Mehmet Özay 04.09.2026
İzlanda halkı, Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda ret kararı verdi...
Son dönemde,
küresel jeopolitik gelişmelerin belirleyiciliğini hisseden ülkelerin başında
gelen, Avrupa’nın kuzey ucundaki ada ülkesi İzlanda’da halk güvenlik mi, yerel
olgular mı çatışmasında kararını ikincisinden yana verdi.
Geçtiğimiz
Cumartesi günü yani 29 Ağustos’da yapılan referandum, AB’ye katılmamayı
isteyenlerin, Birliğe katılmayı isteyenlerden yüzde 5.6 fazla olması, Ada
halkının AB ile görüşmelere yeniden başlama konusunda isteksiz olduğunu ortaya
koyuyor.
Ada’da
referandum kararında, balıkçı ve tarım sektöründe yer alan kitlelerin
belirleyici olduğu yönündeki yorumlar, yerelliğin küresel jeo-politik olgu ve
tartışmaların önünde olduğunu gösteriyor.
Özellikle,
denizcilik ve balıkçılık ile özdeşleşen Ada toplumu ve ekonomisinin AB'nin
balıkçılık alanındaki sınırlandırıcı politikalarına ‘hayır’ olarak da
değerlendirmek mümkün.
Küresel
baskı
Dünya
denizleri ve adalar olgusunun bir kez daha küresel sistemin gündemine girdiğine
tanık olduğumuzu gösteren önemli gelişmelerden biri, İzlanda’nın bir yandan
ABD, öte yandan Rusya tarafından siyasi ve daha çok güvenlik merceği altında
ele alınmasında ortaya çıkıyor.
Bu durum,
referandum sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından, İzlanda Başbakanı
Kristrún Fróstdóttir ile Dışişleri Bakanı Þórdís Geirþúns Gunnarsdóttir’in
yaptıkları açıklamalarda da belirgin bir şekilde yer alıyordu.
Özellikle, Başbakan
Fróstdóttir referandum kampanyası sürecinin, Ada’nın küresel jeopolitik
konumunu öne çıkarttığını dile getiriyordu.
Demokrasi
pratiği
Benzeri gelişmelerde
olduğu gibi “az bir farkla” belirlenen kararın, Ada ülkesinde ‘kutuplaşma’
olarak yorumlanmasına elverecek bir ifadeyi içinde barındırıyor.
Bununla
birlikte, aynı yaklaşımın ‘demokratik toplum ve uygulamaları’ bağlamına da
rahatlıkla oturtulabileceğini söylemek mümkün görünüyor.
Bunu
destekleyen -en azından görünürde- birkaç husus var.
İlki,
referanduma Ada halkının yüzde 82.5’inin iştirak etmesidir...
Bu husus, hiç
kuşku yok ki, Dışişleri Bakanı Porgerdur Katrin Gunnarsdottir’in gündemindeydi.
Ve bakan, katılım oranına vurgu yaparak, Ada halkının uluslararası gelişmelere
ilgisindeki artışa dikkat çekti.
İkincisi ise, Başbakan
Kristrún Frostadóttir’in referandumun sonuçlarının ilân edilmesinin ardından
yaptığı açıklamadır.
Öyle ki, Başbakan
Fostadottir’in açıklamasında siyasi olgunluğunu, ada toplumunda demokratik
değerlere olan inancını ve pratiğini ortaya koyması dikkat çekiyordu.
Başbakanın,
önce kazanan tarafı değil, kaybedenleri işaret ederek, “Ada halkının AB
görüşmelerinden yana olan seçmenlere saygı göstermeleri” yönündeki ifadesi
kadar, görev süresi içinde referandum sonucuna saygı göstereceğini ifade eden
yaklaşımı gayet önemliydi.
Başbakan’ın bu
yaklaşımında kendisinin de, AB yanlısı görüşü desteklemesinin payı olduğunu
unutmamak gerekiyor.
Yinelenen
karar (mı?)
Aslında yapılan
bu referandum, 2009 yılından bu yana, İzlanda-AB ilişkileri sürecinin bir tür
tekrarı hükmünde.
Yani, 2008
yılı küresel ekonomi krizi sonrasında başlayan AB’ye dahil olma -veya olmama-
süreci, Rusya ve ABD’nin küresel güvenliği sadece söylemleriyle değil, siyasi
pratikleriyle ne denli belirlenebileceğini ortaya koyuyor.
AB ile ilgili
sürecin sadece, 27 üyeli Avrupa Birliği’ne ve de dolayısıyla, tüm değerlerine
katılımın yanı sıra, yaşanan küresel belirsizlikler ve çatışmacı uluslararası
ilişkiler boyutu Ada’nın güvenliğinin öne çıkartılmasını sağladı.
Bununla
birlikte, yine tıpkı benzeri küçük ülkelerde gözlemlendiği üzere, AB üyeliği
süreçlerinde belirleyici kıstaslardan biri, “yerlilik” ve bu anlamda, “yerli
ekonomi” olguları öne çıkıyor.
Ada
politikasında öne çıkan siyasi görüşlerden ve de AB ile ilişkili sürece olumsuz
bakan ve ‘şüpheciler’ olarak adlandırılan çevrelerin argümanı, “zaten AB
ticaret yasalarının yüzde 75’ine yakınını uyguluyoruz” olmasıydı.
Yaklaşık dört
yüz bin nüfuslu Ada’da halkın önemli bir bölümünün geçim kaynağı olan
balıkçılık ve tarım oluşturması bu iki sektörün varlığını AB sürecinde öne
çıktığını ortaya koyuyor.
Zaten,
Cumartesi günü yapılan referandumda, gözlemcilerin dile getirdiği üzere, bu
faktörün öne çıkmasına pek de şaşırmamak gerekiyor.
Ortaya çıkan
sonuç, Ada toplumunda giderek varoluşsal bir hâl alan güvenlik olgusu ile AB
yanlısı görüşlerin siyaset dünyasında kazandığı yer ile halkın ekonomik
varsıllığı arasında bir uçurumun oluşmuş olması.
Belki de bu
uçurum, bugününü düşünen geniş üretici kitleler ile uzun erimli güvenlik
politikalarını öncelleyen ana akım siyasi yaklaşımın ayrışması olarak da
değerlendirilebilir.
