Bangsamoro (Filipinler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bangsamoro (Filipinler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2025 Cumartesi

Bangsamoro’da seçim süreci… / Election process in Bangsamoro…

Mehmet Özay                                                                                                                            03.01.2025

Bangsamoro halkı, Mayıs ayında yapılacak olan yerel parlamento seçimlerine hazırlanıyor.

Filipinler’in güneyinde Mindanao’nun belirli bölgelerini kapsayan, Bangsamoro barış anlaşması’nın nihai sonucu kabul edilen, Moro Halkı’nın otonom yönetime geçişe aylar kaldı.

2014 yılı Mart ayında, Moro İslami Kurtulu Cephesi (Moro Islamic Liberation Front-MILF) ile Filipinler merkezi yönetimi arasında imzalanan kapsamlı barış anlaşması (Comprehensive Agreement on the Bangsomoro) ve 26 Şubat 2019 bu yana uygulanan Bangsamoro Geçiş Yönetimi’nin (Bangsamoro Transition Authority-BTA) ardından, şimdi sıra yerel parlamento seçimlerinde...

8 parti

Mayıs ayında yapılacak seçimler için, Bangsamoro Seçim Komisyonu, geçtiğimiz Ekim ayından bu yana seçim hazırlıklarını sürdürüyor.

Seçimlere 8 partinin katılması bekleniyor.

MILF, gelişmekte olan siyasi hayata adapte olurken, seçimlere, “Birleşik Bangsamoro Adalet Partisi” (United Bangsamoro Justice Party-UBJP) adıyla katılacak.

Ancak, UBJP seçimlerde yanlız olmayacak…

Yerel parlamento seçimlerine katılacak partiler şunlar: Bangsamoro Özerk Yönetim Bölgesi Büyük Koalisyonu (BGC), Birleşik Bangsamoro Partisi (al-Ittihad-UKB), İlerici İttifak (Inclusive Services Progressive Alliance-SIAP), İlerici Bangsamoro Partisi (Progressive Bangsamoro Party), Moro Ako, Bangsamoro Partisi (BAPA), Bangsamoro Halk Partisi (BPP), Bangsamoro Halkları Demokratik Partisi (BPDP), Mahardika Partisi.

Bu geniş dağılıma rağmen, bazı ittifak oluşumlarının ortaya konduğu gözlemleniyor. Örneğin,

Bangsamoro Özerk Yönetim Bölgesi Büyük Koalisyonu (BGC) bünyesinde Al-Ittihad, BPP, ve SIAP yer alıyor.

Bunun yanı sıra, bölgede bağımsızlık süreçlerini başlatan isim olarak da bilinen Nur Misuari’ye bağlı gruplar Mahardika Partisi’nde biraraya geliyor.

Bangsamoro seçime nasıl hazırlanıyor?

Seçim sürecinde istikrar ve güvenliğin sağlanması dikkate alındığında, Seçim Komisyonu’nun kamuoyunu bilgilendirme faaliyeti büyük önem taşıdığına kuşku yok.

Bu süreçte, özellikle Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri ve Asya Vakfı gibi uluslararası örgütler kayda değer rol oynuyor.

Seçimlere katılacak parti sayısının fazlalığı, Bangsamoro’da demokratik rekabet anlamına gelmesi kadar, bir tür iç mücadele anlamı da taşıyor.

Bölgede faaliyet gösteren ve bazılarına yukarda değindiğimiz uluslararası örgütler, seçim sürei öncesinde bölge halkını ‘demokratik pratikler’ ve ‘yasal koşullara’ hazırlama görevini üstlenirken, bunun bölge halkı arasında ne tür yansımaları olacağını Mayıs ayında yapılan seçimlerde göreceğiz.

İlgili yapıların bölgedeki seçimlere kadınlar, gençler gibi kategorilerle yumuşak müdahalelerde bulunuyor olmalarını, bölgede yaşanan toplumsal değişimler çerçevesinde değerlendirmek mümkün.

Bununla birlikte, bu yapılaşmaların Bangsamoro Geçiş Parlamentosu’nun hakimiyetinin Mayıs seçimleri sonrasında, ne tür bir devamlılık sağlayacağı ise üzerinde durulması gereken bir konu.

Bu söylemi gündeme getirmemizin nedeni, söz konusu yabancı sivil toplum oluşumlarının belirli partileri ve adayları destekleme konusunda açık çabalarının olması.

Bangsamoro toplumuna ‘demokrasi’ pratiklerini getirme iddiasıyla gönüllü faaliyetlerde bulunan bu yapıların, Bangsamoro siyasal yapılaşmasını yönlendirme, manipüle etme vb. süreçleri tetikleyip tetiklemeyecekleri ise izlenmeye değer bir hususu oluşturuyor.

Güvenlik olgusu

Bölgede hâlâ varlığını sürdüren temel sorunlardan bir diğerini ise, silahlı gruplar oluşturuyor.

Bu grupların, kendi başına hareket eden dağınık grup özellikler göstermek yerine, belirli bölgelerde ‘hanedan’ olarak adlandırılan geniş aile gruplarına bağlı yapılar olarak dikkat çekiyor.

Sadece Mindanao’nun değil, Filipinler’in temel sorunu olarak dikkat çeken bu husus, Mindanaou bölgesinde de geçerli.

Öyle ki, ülke genelinde on bölgeden sekizinde yerel yönetimlerin söz konusu bu yapıların yönetime hakim oldukları düşünüldüğünde ‘demokrasi’ pratikleri bağlamında karşımızda farklı bir olgunun ve sürecin olduğu görülüyor.

Bangsamoro Geçiş Dönemi Parlamentosu lideri Murat İbrahim, benzer bir duruma, yaklaşık bir yıl önce verdiği bir mülâkatta dikkat çekmişti.

Tüm bu açıklamalara bakıldığında, silahların bırakılmasının ardından, savaşçıların silahları iadesi sürecinin, tam anlamıyla hayata geçirildiğini söylemek güç.

Bu durum, sadece, MILF içinde farklı grupların kendi başlarına hareket edebilme olasılığından kaynaklanmıyor.

Yukarıda dikkat çekildiği üzere, belirli toplumsal liderler etrafında örüntülenen sosyal yapının da, temel bir neden oluşturduğu ortada.

Geçiş dönemi – kalıcı barış

2014 yılında imzalanan barış antlaşmasının ardından, 2019-2022 yılları arasında, uygulamaya konulan ‘Bangsamoro Geçiş Dönemi Parlamentosu’ uygulamasıyla, ‘geçiş yönetimi’ tecrübe edildi.

2022’de yapılması beklenen parlamento seçimleri, kovid-19 sürecinde yaşanan sorunlar nedeniyle üç yıl süreyle ertelenmişti.

‘Normalleşme süreci’ olarak da adlandırılan bugüne kadarki süreç, Filipinler merkezi hükümeti, MILF ve ‘Ortak Normalleşme Komitesi’ tarafından yürütülen programlarla ortaya kondu.

Bu sürecin en önemli bölümü ise, hiç kuşku yok ki, silahların bırakılması ve savaşçıların sivil hayata adaptasyonu oluşturdu.

Söz konusu bu gecikmenin ardında, bu yıl yerel parlamento seçimleri gerçekleştirilecek.

Devlet başkanı Junior Marcos’un babası Marcos döneminde yani, 1970’lerde başlayan bağımsızlık mücadelesi, 2000’li yılların başlarında barış görüşmelerine konu oldu.

Filipinler’de, farklı devlet başkanları ve iktidarları döneminlerinde sürdürülmeye çalışılan barış görüşmeleri nihayet, 2014 yılında atılan imzalarla kesinlik kazandı.

2010’lu yıllarda devlet başkanı olan Benigno Aquino döneminin en önemli başarılarından biri olarak tarihe geçen Bangsamoro Barış Anlaşması, Moro Halkı’na başta Mindanao Adası’nın belli bölgeleri ile Sulu ve Palawan adalarında özerk yönetim imkânı tanıyor.

Özellikle, Kovid-19’da yaşanan gecikmelerle sabık devlet başkanı Roberto Duterde döneminde hayata geçirilemeyen parlamento seçimleri, geçiş sürecinin üç yıl daha uzatılmasını gerektirmişti.

Aradan geçen süre zarfında, merkezi yöneimde önemli bir değişiklik yaşanıp Filipinler tarihine ‘diktatör’ lakabıyla geçen Ferdinand Marcos’un oğlu ‘Junior Marcos’ devlet başkanlığına gelmesiyle bazı çevrelerde söz konusu anlaşmanın hayata geçirilmesiyle ilgili kaygıların da ortaya çıkmasına neden oldu.

Bununla irtibatlı olup olmadığı tartışmalı olsa da, bu sürecin bir anlamda gündeme gelmesine tanık olunuyor.

Öyle ki, geçtiğimiz 9 Eylül tarihinde, Ulusal Kongre Yüksek Mahkeme’nin verdiği karara dayanarak, Sulu Adaları’nın Mindanao Özerk Yönetim bölgesinden çıkartıldığını açıkladı.

Karara gerekçe olarak ise, Sulu bölgesinde yapılan referandumda, halkın yüzde 54’nün Mindanao Özerk Yönetim bölgesi içerisinde yer almama yönünde oy kullanmasına dayanıyor.

Mayıs ayında yapılacak yerel seçimlerin ardından, Özerk Yönetim Parlamentosu oluşmasıyla Mindanao Adası’nın belirli bölgelerinde yeni yönetim sürecine başlanacak.

Bu gelişmenin izlenmeye değer ve öğretici olduğuna kuşku yok. Önümüzdeki süreçte gelişmeleri yakından takip edeceğiz…

https://guneydoguasyacalismalari.com/bangsamoroda-secim-sureci-election-process-in-bangsamoro/

4 Temmuz 2022 Pazartesi

Filipinler’de yeni dönem: Genç Marcos iş başında / A new era in the Phillipine: Marcos Jr., the President now at work

Mehmet Özay                                                                                                                            04.07.2022

Ve Filipinler’de 2. Marcos dönemi...

9 Mayıs’ta yapılan başkanlık ve senato seçimlerinde, en yakın rakibinden iki kattan fazla oy alan ‘Bongbong’ lâkaplı, ‘küçük’ Ferdinand Marcos, 30 Haziran Perşembe günü başkent Manila’daki ulusal müze’de gerçekleştirilen törenle yemin ederek resmen başkanlık görevine başladı.

Böylece uzun bir aradan sonra, Marcos ailesinden bir siyasetçi 17. başkan olarak Filipinler siyasetinin zirvesinde yer alıyor.

Marcos’la birlikte seçim yarışına başkan yardımcısı olarak giren Sara Duterte, daha önce ayrı bir törenle başkan yardımcılığı için yemin etmişti.

İktidar ve rehabilitasyon

Filipinler’de başkan ve başkan yardımcılarının siyasi kimliklerine bakıldığında, iktidar değişikliğinin mi yoksa, iktidar konsolidasyonunun mu olduğu konusunun tartışmaya açık olduğu görülüyor.

Buna paralel olarak sorulması gereken bir diğer soru, bazı yayın organlarında dikkat çekildiği üzere, siyasi arenadan neredeyse silinmiş Marcos ailesinin bir tür “rehabilitasyonu” anlamı taşıyan sürecin başlamış olmasıdır.

Oysa ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya olan Filipinlerin, mevcut yasalar ve/ya yeni hayata geçirilecek yasalarla ulusal bir atılım yapması beklentisinin öne çıkması gerekirdi.

Marcos ailesinin rehabilitasyonundan kasıt, 1970’ler ve 80’lerde 21 yıl süreyle ülkeyi yöneten devlet başkanı Ferdinand Marcos’un özelinde ailesinin aklanması anlaşılıyor ise bu durum gayet sorunlu bir sürecin ortaya çıkacağına işaret ediyor.

Öyle ki, baba Marcos hem ASEAN bölgesinde, hem de uluslararası çevrelerde diktatör lakabıyla anılan politikalara imza atmış ve ülkesi terk etmiş bir siyasetçi olarak kabul ediliyor(du).

2. Marcos dönemi

Bu noktada, diktatör lakaplı Ferdinand Marcos’un oğlu küçük Marcos’un uzun yıllar sonra başkanlık koltuğuna oturması, sadece bireysel bir siyasetçi olarak kendisinin başarısı olarak yorumlamak doğru olmaz.

Filipinler siyaseti, bazı ailelerin egemen güçler olarak mücadelesi anlamına geliyor.

Bu noktada, küçük Marcos’un önemli bir seçmen desteğiyle başkanlık koltuğuna oturması, adına diktatör denilerek bir dönem Filipinler siyasetinden uzak tutulan Marcos ailenin, yeniden ulusal siyasette söz sahibi olması anlamı taşıyor.

Bunda da hiç kuşku yok ki, yukarıda dikkat çekildiği üzere Rodrigo ailesi ile kurulan siyasi ittifak önemli bir rol oynuyor.

Her ne kadar, küçük Ferdinand Marcos ulusal siyasette senato üyesi olarak tecrübe sahibi olsa da, başkanlık konusunda nasıl bir performans sergileyeceği merak konusu.

Bunun temel sebebi, seçim kampanyası süresince Marcos’un başkan olması halinde, ulusal ve dış politika konusunda tartışma programlarına katılarak ve/ya medyaya mülakâtlar vererek açıklamalar yapmamış olmasında görmek mümkün.

Bu durum, seçmenin karşısına sadece güçlü ve ulusal birliğe vurgu yapan bir retorik ile çıkıldığını ortaya kokuyor. Ancak, bu ‘ulusal birlik’ retoriği, temelde 36 yıl önce ülkeyi terk etmek zorunda kalan babası Ferdinand Marcos’un siyasi meşruiyetinin yeniden tesisi anlamı taşıyor.

Küçük Marcos bunu başkanlık töreninde yaptığı konuşmada, o döneme ve babasına yaptığı atıflarla ortaya koyması hiç de şaşırtıcı olmadığı gibi, önümüzdeki dönemde bu sürecin devam edeceğinin bir işaretidir.

Böylesi bir çabanın sergilenmesinde, aradan geçen süre zarfında Filipinler’de arzu edilen toplumsal ve ekonomik gelişmeyi sağlayacak sürdürülebilir bir siyasi idare ve iradenin sergilenmemiş olması yatıyor.

Seçmen yanılsaması (mı?)

Bu durum, aynı zamanda geniş seçmen kesimlerinin bu adaya, nasıl ve hangi kasıtla oy verdikleri sorusunu da beraberinde getiriyor.

Tam da bu noktada, aynı sorunun 2016 yılında Duterte’nin başkan seçildiği dönemde de sorulduğunu hatırlatmak mümkün.

Rakiplerinin ardından gelip iktidarı ele geçiren Rodrigo Duterte, bugün küçük Marcos’un başkan seçilmesindeki belki de, mucizevi denilebilecek bir sonucun alınmasında siyasi iktidar gücünü de kullanarak etkili olduğu anlaşılıyor.

Dışardan bir gözlemci olarak gelişmelere bakıldığında, Marcos ailesini, tabiri caizse gözü kara destekleyen bir çevreyle, iktidar gücünü elinde tutan Rodrigo Duterte’nin desteğinin yeniden siyaset sahnesinin en önüne taşıdığı görülüyor.

Yeni bir iktidar mı?

Bu çerçevede, başkanlık koltuğuna Rodrigo Duterte’den sonra Marcos’un oturması, yeni bir iktidar anlamına geldiğini söylemek güç.

Marcos’un başkanlık sürecinde iki temel referansı olacağını söylemek gerekiyor.

Bunlardan ilki, babası Ferdinand Marcos dönemi politikalarını yönelik bir eğilim sergilemesi; ikincisi de, selefi Rodrigo Duterte’nin ulusal ve uluslararası çevrelerde özellikle, uyuşturucu müptelalarına karşı yasa dışı önlem ve tedbirlerdeki tepki çeken politikalarını uygulamaya devam etmesi olacaktır.

Bu anlamda, Marcos-Duterte ilişkisinde hiç kuşku yok ki, Rodrigo Duterte’nin kızı Sara Duterte’nin devlet başkan yardımcılığını kazanmış olması önem kazanıyor.

Davao belediye başkanlığı görevini yürüten Sara Duterte’nin bu önemli siyasi konumu, Filipinler siyasi elitine yeni bir ailenin katılması anlamını taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu noktada, hem Marcos’un hem de Sara’nın başkan ve başkan yardımcısı olarak seçilmesinde, çelişkili kararları ve görüşleriyle sadece ulusal siyasette değil, uluslararası siyasette de zaman zaman yankı uyandıran Rodrido Duterte’nin olduğuna kuşku yok.

Bir başka açıdan bakıldığında, bugün Filipinler siyasetinde ortaya çıkan durumu, siyaset dünyasının köklü ailelerinden Marcos’larla Duterte’lerin siyasi evliliği şeklinde yorumlamak yanlış olmayacaktır.

Bu siyasi evliliğin ürünü olan yeni yönetimin, ülkenin kovid-19 döneminde giderek daha da zayıflayan ekonomisi ve zedelenen toplumsal barışı ne şekilde hâl yoluna koyacağını zaman gösterecek.

Kovid-19 sonrasında tıpkı bölge ülkelerinde gözlemlendiği üzere ekonomide canlanma söz konusu olsa da, yapısal tedbirler, alt yapı eksiklikleri vb. sorunların üstesinden gelinmesi için yenilikçi politikalara ihtiyaç duyulduğuna kuşku yok. İktidarın iki önemli ismi küçük Marcos ve Sara Duterte ikilisinin bu sorunların üstesinden gelip gelemeyeceklerini yakından takip etmekte yarar var.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/07/04/filipinlerde-yeni-donem-genc-marcos-is-basinda-a-new-era-in-the-phillipine-marcos-jr-the-president-now/

16 Haziran 2022 Perşembe

Filipinler’de Bangsamoro’nun kalkınması ve ulusal güvenlik / Economic development of Bangsamoro and natinoal securitiy in the Philippines

Mehmet Özay                                                                                                                            15.06.2022

Filipinler’de genel seçimlerin ardından devlet başkanlığı koltuğuna oturan Küçük Ferdinand Marcos döneminde, Bangsamoro barışının geleceği konusu, ülkenin öncelikli siyasi ve hatta ulusal güvenlik alanlarından birini oluşturuyor.

2010 yılında iktidara gelen ve Bangsamoro barışına giden süreci gayet iyi yönettiği söylenebilecek Benigno Aquino iktidarı böylece ulusal güvenliği sağladığı gibi, bunun doğrudan ve dolaylı yansıması olarak ekonomik kalkınma konusunda da olumlu gelişmelere imza atmıştı.

2016’dan itibaren ülkeyi yöneten Rodrigo Duterte ile Bangsamoro geçiş süreci hazırlığı ve kovid-19’un neden olduğu durgunluk, sonrasında yeni başkan Küçük Marcos’un bu alanda uygulanacak politikaların yapıcı olma dışında bir başka sürece yönelmemesi gerekir.

Geçiş sürecini yönetmek

2014 yılında Moro İslami Kurtuluş Cephesi (Moro Islamic Liberation Front-MILF) ile Filipinler merkezi hükümeti arasında varılan barış antlaşmasıyla, Bangsamoro’ya tanınan özerk yönetim süreci bölge valisi ve 80 kişilik meclis üyesiyle üç yıllık geçiş süreci başlatıldı.

Bununla birlikte, 2022 yılında tamamlanması beklenen geçiş süreci uygulaması, kovid-19 engeli başta olmak üzere çeşitli alanlardaki eksiklikler nedeniyle 2025 yılına kadar ikinci bir dönem uzatılmış durumda.

Söz konusu bu sürecin ülkede iktidarın yeni ismi küçük Ferdinand Marcos’un ilk üç yılına tekabül etmesi geçiş döneminin daha da dikkatli bir şekilde gözlemlenmesini gerektiriyor.

Daha önceki yazılarda da dile getirdiğimiz üzere, 1970’li ve 80’li yıllarda baba Ferdinand Marcos döneminde yaşanan şiddet olaylarının anısı unutulmuş değil.

Ve Küçük Marcos seçim kampanyası döneminde bu geçmişi aklamaya çalışırken, kendisinin önümüzdeki birkaç yılda Bangsamoro konusunda nasıl bir politika izleyeceği merak konusu.

Bangsamoro, bölgesel önem ve kalkınma

Filipinler kadar, Güneydoğu Asya güvenliği için de önemli olan Bangsamoro barışının, sadece özerk yönetim çabasıyla başarı elde etmesini beklemek mümkün değil.

Bunun bazı köklü nedenleri bulunuyor. Örneğin, 1970’lerden 2014 yılına kadar, Bangsamoro toplumunun Filipinler devletinden bağımsızlık ve/ya otonom yönetim talebi nedeniyle, bölgede yüksek ve düşük yoğunluklu olarak zamanla inişli çıkışlı seyir takip eden çatışma evreleri yaşanmıştı.

Kırk yılı aşkın çatışma döneminde Bangsamoro’nun zamanın gerektirdiği insan kaynakları, teknik bilgi ve uzmanlık, finans ve yatırım gibi birbiriyle bağlantılı ve çok yönlü ekonomik ve toplumsal kalkınma unsurlarından geri kaldığı gerçeği aslında bugün kendisini çok daha derin bir şekilde hissettiriyor.

Bu durum, barış geçiş sürecinin yaşandığı içinde bulunduğumuz dönemde, Bangsamoro özerk yönetiminin tek başına altında kalkabileceği bir süreç olmadığını, bölgedeki diğer benzeri gelişmelerle yapılacak karşılaştırmalarla fark etmek ve anlamak mümkün.

Kaldı ki, son dönemde özellikle, 2013’den bu yana giderek artan bir seyirle Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Güney Çin Denizi’nde egemenlik hakkı ve bu yöndeki sivil ve askeri girişimlerinin doğrudan etkisini gösterdiği ülkelerin başında Filipinler geliyor.

Bu çerçevede, Bangsamoro özerk yönetimine konu olan Mindanao Ada’sının belirli bölümleri ile Sulu, Palawan, Tawi Tawi Adaları’nın, Güney Çin Denizi’ne komşu olması bölgedeki gelişmelerin daha özerk yönetim yapısı hayata geçirilmeden uluslararasılaştığını ortaya koyuyor.

Her ne kadar, özerk yönetim antlaşmalarında merkezi hükümet savunma, dış politika, maliye gibi alanlarda söz sahibi olsa da, bölgede yaşanan gelişmelerin özerk yönetime konu olan yerel hükümetler ve geniş halk kesimlerini doğrudan etkileyebilecek ekonomik ve askeri gelişmelere açık olduğu da bir o kadar gerçek.

Uluslararası destek önemli

Bangsamoro özerk yönetiminin, yukarıda dikkat çekilen birbirinden farklı Adalar coğrafyasında gündeme gelmesi, gerek idari yapılanma ve koordinasyonun sağlanmasında, gerekse kalkınma hedefli projelerde işini zorlaştıracak unsurların başında ulaşım ve iletişim konularının geldiğini gösteriyor.

Mindanao Adası merkezli özerk yönetim yapısının diğer adalara ulaşımı sağlayacak çözümler üretmesi hem bölgesel, hem de ulusal ve uluslararası insan hareketliliğini sağlayacak şekilde plânlamalar yapılmasını gerekli kılıyor.

Bunun içinde, özellikle deniz ve hava limanlarının inşası ve var olanlarının geliştirilmesi, kalkınma hedeflerinde stratejik bir öneme sahip.

Bu çerçevede, geçtiğimiz günlerde Mindanao’daki Cotabato ile Tawi Tawi arasında ilk seferler başlatılırken, benzeri sürecin Sulu ve Palawan Adaları’na yönelik olarak da ortaya konması gerekiyor.

Ekonomik kalkınmada ikinci aşama, bölgenin ekonomik değerlerinin doğru tespit edilmesidir. Bunun ardından, söz konusu bu değerlerin salt hammadde olarak ulusal ve bölge marketlerine ulaştırılmasından ziyade, ara ve son ürünler şeklinde piyasaya ulaştırılması bölge halkının ekonomik kazanımını tedrici olarak artıracaktır.

Kalkınma tuzağı ya da alternatifler

Bu noktada, bölgenin tropik iklim akla deniz ve kumu çağrıştırırken, hiç kuşku yok ki, turizm kalkınmada akla gelen unsurların başında geliyor.

Dev oteller zinciri yerine, bölgenin doğal inşa özelliklerine uygun konaklamalar bir çare olarak düşünülebilirken, bildik anlamda turizmin bölge halkının değerlerine uygun olup olmadığı konusu da dikkatle ele alınmayı bekliyor.

Özellikle, ulusal hükümetin bir yandan yatırım kolaylığı öte yandan, hazır mekânların varlığı gibi özelliklerle turizmi bir alternatif olarak bölge toplumuna sunması başlangıçta iyi bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.

Ancak, turizmi birincil yatırım hedefi haline getirmek yerine, bölgenin orman, tarım ve su ürünleri gibi doğal kaynaklarının bölgede oluşturulacak küçük ve orta ölçekli işletmeler vasıtasıyla, bölgenin zengin nüfus yapısına sahip pazarlarına hitap edecek bir yapılanma sergilemesi orta ve uzun vadede çok daha kalıcı etkiler yapacaktır.

Bu ve benzeri hususları, bundan on beş yıl önce Açe örneğinde dile getirdiğimizi hatırlayacak olursak, bugün Açe’nin niçin ekonomik kalkınma süreçlerinde arzu edilen seviyeye ulaşamadığını da daha iyi idrak etmiş oluruz.

Açe ve Bangsamoro arasındaki yakın benzerlikler bize, Bangsamoro özerk yönetiminin ne tür adımlar atması gerektiği konusunda gayet önemli veriler ve tecrübeler sağlıyor.

Bir yandan, Bangsamoro özerk yönetiminin başında bulunan Hacı Murad İbrahim, öte yandan yönetimde yer alan kadrolar ile bölge üniversitelerinde öğrenim mezun olmuş genç ve nitelikli uzmanların bu konuda gerekli analizleri yapmış olduklarını ümit ediyoruz.

Bu çerçevede, hatırlatılması gereken bir diğer husus, Hacı Murad İbrahim’in, 2011 yılında Malezya’nın Cohor Eyaleti’nde 8. İslam Ekonomi Forumu’na katılmasıdır. Hacı Murad İbrahim’in gerek o forumda gerekse, ondan sonra kurulduğu varsayılan ilişkiler sürecinde başta helâl endüstrisi olmak üzere bölge kalkınmasına yenilikçi yaklaşımlar sergilemesi gerekiyor.

Bu süreç, bir yandan Manila merkezi hükümeti ve bu bağlamda, aktif yönetime hazırlık yapan Küçük Marcos’un yapıcı politikalarıyla desteğine ihtiyaç duyduğu gibi uluslararası çevrelerinde ilgisini bölge kalkınmasına çekebilmesi gerekir. Hiç kuşku yok ki, böylesi bir süreç hem Bangsamoro’nun hem de Filipinlerin kazanması anlamına gelecektir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/06/15/filipinlerde-bangsamoronun-kalkinmasi-ve-ulusal-guvenlik-economic-development-of-bangsamoro-and-natinoal-securitiy-in-the-philippines/

10 Mayıs 2022 Salı

Filipinlerde 36 yıl sonra yeni bir ‘Marcos’ iktidarı / A new ‘Marcos’ era after 36 years in the Phillipines

Mehmet Özay                                                                                                                            10.05.2022

Filipinler’de 9 Mayıs’ta yapılan başkanlık seçimleri sonrasında, Bombong lâkaplı ‘küçük’ Ferdinand Marcos kazandı. Bu seçim sonucu, Filipinler’de 36 yıl aradan sonra yeni bir ‘Marcos’ iktidarı dönemi anlamına geliyor. 

Marcos kayıtlı seçmenin yaklaşık 30 milyonunun desteğiyle, en yakın rakibi insan hakları avukatı ve Duterte dönemi devlet başkan yardımcısı Leni Robredo’dan yaklaşık iki kat daha fazla oy almış oldu.

Duterte-Marcos ittifakı

64 yaşındaki Marcos’un bu seçim zaferinin bir sürpriz olduğunu söylemek güç. Öyle ki, kampanya döneminde ulusal medyada öne çıkarılan ve rakipleriyle arasındaki çekişmede sürekli önde gösterilen küçük (junior) Ferdinand Marcos’a devlet başkanı Rodrido Duterte’nin desteğinin ve siyasette etkin, köklü bir aile geleneğinin de bu sonuçta önemli rolü bulunuyor.

Bu çerçevede, Duterte’nin geçmişte tıpkı kendisi gibi Davao belediye başkanı olan kızı Sara Duterte-Carpio, Marcos ile ittifak kurarak devlet başkan yardımcısı olarak seçimi kazanması, Duterte-Marcos yakınlaşmasını en iyi açıklayan unsurlardan biri.

Marcos’un seçim zaferi, Filipinler’de köklü ve güçlü aile merkezli siyasetin devamı anlamına gelirken, söz konusu bu gelişme, devlet başkanlığı için daha çok demokrat çevrelerin adayı konumundaki ve aynı zamanda insan hakları avukatı olan Leni Robredo’nun başarısızlığının da nedenini oluşturduğunu söyleyebiliriz.

İktidar ve belirsizlik

Filipinler’de küçük (Junior) Marcos’un seçimi kazanmasının ardından, bölge ve uluslararası basında Marcos’un pek çok sorunla yüz yüze bulunan Filipinler toplumuna ne tür politikalarla çözüm konusunda katkıda bulunacağı tartışmasına rastlanmıyor.

Bunun yerine, dikkatler nedense 1970’ler ve 1980’lerde ‘diktatör’ lâkaplı babasına Ferdinand Marcos ve annesi Imelda Marcos’a yapılan hiç de iç açıcı olmayan referanslara başvuruluyor.

Bu durum, küçük Marcos iktidarında Filipinler’de demokrasi, temiz siyaset, yolsuzluklarla mücadele gibi geniş toplum kesimlerinin menfaatine siyasetin kapsamlı bir şekilde ortaya konulup konulamayacağı şüphesini de beraberinde getiriyor.

Babadan oğula Marcoslar iktidar

36 yıl önce, baba Ferdinand Marcos ‘halk devrimi’ adı verilen kitle eylemleri sonucu iktidarı bırakıp ülkeyi terk etmek zorunda kalırken, bugün ‘Bombong’ lâkaplı oğul ‘Marcos’ demokratik yollardan iktidara taşınması gayet önemli bir değişim kadar çelişkinin varlığına işaret ediyor.

Söz konusu çelişki, Marcos ailesinin ulusal siyasette demokratik idealleri benimsediğinin mi yoksa, Filipinler toplumunun demokratikleşme yolunda önemli adımlar attığının mı göstergesi olduğunu kanımca önümüzdeki dönem tanık olarak görüp anlayacağız.

Seçim sonuçlarına ulusal borsanın verdiği olumsuz tepkinin, Marcos iktidarının ne tür ekonomi politikalar uygulayacağının ve hangi ekiple çalışacağının bugüne kadar belirsizliğinden kaynaklanması, daha önceki yazılarımızda da dile getirdiğimiz üzere, Filipinler’de siyasetin belirli aile odakları ve bunların, siyasetin merkezi başkent Manila’daki çeşitli güç odaklarıyla işbirliği üzerinden sürdürülmesinin bir kez daha kanıtlanması anlamı taşıyor.

Seçim kampanyası sürecinde ve seçim sonuçlarının ilânıyla birlikte özellikle, uluslararası medyada ‘baba’ Marcos dönemine yapılan atıflar, küçük Marcos’un tecrübesiz bir politikacı veya ulusal politikaya yeni girmiş bir kişi olduğundan kaynaklanmıyor. Aksine, küçük Marcos senatörlük tecrübesi bulunan ve senato’da belirli bir grubu temsil makamında bulunması onu, babasından ayırt edici bir politik zeminde bulunabileceğini akla getiriyor.

Öte yandan, küçük Marcos yerine, babasının iktidar olduğu döneme yapılan atıflar sadece, baba-oğul aynı isim taşımalarından kaynaklanıyor da olamaz.

Bu tür bir benzerlik kurulması karşısında, küçük Marcos’un itiraz ettiğine de rastlanmıyor. Aksine, Marcos iktidarına yönelik şüphelerin önemli bir yerinde seçim kampanyası döneminde destekçilerinin baba Marcos dönemini “altın dönem” olarak adlandırmasının da bir rolü var.

Öyle ki, sanki ortaya çıkan bu durum, siyasal iktidarda bir aile hanedanlığının devamı niteliğinde kabul edilebilecek bir yaklaşımın gizli/açık var olabileceği türünden bir anlayışın da hakim olmasına sebep oluyor.

Filipinler siyasetinde belirleyici olan aile hanedanlıkları sürecinin bu sefer ibresi Marcos’lardan yana dönerken, örneğin Arroyo ve Aquino ailelerinde olduğu gibi demokratik siyasal yapıya bağlılık, en azından mevcut sistem içerisinde en iyisini yapma yönünde bir kararlılık gözlemlenirken, bugün oğlu Marcos’un ‘diktatör’ lâkabıyla anılan babası Marcos’dan ne denli ayrı politikalar ortaya koyacağını zamanla göreceğiz.

Bu noktada, dikkate alınması gereken bir diğer husus, ‘diktatör’  devlet başkanı bir babanın oğlu olan küçük Marcos ile siyasetçi ‘küçük’ Marcos arasında bir ayrımın ortaya çıkıp çıkmayacağını beklemek olacaktır.

“Ulusal birlik” söylemi ne kadar gerçekçi?

Küçük Marcos seçimi kazandığının kesinleşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “ulusal birlik” mesajı verse de, bu mesajın nasıl ve hangi süreçlerle işletilebileceği konusunda kampanya döneminde kamuoyuna doğrudan açıklamalara -en azından basında çıkan haberler dikkate alındığında- rastlanmazken, yeni seçilmiş bir başkan olarak önümüzdeki altı yılda ne tür politikaları hayata geçireceği, nasıl bir kabine kuracağı gibi konulara detaylı bir şekilde ortaya koyma gereği de hissetmiş gözükmüyor.

Konuyla ilgili açıklamalar yapan bazı siyaset bilimciler ise, Marcos’un “ulusal birlik” söylemini pratiğe geçirebilmesi için epeyce bir çaba harcaması ve toplumun geniş kesimlerine bunu inandırması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Marcos yönetimi mercek altında olacak

9 Mayıs seçimlerini kazanarak devlet başkanlığı koltuğuna oturacak olan Ferdinand Marcos önemli bir halk desteğini alsa da, seçim sonuçlarına tepkiler gündemde yer etmeye devam edecek.

Bunun temel nedenlerinden biri, yeni dönemde ülkede ne tür siyasal, ekonomik ve toplumsal değişimler ve/ya reformlar ortaya konulacağı konusunda bugüne kadar genç Marcos’dan herhangi bir açıklamanın yapılmamış olmasıdır.

Bir diğer önemli neden ise, seçim kampanyası sürecinde babasının 1970 ve 80’li yıllarda uyguladığı baskı ve şiddet içerikli politikalarına dair açıklamalar yapmayan, aksine babasını bir ‘dahi’ olarak niteleyen genç Marcos karşısında demokrasi yanlısı kesimleri bulacağını söylemek mümkün.

Bunun yanı sıra, özellikle, seçim yarışını kaybeden Leni Robredo’nun açıklamaları dikkate alınacak olursa, ülkede reform yanlısı görüşlerin yapısal bir nitelik kazandığı ve önümüzdeki süreçte bu yapının temsilcisi kurum ve grupların Marcos iktidarı karşısında söylem ve etkinliklerini sürdürecekleri anlaşılıyor.

Bangsamoro barış süreci yakından izlenmeli

Bangsamoro Özerk Yönetimi’nin geçiş döneminde olmaya devam edeceği 2022-2025 yıllarının da, Filipinler’in güneyindeki Müslüman toplum için önemli bir sınav olacağına kuşku yok.

Marcos, yaklaşık üç aylık seçim kampanyası sürecinde Bangsamoro Barış süreci gibi sadece Filipinler’in değil, ASEAN içerisinde önemli bir güvenlik olgusuna dair herhangi bir açıklama yapmaması bu noktada gayet dikkat çekici.

Bu durum, önümüzdeki dönemde söz konusu barış sürecinin, özerk yönetim geçiş sürecinin tamamlanması ve sürdürülebilir özerk yönetime geçilmesi süreci uluslararası çevreler tarafından yakından takip edilmelidir.

Bangsamoro Adalet Partisi (United Bangsamoro Justice Party-UBJP) başkanı Hacı Murad İbrahim kampanya döneminde desteklerini başkanlık adayları arasında Leni Robredo’ya olduğunu açıklamıştı.

Bu durumu, hiç kuşku yok ki, yukarıda sıklıkla atıfta bulunduğumuz ‘diktatör’ Marcos dönemi baskı ve şiddet olaylarından Filipinler Müslümanlarının da pay almış olmasında aramak gerekir.

Filipinler’de 1970’li ve 80’li yıllarda devlet başkanı olarak görev yapan Ferdinand Marcos, 1986 yılında dev gösteriler sonrası iktidarını bırakıp, ailesiyle birlikte Hawaii’ye sürgüne gitmek zorunda kalmıştı.

Marcos, iktidarını uzun yıllar uyguladığı sıkıyönetimle idare eder ve Bangsamoro Müslümanlarına ve sol direnişçilere yönelik baskıcı yöntemlere başvururken, aynı zamanda dünya çapında ses getiren yolsuzluklara neden olmuştu. Bugün baba Marcos iktidarının sona ermesinden 36 yıl sonra oğul Marcos devlet başkanlığı koltuğuna oturmaya hazırlanıyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/05/10/filipinlerde-36-yil-sonra-yeni-bir-marcos-iktidari-a-new-marcos-era-after-36-years-in-the-phillipines/

 

 

 

28 Nisan 2022 Perşembe

Filipinler’de Bangsamoro partisi seçimlere hazır / Bangsamoro political wing is ready for elections in the Philippines

Mehmet Özay                                                                                                                            28.04.2022

Bangsamorolular Filipinler’de 9 Mayıs’ta yapılacak başkanlık ve yerel seçimlere kendi partileriyle girmeye hazırlanıyor.

Söz konusu bu seçimler, Bangsamoro toplumunun özerk yönetim hakkını elde ettiği bu süreçte, ilk önemli siyasi sınavı anlamı taşıyor.

Bangsamoro Adalet Partisi

Bu çerçevede, Bangsamoro Müslüman toplumu özerk yönetimde temsiliyet hakkı kazanmak amacıyla Birleşik Bangsamoro Adalet Partisi (United Bangsamoro Justice Party-UBJP) adıyla bir siyasi parti kurdu.

Parti’nin, 9 Mayıs’ta yapılacak başkanlık ve yerel yönetim seçimlerine hazırlıklarını tamamladığını söylemek mümkün.

Hem geçiş dönemi özerk yönetim birimi başında bulunan hem de UBJP’nin başkanı konumundaki Hacı Murad İbrahim, yaptığı açıklamada, Müslüman Moro toplumunun yerel seçimlerde kendi partilerini desteklemeleri çağrısında bulundu.

Selamet Haşim’in 2003 yılında vefatının bu yana, Moro İslami Kurtuluş Cephesi (Moro Islamic Liberation Front-MILF) liderliğini yürüten ve yine bu süre zarfında, Filipinler merkezi hükümetiyle gündeme gelen barış görüşmelerinde liderliği ile dikkat çeken Hacı Murad İbrahim, 9 Mayıs seçimlerini Bangsamoro toplumu için gayet önemli bir dönemeç olduğuna dikkat çekiyor.

Hatırlanacağı üzere, 27 Mart 2014 tarihinde imzalanan Bangsamoro Kapsamlı Antlaşması’nın (Comprehensive Agreement on the Bangsamoro-CAB) ardından, 2019 yılında, Müslüman Mindanao Bangsamoro Özerk Yönetim (Bangsamoro Autonomous region in Muslim Mindanao-BARMM) süreci hayata geçirilmişti.

Üç yıl olacağı belirtilen süreç, gerek kovid-19 gerekse bazı teknik aksaklıklar nedeniyle 2022-2025 yılları arasında olmak üzere uzatılmış durumda.

Bu durum, geçiş sürecinin sona ermesinin yeni başkan ve iktidarı döneminde gerçeklemesi, yeni başkanın siyasi kimliği ile barış süreci arasında doğrudan bir ilişki kurulmasına yol açıyor.  

Ulusal seçimlerin, özerk yönetiminde geçiş sürecinin yaşandığı Lanao del Sur, Maguindanao, Basilan, Sulu, Tawi-Tawi, Marawi, Lamitan, Cotabato ile Kuzey Cotabato’da 63 yerleşim yerini kapsayan Müslümanların çoğunlukta olduğu toplam beş eyalette yerel yönetimlerin de belirlenecek olması, barış sürecinin bu ilk seçiminde, UBJP kendi adaylarıyla seçime katılması noktasında, temsiliyet sınavı anlamı taşıyor.

Başkan adayları ve UBJP’nin desteği

Bangsamoro toplumunu ve barış sürecini 9 Mayıs seçimlerinde yakından ilgilendiren bir diğer konu ise hiç kuşku yok ki, başkanlık yarışı olacak.

Başkan adaylarının isimleri gündeme gelmeye başlamasından itibaren özellikle, sabık devlet başkanı Ferdinand Marcos’un, aynı ismi taşıyan Genç Ferdinand Marcos’un popüler oylara talip olduğu görülüyor.

Bu durum, baba Marcos döneminde, ülkenin farklı bölgelerindeki gelişmeler bir yana, Müslüman Bangsamoro toplumuna yönelik uygulanan zulüm ve şiddet hatırlandığında, UBJP başkan adayları arasında tercihini Leni Robredo’dan yana kullanıyor.

Bu çerçevede, başta Bangsamoro toplumu olmak üzere, ülkenin bazı kesimlerinde, genç Marcos’un babasının iktidarda olduğu 1970’lerin politikalarını tekrarlayabileceği endişesi kendini açıkça hissettiriyor.

Genç Marcos’un ülkenin öne çıkan sosyo-ekonomik problemleri ile Bangsamoro barış sürecine dair politikaları gündeme taşımamış olması da olası bir Marcos iktidarının siyaset yapma biçiminde belirsizliğin ve de şüphenin hakim olmasına neden oluyor.

2016 yılında devlet başkan yardımcılığı seçimini kazanan ve ardından başkan Rodrigo Duterte’nin politikalarına önemli eleştiriler getiren Robredo, bu sefer başkan adayı olarak ulusal siyaset sahnesinde yerini alıyor.

UBJP’yi Robredo’ya yakınlaştıran bir diğer neden ise, başkan Duterte’nin genç Marcos’u desteklemesi ve seçimlerde kızı Sara Duterte ile ittifak yapmış olması bulunuyor.

Başkan adayları noktasında, ulusal siyasette yaşanan bu ayrışma, hiç kuşku yok ki, Bangsamoro barış sürecinin sağlıklı bir şekilde devam ettirilebilmesi adına gayet önemli gözüküyor.

Niçin Robredo?

Bu noktada, Hacı Murad İbrahim’in Robredo için, “Bangsamoro toplumunun dostu” ifadesi gayet önemli bir vurguyu içinde barındırıyor.

Başkanlık yarışını kazanacak siyasetçinin güvenlik, yolsuzluk, yoksulluk, uyuşturucu gibi bir anlamda modern Filipinler’de endemik olan ağır sosyal ve ekonomik sorunlar devralması kadar, özelde Bangsamoro toplumunu, genelde Filipinler toplumunu önemli barış süreciyle tanıştıran 2014 barış antlaşmasının devamlılığının nasıl sağlanacağı konusundaki siyasi bir sorunu da karşısında bulacağına şüphe yok.

Bu noktada, son altı yıllık ulusal siyasete bakıldığında başkan Duterte ile başkan yardımcısı Robredo arasında siyaset yapma ve kamuoyuna ulaşma noktasındaki farklılaşma, Robredo’yu daha çok hukukun üstünlüğü, şeffaflık, ilgili alanların uzmanlarıyla ve özelikle de sivil toplumla yan yana siyaset yapmaya yaklaştırdığı görülüyor.

Duterte’nin geleneksel yöntemleri tekrarlaması, genç Marcos’un bu yönde onun takipçisi olacağı yönündeki düşünceler ile Robredo’nun ise tıpkı Benigno Aquino gibi ülkenin önemli sorunlarının üstesinden gelme noktasında reformcu tavır takınması iki temel siyaset yapma biçimini ortaya koyuyor.

Bu durum, Bangsamoro barış süreci bağlamında, olası bir Robredo iktidarında, merkezi hükümet ve organlarının Mindanao ve çevresindeki özerk yönetime barışın ruhuna uygun bir şekilde işlerlik kazandırabilecekleri ihtimalini güçlendiriyor.

Barış devam etmeli

Her ne kadar, barış antlaşması imzalanmış ve özerk yönetim döneminin geçici sürecine başlanmış olsa da, 2014 barış antlaşmasının 2016 yılında ulusal senato’dan geçmesinde özellikle, o dönem muhalefet kanadının lideri konumundaki genç Ferndinand Marcos tarafından güdülen siyaset nedeniyle yaşanan sorunlar hatırlandığında, Bangsamoro barışına yaklaşımın yeni başkanın kim olacağıyla da yakından irtibatlı gözüküyor.

Bu noktada, barış süreci çerçevesinde “normalleşme”nin önemli aşamalarından biri olan, MILF’e bağlı silahlı grupların ellerindeki silahların bırakmalarına yönelik takvimin üçüncü safhasına geçilmiş durumda.

Bir başka açıdan bakıldığında, hâlâ ellerinde silahları olan grupların varlığı bir yandan MILF öte yandan, merkezi yönetim için bir tür tehdit unsuru olmaya devam ettiğini söylemek mümkün.

2016 yılında Mindanao Adası’nın önemli yerleşim yerlerinden Marawi şehrinde yaşanan şiddet olayları ve Abu Sayyaf adlı küçük ancak etkili grubun adam kaçırma eylemleri hatırlandığında, ulusal siyasette herhangi bir olumsuz evrilmenin, Bangsamoro barış sürecini tehlikeye atabilecek gelişmelere yol açabileceğini akılda tutmak gerekir.

Bu çerçevede, MILF’in ve geçici özerk yönetim hükümetinin, bu tür olası gelişmeler karşısında temkinli ve tutarlı hareket ettiğini söylemek gerekir.

Filipinler’de 9 Mayıs seçimleri bir yandan, ulusal politikalarda reformcu eğilimleriyle öne çıkan siyasetçiler ile geleneksel politikaların tekrarcısı siyasetçilerin rekabetine konu olurken, aynı zamanda Bangsamoro barış sürecinin istikrarlı bir düzlemde devam ettirilmesi açısından da ayet önemli bir sürece işaret ediyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/04/28/filipinlerde-bangsamoro-partisi-secimlere-hazir-bangsamoro-political-wing-is-ready-for-elections-in-the-philippines/