3 Eylül 2026 Perşembe

İzlanda halkından cesur karar / A bold decision from the Icelandic nation

Mehmet Özay                                                                                                                             04.09.2026

İzlanda halkı, Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda ret kararı verdi...

Son dönemde, küresel jeopolitik gelişmelerin belirleyiciliğini hisseden ülkelerin başında gelen, Avrupa’nın kuzey ucundaki ada ülkesi İzlanda’da halk güvenlik mi, yerel olgular mı çatışmasında kararını ikincisinden yana verdi.

Geçtiğimiz Cumartesi günü yani 29 Ağustos’da yapılan referandum, AB’ye katılmamayı isteyenlerin, Birliğe katılmayı isteyenlerden yüzde 5.6 fazla olması, Ada halkının AB ile görüşmelere yeniden başlama konusunda isteksiz olduğunu ortaya koyuyor.

Ada’da referandum kararında, balıkçı ve tarım sektöründe yer alan kitlelerin belirleyici olduğu yönündeki yorumlar, yerelliğin küresel jeo-politik olgu ve tartışmaların önünde olduğunu gösteriyor.

Özellikle, denizcilik ve balıkçılık ile özdeşleşen Ada toplumu ve ekonomisinin AB'nin balıkçılık alanındaki sınırlandırıcı politikalarına ‘hayır’ olarak da değerlendirmek mümkün.

Küresel baskı

Dünya denizleri ve adalar olgusunun bir kez daha küresel sistemin gündemine girdiğine tanık olduğumuzu gösteren önemli gelişmelerden biri, İzlanda’nın bir yandan ABD, öte yandan Rusya tarafından siyasi ve daha çok güvenlik merceği altında ele alınmasında ortaya çıkıyor.

Bu durum, referandum sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından, İzlanda Başbakanı Kristrún Fróstdóttir ile Dışişleri Bakanı Þórdís Geirþúns Gunnarsdóttir’in yaptıkları açıklamalarda da belirgin bir şekilde yer alıyordu.

Özellikle, Başbakan Fróstdóttir referandum kampanyası sürecinin, Ada’nın küresel jeopolitik konumunu öne çıkarttığını dile getiriyordu.

Demokrasi pratiği

Benzeri gelişmelerde olduğu gibi “az bir farkla” belirlenen kararın, Ada ülkesinde ‘kutuplaşma’ olarak yorumlanmasına elverecek bir ifadeyi içinde barındırıyor.

Bununla birlikte, aynı yaklaşımın ‘demokratik toplum ve uygulamaları’ bağlamına da rahatlıkla oturtulabileceğini söylemek mümkün görünüyor.

Bunu destekleyen -en azından görünürde- birkaç husus var.

İlki, referanduma Ada halkının yüzde 82.5’inin iştirak etmesidir...

Bu husus, hiç kuşku yok ki, Dışişleri Bakanı Porgerdur Katrin Gunnarsdottir’in gündemindeydi. Ve bakan, katılım oranına vurgu yaparak, Ada halkının uluslararası gelişmelere ilgisindeki artışa dikkat çekti.

İkincisi ise, Başbakan Kristrún Frostadóttir’in referandumun sonuçlarının ilân edilmesinin ardından yaptığı açıklamadır.

Öyle ki, Başbakan Fostadottir’in açıklamasında siyasi olgunluğunu, ada toplumunda demokratik değerlere olan inancını ve pratiğini ortaya koyması dikkat çekiyordu.

Başbakanın, önce kazanan tarafı değil, kaybedenleri işaret ederek, “Ada halkının AB görüşmelerinden yana olan seçmenlere saygı göstermeleri” yönündeki ifadesi kadar, görev süresi içinde referandum sonucuna saygı göstereceğini ifade eden yaklaşımı gayet önemliydi.

Başbakan’ın bu yaklaşımında kendisinin de, AB yanlısı görüşü desteklemesinin payı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Yinelenen karar (mı?)

Aslında yapılan bu referandum, 2009 yılından bu yana, İzlanda-AB ilişkileri sürecinin bir tür tekrarı hükmünde.

Yani, 2008 yılı küresel ekonomi krizi sonrasında başlayan AB’ye dahil olma -veya olmama- süreci, Rusya ve ABD’nin küresel güvenliği sadece söylemleriyle değil, siyasi pratikleriyle ne denli belirlenebileceğini ortaya koyuyor. 

AB ile ilgili sürecin sadece, 27 üyeli Avrupa Birliği’ne ve de dolayısıyla, tüm değerlerine katılımın yanı sıra, yaşanan küresel belirsizlikler ve çatışmacı uluslararası ilişkiler boyutu Ada’nın güvenliğinin öne çıkartılmasını sağladı.

Bununla birlikte, yine tıpkı benzeri küçük ülkelerde gözlemlendiği üzere, AB üyeliği süreçlerinde belirleyici kıstaslardan biri, “yerlilik” ve bu anlamda, “yerli ekonomi” olguları öne çıkıyor.

Ada politikasında öne çıkan siyasi görüşlerden ve de AB ile ilişkili sürece olumsuz bakan ve ‘şüpheciler’ olarak adlandırılan çevrelerin argümanı, “zaten AB ticaret yasalarının yüzde 75’ine yakınını uyguluyoruz” olmasıydı.

Yaklaşık dört yüz bin nüfuslu Ada’da halkın önemli bir bölümünün geçim kaynağı olan balıkçılık ve tarım oluşturması bu iki sektörün varlığını AB sürecinde öne çıktığını ortaya koyuyor.

Zaten, Cumartesi günü yapılan referandumda, gözlemcilerin dile getirdiği üzere, bu faktörün öne çıkmasına pek de şaşırmamak gerekiyor.

Ortaya çıkan sonuç, Ada toplumunda giderek varoluşsal bir hâl alan güvenlik olgusu ile AB yanlısı görüşlerin siyaset dünyasında kazandığı yer ile halkın ekonomik varsıllığı arasında bir uçurumun oluşmuş olması.

Belki de bu uçurum, bugününü düşünen geniş üretici kitleler ile uzun erimli güvenlik politikalarını öncelleyen ana akım siyasi yaklaşımın ayrışması olarak da değerlendirilebilir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/izlanda-halkindan-cesur-karar-a-bold-decision-from-the-icelandic-nation/