1 Haziran 2026 Pazartesi

Shangri-La’da savunma ve güvenlik diyalogu / Defence and security dialogue in Shangri-La

Mehmet Özay                                                                                                                             01.06.2026

Shangri-La savunma bakanları toplantısının 23.sü, 29-31 Mayıs günlerinde 44 ülkeden değişik düzeylerde katılımlarla Singapur’da gerçekleştirildi.

Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies-IISS) tarafından organize edilen Shangri-La toplantıların, Ada ülkesi Singapur’un ev sahipliğinde yapılması oldukça önemlidir.

Bu durum, bir ulus-devlet olarak görece mikro düzeyde var olduğu ileri sürülen Ada ülkesinin Asya-Pasifik ve bir ölçüde, küresel olarak sahip olduğu yumuşak gücü göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Çatışan görüşler

Shangri-La Diyalogu (Shangri-La Dialogue -SLD) olarak da anılan etkinlikde, Asya-Pasifik vurgusu öne çıksa da, Kuzey Amerika, Avrupa ve Ortadoğu’dan katılımlar Shangri-La organizasyonunu, şu veya bu şekilde küresel bir organizasyon anlamına geliyor.

Açılış konuşmasını Vietnam devlet başkanı Tô Lâm yaparken, ABD savunma bakanı Pete Hegseth ve Doğu Timor devlet başkanı Jose Ramos-Horta dikkat çekici konuşmalarıyla etkinlikte yer aldılar.

Shangri-La toplantıları küresel güçler kadar, orta ölçekli güç yapılaşmaları ile kendilerini, bu ikisi arasında yapıcı unsur olarak görmeye çalışan ülkelerin “savunma ve güvenlik” konularındaki argümanlarını ortaya koymalarına ve bir anlamda, entellektüel ve politika rekabetinin yaşandığı bir ortam sağlıyor.

Shangri-La toplantıları bu yıl ki oturumları da tıpkı, geçen yıl ki gibi, Güney Çin Denizi boyutundan ziyade bu sefer, Hint Okyanusu’nun Batısı’nda yaşanan ve sona erdiği söylenemeyecek gelişmeler belirledi.

Hint Okyanusu Batısı demekle, hata yapmadığımı söylemeliyim...

Uluslararası medyanın, söz konusu bölgede var olan savaşı coğrafi olarak tanımlarken kullandığı Batı Asya’nın yerine, Hint Okyanusu merkezli bir bakışı ortaya koymaya çalışıyorum.

Toplantıların yeni yüzü, Doğu Timor devlet başkanı ve nobel barış ödülü sahibi Jose Ramos-Horta’ydı.

Jose Ramos’un özellikle, savunma harcamaları ile barış tesis yolunda yapılacak çabalar ve bunların maliyetleri arasında kısa ancak, anlamlı bir karşılaştırmaya dayanan yaklaşımı gayet önemlidir.

Bu hususa aşağıda değineceğim.

Realizm-idealizm dikotomisi

Shanri-la gündeminde hiç kuşku yok ki, bu yılın başından itibaren, ABD’nin küresel platformda uygulamakta olduğu ve savunma bakanı Hegseth tarafından ‘realist yaklaşım’ olarak adlandırılan politika bulunuyordu.  

Hegseth, ‘realist’ olgusuna sadece, son altı aydı ABD’nin ortaya koyduğu ‘güvenlik politikaları’na atıfta bulunmuyor.

Konuşmasının odağında Asya-Pasifik bölgesi ülkeleriyle ABD arasındaki güvenlik işbirliği bağlamına değinirken 2026 yılı güvenlik konseptinde yer alan ‘realism’ olgusunu yüksek sesle dile getiriyor.

Hedefine ise ‘idealizmi’ koyuyor...

Kanımca, Hegseth’in konuşmasını bir başka yazıda derinlemesine ala almakta yarar var...

Bu konunun gündeme gelmesinde özellikle, Donald Trump liderliğindeki ABD’nin, küresel barış ve savaş süreçlerinde son derece belirleyici olmasıyla ilintilidir.

Bu anlamda, ilgili çevrelerin atıf yaptığı üzere, Beyaz Saray Politika ve İç Güvenlik Danışmanı Stephen Miller’ın, geçtiğimiz Ocak ayında ortaya attığı “gerçek dünya” (real world) konsepti ve tanımını hatırlamakta fayda var.

Bu noktada, Miller’in ‘gerçek dünya’ kavramı ile Hegseth’in Cumartesi günü Singapur’da yaptğı konuşmada dikkat çektiği ‘realizm’in aynı olduğu gözlerden kaçmıyor...

Miller’in, “gerçek dünyanın ‘güç’ merkezli yapılaşmasına yaptığı güçlü vurgu sadece, belirli çevrelerin güç üzerinden yeniden egemenlik tesisi ile sınırlı değildir” söyleminin bireysel değil, mevcut ABD yönetiminin bu konudaki görüşünü yansıttığına kuşku yok.

Aksine ve bunun ötesinde, uluslararası yasa ve düzenlemelerin göz ardı edilmesi ve diğer irili ufaklı ülkelerin de, benzer süreçlere yönelmeleri anlamına gelmektedir.

Bu durum, hiç kuşku yok ki, küresel sistemi yönetem ulusalararası kurumlar ve bu kurumlar üzerinde denge unsuru sağladığı varsayılan, ulus-devletler ve bölgesel birliklerin topyekün zaafiyetinden neşet ediyor.

En azından, belirli ölçülerde konsensüse dayalı olarak ortaya konulduğu ileri sürülebilecek küresel kurumsal unsurlarda ortaya çıkan yapısal bozukluklar bir anlamda, ‘otorite’ boşluğu doldururken, sahip olduğu teritoryal özellikler, hinterland olgusu ve tarihsel geçmiş gibi çeşitli faktörlerle yeniden güç tesis etmek isteyen irili ufaklı ülkelerin kendinde iddialarıyla ortaya çıkmalarına neden oluyor. 

Bölgesel ve küresel gelişmelere kısaca göz atıldığında, bu yeni ancak, yanlış ve hatalı yapılaşmanın unsurlarını görmek mümkün...

Jose Ramos ve alternatif söylem

Diğer ‘uzman’ ve ‘bakan’ düzeyindeki katılımcıların dışında ve ötesinde, Jose Ramos uzun çatışma dönemi tecrübesi ve 26 Ekim 2025’den itibaren, ASEAN 11. üyesi bağlamında, yeni bir ulus devlet olarak, dünya sahnesinde denemese de bile, Asya-Pasifik bölgesinde önemli bir ses olarak ortaya çıktı.

Jose Ramos’un konuşmasında dikkat çeken hususlardan bazılarına burada değinmekte yarar var.

Bunlardan ilki, çatışma süreçlerini engellemede savunma harçamalarının kayda değer rolü olduğu tezine karşı çıkmasıydı.

Jose Ramos, ulus devletlerin savunma harcamalarına sarf ettikleri, maddi ve manevi süreçlerin çatışmaları önlemeye yönelik çabaları sekteye uğrattığı görüşünde.

Muthemelen, bazı çevreler bu görüşün Jose Ramos’a özgü olmadığını iddia edebilirler. Bunda doğruluk payı da yok değil...

Ancak, Jose Ramos’un Asya-Pasifik bölgesinde ve özellikle de, ASEAN coğrafi ve toplumsal sınırları bağlamında bu cümleyi sarf etmesinin temelde, iki açılımına yönelik olduğunu ifade edebilirim.

İlki, ASEAN üyesi ülkelerin -ki bunların başında ilgili kurumun sekreteryasına ev sahipliği yapan Endonezya geliyor, kendi iç toplumsal barışı ve çatışma süreçlerini yönetmek ve bunu bölgesel sürece yaymak yerine yönelimini çatışmacı bir evreye doğru gizli/açık süreklediğini ortaya koyacak şekilde savunma harcamalarına yönelmesidir.

Jose Ramos’un temel argümanında ikinci temel alan ise, Asya-Pasifik bölgesinde olası bir çatışma evreninin ortaya çıkmasına müsait birkaç alanla ilgili ve bu alanlardaki ilgili ulus-devletlerin çatışma-barış süreçlerindeki rolleriyle bağlantılıdır.

Bununla kast ettiğim husus, örneğin, Kuzey-Güney Kore örtülü çatışması; Çin Halk Cumhuriyeti ile Tayvan arasında yaşanan ‘eyalet’-‘bağımsız devlet’ tartışması üzerinden şekillenen siyasal egemenlik bağlamı; yine Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölgesel ve küresel yükselişine paralel olarak kendi doğal teritoryal sınırlarını genişletme ve böylece, kendini daha çok güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanan Güney Çin Denizi sınırlarının neredeyse tümünü, kendi deniz kıta sahanlığı sınırlarına çekme çabasıdır.

Çin’in, Güney Çin Denizi boyutunda ortaya koyduğu bu geniş kıta sahanlığı hiç kuşku yok ki, Çin doğrudan Japonya, Vietnam, Filipinler, Malezya, Endonezya, Bruney gibi bazı bölge ülkeleriyle karşı karşıya getiriyor.

Bunun yanı sıra, söz konusu bu geniş suyolunun uluslararası suyolları serbest seyir ve güvenliği konusundaki öneminden ötürü, başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası camiayı da karşısına almasına neden oluyor.

Bu temel alanların dışında örneğin, Tayland ve Kamboçya arasında geçen yıl ve bu yıl başlarında tanık olduğumuz tarihsel-dini-kültürel bağlamı çok güçlü bir şekilde ortaya çıkan sınır çatışması; Malezya-Singapur arasında birkaç adalar meselesi; Myanmar’ın merkezi hükümet veya ordusu ‘Tatmadaw’ ile sınır boylarınca uzanan çeşitli etnik yapılarla uzun erimli yaşanan çatışma ortamı akla geliyor.

Alternatif eylem

Savunma ve güvenlik merkezli diyalog sürecine konu olan Shangri-La toplantılarının yaşanan küresel gerilemeler karşısında, yeni söylem ve eylemleri gündeme getirmesiyle önem taşıdığı ortada.

Toplantıların gerçekleştirildiği Singapur başta olmak üzere ASEAN bünyesinde küresel güçlerin doğrudan yaptırımlarından ziyade, bölgesel siyasal değerlerin öncellendiği bir tutumun ortaya konulma çabasını dikkatle incelemek ve anlamak gerekiyor.

Bu noktada, girişte dile getirdiğim üzere küçük bir Ada ülkesi olan Singapur’un yaşanan küresel gelişmeler karşısında alternatif söylemle sınırlı olmayan ve içinde eylemi de barındıran politik tutumuna dair, iki örneğe kısaca dikkat çekmekte yarar var.

Bunlardan ilki, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (United Nations Convention on the Law of the Sea -UNCLOS) çerçevesinde, “biyolojik çeşitliliği” korumaya yönelik yeni bir “açık deniz anlaşması”nın 2023’de sonuçlandırılmış olması ve “gümrük tarifleri” bağlamında son dönemde yaşanan küresel ticaret ve ekonomi sistemine yönelik müdahalelere karşı bir alternatif olarak yine Singapur öncülüğünde ve 13 ülkenin katılımıyla “Yatırım ve Ticaret Ortaklığı Geleceği” (the Future of Investment and Trade Partnership (FIT-P) bir işbirliği bloğunun oluşturulmasını önemsemek gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/shangri-lada-savunma-ve-guvenlik-diyalogu-defence-and-security-dialogue-in-shargri-la/