VİETNAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
VİETNAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2021 Cuma

Kamala Harris’in Vietnam ziyareti ve bölge politikaları / Kamala Harris, Vice President’s Vietnam visit and regional politics

Mehmet Özay                                                                                                                            27.08.2021

Kamala Harris, geçtiğimiz Pazar günü Singapur’da başladığı Güneydoğu Asya ziyaretinin ikinci ayağında Salı-Perşembe günleri arasında Vietnam’daydı...

Gecikmeli de olsa başlayan Vietnam gezisi, ABD açısından olduğu gibi bölge özellikle, ASEAN ve de Çin Halk Cumhuriyeti için de önem arz ediyor.

Harris ziyaret vesilesiyle ülkenin üst düzey yetkilileriyle biraraya geldi. Bu çerçevede, devlet başkanı Nguyen Xuan Phuc, yardımcısı Vo Thi Anh Xuan ile başbakan Plam Minh Chinch ile yaptığı ikili görüşmelerde iki ülke ilişklieri ve Asya-Pasifik bölgesini ilgilendiren bazı konuların ele alındığı belirtiliyor.

ABD yönetiminin, özellikle son dönemde Asya-Pasifik’ten Hint-Pasifik kavramına geçişi gündeme taşırken, Harris’in ziyaretinde de bu kavrama vurgu ile bölgesel güvenlik olgusu ortaya konuldu.

Vietnam ekonomisinin dijital döneme adaptasyonu, iklim değişikliği çerçevesinde ülke tarım sektörünün geliştirilmesi ve yüksek eğitim ve araştırma alanlarında işbirliklerine yönelik konular gündeme getirildi.

ABD’de öncelik ulusal güvenlik

Harris’in Singapur ve Vietnam ile sınırlı tutulan ziyaretlerinde temel hedef, her iki ülke ile ABD’nin genelde Hint-Pasifik ve özelde ise, Batı Pasifik güvenliği ile ilgili destek arayışları olduğu aşikâr. Bu iki ülkenin seçilmesinin ise oldukça özel nedeni olduğunu söylemekte yarar var.

Bununla birlikte, her iki ülkedeki görüşmelerin çerçevesine bakıldığında Singapur ile daha çok askeri işbirliği üzerinden ilişkilerin geliştirilmesi gündeme getirilirken, Vietnam’daki görüşmelerde Güney Çin Denizi sorunu Harris tarafından yüksek sesle güncellenmiş oldu. Burada temel hedefin gayet açık seçik Çin olduğu ortada...

Öyle ki, Çin Halk Cumhuriyeti yönetiminin Güney Çin Denizi’ne egemenlik iddialarından doğrudan etkilenen ve zaman zaman sıcak çatışmanın eşiğine gelinen ülkelerin başında Vietnam bulunuyor.

Harris’in ziyaretlerinin iki ülkenin öne çıkartılmasında bazı nedenler bulmak mümkün. Bunun temel nedeni, Singapur’un ABD deniz ve hava kuvvetleri için gayet önemli bir lojistik üs olması.

Öte yandan, Ada ülkesi Singapur’un sınırlı hava sahasına sahip olması hava kuvvetlerinin harekat kabiliyeti, eğitimler vb. gibi hususlarda tıpkı Avustralya, Tayvan’la olduğu gibi ABD ile de bu anlamda işbirliklerine ihtiyaç duyması geliyor.

ABD’nin bölge ülkeleriyle ikili ilişkilerine bakıldığında özellikle ekonomi ve yatırımlar konusunda, Singapur’la olağanüstü bir yakınlığı olduğu görülüyor. Buna bir önceki yazımda değinmiştim...

Vietnam açılımı sürecek

Harris ziyaretini iki ülke ilişkilerinde bir dönem noktası kabul etmesini belki biraz abartılı kabul edilebilir. Ancak uzun bir aradan sonra bir başkan yardımcısının ziyareti olması dolasıyıyla sembolik önemi öne çıkıyor.

Öte yandan, bölge siyasetine yabancı olanlar için ABD’nin komünist siyasi rejimle idare edilen ve ABD’nin 1970’li yıllarda başarısızlıkla sonuçlanan uzun savaşa konu olan Vietnem’a özel önem vermesi ilk etapta anlaşılmayabilir.

Çin’le benzer siyasi ideolojik yapılaşma sergilemesine rağmen, Batı ideolojilerinin henüz ortada olmadığı kadim dönemlerde başlayan Çin-Vietnam ilişkilerinin doğurduğu neticeler, iki ülkenin yıldızının bugüne kadar süren modern dönemde de barışmadığına işaret ediyor.

Buna rağmen, ABD’nin Vietnamla yakınlaşma girişimlerinden Çin yönetiminin memnun olmayacağı ortada.

Öyle ki, Harris’in daha başkent Ho-Ching Minh’e inmeden saatler önce, Çin’in Vietnam büyükelçisinin, başbakan Pham Minh Chinh ile görüşmesi ve görüşmede Vietnam’ın tarafsız kalması gerektiğine vurgu yapması, Vietnam’a verilmiş bir mesaj olarak değerlendirilmelidir.

Ancak Vietnam’ın bu tür tehditler önünde kolay kolay eğilmeyeceğini geçmiş tecrübeler gösteriyor.

Vietnam’dan uluslararası toplum vurgusu

Vietnam başbakanı, ABD’nin talepleriyle de örtüşeceği söylenebilecek açıklamasında, “uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olarak, bağımsız ve çok yönlü dış politika yürütmedeki kararlılığı”na vurgusu bunu gösteriyor.

Bu yaklaşımı, sadece Vietnam hükümetinin Güney Çin Denizi bağlamında resmi politikası olarak değerlendirmek hatalı olur.

Öyle ki, Laos ve Kamboçya gibi birkaç ülke hariç bölgesel olmakla kalmayan, aynı zamanda küresel bir güvenlik sorununa da dönüşmüş olan bu konuda ASEAN’daki diğer üye ülkelerin yaklaşımları da benzerlik gösteriyor.

ASEAN içerisinde tekil ülkelerin ortaya koydukları bu tutum, son dönemde “uluslararası denizcilik hukuku” ilkelerini hiçe sayma eğilimindeki Çin karşısında, ABD’nin elini güçlendiren bir unsur kabul edilebilir.

Ancak, Obama ile başlatılan, bununla birlikte Donald Trump yönetimince bilinçli olarak devam ettirilmeyen bölge politikası nedeniyle, bu gelişmelerden somut çıktıların alınabildiğini söylemek güç.

Güney Çin Denizi’nde giderek arttığı ifade edilen Çin tehdidi, ABD için en önemli jeopolitik sınama, hatta tehdit unsuru olarak kabul ediliyor.

Bu nedenle, şimdi Biden yönetiminin ABD’nin uluslararası politikasında yeniden birincil yere oturtmaya çalıştığı Asya-Pasifik ya da onların deyişiyle Hint-Pasifik bölgesi ile ilgili söylemlerine tanık olunuyor.

Bununla birlikte, bölge ülkelerinin özellikle de, ne Çin ne de ABD’yle tek yanlı/taraflı ilişkiler geliştirme arzusundaki ASEAN ülkelerinin önceliklerini de dikkate alacak bir yeniden yapılaşmaya gerek olduğu ortadadır.

Obama’nın mirası

ABD’de özellikle, Barack Obama döneminde (2009-2017), Asya’yı merkeze alan yüzyıl projesinde siyasal ve ekonomik olarak yakınlaşılmasına karar verilen ülkelerden biri Vietnam.

Bu ziyaret öncesinde en önemli gelişme hiç kuşku yok ki, ABD’nin Soğuk Savaş döneminin bir gerçekliği olarak Vietnam’a uyguladığı silah ambargosunun kaldırılması ve içinde dini gruplara yönelik unsurların da bulunduğu, insan haklarına yönelik bazı yasaların yürürlüğe konması oldu.

Başkanlığı döneminde Obama’nın 2016 yılı Mayıs ayı sonundaki Vietnam ziyaretinin iki ülke ilişkilerinde bir dönem noktası kabul etmek gerekir.

Obama dönemi başkan yardımcısı olan şu anki devlet başkanı Joe Biden’la birlikte Vietnam’la ilişkilerde devamlılığın sağlanması yönündeki politika olduğu izlenimi Harris’in ziyaretiyle ortaya konuldu.

Bu noktada, ABD’nin Vietnam gibi ASEAN bünyesinde en azından ekonomik açıdan istikrarlı ve Çin’le gayet çatışmaya açık bir ülke ile ilişkilerini geliştirmesi, bölgede zamanla hem ekonomik hem askeri işbirlikleri açısından gayet önemli.

Unutmalayım ki, Vietnam Güneydoğu Asya topraklarında, bir başka deyişle ASEAN içinde ekonomik büyümesiyle dikkat çeken ve özellikle, son bir buçuk yıllık pandemi döneminde, bölgede ekonomik büyüme sergileyen tek ülke konumunda.

Harris ve talihsizlik

Harris’in Salı günü Singapur’dan Vietnam’a geçişinde yaşanan gecikme akıllara komplo teorilerini getirdi. Öyle ki, Harris ve ABD heyetindeki diğer bazı kişilerin de etkilendiği söylenen bir ‘sağlık’ durumuyla ilgili yapılan ilk açıklamalarda dışardan bir müdahalenin izlerini taşıyor.

Uykusuzluk, hafıza kaybı vb. semptomların görülmesi üzerine Harris ve heyetteki bazı yetkililere ‘Havana Sendromu’ teşhisi konulması, ilk etapta uzun yolculuğun tesiri olarak düşünülse de, resmi kaynakların açıklamalarında, “belirli enerji kaynağına maruz kalma” olarak adlandırılarak bir ülke dolaylı olarak hedef gösterildi.

Bu talihsizlik, ABD heyetinin bölgeye ziyaretinden çok kısa önce Afganistan’da yaşanan sürpriz gelişmelerin ardından geliyor. Bu durum, hem dış politikada ismi bugüne kadar duyulmayan Harris’in söylem ve yaklaşımlarını hem de muhataplarının tepkilerini anlamlandırmada bazı zorlukların yaşanabildiğine gönderme yapıyor.

ABD Başkanı Joe Biden’ın henüz ASEAN bölgesine ziyareti gündeme gelmese de, önce savunma bakanı ardından, başkan yardımcısı marifetiyle bölgedeki bazı ülkelere ziyaretleri bölgeyle zedelenen ilişkilerin yeniden yapılandırılması açısından önemli.

Bu noktada, ABD merkeze Çin tehdidini koyarak salt kendi ulusal güvenliği eksenli politikalar yerine, bölge ülkelerinin talep ve çıkarlarını da gözetecek politikaları gündem getirmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde bu yönde ne gibi gelişmeler olacağını göreceğiz.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2021/08/27/kamala-harrisin-vietnam-ziyareti-ve-bolge-politikalari-kamala-harris-vice-presidents-vietnam-visit-and-regional-politics/

23 Mayıs 2016 Pazartesi

ABD’nin ASEAN’da Gözde Partneri: Vietnam / Vietnam: A Favourite Partner of the US in ASEAN

Mehmet Özay                                                                                                                  23 Mayıs 2016

ABD Başkanı Barack Obama’nın G-7 Zirvesi öncesinde Pazartesi günü başlayan iki günlük Vietnam ziyareti, iki ülke ilişkilerinin 21. yılında yeni bir evreye adım atılması anlamı taşıyor. Obama’nın gündeminde, iki binli yılların başında gelişme gösteren ve 2013’de kapsamlı stratejik ortaklığa evrilen ilişkilere vurgu ve sürecin devamı konusunda irade ortaya koymak olacak. 20. yüzyılda iki ülke ilişkilerine damgasını vuran ‘Vietnam Savaş’nın ardından, son dönemde çeşitli alanlardaki istikrarlı gelişme gösteren ilişkilerin bir devamı olarak ‘Trans Pasifik İşbirliği Anlaşması’na (TPPA) taraf olma ve ABD’nin askeri ambargosunun kaldırılması kuşku bölgesel ve küresel önemiyle dikkat çekici bir özellik gösteriyor.

Savaşın Tetiklediği İlişki
Vietnam Savaşı’ndan ötürü, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmediği gibi yaygın bir kanı olabilir. ANcak gerçekte durumun böyle olmadığı ve her iki ülke toplumunda derin izler bırakan bu savaşın ardından iki ülke ilişkilerinin kısa sürede böylesine önemli bir ivme kazandı. Bu noktada, bu savaşı bir handikap olarak değerlendirmek yerine, bu savaşın, ilişkilerin bugünkü geldiği noktada bir başlangıç oluşturması dolayısıyla yeni bir fırsata olanak tanıdığı söylenebilir. Öyle ki, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik inisiyatif, söz konusu savaşta hayatını kaybeden, ancak cenazeleri kayıp olan ABD askerlerine ulaşılması konusundaki işbirliği çabasına dayanır. ABD yönetimi açısından, kendi ulusuna bir sorumluluk olarak algılanan bu yaklaşım, Vietnam devletinde de işbirliğine el veren bir yaklaşımla karşılık buldu.

Çoğul Faktörler
Bu başlangıç noktasından farklı olarak, iki ülke ilişkilerinin nasıl olup da istikrarlı bir gelişme kaydettiği üzerinde durulmayı hak ediyor. Bu noktada, ideolojik rejim farklılığı gibi önemli bir unsura rağmen, Vietnam-ABD ilişkilerinin istikrarlı bir gelişmeye konu olmasında temel faktör nedir sorusu ortaya çıkıyor. Bu noktada, ABD’nin ‘bilinçli politikaları’nın ötesinde, bir başka faktöre dikkat çekilmeli. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik iddiasını tarihe referanslarla meşruiyet kazandırması gibi, Vietnam ve Çin’in benzer bir rejimle idare edilmelerine rağmen, iki ülkenin arasının yapılamaması, kökleri bin yıl öncesine dayanan tarihi hafızasının ‘dayattığı’ bir durum olarak ortaya çıkıyor.

Bu bağlamda, Vietnam Çin’le yakınlaşmak yerine, kontrollü bir mesafede durmayı tercih ediyor. Ekonomide ise uyguladığı liberal politikalar sayesinde, bölgedeki diğer ülkeler kadar, küresel güç ABD ile de yollarının kolayca buluşturabiliyor. Öte yandan Çin, Güney Çin Denizi’ndeki teritoryal egemenlik sahasını genişletme çabasıyla, Vietnam dahil komşularıyla arasına mesafe koymayı ve bu ülkeleri -en azından bazılarını- şu veya bu şekilde, ‘karşı’ blokla işbirliğine itiyor. Bu ise, kendi aralarında siyasi ve askeri birlik göstermekte başarılı olamayan bölge ülkelerini ABD ile yakınlaşmaya ve ilişkilerin, bu tehditin boyutları ölçüsünde yenilenmesine ve geliştirilmesine yol açıyor.

Bu bağlamda, söz konusu ilişkinin, Çin gibi bölgesel ve küresel bir dış faktörün etkisiyle anlam ve hız kazandığı görülüyor. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki agresif yaklaşımının belki de ‘niyetlenilmemiş sonucu’, diğer bölge ülkeleri kadar, komünist ideolojiyle yönetilen Vietnam’ın ABD ile yakınlaşması oldu. Bununla birlikte, Vietnam-ABD yakınlaşmasını son dönemde Güney Çin Denizi’ndeki gelişmelerle sınırlandırmak mümkün değil. Vietnam’ın Çin’le son bin yıldır şu veya bu şekilde hasmı olmasının da yeni dönemde Çin’in yükselişinde Vietnam’ı uluslararası ilişkilerini ‘çeşitlendirme’ sürecine zorluyor. İşin içine tarihi bağlam oturtulduğunda, Çin yönetiminin bir süredir tarihi referanslarla Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik haklarını meşrulaştırma girişimine karşılık, Vietnam’ın yukarıda değinilen Çin’le alan tarihi husumeti de, bu ülkeyi Çin’e karşı bir başka güçle dengelemeye sevk ediyor.

ABD: İdeolojik Önyargısızlık veya Hoşgeldin Liberal Ekonomi
İki ülke ilişkilerine ABD vechesinden bakıldığında, temel ideolojik ayrışmaya rağmen, başat bir ekonomi işbirliği ile tedrici bir siyasi gelişmeye konu olan bir modelle karşı karşıyayız. Bu anlamda, Vietnam komünist ideolojinin hakimiyetindeki bir ülke olmakla birlikte, ABD’nin bölgede pek çok alanda istikrarlı bir süreçte işbirliği gerçekleştirebildiği bir ülke hüviyetinde. ABD’nin 1994 yılında Vietnam’a uyguladığı ekonomi ambargosunu kaldırmasının ardından, 1995 yılı iki ülke ilişkilerinde ‘Normalleştirme’ denilen açılımla bir dönüm noktası oldu.

Bu süreç çoğul faktörlerin birleşmesinin bir ürünüydü. Bu bağlamda Soğuk Savaş’ın sona ermesi gibi tarihi bir dönüm noktasını; ABD’nin küresel ilişkiler ağında daha da kapsayıcı bir rol oynamak istemesini ve Vietnam’ın kalkınmacı ekonomi anlayışında sergilediği istikrarlı yapılaşması gibi hususları hesaba katmak gerekir. Bu faktörlerin birleşimi, ABD’nin giderek önem kazanan Güneydoğu Asya bölgesinde yeni bir ülkeyle ittifak ilişkilerine yol açtı. Bu anlamda, Çin’le tarihsel husumeti bulunan Vietnam’la, 1970’lerde yaşanan savaşın acılarını ve kayıplarını bir kenara bırakıp masaya oturulmasının, temelde ABD’nin ‘Asya Yüzyılı’ perspektifinde de önemli bir yeri var. ABD Dışişleri Bürokrasisi, Vietnam’ın ideolojik yapılaşmasını bir engel olarak görmüyor. Ve özellikle ekonomi ve deniz güvenliği alanları başta olmak üzere, diğer alanlardaki gelişmeleri ilişkilerde öncelikli yere oturtuyor. Vietnam yönetiminin ideolojik yapılaşmasın da bir değişiklik olacaksa da, bunu zamana yaymayı tercih ediyor. 

Ekonomi İşbirliği
Vietnam, 1980’li yıllarda kapılarını yabancı yatırımcılara açmasıyla birlikte, ucuz iş gücü ve hammadde kaynakları nedeniyle kısa sürede imalât sanayiindeki gelişmelerle, Asya Kaplanları’nın izinden giden bir ülke oldu. 2000 yılında, dönemin ABD Başkanı Clinton’ın tarihi ziyaretinin ardından, 2001 yılında ABD ile imzaladığı ikili ticaret anlaşması Vietnam’ın küresel ekonomi sistemine entegrasyonunda önemli bir aşamaydı. 2011 yılında ‘Savunma İşbirliği’nin Geliştirilmesi Anlaşması’, kuşku yok ki, ABD yönetiminin komünist bir rejimle işbirliğinin farklı boyutlarını göstermesiyel dikkat çekiyor.

Bu sürecin ‘Kapsamlı İşbirliği’ne dönüşmesi ise Obama döneminde gerçekleşti. 2013 yılında yapılan görüşmelerde her iki ülke önemli bir dönemin başlangıcına imza atarken, anlaşmanın belki de bildik unsurlarının dışında en dikkat çekici yönü, her iki ülkenin bir diğerinin siyasi yönetim yapısına saygı göstermesiydi. Bu durum açıkçası, ABD’nin Vietnam’daki komünist rejimin varlığının çeşitli bağlamlarda ilişkilerin geliştirilmesinin önünde engel olmadığı anlamı taşıyor. Bununla birlikte, genel itibariyle tanık olunduğu üzere ABD’nin, Vietnam gibi benzeri ülkelerle ilişkilerindeki şartlardan biri olan insan hakları konusu, Vietnam yönetiminin dikkate aldığını gösterme eğilimi sergilemesiyle bir tür ortak anlayış geliştirildiğine işaret ediyor.

ABD yönetimini bir blok olarak düşünmekle birlikte, insan hakları konusunda Senato ile Obama yönetimi arasında temel bir ayrım dikkat çekiyor. Vietnam gibi hem kalkınma hedeflerinde başarılı, hem dinamik ve yoğun nüfusa sahip bir ülkeyle ilişkilerin ekonomik boyutu kadar, Çin faktöründen neşet eden bir zorunlulukla Vietnam’ın bu insanlık ‘kusurunu’ görmezden gelme eğilimi sergileyebilir.

Tabii insan hakları denilince akla gelen basın ve siyasi muhalefete yönelik baskılar gelse de, sivil toplum, akademik özgürlükler, kadın hakları, çalışanların hakları gibi alanları da unutmamak lazım. Bu anlamda, ABD’nin TPPA görüşmeleri çerçevesinde işçi hakları üzerinden diğer üye ülkeler gibi Vietnam’la da gerçekleştirildiği dikkate alındığında, Vietnam yönetiminin ‘haklar’ konusunda işbirliğine açık bir politika takip ettiği söylenebilir. Tam da bu noktada, Vietnam’ın izinden gittiği siyasi ideolojinin temelini oluşturan ‘işçi’ ve bu kitlenin hakları meselesinde verdiği ‘açıklar’ ise, önemli bir tartışma alanını oluşturuyor.

Obama Yönetimi ve Amerika’nın Asya Yüzyılı
Vietnam’la ‘Kapsamlı İşbirliği Anlaşması’ (KİA) imzalanması, Obama yönetiminin ‘başarı’ hanesine yazılmayı hak edecek bir gelişmeydi. Vietnam gibi Güney Çin Denizi’ne 2000 mil sahili olan ve neredeyse yüz milyona varan nüfusa sahip stratejik bir ülkeyle askeri ve teknolojik işbirliği, ‘çevresel faktörler’ dikkate alındığında hiç de azımsanacak bir gelişme değil. Dünya deniz ticaretinde önemli bir yeri olan Güney Çin Denizi, Tayvan ve ASEAN’a üye diğer ülkeler gibi Vietnam için de hayati öneme sahip. Bu noktada, Çin’in sadece hak iddiasıyla kalmayan, giderek somut ve kalıcı alt yapı girişimleriyle giderek bölgede endişeleri artırması Vietnam’ı, sadece bölgesel değil, diğer bazı küresel endişelere de sahip ABD’yle ortak hareket etmeye sevk ediyor.

KİA’nın ekonomi ve ticari ilişkiler dışında en dikkat çekici yanı, bölge deniz trafiğinde nükleer donanıma sahip gemileri kontrol kapasitesine sahip teknolojinin Vietnam’a aktarılması kadar, bu ülkenin sahil güvenlik alt yapısının geliştirilmesine yönelik yardım öne çıkıyordu. Bu noktada, ‘deniz polisi’ yapısını, ‘sahil güvenlik’e dönüştürülmesi, Vietnam’ın Güney Çin Denizi’ndeki etkinliği kadar iki ülke askeri ilişkilerinde de temel bir adım olduğu düşünülebilir. Hiç kuşku yok ki, askeri işbirliğinde küçük adımlar olarak adlandırılabilecek bu gelişme, uzun yıllardır Vietnam’a uygulanan silah satışı ambargosunun kaldırılmasına matuf bir yönü de var. Güney Çin Denizi’nde son birkaç yıldır giderek ivme kazanan çatışmacı yaklaşımlar dikkate alındığında, ABD’nin deniz güvenliği bağlamındaki bu ‘yatırımının’ ne denli rasyonel bir öngörüye ve zamanlamaya dayandığı anlaşılır.

ABD’nin Asya Yüzyılı projesi çerçevesinde ASEAN ülkeleri arasında Filipinler’den sonra Çin’e karşı denizlerdeki seyir güvenliği bağlamında işbirliğine bu denli yakın bir ülke bulması güçtü. Bunun pratikteki karşılığını ise, Güney Çin Denizi’nin doğu yakasındaki sahillerin Filipinler, batı yakasındaki sahillerin genişçe bir bölümünün de Vietnam’a ait olmasında aramak gerekir. ABD bu yakınlaşmayla, bölgede kurulmakta olan ittifak gücüne Vietnam’ın da katılımını sağlarken, Vietnam’da kadim rakibi Çin’e karşı ABD’ye bir denge unsuru olarak bölge siyasetinde yer veriyor.
Obama’nın ziyaretinde gündeme getireceği ve sadece ekonomi alanıyla da sınırlı kalmayacağı anlaşılan TPPA oluşturuyor. Bu bağlamda, Endonezya gibi ASEAN’in sözde de olsa lideri konumunda ve bir numaralı ekonomisi veya Tayland gibi daha köklü bir geçmişe sahip müttefikini ve de iki numaralı ekonomisi yerine, ekonomik gelişmişliğindeki istikrar, üretken ve dinamik toplum yapısıyla Vietnam’ı dahil etmesi oldukça anlamlıdır.


15 Eylül 2013 Pazar

Vietnam “Trans-Pafisik İşbirliği”nde Rol Alırken / The Role of Vietnam in Trans-Pacific Trade Partnership

Mehmet Özay                                                                                                                     13 Eylül 2013
2 Eylül 1945’de Fransa’dan bağımsızlığını ilân eden Vietnam, özgürlüğü tadabilmek için 1954’e kadar süren 1. Hint-Çini Savaşı’nın sona ermesini beklemek zorunda kaldıysa da, ardından bir on yıl sonra Amerikan işgaliyle bir kez daha bağımsızlığı inkitaya uğradı. Bugün Vietnam, aradan geçen yarım yüzyılı aşkın sürenin sonunda dünyanın önemli ticaret ittifakı içerisinde yer alma yolunda. Hem de dünün işgalci gücünün başını çektiği bir oluşumda. Adına Trans-Pasifik Ticaret İşbirliği (TPTİ) denilen ve on iki ülkeyi kapsayan ticaret anlaşması bu yeni yüzyıl içinde bugüne kadar imzalanan en kapsamlı ticaret anlaşması sayılıyor. Bu anlaşmanın önemi imza atacak ülkelerin küresel ticarette %40’lık payı temsil etmeleri. Ancak hiç kuşku yok ki, TPTİ’nin öncü aktörü Amerika…
Peki Vietnam için bu anlaşma ne ifade ediyor? Öncelikle üyeleri ekonomi politikaları ve siyasi rejimleri birbirinden farklılık arz eden ülkelerden oluşması nedeniyle Vietnam için ilk etapta bir handikap olarak değerlendirilebilir. Aynı kulvarda yarışabileceği ülkelerin varlığı Vietnam’ın çekincesi olabilir. Öyle ki, bu noktada aynı ticaret anlaşmasına konu olan Malezya’da Dr. Mahathir Muhammed Malezya hükümetinin kesinlikle bu anlaşmayı gözden geçirmesini, aksi halde 1997’dekine benzer bir krizle karşı karşıya kalınabileceği uyarısında bulunuyordu. Dr. Mahathir’i şüpheye sevk eden örneğin, Ringgit’in değerinin düşüceği gibi nedenler Vietnam için de geçerli olamaz mı?
Bir süre önce Vietnam Devlet Başkanı’nın Amerika ziyaretine değinmiş ve Washington’daki görüşmelerde eli zayıf olan tarafın ekonomik kalkınmaya muhtaç olması dolayısıyla Vietnam olduğunu vurgulamıştık. Bir başka deyişle, Vietnam’ın talep ettiği ekonomik açılımlara karşılık Amerika, ‘önce insan hakları’ vurgusuyla ilk adımın Vietnam yönetiminden gelmesini doğrudan ifade ediyordu. İnsan hakları konusuyla ilintili diğer konular, sadece Komünist Partisi’nin sesinin çıktığı ülkede muhalefete de bir yer vermek; basın ve ifade özgürlüğü geliyor.
Böylece, Vietnam bu ‘şarta’ evet demedikçe Amerika’nın ilişkilerde arzu edilen süreçleri yavaşlatabileceği ortaya çıkıyordu. Liderlerin görüşlerinin ötesinde, Vietnam halkının ne istediğine bakıldığında ülkedeki siyasi hakimiyetin yegâne sahibi konumundaki komünist partisinin gücü ve halk üzerinde kurduğu egemenlik sahasının genişliği dikkate alındığında Amerika seçeneğini bir ‘çözüm’ olarak görüyorlar. Şayet böyle bir durum varsa, hiç kuşku yok ki, Amerikan yönetimi önce ‘insan hakları satışı’ yapıyor ardından ‘satış reyonunda’ ne varsa onlar boca ediliyor. Bu işin bir de Vietnam’daki karşılığı var...
Öte yandan, TPTİ’nin en azından bugün geldiği noktada, üye ülkelerin ürettikleri metaları Amerikan piyasasına sürebilmelerinin en önemli şartı Amerikan taleplerine evet demek. Nedir bu talepler diye sorulduğunda karşımıza bankacılık, sigortacılık, maliye, telekomünikasyon, eğlence ve farmakoloji gibi alanlar geliyor. Son yirmi yılda ekonomi yöneliminden hareket edecek olursak, Vietnam’ın bu alanlarda reddiye sunabileceği düşünülemez. Batılı ülke -özellikle Japonya’yı da eklemek gerekir- piyasalarının tekstil ve ayakkabı ihtiyacını karşılayan önemli bir üretici ülke olan Vietnam son yirmi yıldır bu işte ne kadar ‘uzman’ olduğunu kanıtladı. Geleneksel bağlamda söylersek, ‘kol gücüne’ dayanan ve düşük ücretli işçiler marifetiyle yürütülen bu imalat sanayiini, özellikle tekstil ve ayakkabı sektörlerini ellerinde tutanın sanılabileceği gibi Vietnam iş çevreleri değil. Batıya bu ürünleri pazarlayan ulusaşırı şirketler veya bunlar adına iş gören aracı şirketler. Dolayısıyla bu çevreler Vietnam’ın tüm toplam ihracatının %20’sine tekabül eden yukarıda zikreliden sektörlerde söz sahibiler. Çin’le kıyaslandığında işçi giderlerinin %30 daha ucuz oluşu, bu ülkeyi -tıpkı bölgedeki benzerleri gibi- üretim alanında birer cazibe merkezi kılıyor. Tam da burada, girişte ileri sürdüğümüz ABD-Vietnam ilişkilerinde ‘öncelikler’ konusu dikkate alındığında TPTİ İşbirliği bir tenakuz olarak ortaya çıkıp çıkmadığı sorulabilir.
Amerikan’ın bu sektörlerde önemli bir pazar oluşturması Vietnam’daki yukarıda zikredilen sektörlerdeki üretimci güçlerin yüzünü güldürmekle kalmıyor, TPTİ’de yer almayan -aralarında Çin’in de olduğu- çevre ülkelerde tekstil ve ayakkabı üretiminin yan kollarında rol alan şirketleri de Vietnam’da doğacak fırsattan istifade etmeye ve Vietnam’da yatırıma sevkediyor. Bu anlamda TPTİ’nin kendi muadilindeki ülkelerle rekabette Vietnam’ı öne geçireceği görüşündeler. Tabii bunun için öncelikle TPTİ’nin yürürlüğe girmesi gerekiyor. Burada dikkat çeken husus, Amerika’nın uyguladığı kimi ticaret vergilerinin TPTİ’ne diğer üye ülkeler gibi Vietnam içinde bir avantaja dönüşecek olması.
TPTİ bağlamında gelişme potansiyeli sergileyen Amerika-Vietnam ticaret ilişkisinin kazandıracağı siyasi getiriler de söz konusu. Öyle ya, Çin bu işbirliğinin dışında tutulduğuna göre, bölgede Vietnam’ın gelişmesinden ve bu gelişmenin Amerika’nın bölgede nüfuz kurma çabalarına katkısı olacağı düşünülebilir.
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=274268

18 Temmuz 2013 Perşembe

Vietnam'dan Amerika’ya Özel Bir Ziyaret / A Special Visit From Vietnam to the US

Mehmet Özay                                                                                                      18 Temmuz 2013
Vietnam Devlet Başkanı Truong Tan Sang 25 Temmuz’da Washington’a resmi ziyarette bulunacak. Bu ziyaret 2007 yılında dönemin Devlet Başkanı Nguyen Minh Triet’in G. W. Bush’la görüşmesinden sonra iki ülke arasında üst düzeyde gerçekleştirilecek ilk önemli girişim. Ziyaretin her iki ülke içinde önemine kuşku yok. Ancak aşağıda detaylı bir şekilde ele alınacağı üzere bu önemin Vietnam için boyutu çok daha kayda değer. Bu bağlamda bu girişimin, son dönemde bölgedeki gelişmelere paralel olarak Vietnam yönetiminin yeni açılımlar konusundaki isteğinin dışa vurumu olarak da yorumlanabilir. Ziyaret öncesinde Vietnam’da neler olup bittiğine genel itibarıyla bakmakta fayda var.

Günümüzde Amerika-Çin eksenine oturan hegemonya yarışı bağlamında bu iki gücün nüfuzlarını giderek yeniden Vietnam üzerinde daha fazla hissettirmesi söz konusu. Tarihte bu iki güce karşı, bir anlamda topraklarını ve kültürel aidiyetini koruma mücadelesi verirken, bugün bu iki gücün stratejik çıkarları doğrultusunda tüm bölgeyi içine alan çıkar çatışmalarında Vietnam’ın bir mücadele alanı olduğu görülüyor. Bununla birlikte, Vietnam’ın duruşunu pasif bir konuma indirgeyerek okumaktan  ziyade, gelişmeler karşısında ülkenin kendi siyasi varlığını korumaya endeksli bir yaklaşım içerisinde olduğu düşünülebilir.
Bir yanda sınır komşusu ve ortak bir siyasi yönetimi paylaştığı Çin, öte yandan 1960’ların ikinci yarısında topraklarına nüfuz etmiş bir Amerika bulunuyor. Bunun bir yandan teritoryal, öte yandan ekonomik boyutları var hiç kuşkusuz ki. Teritoryal boyutlardan kastedilen, elbette ki Güney Çin Denizi’nde yaşanan Adalar ve kıta sahanlığı sorunu. Çin yönetiminden bir süredir sadır olan demeçler ve Çinli balıkçı teknelerinin ve de akabinde güvenlik birimlerinin Adalar çevresindeki bazı ‘somut girişimleri’ uzun süredir soğumaya bırakılmış bu sorunu yeniden aktive etme anlamı taşıyor.
Bu iki gücün Vietnam’da ne türden karşılığı olduğunu görmek için ekonomi alanından da bir örnek verelim. İlk etapta söylenmesi gereken, Vietnam’ın bölge ülkeleri arasında ekonomisi büyük ölçüde Çin’e bağımlı ilk ülke konumunda olduğu gerçeğidir. Çin’in istediği zaman ‘ezme’ gücüne sahip olduğu bu ekonomik ilişkiye karşılık, Vietnam’ı -tarihin bir çelişkisi de olsa- kurtuluş alanı olarak Amerika ile yakınlaşmaya itiyor. Örneğin, geçen yılki ekonomik etkileşim de bunu rakamlarla ortaya koyuyor zaten. Vietnam’ın Çin’le ticari ilişkisi 15,5 milyar Dolar açık verirken, Amerika ile ticaretinde benzer rakamla artı verdiği görülüyor. Çin’in giderek bölgede kendini hissettiren siyasi gücünün de eklenmesiyle Vietnam yönetimini bir tür Çin sendromuna sevk eden durum alt edilmeyi bekliyor. Bunun çıkış yolu da -bir başka alternatif olmadığına göre- Amerika ile günün modası ‘stratejik ortaklık’ anlaşması imzalamak. Bu noktada, önümüzdeki hafta Vietnam Devlet Başkanı’nın görüşmelerde gündeme getireceği en önemli konu bu olacak. Bu yöndeki niyet, 2008’de Çinle imzalanan benzer bir anlaşmayı -ki Güney Çin Denizi’ndeki problem nedeniyle pek de hayata geçirildiği söylenemez- dengelemeye yönelik olduğu düşünülebilir.

Bu durum, hiç kuşkusuz Vietnam yönetiminde ve de halkında bir tür şaşkınlığa yol açmıyor değil. Bu şaşkınlık iki vechelidir: İlki, bin yıla varan Çin hakimiyetine rağmen, asimilasyon politikalarına boyun eğmemekle gurur duyan ve Vietnamlılık aidiyetini sürdürebilmeyi başarmış olan ülke olması. İkincisi ise, dünyanın ‘iki kutuplu’ yapılaşmanın vuku bulduğu tarihi dönemde gücünü Vietnam üzerinde sınamayı deneyen Amerika karşısında ise neredeyse bir tarih yazdığı ileri sürülebilecek bir Vietnam halkının varlığı. Bugün kimi gözlemcilerin ifadesiyle, Vietnamlılar bu iki ‘şeytan’ın ülkelerinin siyasi ve de ekonomik geleceğini belirlemesinden kurtulabilmiş değil.
Tam da bu noktada, bir üçüncü yol olarak Vietnam’ın bölgede kendisine destek bulabileceği kaç ülke var diye sorulduğunda akla kapı komşusu Laos ve Kamboçya’dan başka ülke gelmiyor. Zaten bu ülkelerin de siyasi ve ekonomik güç olarak esamesinin okunmadığı ortada. Öte yandan, üyesi olduğu ASEAN’da başka hangi ülke veya ülkeler Vietnam’a arka çıkacak ideolojik, kültürel ve dini bir benzerliğe sahip sorusunun cevabını da bulamıyoruz.

Bu çerçevede, Vietnam yönetimi Çin gücüne alternatif olarak Amerika ile yakınlaşma isteğinde olduğu izlenimi veriyor. Bunun en son somut örneklerinden biri Vietnam Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakan Yardımcısı Do Ba Ty’ın Haziran ayı sonlarında Amerika’da Pentagon’a yaptığı ziyaretti. Bu ziyaret, Vietnam Savaşı sonrası Amerika-Vietnam askeri ilişkileri bağlamında bir zirve kabul ediliyor. Generaller zirvesinde konunun hiç kuşkusuz yukarıda dile getirdiğimiz Güney Çin Denizi’ndeki problemle yakından ilintili. Bu noktada Amerikan yönetiminin geçen yıl ilân ettiği ‘Asya-Pasifik bölgesini yeniden dizayn’ projesinin bir uzantısı olarak Vietnam’ı Çin gücüne karşı askeri anlamda da güvenceye alma konusunda bir çıkarımda bulunmak mümkün.
Ancak Amerikan’ın tıpkı benzerlerinde olduğu gibi Vietnam’ın siyasi ve ekonomik yardım/işbirliği taleplerine yeşil ışık yakmanın ilk ve temel aracı olarak -benzer ülkelerde ileri sürdüğü üzere- insan hakları ve demokratikleşme konularını masaya yatırdığı malum. Tam da bu noktada,  Amerikan yönetiminin bu iki olguyu ortaya atmasında gerçekten Vietnam halkının varlığına yönelik bir tehditten mi yola çıkıyor sorusunu sormalıyız. Yoksa insan hakları ve demokrasinin yabancı yatırımlarla ülkeyi saracak tüketim kültürünün önünü açacak bir ‘ilk müdahale alanı’ olmasın sakın?

ABD’nin Soğuk Savaş döneminde kanlı rakipleri olan ülkelere girişine dair en önemli göstergelerden biri olmuş ulusaşırı şirketlerin varlığıdır. Bu anlamda, Vietnam’da neler olup bittiğine bakıldığında karşımıza benzer bir sürecin çıktığı görülür. Örneğin, Starbucks, Subway, Pizza Hut gibi kafe ve restoranlar zincirinin yeni halkaları yakın geçmişte Vietnam’a çıkarma yapmıştı. Birkaç gün önce gerçekleşen imza töreninin ardından Vietnam Başbakanı’nın oğlu McDonalds’ın Vietnam şubelerini açma imtiyazını elde etti. Aslında bu gelişmenin değişik alanları içine alan farklı vecheleri olduğu görülüyor. Ancak biz bunlardan sadece birkaçına değinelim. İlki, Amerikan yönetiminin Vietnam gibi modern Amerika tarihinde unutulmayacak bir yer edinmiş bir ülkeye 21. yüzyıl şartlarında yeniden müdahale etmenin yolunu bulduğunu gösteriyor. İkincisi ise, Vietnam yönetiminin  Amerika’nın siyasi baskıları karşısında verebileceği olumlu karşılıklar karşısında siyasi elit ve çevresinin ne gibi maddi kıymetlerle mücehhez kılınacağına da örneklik teşkil ediyor.
Sadece Amerikan kültürünün değil, siyasi yaklaşımının da bir ürünü olduğunun göstergesi olarak McDonalds 38 yıl sonra bir Amerikan hattı olarak Başkent Ho Chi Minh’de (Saygon) ilk şubesini açıyor. Bu ‘ticari yatırımların’ Vietnam halkı için ne gibi anlamı olabilir? Amerikan ‘aura’sını derinden yansıtan bu yeme-içme kültür merkezleri, Vietnam gençliği için sosyalizm yönetimi altında maruz kaldıkları psikolojik baskıdan kurtulmanın bir aracı telâkki edilebilir. Bir nesil öncesinin, yani ebeveynlerinin Amerika’ya karşı verdikleri mücadelinin ardından bugünkü neslin nasıl bir donanıma sahip olduklarını ortaya koyması bakımından önemli. Kimi zaman, örneğin Myanmar konusunda dile getirdiğimiz üzere, şayet Amerika bir ülkede siyasi ve toplumsal değişime yönelik bir niyet taşır veya gereği duyarsa ‘tüm kurumlarıyla gelir’ kuralını Vietnam’da da görüyoruz. Yeme-içme gibi sıradanmış gibi algılanabilecek bir gündelik edimin, ideolojik boyutları olmadığı iddia edilemez. Aksine, özellikle Amerika söz konusu olduğunda Amerikan kökenli şirketlerin varlığı tüm kültürel yönetim mekanizmaları ile sadece açlık ve susuzluğu gidermiyor, bundan çok daha ötesi kalıcı bir ‘bilinç edimi’ne hazırlık sağlıyor. Bu meyanda olmak üzere, Vietnam gençliğinin yeni zamanların Amerikan’ın ‘soft’ kültürel savaş stratejilerine ne kadar hazırlıklı olup olmadıkları sorgulanabilir.  

Tabii, gençlerin Batı’ya yani Amerikaya dönük bir eğilim içine girmelerinde ellerini güçlendiren unsur ise, ülkedeki sosyalist ideolojiye bağlanmış elit yönetici tabakanın halkın önemli bir bölümüne sürdürülebilir bir sosyo-ekonomik yaşam sunamaması kadar, farklı açılımları olan bir sosyo-siyasi toplum imkânı açmamış/tanımamış olmasında yatıyor. Örneğin ülkenin ana üretim odağını oluşturmasına rağmen, tarım kesiminin ve son yıllarda %7’leri gören büyüme hızında ortaya çıkan görece kalkınmacı ekonomi hamlelerine karşılık tüketim fiyatlarındaki artış nedeniyle işçi sınıfının da  derinden maruz kaldığı mağduriyetler sosyalist ekonomi politikaları güttüğünü söyleyen bir yönetimin karşı karşıya kaldığı açmazlar arasında. Kimi gözlemcilerin ifade ettiği üzere, 1980’lerde gündeme getirilen ‘piyasa yönelimli sosyalist ekonomi’ reformunu destekleyecek siyasi açılımların gerçekleştirilmemiş olması geniş kesimler ile yönetim arasında sadece ekonomik değil, sosyo-politik yarıkların oluşmasında başat rol oynuyor.
Bir yanda Çin ve Amerikan'ın bölgedeki çıkarları, öte yanda Vietnam halkının yaşamına pozitif katkıları tartışmalı kendine has sosyalist ekonomi-politikaları önümüzdeki hafta gerçekleşecek Devlet Başkanları zirvesinin ana konuları olacak. Bugüne değin Vietnam Savaşı üzerinden halk kitleleri üzerinde manipülatif bir yapılaşma sergilemiş olan hükümetin önümüzdeki süreçte bir takım açılımları gündeme getireceğine kesin gözüyle bakılabilir. Ancak sorun, bu talepleri halk istediği için mi, yoksa Amerika'nın kendi oryantasyonuna matuf taleplerine karşılık ülke yönetiminde siyasi gücü elinde tutan çevrelerin idamesinin devamı şeklinde mi olacağında kilitleniyor.

http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=267736

18 Aralık 2011 Pazar

Vietnam'a bir bakış


Mehmet Özay –Malezya
21.02.2011


Vietnam, Türk kamuoyunda ABD'nin Soğuk Savaş döneminde kurguladığı ve bir anlamda 'soğuk duş' almasına neden olan savaşla girdiğini söyleyebiliriz. En son gelişme ise, ne kadar takip edildiği şüpheli de olsa, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun geçen yıl 23 Temmuz'da başkent Hanoi'de yapılan ASEAN toplantısına katılması oldu.
Güneydoğu Asya'nın sosyalist yönetim biçiminin benimsendiği Vietnam, liberal ekonomik açılımları ve Çin'den aldığı destek ile özellikle son on yıl içerisindeki ekonomik kalkınma ile birlikte önemli sosyal dönüşümlerin yaşandığı bir ülke görünümünde. Güneydoğu Asya ülkelerinin ekonomik gelişim trendinde önemli bir yeri olan , son on yılı ortalama %7'lik büyüme ile kapatan ve 90 milyona yaklaşan nüfusuyla Vietnam gelişme sancılarından arî değil. Beş yılda bir yapılan ve sonuncusu geçenlerde gerçekleştirilen komünist parti politbüro toplantısı, ülkenin bugüne kadarki rotasından çıkmayacağını garanti ediyor.
Konfüçyüscü değerler silsilesinin etkisi altında kalan Vietnam, zengin çeltik tarlalarının varlığı ile kendine yeter bir coğrafyayı temsil ederken, tarihsel olarak Çin yönetimi ile uzun bir geçmişe dayanan ilişkilere sahip. Doğu Hindistan ve Güney Çin'in kültürel etkisi altında kalan ve bu bağlamda Indo-Çin olarak adlandırılan coğrafyadaki varlığı ile daha çok sosyo-dini gelenekleri Çin kökenli olması ile dikkat çekiyor. ABD'nin dünya hakimiyeti öncesinde, yani emperyal Avrupa olgusunun ortaya çıktığı sömürge döneminde İngilizlerden ve Hollandalılardan geri kalan, bir anlamda Çin ile Malay toprakları arasındaki "tampon" bölge olan Vietnam Fransızların payına düşmüştü. Vietnam'ın, Güneydoğu Asya tarihindeki modern yerini alması ise kuzey ve güneyin birleşmesi sonunda oldu.
1980'li yıllarda başlayan ekonomik kalkınmanın aktörlerinden biri Vietnam halkıdır. Çalışkan olarak bilinen Vietnam halkı, II. Dünya Savaşı sonrasında gerek Kuzey-Güney Savaşı gerekse Kamboçya Savaşı ve iki dönem yaşanan kıtlıkların ardından "kendine gelmesini" bir anlamda başardı. Yönetim, sosyalist temelli piyasa ekonomisi ile dış yatırımcıları ülkeye çekerken, tarım ve özellikle endüstri sektöründeki açılımları ile bölge ülkeleri arasında söz sahibi oldu. Geçen on yıllık süre zarfında gösterilen istikrarlı kalkınma ülkenin "Asya kaplanları" arasına katılmaya aday olduğunu ortaya koyuyor. Elbette bu süreçler siyasi açılımı getirmese de, neo-liberal ekonomik açılımlardan bir anlamda eklektik yaklaşımın sonucu olarak değişime konu oluyor. Örneğin, bir zamanlar sosyalist devletin "toprak ağalarından" alıp köylülere dağıttığı tarım arazileri, günümüzün endüstri temelli ekonomik kalkınmasının bir gereği olarak, gene aynı devlet eliyle bu sefer endüstriyel yatırımcılara tahsis ediliyor. Sosyalist ideolojinin vazgeçilmez ilkesi olan eşitlik ise "rahmet okutacak" düzeyde. Devlet eliyle yön verilen kapitalistleşme, milli gelirde artışa yol açarken -kişi başı milli gelir 1200 US Dolar civarındadır-, zengin fakir arasındaki fark "uçurum" kelimesini hak edecek boyutlara varıyor. Devlet teşekküllerinin küresel rekabet karşısındaki "dayanıksızlığına" çare olarak özel sektörü destekleyen, bu anlamda neo-liberal piyasa ekonomi politikalarını destekleyen sosyalist devlet, iş demokrasiye geldiğinde kırmızı çizgilerini "kalınca" çekmekten geri kalmıyor. Bu anlamda ülke muhalefetine göz açtırmama konusunda, başta medya olmak üzere eldeki tüm imkânlar seferber ediliyor. Komünist Parti önde gelenlerinden biri, özellikle Batılı ülkelerin Vietnam'da çok partili demokrasiye geçilmesi taleplerine verdiği karşılık ise oldukça manidar. Ülkede 1946 yılında yapılan ilk seçimlerin çok partili katılımla yapıldığı, ancak Fransızların post-war döneminde yeniden işgal niyetiyle Vietnam'ı işgale geldiğinde karşı çıkan tek grubun komünist partisi olduğu belirtiliyor. Bu argüman bağlamında bugünkü Komünist Partisi'nin varlığına dayanak teşkil ettirildiği aşikâr.
Bu çerçevede, ülkenin ekonomik kalkınma sürecine eşlik etmesi beklenen sivil özgürlükler konusunun çok partili demokrasi yerine, mevcut tek partinin nasıl olur da biraz daha "demokratikleştirilebilirliğine" terk edilmiş gözüküyor. Bunun aracı ise, komünist parti kadrolarına "sızma" olasılığı yüksek yeni yükselen iş adamları kesimi. Ortadoğu temelli "halk ayaklanmalarının" dayanağı olarak gösterilen alternatif iletişim kanallarının dünya siyasi literatürüne girmeye başladığı günümüzde Güneydoğu Asya'da Vietnam gibi hâlâ etkisinin hissedildiği baskı rejimlerinin nasıl bir "titreşim" geçireceğini zamanla göstereceğiz. Bu süreçte kimi gözlemciler ülkede değişimi sağlayacak ana faktörlerden birinin, geçmişi Soğuk Savaş dönemine dayanan mevcut yönetim kadrolarının yerini, batılı eğitim almış dönüşüme açık neslinin almasına bağlıyorlar. Bu görüşü ortaya atmakta haksız da sayılmazlar. Dünya genelinde daha sömürge dönemlerinden başlayarak işin "eğitim ayağının" önemini kavramış olan Batılı siyasi elitler, yeni kadroları "raya oturtmakta" mahir olduklarını pek çok ülkede kanıtladılar ve kanıtlamaya devam ediyorlar.
Siyasi ve kültürel ilişkileri bağlamında Çin'e yakınlığı ile diğer Güneydoğu Asya ülkelerinden ayrılan Vietnam'ın ekonomik boyutta da Çin'le doğrudan bağlantısı bulunuyor. Kimileri bu ilişkiden rahatsızlık duysa da coğrafi konum ve tarihi gerçeklik söz konusu bu ilişkisi bir anlamda zorunlu ve hatta alternatifsiz kıldığını söylemek bile mümkün. Bu ilişkinden farklı bir bağın ortaya çıkması ise kimi uzmanlarca ancak "ütopya" olarak görülüyor. Öyle ki, özellikle son dönemde Çin'in ABD'ye 'kafa tutan' ekonomik açılımının cazibesi Hindistan ve Endonezya gibi Asya'nın önemli ekonomilerini ile etkisi altına almışken, Vietnam gibi yanı başındaki bir ülkenin bu etkileşimden uzak durması bir anlamda işin doğasına aykırı. Bunun pratikteki yansımasını ise, tarihin erken dönemlerinden başlayarak, sömürge döneminde Batılılarca devam ettirilen ve modern dönemde kalkınma merkezli "devlet operasyonunun" önemli icra bölgesi olan Güney Çin Denizi'ne açılan sahil şeridindeki gelişmeler oluşturuyor. Günümüzde Vietnam'daki dış yatırımcıların gözde merkezi olan söz konusu sahil şeridinde yatırımların yüzde seksini de Çin kökenli şirketlere ait. Vietnam'ın bir anlamda Çin varlığından ötürü "maruz kaldığı" bu ekonomik bağımlılık, ülkenin ekonomik geleceği için bir avantaj olarak da okunabilir. Yani, dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip bir ülkenin yanı başında olmak biraz da lüks gibi gözüküyor.
Bu yazıda Vietnam'da yaşayan azınlıkta olsa ümmet için önem arz eden Müslümanlara değinme fırsatı bulamadık. Ancak bu konuyu hasseten özel bir yazıya konu edeceğimizi belirtelim.