Mehmet Özay 29.03.2026
Tengku Awe Geutah’ı konu alan yazının, ikinci bölümüne burada devam ediyorum.
Tengku Şeyh
Awe Geutah’ın kabri, Bireun’a bağlı Peusangan bölgesindeki, ‘Lueng Daneun’ adlı
köy’de bulunuyor.
Burayı,
‘kompleks’ olarak zikretmemin nedeni, Şeyh Efendi’nin kabrinin yanı sıra, “Dayah Tengku Şeyh Awe Geutah Köyü İslami Eğitim Merkezi”
adıyla anılan geleneksel İslami eğitim kurumuna ev sahipliği yapmasıdır.
Bunun yanı sıra, Şeyh’in torunlarının halen yaşamakta
olduğu iki adet geleneksel Açe evinin de burada yer almasıdır.
‘Awe Geutah’
İlgili mekânda
yer alan silsilede, Awe Geutah’ın asıl adı, “Şeyh Abdur Rahim el Aşi” olarak
belirtiliyor.
Bu vesileyle,
gayet detaylı olduğu anlaşılan silsilenin ayrıca ciddi ve kapsamlı bir akademik
çalışılmaya konu edilmesi gerektiğini burada belirtmeliyim.
Bölgeye Bağdat’dan
gelip yerleştiğine dair görüşün bulunduğu Şeyh Abdur Rahim’in, “Awe Geutah”
olarak anılması, bölgede yaygın adlandırmaların bir ürünü.
Kremeer, Açece-Hollandaca
sözlüğünde, ‘awe’ kelimesinin anlamını ‘rotan’ olarak veriyor.[1]
Geutah ise kauçuk anlamına geliyor. Muhtemelen Şeyh’in yaşadığı dönemde bölgede
yetişen bu doğal ürüne atfen bu köyün anıldığını ve şeyhin de zamanla, bu adla
zikredildiğini söylemek mümkün.
Bu mekânın
örneğin, 19. yüzyıl sonlarında oynadığı role dair bazı veriler bulunuyor. Bu
noktada Christiaan Snouck Hurgronje’un, tıpkı benzer dini mekânlar için
kullandığı ve mensubu olduğu ‘bilimsel’ yaklaşımı yansıtacak şekilde, ‘Awe
Geutah’ı Peusangan uleebalang’ından bağımsız bir yerleşim yeri ve “’fanatik
Hocaların’ İslami bilimler okuttuğu yer” olarak tanıtıyor.[2]
Bölge aynı zamanda
1880’li yıllarda, o dönem Hollanda Savaşı’nın bazı bölgelerde yeniden hız
kazandığı o dönemde, Awe Geutah’da direnişin pek etkili olmadığı ilgili
metinlerde dikkat çekiliyor.[3]
Ramazan Bayramı’dan birkaç gün önce, eşim Nia Deliana ile
ziyaret ettiğim mekânda yer alan ve yedinci nesil torunları olduğunu ifade eden
yetmiş altmış altı yaşındaki Cut Mihram teyze ile kısa mülâkat yapma imkânı
bulduk.
“Keşke daha önce gelseydiniz. Abim daha bilgili, onunla
sohbet ederdiniz” dese de, Cut Mihram teyzenin verdiği bilgiler, Şeyh efendi ve
kompleks hakkında ilk etapta gayet yeterliydi. Bu çerçevede, Cut Mihram teyze,
Tengku Awe Geutah, kabri, mekânda yer alan evler ve halen korunmakta olan el
yazmalarıyla ilgili kısa bilgilerle bu kompleksi tanımamıza yardımcı oldu.
Türbe
Şeyh’in
mezarının veya bölgedeki adıyla söyleyecek olursam, ‘Makam’ının bulunduğu yer, vefatı öncesinde bizatihi,
kendisinin yaşadığı evi olduğu belirtiliyor.
Şeyh Efendi’nin vasiyeti üzerine vefatının ardından, evi
‘türbe’ye dönüştürülmüş. Türbe, bölgedeki diğer benzeri alimlerin mezarlarında
rastlandığı üzere, genişçe bir hazirenin içinde.
Etrafı dörtgen şekilde, özellikle beyaz renk kumaşla
çevrili. Bu nedenle, kabri görmek mümkün değil. Ancak, aileden veya görevliden
izin alınmak suretiyle içeriye girmek ve kabri görmek mümkün.
Kabrin bu ana bölümünün hemen dışında yönü kabre bakan
bölümde oturma bölümü bulunuyor. Burada yer alan Kur’an-ı Kerim ve dua
kitapları ziyaretçilerin bu bölümde yere oturarak, Kur’an-ı Kerim ve ilgili dua
kitaplarını okuduklarını gösteriyor.
Kabrin bir diğer yanında ise bir kuyu bulunuyor...
Tahmin edileceği üzere, kuyunun suyu bazı hastalıklar
için şifalı... Bunu duymak şaşırtmıyor, aslında.
Bu durumu bizatihi test etmek yerine, şimdilik tecrübe
edenlerin aktardıklarıyla yetinmek mümkün.
Batu Sungai
Bu ana kabrin dışında ancak yakınında iki mezar daha
bulunuyor. Bu iki mezar, Şeyh’in iki oğluna ait. Yine bölge mezar inşa
geleneğinde olduğu üzere ‘nehir taşı’ (batu sungai) denilen büyükçe
taşlar mezarın özellikle baş ve ayak kesimlerine konuluyor. Nehir taşı’nın
kullanılması, dönemin ve de şartların bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
Bundan anlaşılması gereken, Kuzey Sumatra kadar, Malay
Yarımadası’nın Kedah’dan Cohor’a kadar olan Batı sahil şeridinde de
karşılaşılan taş işçiliğinin en güzel örneklerini teşkil eden Açe Mezar Taşı (Batu
Aceh veya Batu Nisan Aceh) yapımını imkân tanıyan doğal taşın
bölgede olmaması veya ilgili yerlerden getirtilememesi kadar, zaman zaman
bölgede var olan çatışma ve savaşlar nedeniyle, çevrede rahatlıkla bulunabilen
Nehir Taşı kullanılmıştır.
Rumoh Aceh
Kabirden yaklaşık yirmi metre mesafede, iki ev bulunuyor.
Artık şehir merkezlerinde görmenin pek mümkün olmadığı, ancak kırsalda en güzel
örneklerinin bulunduğu iki Açe Evi, yani Rumoh Aceh...
Bugün, iki evde de Şeyh’in torunları yaşam sürüyor. Cut
Mihram teyzenin izni ve rehberliğinde evlerden birinin girişine (verandah)
çıkabiliyoruz. Bölgenin ağaç işçiliğinin bir ürünü olan Açe evleri, mimari
tarzı, süslemeleri, estetiği gibi çeşitli yönleriyle halen araştırmacılar için
bir ilham kaynağı.
Öyle ki, sadece yerliler yani, Açe’nin farklı
bölgelerinden ziyaretçiler değil, Endonezya’dan Cava Adası’ndan ve yabancı
ülkelerden örneğin, Japonya’dan ziyaretçilerin bizatihi, görmek ve
-akademisyenlerin- çalışmak isteği bir mimari ürün olarak kabul ediliyor.
Bu kompleksin ve özellikle de, Açe evlerinin, geçtiğimiz
Aralık ve Ocak ayında tüm bölgeyi etkisi altına alan ‘doğal olmayan’ sel
felâketinden etkilenmemiş olmasına ‘şükretmek’ gerekiyor...
Evin girişi’ne çıkan merdiven, alışkın olmayanlar için
gayet zorlu diyebileceğim bir eğimde...
Allah’dan, tavandan sarkıtılan sağlamlığına kuşku olmayan
demir zincir, dar ve eğimli merdivenleri çıkmada yardımcı oluyor.
Merdivenlerin yarısına gelindiğinde balkonu (verandah)
ansıtan bir bölüm bulunuyor. Burası ev halkının dışarıyla bağını sağlayan ilk
mekân olarak dikkat çekerken, gün içi eve gelen komşular ve çoluk çocuk için de
bir oturma mekânı işlevi görüyor.
El yazmaları
Giriş’in sağlı sollu iki uç bölümünde sergilenen bazı
maddi kültür örneklerine rastlanıyor. Örneğin, Şeyh Efendi’nin giydiği takunya
bunlardan biri.
İlginçtir, bir çift olan takunyalardan birinin erkek,
diğerinin bir bayana ait olduğudur. Bu tür maddi kültür örneğine daha önce
benzer mekânlarda rastlamadığımı burada belirteyim.
Dikkat çeken diğer örnekler tahmin edilebileceği üzere
‘el yazmaları’...
Rahleye benzeyen iki platform üzerinde şeffaf plâstikle
kapatılarak korunan birkaç kitabın yanı sıra, kilitli iki dolapta onlarca
diyebileceğim diğer eserler yer alıyor.
Cut Mihram’ın izniyle birkaç eseri kısaca inceleme
fırsatı bulduk...
Eserler arasında Açe dilinde (Bahasa Aceh) kaleme alınmış
bir Hikayat’ da bulunuyor. Cut Mihrah teyzenin işaret ettiği üzere,
geçmişte, bölge halkı özellikle de Dayah çevrelerinde öğrenim görenler çok
dilli bir karakteristik sergiliyorlardı.
Öyle ki, günümüzde Awe Geutah’da da rastlanan Arapça,
Açece, Malayca gibi farklı dillerdeki eserler bunun kanıtı hükmündedir.
Kitapların altında büyükçe zarf üzerindeki not, bize bu çalışmaların tsunamiden sonra bölgede başlatılan kültürel kayıt faaliyetlerinin burada da gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Ve Bireun Müzesi tarafından 2008 yılında, burada bir çalışma yapıldığı anlaşılıyor.
Ramazan Bayramı öncesinde kültürel zenginliği ile öne çıkan böylesi bir mekânı ziyaret etmek gayet keyif vericiydi.
Tüm içeriğiyle bu mekânı akademik bir çalışmaya konu etmek ise başlı başına önemli bir çaba olacaktır...
Bu konuda ilgili çevrelerin en kısa sürede harekete geçerek, önemli adımlar atması en samimi dileğimdir.
[1] Kreemer,
J. (1931). Atjehsch Handwoordenboek (Atjehsch-Nederlandsch), N.V.
Boekhandel En Drukkerij Voorheen E. J. Brill, Leiden, s. 18.
[2]
Hurgronje, Snouck. (1903). Het Gajoland end Zijne Bewoners, Uitgegeven
op last der Regering, Batavia: Landsdrukkerij, s. 14.
[3] Mededeelingen
Betreffende de Atjehcshe Onderhoorigheden, uit de Bijdragen K. J. 1903,
Adatrechtstichting, s. 120.





