Mehmet Özay 15.03.2026
ABD başkanı Donald Trump, bunu açıkça ifade etmesi, savaşın beklenmeyen
gelişmelere konu olduğu gibi bundan sonra da, diğer bazı beklenmedik
gelişmelere yol açabileceğinin göstergesi kabul edilebilir.
Fiili olarak, görece kısa sürede İran’ı pes ettireceği öngörülerek
başlatılan saldırıların bugün geldiği noktada İran’ın, Körfez Ülkeleri’ne
yönelik verdiği askeri karşılığın, savaşın kimler arasında ve niçin sürmekte
olduğuna dair sorgulamayı da beraberinde getiriyor.
Din savaşı mı?
Yaşanan gelişmeler bize, savaşın ötesinde var olan sorunun, ‘Doğu-Batı’ ya
da ABD-İran arasında yaşanan bir din savaş olmadığını ortaya koyuyor.
Evet doğru, ABD’nin temel hedefinde İran rejiminin lider kadrosu
bulunuyordu. Ve bu kadronun önemli ve tanınan isimleri, hayatlarını
kaybettiler.
Ancak, saldırı sürecine İran’ın verdiği karşılık, bugün savaşın ABD ve
İsrail’i hedef alan yanı ve boyutu kadar, daha çok, Körfez bölgesindeki Arap ülkeleri
yani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kadar, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt
ve Umman oluşturuyor.
Körfez Arap ülkeleri ifadesi, gizli ve açık, bir şekilde ‘İslam’la
ilişkilendirilen monarşilere gönderme yapıyor.
BAE’in rolü
Bu noktada, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dışişleri bakanı Lana Nusseibeh’in
yaptığı açıklama bize, yaşanmakta olan sürecin temellerine dair bazı fikirler
veriyor.
Bakan Nusseibeh’nin ülkesi’nin, İsrail’den daha çok füze ve drona hedef
olduğunu belirtmesi ortada kayda değer bir duruma işaret ediyor.
Elbette, İran elinde imkân olsa doğrudan ABD’yi ve İsrail’i hedef alacağına
kuşku yok. İran’dan her daim yapılan açıklamalar, zaten bunu ortaya koyuyor...
Ancak, bu bile, ABD-İsrail ikilisinin özellikle de, Körfez bölgesindeki Arap
ülkeleriyle askeri ve siyasi işbirliğinin boyutlarını gizlemeye yetmeyecektir.
BAE dışişleri bakanının açıklaması, İran’ın bölgede neye tekabül ettiği
kadar, aynı zamanda BAE’nin, Batı ile yani, ABD ve İsrail ile niçin siyasal ve
askeri ittifak içinde bulunduklarını izaha yönelik bazı ifadelerde
barındırıyor.
Model monarşi
Bakan Nussebileh, BAE’nin “bir model olduğunu” ve bu modele karşılık olarak
da, İran’ın bu modelle çatışan boyutuna dikkat çekerek yaşanmakta olan savaşın
daha çok, siyasal epistomolojik olgu üzerinden var olduğuna işaret ediyor.
‘Siyasal epistemolojik’ kavramını bakan kullanmıyor... Onun söyleminden
hareketle bu kavramı, ben gündeme getiriyorum.
Bu açıklamada BAE’nin payına, “geniş bir coğrafya içerisinde birlikte
yaşama, hoşgörü, barış modeli...” çıkıyor, bakanın açıklamasına göre.
Bakan, bu cümlenin devamı olarak bu modelin, “meta, enerji, güvenlik ve
barış alanlarında istikrarı ihraç etme arzusunda” olduğuna vurgu yapıyor.
İran ve nihilizm
Ve ekliyor, “Şayet bu kampta değilseniz, İran kampında yer alıyorsunuz
demektir” diyor... Bu durumda, İran’ın
payına ise -yapılan açıklamanın devamında anlaşıldığı üzere, “nihilizm”
düşüyor...
Bir başka ifadeyle BAE bakanı, ‘biz, nihilizmden yana değiliz’, diyor.
Açık seçik görüldüğü üzere bu yaklaşımda, bir nebze olsun dini bir nitelik,
izah, dayanak vb. bulunmuyor...
Ancak, bakan, söz konusu ‘nihilizmin’ neye tekabül ettiğine dair bir
tanımlamada da bulunmuyor.
BAE’nin içinde bulunduğu kamp temel alındığında, bu kampın nihilist
değerler taşımadığını görülürken, İran, bu kampta yer almaması nedeniyle,
‘nihilist’ olarak değerlendirilmeyi hak ediyor...
Bakan’ın söylemini mantıki bir şekilde yeniden açıklamak gerektiğinde
karşımıza böylesi bir tablo çıkıyor.
Nihilist dünya!
Bununla birlikte, bu nihilist devletin yani, İran’ın uluslararası
ilişkilerine baktığınızda aralarında, Çin ve Rusya gibi küresel sistemi
yapılandırmada gayet etkili iki ülkenin yanı sıra Hindistan, Brezilya, Güney
Afrika gibi ‘Güney’i temsil kabiliyetinde olan gelişmekte olan ülkeler de
bulunuyor.
Söz konusu bu ülkelerin bugün, İran’a doğrudan askeri destek verip
vermedikleri bir başka husus olduğu gibi, farklı bir bağlamda değerlendirilmeyi
de hak ediyor.
Bakan Nussebileh’nin, gayet açık bir şekilde ortaya koyduğu yaklaşım bize,
BAE’nin küresel sistemin temel ortaklarından biri olduğunu, İran’ın ise bu
sistem içerisinde yerinin olmadığını söylüyor...
Ve İran’ı, bu yöne davet etmekten de geri kalmıyor, BAE Bakanı...
Yukarıda dikkat çekilen, ‘küresel sistemin temel ortağı olmak’ olgusunun,
paylaşımcılık noktasında eşitlikçi bir konum tekabül edip etmediği ise
tartışmaya açık.
Bakan’ın küresel sistem dediği unsurun enerji ve güvenlik gibi bağlamlarını
bir an için dışarda tuttuğumuzda diğerleri yani, birlikte yaşama, hoşgörü ve
barış gibi gayet temel değerler noktasında BAE’nin küresel sisteme, ne türden
katkı yaptığını açıklamada bulamıyoruz.
Muhtemelen, “yapılan açıklamanın kapsamı, bu unsurlar üzerinde görüş beyan
etmeyi gerektirmediğinden olsa gerek” diyerek bir izah getirebiliriz.
Yazının girişinde dikkat çektiğim üzere, ortada bir din savaşı yok...
BAE dışişleri bakanının söylemini dikkate alacak olursak, ortada nihilist
olan ‘bir ülke’ ile nihilist olmayan ötekiler arasında bir savaş var.





