bekliyor. Burada açılacak bir kanal Hint Okyanusu’nu doğrudan Çin Denizi’ne bağlayacak önemli bir arter niteliğindedir. Ortada kaçınılmaz ve kendini açıkça ortaya koyan bir potansiyel güç vardır ve bu güç reaktive edilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu noktada Başbakanlık özelinden başlayarak çeşitli kurumlar Patani politikalarına başlamalıdırlar.

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=274972

16 Eylül 2013 Pazartesi

Patani Barışı ve Türkiye’nin Rolü (I) / Peace Process in Patani and Turkey’s Role

Mehmet Özay                                                                                                                   16 Eylül 2013

While the armed attacks is still ongoing, hope for peace continues, too... It is salient to observe and witness partly the developments in Patani. The Patani National Revolution Front (BRN) made some claims on some issues such as withdrawal of troops, and closing the entertainment centers serving for Thai and Chinese minorities in the Southern Provinces. Owing to the failure of the central government, though agreed on ceasefire during the last Ramadhan, there were some armed attacks emerged. Currently, the National Security Council is working on the demands of BRN to reach a conclusion before the next talks in the third week of coming October. Meanwhile it is also salient to ask whether Turkey can play a role in the peace process? There is great opportunity since the Prime Minister of Thailand paid a visit at the initial days of the last July to Turkey. She tries to construct a new image of Thailand visiting variety of countries including Turkey to develop economic and political relations. Turkish authorities should consider and transform this opportunity into a concrete policy including involving the peace building process in Patani...

Geçen Ekim ayından bu yana gündemde olan Patani Barışı görüşmelerine Ekim ayının üçüncü haftasında yeniden başlanacak. Bu nedenle gelişmeleri yerinde izlemek ve kimi görüşmelerde bulunmak amacıyla Patani’ye bir ziyarette bulunduk.

Önce yakın geçmişte neler yaşandı bir bakalım... Ramazan ayı öncesinde Patani Ulusal Devrimci Cephesi (Barisan Revolusi Nasional-BRN) ve Bangkok Yönetimi’nce karşılıklı yapılan açıklamalarda Ramazan ayı vesilesiyle çatışmaları sona erdirmek amacıyla tarafların birbirlerinden bazı talepleri olmuştu. Bu çerçevede, BRN Bangkok Yönetimi’nden askerlerin en azından bazı bölgelerden çekilmesi, bölgede yaşayan Tay ve Çin azınlığa hitap eden eğlence yerlerinin kapatılması gibi önerileri gündeme gelmişti. Ancak bu taleplerden tamamının hayata geçirilmemesi nedeniyle Ramazan ayında da saldırılar sürmüştü. Bu çerçevede, kapsamlı barış görüşmelerine başlanabilmesinin ilk aşaması kabul edilen bazı hususlar BRN tarafından Bangkok Yönetimi’ne ulaştırıldı.

Bu hususlar beş madde altında toplanıyor: 1)BRN’ın ayrılıkçı grup olarak değil, özgürlükçü sıfatıyla anılması; 2)barış sürecinin yürütüldüğü ülke olan Malezya’nın  işlevinin ‘arabulucu’ olarak tanımlanması; 3)ASEAN ve İslam Konferansı İşbirliği’nin  görüşmelerde gözleci sıfatıyla yer alması; 4)Patani topraklarında ‘Patani Malayları’nın haklarının tanınması; 5)Hapishanelerde tutuklu bulunan Patanili siyasi suçluların serbest bırakılması.

Patani’de bulunduğumuz günlerde, Merkez’in bu talepleri ‘kabul ettiği’ yönündeki açıklamaların medyada yer bulması üzerine, Tayland Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri General Paradorn Pattanatabut yaptığı açıklamada, bu maddeler üzerindeki çalışmalarının Başbakan yardımcısı ve aynı zamanda ‘Güney (Patani) sorunundan birinci elden sorumlusu Pracha Promnok başkanlığında devam ettiğini, henüz maddelerin kabul edilmesinin söz konusu olmadığını açıkladı.

Söz konusu bu maddelerden, özellikle son ikisinin Merkezi Hükümet çevrelerinde kabul edilebilirliği noktasında şüphelerin arız olduğu bildiriliyor. Bu bağlamda, Pattanatabut yaptığı açıklamada, bu maddelerden dördüncüsünün Bangkok’da rahatsızlığa neden olduğunu da sözlerine ekliyordu. Tabii burada sorun defaatle dile getirdiğimiz üzere, Bangkok’daki çok aktörlü iç siyasi hesaplaşmalardan bağımsız görülemez. Bununla birlikte, iki yıl önce Başbakanlık koltuğuna oturan Yingluck’ın Patani sorununu çözme konusunda çaba sarfedeceği yolundaki açıklamalarının pratikte ‘ağır aksak da’ olsa bir karşılığı olduğu söylenebilir. Tabii bu noktada Malezya’nın üstlendiği inisiyatifi de unutmamak gerekiyor.

Merkezin ileri sürdüğü nedenlerden biri de ülkenin ‘hukuk kurallarına’ uyulması. Hukuk kuralları denilen bütünün sadece Tayland’da değil, tüm bölge ülkelerinde zaten etnik unsurlarla yaşanan problemlerin en önemli dayanak noktası olduğu biliniyor. II. Dünya Savaşı sonrasının ve devamındaki ultra milliyetçi çevrelerin merkez yönetimlerindeki monopol yapılaşmalarının ürünü olan bu ‘hukuk kuralları’nın sadece azınlıklar bağlamında değil, tüm ülke halkını içine alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekiyor. Açe’de, Mindanao’da, Myanmar’da ve Patani’de Merkez yönetimlerin arkasına sığındıkları Hukuk Kuralları’nın dayandığı felsefi, ideolojik köklerinin öncelikle incelenmesi ve anlaşılması gerekiyor.

Barış’ın geldi geliyor dendiği Patani’de bulunduğumuz süre zarfında çatışmaların ortaya çıktığına şahit olduk. Bu saldırıları gerçekleştirenlerin gerçek niyetleri konusunda açıkçası net bir fikir olmamakla birlikte, bölgede sadece Özgürlük Hareketi’nin var olmadığı, ‘çatışma ortamının’ doğurduğu ‘imkânlardan’ kendilerine pay tahsis eden çevrelerin de olduğu malum... Kimi çevreler Özgürlük Hareketi’nin askerleri hedef alan son dönem saldırılarını Barış sürecinde Merkez’i köşeye sıkıştırma amaçlı olduğunu ifade ederken, bu ve benzeri saldırılarla Barış imkânının zora sokulduğu gözlemi de yapılmıyor değil. Özellikle Merkez güçlerde yer aldığı izlenimi uyandıran ikinci gruptakilerin Dış İşleri ve Ordu’nun barış görüşmelerinin dışında tutulmalarından endişe etmeleri Bangkok’da hâlâ ‘ultra milliyetçi’ çevrelerin Barış sürecinden memnuniyetsizliğinin bir ifadesi olarak düşünülebilir. Öte yandan, BRN’in barışta Patani adına yer almasına rağmen, ‘sahada’ BRN’den bağımsız hareket eden grupların varlığının da olduğu dikkate alınmalı. Bu anlamda, daha önce yazılarımızda da vurguladığımız üzere Patani’de Barış’ın yolu tüm gruplarla temas ile gerçekleştirilebileceğini unutmamak gerekir.

Gelelim işin Türkiye boyutuna… Birkaç gündür Patani’ye yaptığımız ziyarette çeşitli çevrelerle görüşmelerimiz, gözlemlerimizden hareketle Türkiye’nin Patani Barışı’na katkısı konusunda önemli bir beklentinin olduğunu açık seçik ifade etmek isterim. Örneğin, beş eyaletten sorumlu “Güney Sınır Eyaletleri Yönetim Merkezi”nde görevli Vali yardımcısı –ve de tek Patanili Malay olan- Dr. Maroning Salaming ile yaptığımız görüşmede bu husus açıkça gündeme geldi. Yingluck’un Temmuz ayı başında Türkiye’ye yaptığı ziyarette de yer alan Dr. Maroning Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakın gelecekte Tayland’a yapacağı olası bir ziyarette Patani’ye de beklediklerini ifade etti. Bu süreçte Ankara çevrelerinde Patani gerçeğinin iyice anlaşılması gerekiyor. Hazırlıksız yapılacak bir girişim, potansiyel olanakları ortadan kaldırmaya yarayacaktır sadece. Öyle ki, bu noktada küçük bir örnek vermekte fayda var. Dr. Maroning, Türkiye’de ‘İslam İşbirliği Teşkilatı’ Genel Sekreteri ile de görüştüğünü, Sekreter’in bazı tavsiyeleri olduğunu ifade etti. Öyle anlaşılıyor ki, Genel Sekreter’in ağzını ‘yetim’ açmamış her nedense… Açe’de gündeme getirilen ‘pilot’ sıfatıyla anılan yetim projesinin bir benzerinin niçin Patani bağlamında konuşulmadığını sormak ve cevabını beklemek başta Patanililer olmak üzere, ümmetin hakkı. Hiç kuşkunuz olmasın, tıpkı Açe’deki gibi yerel birimler tarafından yetimler, dullar, sakatlarla ilgili datalar çoktan hazırlanmış bile Patani’de. Ancak burada gene tıpkı Açe’de yapıldığı gibi yerel birimlere ‘güvenmek’ ve onların rehberliğinde çalışmalar yapmak yerine Cidde’den, İstanbul’dan hesaplarla yola çıkmak Açe’deki başarısızlığı getirir olsa olsa. Kimi gözlemcilerin ifade ettiği üzere, Genel Sekreter’in ya da başkalarının Dr. Maroning’e veya herhangi bir Patanili yetkiliye ‘kimliğinizi koruyun’ yollu tavsiyelerde bulunmanın hiçbir anlamı olmadığı gibi, bu yaklaşım Patani’nin pek de hakkıyla tanınmadığının göstergesi olarak okunabilir. Onlar yani Patanililer zaten yüzyıldır bu Patani Malay Müslüman kimliğini korumak için tüm olanaklarını yeterince seferber etmiyorlar mı? Burada sorulması gereken dışarlıklıların Patani’yi anlayıp anlamadıklarıdır. Es geçilmemesi gereken bir de şu husus var… Patani’de ‘barış umudunu’ görüp, Patani topraklarında ‘faaliyet’ hedefleyen kimi gruplara söylenecek birkaç cümle olmalı… Gerçekten Patani’yi düşünüyorsanız samimi ve gerçekçi olunmalıdır. Öyle zenginlerin evlerinde iftar sofları kurup Patani’den bir şeyler devşirmeyi ummak Patani’ye yapılacak en büyük haksızlıktır.

Görüşmelerimizin bir diğer ayağını oluşturan geleneksel dini okul temsilcileriyle olan bölümünde önemli bir niyetin ortaya çıkmaya başladığını görmek sevindiriciydi. Patani topraklarının olmazsa olmazı bu geleneksel dini okullar, öyle kimilerinin zannettiği gibi içe kapalı kurumlar değil. Yüksek öğrenim dahil günün koşullarında ‘aktörlük’ edebilecek kapasite ve niyete sahipler. Bu çerçevede, köklü bir geleneksel dini okulun başında bulunan Tok Guru Abdurrahman Bey’le görüşmemizde üniversite kurma niyetlerini hayata geçirme noktasında bazı çalışmaları olduğunu ifade ettiler. Patani coğrafyasında akademik ve entellektüel yaşamına önemli katkısı olacağına kuşku olmayan bu kurumun bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Bangkok Yönetimi’nin onay vermiş olması büyük bir avantaj. Bu noktada, Başbakanlığa bağlı kimi birimlerin bu noktada destekçi olmaları beklentisi vardır. Türkiye’nin imkanlarının böylesi akademik alanlarda varlık göstermesi hiç kuşku yok ki, orta ve uzun vadede çok daha önemli olanakların geliştirilmesine vesile olacaktır. Tayland Başbakanı’nın Türkiye’ye yaptığı ziyaret, iki ülke arasında sadece ticareti değil, siyasi işbirliğini de geliştirmeyi hedefliyor(du). Sayın Başbakan’ın bölgeye yapacağı bir ziyarette bu iki eksenli gelişmenin bütün vecheleriyle gündeme getirilmesi ve Patani Barışı’na aktif ve katılımcı şekilde destek olunmasında yarar var. Bunun için Sayın Başbakan’ın çok iyi hazırlanmış bir programla Patani’ye ziyaretinin mutlaka gerçekleştirilmesi gerekiyor… 2011 yılında Sayın Cumhurbaşkanı’nın Açe ziyaretinin engellendiği gibi, Merkez güçlerin ‘güvenliğinizi’ koruyamayız gibi safsataları bir kenara bırakmak gerekir ve sahaya gitmek Patanililerle yüzyüze görüşmek gerekir. Patani ziyaretine dair yazmaya devam edeceğiz…

Not: Açe’de günümüzün önde gelen Hocalarından Bireun’lı Teungku Hacı Muhammed Wali al-Khalidi geçenlerde vefat etti. Sadece Hoca değil, bir entellektüel ve siyaset adamı da olan Tgk. Al-Khalidi 2009 Parlamento seçimlerinde Açe Eyalet Parlamentosu’na millekvekili olarak seçilmişti. Allah’dan Rahmet diliyorum.


28 Haziran 2013 Cuma

PATANİ DOSYASI: Dünü ve Bugünüyle Patani


Önsöz                                                                                                 
Patani adı, II. Dünya Savaşı sonrasında Güneydoğu Asya topraklarında kurulan ulus-devletler içinde ortaya çıkmış çeşitli bağımsızlık hareketlerden biri olarak bölge ve dünyada tanınmıştır.Genel itibarıyla geniş Malay toplulukları içinden çıkmış bu bağımsızlık hareketlerinden Patani coğrafi, siyasi özellikleriyle diğerlerinden ayrılır. Bu anlamda, en dikkat çekici yönü hiç kuşku yok ki, Malay ve Budist-Tay dünyası arasında konuşlanmış ve bu anlamda iki farklı kültür dünyası arasında etkileşimi sağlayan bir toplum olma özelliği taşımasıdır.

Patanililerin, toplumsal ve siyasi yapılarının, bağımsızlık hareketlerininanlaşılması noktasında bugüne kadar kaleme alınmış bir kaç çalışma dışında kaynak bulunmaması, genelde bu coğrafyaya özelde de Patani’ye yönelik yaklaşımımızı sınırlayan faktörlerin başında gelmektedir. Bu hususun bağımsız akademisyenler, araştırmacılar, gazeteciler ve hatta günümüz koşullarında iş adamları ve birliktelikleri tarafından dikkate alınarak, bu coğrafyaya dönük yayın faaliyetlerinin artması kuşkusuz ki çeşitli faydalar sağlayacaktır. Bu çalışma böylesi bir ihtiyacın hissedilmesinden neşet etmiştir. Bu çerçevede, tarihi perspektifi, dini, kültürel ve sosyal açılımlarının yanı sıra, son dönemde Barış görüşmelerine konu olan ve bu sürecin halen devam ettiği hatırlandığında Patani’nin gözlerden ırak olmaması gereken bir toplum ve coğrafya parçasıdır.

Patani sorununun hakkıyla ele alınabilmesi, elbette karşısında yer alan güç merkezi Tayland’ın veya Tay yönetiminin neye tekabül ettiğinin anlaşılmasıyla da alâkalıdır. Bu bağlamda, modern bir ulus-devlet yapılanması olan Tayland Krallığı üzerinde durulmayı hak etmektedir. Her ne kadar, bağımsız, parlamenter monarşi ile yönetilen, şu veya bu ölçüde ‘demokratik’ açılımları olduğu ifade edilen Tayland’ın modern dönem siyasal yapılanması hiç kuşku yok ki, geçmişten tevarüs eden güç ilişkileri, siyasi ve toplumsal kültüründen bağımsız değildir. Bu nedenle Bangkok yönetiminin ne tür bir siyasi ve kültürel geçmişe sahip olduğu, tarihin erken dönemlerinden itibaren Patani bölgesiyle ilişkileri, sömürgecilik döneminde Avrupalı uluslarla etkileşimi ve bu sürecin Tay ulus bilincini inşa etme sürecine evrildiği modern dönem gibi hususiyetlere değinmenin Patani sorununu anlamaya katkı yapacağını umuyorum.


PATANİ - Giriş

Patani Malay Müslümanları Güneydoğu Asya’nın Budist ve Malay etkileşiminin tam ortasında yer almasıyla dikkat çekmektedir. Erken dönem İslamlaşma süreçleriyle, belki de diğer Malay coğrafyalarıyla aynı zamanda karşılaşmış olan Patani, üzerinde yükseldiği coğrafya parçası ve bu coğrafya üzerinde yaşam süren halkların yani, iki farklı medeniyetin uzun süreli etkileşimiyle de dikkat çekicidir. Bölge tarihi konusunda ayrıntılı bilgilerin, Avrupalı güçlerin 16. yüzyıl başlarında bölgeye nüfuzlarıyla ortaya çıkmaya başladığı düşünüldüğünde, Patani’yi konu alan çalışmaların sınırlı kaldığı düşünülebilir. Batılıların bu tanıklığında Patani Sultanlığı’nın 16. ve 17. yüzyıllarda egemen bir siyasi güç olarak varlığını sürdürdüğü, doğu-batı ve kuzey-güney istikametinde gerçekleşen bölgesel ticaret ağında zaman zaman önemli roller oynadığı, Batılı sömürgeci güçlerin kendi aralarındaki ekonomik ve nihayetinde siyasi çekişmelerinde nesne konumuna indirgendiği dikkat çeken süreçlerdir.

Sömürgeciliğin ekonomik kazanımlarını teritoryal genişleme ile birlikte siyasi egemenlik sahasına yaygınlaştırdığı 19. yüzyıl ortalarından itibaren Patani toprakları farklı bir bölüşüme konu olmuştur. İngilizlerin Hindistan ve Bengal üzerinden Arakan topraklarına sıçrayan nüfuzu, güneyde Siam topraklarına komşu olan Malay sultanlıklarının ekonomik ve güvenlik boyutlarında Patani Müslümanlarını hiçe sayarak Siam’la ilişkiler geliştirdiği gözlemlenir. Söz konusu ekonomik çatışmalara konu olan süreçler bir yana, Patani Malay toplumu Güneydoğu Asya İslam medeniyeti ve kültürü içerisinde yetiştirdiği alimleri, bu alimlerden bazılarıyla 19. yüzyıl son birkaç on yılında İstanbul-Kahire-Mekke ayağında kurulan doğrudan temas, el yazma eserleri, kadın sultanlarıyla bugüne kadar adından söz ettirmiştir. Uzun bir dönem ‘koruyucu-vasal’bağlamında yürüyen Siam-Patani ilişkileri, 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren gelişen uluslararası ideolojik yapılanmalardan payını almış ve Siam Krallığı’nın zamanla evrildiği Tay ulus-devletçiliği çerçevesinde değerlendirilmeye başlanmıştır.
O yıllardan bugüne kadar Patani Malay Müslümanların dramı, kimi zaman düşük yoğunluklu bir süreç takip etse de kalıcılık arz etmiştir. Modern ulus-devlet yapılanmalarının Güneydoğu Asya boyutunda  tıpkı diğer Müslüman azınlıklar kadar, Patanililer de merkez egemen güçlerin etnik-çoğunluk milliyetçiliği karşısında siyasi ve toplumsal travmalara maruz kalmışlar ve bu süreçte  varlıklarını devam ettirme mücadelesi vermişlerdir. Bununla birlikte, kimi çalışmalarda gündeme getirildiği üzere, ulus-devlet yapılanmasının ne kadar başarılı olduğu tartışmalıdır.[1] Çok uzun, komplike süreçleri içinde barındıran yeni bir ulus inşasında Tay merkez güçleri kültürel, dini ve dil grupları bağlamında Budist Tay çoğunluk yapısından tamamen ayrılan Patani Malay Müslümanlarını asimilasyon süreçlerinde her türlü araçları uygulamaya koymasına rağmen, aradan geçen yüzyıllık süreçte bağımsızlık aşığı bu halkı Tay ulusculuğuna eklemlemede başarılı olamamıştır.

Elbette bunun tarihi, kültürel, siyasal ve dini temelleri olduğu unutulmamalıdır. Ancak bu geniş kavram silsilesine konuşlanmak yerine kısaca şu hususu hatırlatmakta fayda var. O da, patriyarkal ve aynı zamanda belki bu kavramdan çok daha kapsamlı bir şekilde kendisine kutsallık atfedilen ve yarı-tanrı figürü olarak görülen Kral ile Budizmin eklemlendiği bir siyasi otoriyle karşı karşıyayız. Bu siyasi otoriteye, Tay halkının siyasi anlamda ‘tam teslimiyet’, dini anlamda da ‘putperestçe’ bir bağlılık sergilediği dikkate alındığında, Patani Malay Müslüman toplumunun değerleriyle kozmolojik anlamda uzlaşılması mümkün olmayan bir çatışmanın olduğu görülür.

İnanç temelli bir yapılanmanın İngilizler eliyle Tay topraklarına ithal edilen Batı yönetim biçiminin doğurduğu ‘karmaşa’, kendisini 1902 yılındaki ilhak girişiminde ortaya koymaya başlamıştır. Metnin ilgili bölümlerinde görüleceği üzere, bu tarihe kadar Siam-Patani etkileşimi, bölgenin diğer siyasi yapıları arasında da gözlemlenen, birbirini eşit siyasi değerde gören, zaman zaman gerilen ve yeniden onarılan gevşek bağın var olduğu koruyucu-vasal devlet ilişkisine dayanıyordu. Bu ilişkinin sona erdiği 1902 yılı ve akabindeki gelişmeler modern ulus-devlet sürecine doğru bir seyir takip etmiştir. Bu modern bağlamı öz bir şekilde ifade etmesi hasebiyle Surin Pitsuwan’ın bir sözünü hatırlamakta fayda var. Pitsuwan, bir konuşmasında ulus-devlet yapılanmasının 1648 Westfalya Anlaması’na dayanarak ‘ulusal güvenliğin ve birliğin korunması adına uygulamaya geçirildiğini, ancak günümüz koşullarında ulus-devletlerin ‘mutlak egemenlik’ temelli politikalarının herbir ülkedeki etnik gerçeklikleri yok sayma hedefi güttüğünü belirtir.[2] Tarihi kültürel süreçlerin bir ürünü olan Tay kozmolojisi modern ulus-devlet adaptasyonunda kraliyet kurumuna paralel olarak askeri ve bürokratik kurumları güç araçları ve merkezleri olarak inşa etmiştir. Demokrasi ‘müşterileri’ olan geniş halk kesimlerinin bu süreçte yukarıda dile getirilen kozmolojiden ne kadar sıyrılabildikleri ise şüphelidir. Bu şüpheyi kuvvetlendiren başat olgu ise ülke siyasi elitinin halka dönük anayasa yapma çabasının on yıllar içerisinde bir türlü sonuç vermemesidir. Aksine bu kozmoloji 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Luang Wichit’in entellektüel katkısıyla ulusal politikalarda karşılığını bulmuştur. Bu bağlamda, sözde devrimci bir çabanın ürünü olan 1932 girişimi, aslında yarı-kutsal Kraliyet kurumunun yeniden üretiminden başka bir şey değildir. Güç edinimi noktasında birbirleriyle rekabet içerisinde görülen bu üç kurumun varlığı ülke siyasal ve toplumsal yaşamını belirlerken,[3] konumuz bağlamında Patani topraklarındaki gelişmelerde de birinci elden sorumluluk sahibidirler. İşte bu süreç, Patani halkının bağımsızlık mücadelesinin temelini oluşturmaktadır.



[1]Michael Kelly Connors. (2003). Democracy and National Identity in Thailand, London: RoutledgeCurzon, s. 5.
[2]Surin Pitsuwan. (2006). “Keynote Address-The Cosmology of the Southern Conflict”, In Understanding Conflict and Approaching Peace in Southern Thailand, (eds.) Imtiyaz Yusuf&Lars Peter Schmidt, Bangkok: Konrad Adenauer Stiftung, s. 292.
[3]Thak Chaloemtiarana. (2007). Thaliand: The Politics of Despotic Paternalism, Southeast Asia Program, Ithaca: Cornel University, s. 1, 2. 

Patani Coğrafi Sınırları ve Yerleşim

Tarihte Patani Sultanlığı’na bağlı olan ancak 1909’da Siam Krallığı’na devredilen bölge günümüzde güney eyaletleri olarak zikredilmektedir. Bu bölge içerisinde yer alan Patani, Yala, Narathiwa şehirleri ilgili tüm araştırmalarda zikredilmektedir. Patani Malaylarının yaşam sürdükleri bölgeler içerisinde Songkla ve Satun da yer almasına rağmen, aradan geçen sürede ‘Taylaştırma’ yani Tay milliyetçiliğinin yoğun baskıları sonucu başat kültür kodlarında yaşanan değişimler nedeniyle bazı araştırmalarda zikredilmemektedir. Bu iki şehirde, yaşanan iç göçlerin ve merkezi hükümet politikalarının etkisiyle Budizm ve İslamiyet kültür izlerinin içiçe geçtiği ileri sürülmektedir.[1]

Patani bölgesi, yaklaşık 20.000km2’lik alanı kaplar.Kuzey-güney ekseninde uzanan dağ silsilesinin bir ucu buraya ulaşırken, güneye inildikçe özellikle Narathiwa’da ormanlarla kaplı yükseltiler başgösterir.Geniş düzlüklerin kapladığı Patani bölgesi bir yanıyda Güney Çin Denizi, öte yanıyla Bengal Körfezi’ne açılmaktadır.Tropik iklim özellikleri gösteren bölgenin temel tarım ürünü çeltik olup, çeşitli tropik ürünler de yetiştirilmektedir.Balıkçılık, ormancılık halkın diğer geçim kaynaklarını teşkil etmektedir.[2]

Malay toplumlarının coğrafi dağılımları dikkate alındığında Patani’yi Malayları da benzer şekilde yaşam alanlarını su yolları üzerinde seçtikleri görülür. Öyle ki, bu su yolları bir yandan iç bölgelerdeki tarım alanlarına ulaşımı sağlarken, bir yandan da döneminin uluslararası ticaretinde başat rol oynayan liman şehirlerini içine alıyordu. Bu anlamda Patani coğrafyası kendine özgü nitelikler içerir. Öyle ki, kuzeyinde hem ırk hem din olarak farklı bir toplumsal yapı yani Budist Siam Krallığı, güneyinde ise Malay dünyasının farklı kültürel dokuları yer alıyordu. Patani’nin geniş sahil şeridinin Güney Çin Denizi’ne bakması bu sultanlığı kuzeyle ilişkiler bağlamında Siam Krallığı sınırlarının ötesinde, Vietnam ve Çin’e kadar uzanan bir genişlik sergiliyordu. Güney rotasında ise bugün Kelantan ve Terengganu Eyaletleri’nin bulunduğutopraklarda Singapur ve Cava Adaları etkileşim sahasının genişleme noktaları olarak dikkat çekiyordu.Bu coğrafi yapı ve su yolları vasıtasıyla gerçekleştirilen ticari faaliyetler Patani’yi dünyaya açık, dinamik bir toplum yapısına sahip bir coğrafya kılıyordu.

Nüfus ve Dil
Patani Malay Müslümanlarının nüfus yapılarıyla ilgili sağlıklı bilgilere ulaşmak mümkün değildir.Bununla birlikte, değişik tarihlerde yapılan araştırmalarda farklı rakamların ortaya konduğu görülmektedir.

Örneğin, 1970 nüfus sayımında genel nüfus içerisinde 1.3 milyon ile %4’lük bir kesimi oluşturuyordu.Ulusal İstatistik Merkezi’in 1999 verilerine göreyse ülkede toplam Müslüman nüfusu 3.220.233 olup yaklaşık %5.2’lik bölümü kapsamaktadır.[3] 2005 yılında yapılan bir çalışmada Patani Müslümanlarının beş milyonu aşkın bir nüfusu teşkil ettiği ileri sürülmektedir.[4] Bu %4 ila 5’e tekaül eden Müslüman nüfusun yaklaşık %80’iülkenin güneydeki dört eyalette yaşam sürmektedir. Patani Malay Müslümanları ülkede, ki Müslüman oranının %90’ını teşkil ederken,[5] diğer geri kalan %10’luk kesimi ise Tay Müslümanları veya Patani başta olmak üzere tarih boyunca Malay dünyasından Tayland’ın başka bölgelerine göç etmiş Müslüman kitleler oluşturmaktadır. Örneğin, Siam Krallığı’nın 1821 yılında Kedah’da[6] askeri güç kullanarak siyasi hakimiyet tesis etmesinin ardından önemli sayıda Malay Müslüman nüfusunu Bangkok ve Nakorn’a ‘sürgün’ ettiği bilinmektedir.[7]

Patani halkı, Malay dil grubuna mensup olup gündelik yaşamlarında bu dili kullanmaktadırlar.Dil unsuru, içinde yer aldıkları Tay siyasi ve kültürel yapısı içerisinde Malay aidiyeti ediniminde önemli araçlardan biri konumundadır.Öyle ki, Malayca konuşmak Müslüman olmakla dolayısıyla Patanili olmakla eş anlamlı hale gelmektedir.[8]


[1]Andrew D.W.Forbes. (eds.). (1988). The Muslims of Thailand, Vol. 1, Historical and Cultural Studies, Centre for Southeast Asian Studies, Bihar (India): Soma Rkasan, s. i.
[2]Srisak Vallibhotama, Pises Jiajanpongs, Dhida Saraya. (1991). ”Siam before the Fourteenth Century”, In Essays in Thai History, (eds.) Varunyupha Snidvongs, Southeast Asian Studies Program, Singapore: Institute of Southeast Asian Studies, s 5.
[3]Supara Janchitfah. (2003). Violence in The Mist: Reporting on the Presence on Pain in Southern Thailand, Bangkok: Kobfai Publishing Project, s. 81-2.
[4]Ibrahem Narongraksakhet. (2008). “Educational changes from 1960s  to 2008 and Their Impacts Upon Educational Provision in Southern Border Provinces of Thailand”, First Malaysia-Thaliand Joint Educational Research Conference, 17-20 Novemer, Ministry of Education Malaysia, Ministry of Education Thailand, Selangor Malaysia, s. 115.
[5]Louis Golomb. (1985). An Anthropology of Curing in Multiethnic Thailand, Illinois Studies in Anthropology, No. 15, Urbana: University of Illinois Press, s. 8.
[6]Günümüzde Malezya’nın kuzeyinde yer alan bir Eyalet.
[7]John Anderson (1965), “Considerations on the Conquest of Quedah and Perak by the Siamese”, In Political and Commercial Considerations Relative to The Malayan Peninsula and the British Settlements in the Straits of Malacca 1824, Journal of the Malayan Branch of the Royal Asiatic Society, Vol. 35, Pt. 4, (No. 200), Singapore: MBRAS Malaysia Printers, s. 2; Kobkua Suwannathat-Pian. (1988). Thai-Malay Relations: Traditional Intra-Regional Relations from the Seventeenth to the Early Twentieth Centuries, Singapore: Obford University Press, s. 71, 84.
[8]Ibrahem Narongraksakhet. (2008). “Educational changes from 1960s  to 2008 and Their Impacts Upon Educational Provision in Southern Border Provinces of Thailand”, First Malaysia-Thaliand Joint Educational Research Conference, 17-20 November, Ministry of Education Malaysia, Ministry of Education Thailand, Selangor Malaysia, s. 115.
>Th�&ua�P� ��� of Tome Pires: An Account of the East, From the Red Sea to Japan, Written in Malacca and India in 1512-1515, Vol. 1, New Delhi: Asian Educational Services.

[5]Bkz.: Naqib Al-Attas. (2011). Historical Facts and Fiction, Johor Bahru: UTM Publication House. 
[6]; Ibrahim Syukri (2002), s. 32, 34.
[7]A. Teeuw&D.K.Wyatt. (1970). Hikayat Patani: The Story of Patani, The Hague-Martinus Nijhoff, s. 151, 154-5..
[8]Bougas, Wayne A. “Patani in the Beginning of the XVII Century”, Archipel, Volume 39, 1990, s. 115.
[9]Louis Golomb, s. 10. 
[10]Chusiri Chamoraman. (1988). “A Group of Thai Muslims Who Were Amongst the Earliest Settlers of Songkla”, In The Muslims of Thailand, Vol. 1, Historical and Cultural Studies, (eds.) Andrew D.W.Forbes, Centre for Southeast Asian Studies, Bihar (India):Soma Rkasan, s. 47. 

[11]Wayne A. Bougas “Patani in the Beginning of the BVII Century”, Archipel, Volume 39, 1990, p. 115; D.G.E. Hall, A History of Southeast Asia, 4.Baskı, Hampshire: MacMillan, s. 339.