Mehmet Özay 07.04.2026
Trump
açıklamasında, İran’ı yeni bir ültimatom salvosuyla hedef alarak, “... Çarşamba
sabahı saat 3’e kadar ya, ateşkes anlaşmasını imzalarsınız ya da, sizi yok
ederiz” diyor.
Buna paralel
olarak dün Birleşik Arap Emirlikleri devlet başkanı siyasi işler danışmanı
Anwar Gargash, Avrupa basınına yaptığı açıklamada “olası bir ateşkes yerine çok
daha kapsamlı bir “Yeni Körfez” yapılaşması talebinde bulunuyor.
Oysa günler
öncesinde mevcut savaş ortamını sonlandırmaya matuf felişmeler yaşanıyordu...
Söz konusu bu
açıklamalar Washington’dan gelirken, başkan Donald Trump önce Pazar günü ve ardından,
dün yinelediği açıklamalarla, hiç kuşku yok ki, sürecin yeniden Trumpvari
politikaların sarmalına girdiğini ortaya koyuyor.
Blöf!
Başkan
Trump’ın, NATO üyesi Avrupa ülkelerini “gelin petrolünüzü kendiniz alın, sizin
bekçiniz” değilim anlamına gelen söylemi, sanki savaşı bitirmekte olduğu
izlenimi doğuruyordu.
Bu ‘açık
davet’e Avrupa’dan olumlu cevap gelmedi...
Bununla
birlikte, Trump’ın ABD’ye ait tüm savaş donanımını Körfez’den çektiğine de
tanık olmadık.
Demek ki,
ortada -bir gerçeklik kadar, açıkçası bir tür blöfün de varlığına delalet
edecek gelişmeler olduğunu söylemek gerekiyor.
Başkan Trump,
Pazar günü ve dün yaptığı açıklamalarla, İran’a verdiği ültimatom herhalde
Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu petrol ve özellikle de gaz’ın temini için olmasa
gerek...
Ya da,
Avrupa’daki NATO üyesi ülkelere, “Ben olmadan bir şey yapacağınız yok... Hadi
yine sizi ben kurtarayım” mı diyor acaba?
Savaşın
tarafları kim?
Bu son
gelişme, gelişmeleri ‘uzak’tan takip etmeye çalışan bizleri, “Acaba, savaşın
tarafları kim?” sorusunu bir kez daha sormaya sevk ediyor.
Başkan
Trump’ın açıklamalarıyla, -muhtemelen tesadüfi bir şekilde- eş zamanlı olarak
Avrupa basınına düşen bir haberin, yukarıda dile getirdiğim soruya bir tür
karşılık olduğunu söylemek istiyorum.
İlgili haber,
Birleşik Arap Emirlikleri (UAE) devlet başkanının siyasi işler danışmanı Anwar
Gargash’ın yaptığı açıklama...
Gargash, ABD
başkanı Trump’ın İran’la barış görüşmeleri sürecine atıf yapıyor.
Ve bu anlamda,
açıkçası, ortada sürüp giden barış görüşmelerinden haberdarlığını ve bu
gelişmelerin, BAE için tatminkâr olmadığı yönünde bir intiba uyandırıyor.
Başkan
danışmanının, ABD’ye dolaylı olarak, “Böyle bir barış yapacaksan, hiç yapma
daha iyi” dercesine, bir eleştirel tutum geliştirdiği gibi, açıkçası ABD’yi
İran siyasal rejimi ve varlığı konusunda çok daha ‘dönüştürücü’ bir süreci
hayata geçirmesi davetinde bulunuyor.
BAE
aynı yerde!
Bu haberle
karşılaştığımda, Mart ayının ortasında, yine BAE’den ve o zaman Dışişleri
bakanı Lana Nusseibeh’den sadır olan açıklamayı hatırladım..
Dışişleri
bakanı Lana Nusseibeh’in yaptığı açıklamada, “ülkesi’nin, İsrail’den daha çok
füze ve drona hedef olduğunu” belirtmişti.
BAE devlet
başkanının siyasi işler danışmanının ABD’den ve de Trump’dan talebi şu:
Kapsamlı bir anlaşma yapılarak, başta kendi ülkesi olmak üzere Körfez bölgesine
yönelik olarak İran’ın yeniden siyasal ve askeri bir tehdit ortaya koymamasını
temin etmek...
Böylesi
kapsamlı anlaşmanın adını da, “sürdürülebilir bölgesel güvenlik” olarak koyuyor
Gargash...
İran
ve güven meselesi
Açıklamasında,
“İran mevcut rejimiyle bir güven tesis etmiyor” diyor, Gargasah.
Yukarıda
hatırlattığım üzere, BAE dışişleri bakanının “en çok füzeyi ve dronu biz
yedik...” anlamına gelen açıklamasının bir şekilde devamı olarak bugün danışman
Gargash’ın, “... BAE olarak, bir deniz gücüyle harekete geçmeye hazır değiliz”
açıklamasıyla karşı karşıyayız.
Bir başka
ifadeyle söylemek gerekirse, danışman Gargash yaptığı açıklamayla, İran’ın, BAE
olmak üzere Körfez Arap ülkelerine yönelik misilleme saldırılarıyla bu ülkeleri,
ABD ve İsrail ile ittifak halinde olduğunu kanıtlıyor.
Elbette, bu
husus bilinmeyen, görülmeyen, fark edilmeyen bir durum değil. Ve bunda
şaşılacak bir durumda bulunmuyor...
Ancak,
danışman Gargash’ın açıklamasının devamı, çok daha önemli...
“Bu durumda,
Hürmüz Boğazı’nı açımaya yönelik ABD öncülüğündeki bir oluşuma veya ortaya
konulacak uluslararası çabalara katılmaya hazırız” diyor.
Bunun yanı
sıra, ABD’nin İran’la sürdürdüğü yönündeki barış sürecinin ‘ateşkes’le sınırlı
olmaması, aksine, bölgedeki “yapısal riskleri hesaba katan bir çözüm olması
gerektiğine” dikkat çekiyor...
Acaba bu
söylemi nasıl yorumlamak lazım?
Şayet
söylentiler doğru ise ABD ve İran arasında olası bir ateşkes sağlanacaksa, bu
durum başta BAE olmak üzere tüm Körfez Arap ülkelerince, İran’ın askeri
varlığını yeniden inşa edecek bir süreç olarak mı algılanıyor?
Bunu ‘doğru’
kabul eder ve danışman Gargash’ın açıklamasının devamına bakacak olursak,
böylesi bir gelişmenin tüm bölge için, “çok daha tehlikeli bir ortam
oluşturacağı” tahmininde bulunuluyor.
Gargash,
İran’ın tümden yok edilmesine taraftar değil. Ortaya koyduğu söylemle, “İran,
bu rejimle devam edemez”e getirmek istiyor.
Bir anlamda,
İran halkı ve mevcut İran siyasal rejimi arasında kesin bir ayrım gözetiyor.
Ve böylesi bir
sonucun hasıl olabilmesi için de, Trump başkanlığındaki ABD’yi işaret ediyor...
Gargash,
söyleminin devamında, “müzakerelere İran’ın saldırdığı başta BAE olmak üzere
bölge ülkeleri de katılmalı” diyor.
BAE’ye biçtiği
bu ‘muhtemel’ rol, hiç kuşku yok ki, İran’dan en çok füze ve dron saldırısına
maruz kalan ülke olması gerçeğine dayanıyor...
BAE’den gelen
bu talebin ABD tarafından dikkate alınıp alınmayacağının kararını verecek olan
ABD’dir...
Bu noktada,
ABD ve başkan Trump Körfez Arap ülkelerinden gelen talepleri ne şekilde
değerlendireceği ise yine ABD’nin bölgesel ve küresel çıkarlarına bağlı
olacaktır.





