Mehmet Özay 22.04.2026
Bir devletin inşasında kurucu unsurlar kadar, ilerleyen süreçte liderlikleriyle rol oynayan bazı siyasilerin katkısı, -en az kurucu unsurlar kadar- önem taşır.
Hatta, ilk
sürecin kayda değer bir şekilde akamete uğradığı ve devlet birliğinin tehlikeye
girdiği anlarda oynadıkları konsolide edici rolleriyle, bu ikincil liderler
unutulmayacak şekilde adlarını ulusal tarihe yazdırırlar.
Bunlardan biri,
merhum Tun Abdul Razak’tır...
Malezya’nın
ikinci başbakanı sıfatıyla 1970’de başlayan başbakanlığı, 1976 yılında vefatına
değin devam etti.
Bugün, Universiti
Malaya’da (UM) gerçekleştirilen forum’da, vefatının ellinci yılında
mütevazi bir şekilde anıldı Tun Abdul Razak...
Malezya Yüksek
Öğretim Bakanı Datuk Dr. Zambry Abdul Kadir’in konuşmasının ardından, UM
bünyesinde faaliyet gösteren önemli enstitülerden biri olan, Asya-Avrupa
Enstitüsü (Asia-Europe Institute) ile Tun Razak Vakfı işbirliğiyle
gerçekleştirilen forumu, Enstitüsü müdürü Dato Prof. Rajah Rasiah yönetti.
Forum’a
katılan, önemli konukları Malezya modern Malezya siyasal tarihinde bir dönüm
noktası olan 1969 sürecini, merhum Tun Abdul Razak’ın liderliği çerçevesinde
değerlendirdiler.
Karakter
Abdul Razak’ın
fotoğrafını ne zaman görsem, 1930’lu, 40’lı yıllarda Sumatra’da öne çıkan
liderleri anımsattığını düşünürüm.
Bugün, vefatı
dolayısıyla yapılan etkinlikte önemli katılımcıların dile getirdiği anı-siyasal
analiz etkileşiminden oluşan söylemleri, bu düşüncemin bir şekilde teyidi
anlamına geliyordu.
Abdul Razak’ı
tanımlayan temel kavramın, bir siyasetçi olarak ‘karakter’ sahibi olduğunu
söylemek yanlış olmayacaktır.
Bir an için
durup belki, “Bu mu, yani?” sorusu sorulabilir, şayet ‘karakter’in neleri
içerdiğini küçümser isek...
Döneminin
adamı
İngiliz
yönetimine konu olan dönemin, doğrudan bir sonucu olarak ve tıpkı benzerleri
gibi, eğitimini İngiltere’de alan Abdul Razak bin Hussein (11 Mart 1922 - 14
Ocak 1976), hukuk eğitimi gördü.
Yüksek
öğrenimi sürecinde, Londra’da “Malay Forum” adıyla, ülkesinden gelen
öğrencileri bir çatı altında toplamasını özellikle incelemek gerekir.
Temel hedef
‘öğrenci birliği’ formunu oluşturmak olduğu düşünülebilirse de, gerçekte bu
çabanın, ‘Malaya’ topraklarının bağımsızlığının tesisi olduğuna kuşku yoktur.
Bu süreç, onun,
‘liderlik’ ve ‘vizyon sahibi’ bir kişilik olduğunun bir erken dönem ifadesidir
aslında...
Abdul Razak’ın,
ilerleyen yıllarda ülke yönetiminde yer alan bir siyasetçi olarak ortaya
koyduğu ‘toplumsal kalkınmacı’ çabalarının, Londra’da ‘Fabian Topluluğu’na
katılması ve o süreçte edindiği ideolojik zeminin, sahip olduğu ‘Malay’
gerçekliği ile ilişkisinin kurulması, anlaşılmaya ve araştırılmaya değer bir
başka önemli araştırma konusu olarak karşımızda duruyor.
Avrupa’nın tarihsel
olarak ürettiği siyasal ideolojik eğilimleri, akımları öğrenme süreçlerinde,
Abdul Razak’ın yalnız olmadığını biliyoruz.
Yukarıda
değinmiştim...
Abdul Razak’ı,
Sumatra’lı siyasal liderlere benzetmenin nedenlerinden biri bu...
Tıpkı,
Muhammed Hatta, Sutan Sjahrir, Adam Malik gibi...
Abdul Razak da,
kendi vatanında sömürge dönemi koşullarını anlamış ve bu sorunlara çözüm bulma
konusunda kafa yormuş genç bir adam...
Tartışma yeri
burası olmamakla beraber, şu ifadeye yer vermek gerekiyor.
Yukarıda
dikkat çekilen süreci, bir tür sıradanlaştırma çabasına konu ederek, dönemin
adı geçen genç siyasal aktivistlerini ve geleceğin önemli siyasetçi ve
düşünürlerini tanımlarken, ‘Batılı ideolojilerin saf takipçileri’ gibi bir
yaftaya sığınmak, geniş Malay dünyasında o dönem var olan toplumsal gerçeklik
olgusunu ve alternatif siyasal söylemleri yadsımak anlamına gelir.
Kaldı ki, adı
ne olursa olsun, sömürge dönemi koşullarının belirleyiciliğinde özellikle,
ekonomi-politik açılımlarında, Avrupa’nın ürettiği ideolojileri alternatif bir
yaklaşım olarak Geniş Malay dünyasında ortaya koyma çabasında, Başbakanlık
konumuna kadar çıkmış ya da gayet önemli toplumsal statüler edinmiş diğer
bireylerin de var olduğu hatırlandığında, karşımızda dikkat çekici bir siyasal
ve toplumsal değişim süreçleri olduğunu görürüz.
Siyasal
var oluş
Abdul Razak’ın,
Malezya Federasyonu adıyla anılan ulus-devlette adının öne çıktığı dönem, hiç
kuşku yok ki, 13 Mayıs 1969 yılıdır...
O dönem
yapılan genel seçimlerin hemen ardından, yaşanan anarşi ortamını doğurduğu
siyasal ve toplumsal gerilimi yönetebilecek kişi arandığında ilk akla gelen
isim olmuş ve olağanüstü yetkilere sahip bir siyasetçi olarak bu göreve
atanmıştır.
15 Mayıs 1969
ile 20 Şubat 1971 tarihleri arasında görev yapan ‘Ulusal Yönetim Konseyi’ (National
Operations Council), bir anlamda Malezya modern tarihinin dönüm noktası
olmuştur.
Böylesine
kritik bir dönemde devletin başına getirilmesini onun, belirli kriterlere sahip
yani, ‘karakter sahibi’ bir siyasetçi olmasıyla izah etmek gerekiyor.
Tarihte Malay
Yarımadası, İngiliz sömürge döneminde Malaya gibi adlarla anılan ve Asya
Kıtası’nın güneydoğusunda Patani’den, güneyde Singapur Adası’na doğru kıvrılan
Yarımada’nın 18. yüzyıl sonundan başlayan ve modern anlamda, çok etnikli
kimliğine sahip olduğu dönemlerde, zaman zaman yaşanan çatışmalara rağmen,
büyük ölçekli çatışmalara rastlandığını söylemek güç.
Bunun,
İngilizlerin ‘düzen’ (order) ve ‘güvenlik’ (security) konusunda
gayet ‘inatçı’ bir millet olmalarıyla izah etmek gerekir.
13 Mayıs 1969
sorunu modern Malezya tarihinin, bazı çevrelerce üzerinin kapatılmak
istenmesinde de görüldüğü üzere, ulus-devletin varlığı ve birliğinin tesisi
veya önemli kırılmaların yaşanacağı bir dönüm noktası olarak dikkat çeker.
Temel
itibarıyla, toplumsal katmanların veya Malezya özelinde söylemek gerekirse,
“etnik yapılararası” ekonomik dağılımda yaşanan dengesizliğin, gayet görünür
bir hâl aldığı döneme işaret eder 13 Mayıs 1969 gelişmesi...
Siyasal
sorumluluk ve güç paylaşımı
Olağanüstü
yetkilerle atanmasının ardından, toplumda var olan tüm toplumsal ve etnik
yapıların temsilcilerinden teşekkül ettirilen bir danışma konseyi oluşturması,
onun “tüm yetkilerle donatılmış” ancak bu yetkilerini, “toplumun birbirinden
gayet farklı kesimlerin oluşturduğu kurula havale eden bir lider tipiyle karşı
karşıyayız.
UM’deki
etkinlikte yer alan Prof. Anis Yusuf’un dile getirdiği üzere, bu yönetim tarzı,
Abdul Razak’ın bir “Malezya Geleceği” düşüncesine sahip olduğunun en açık
göstergelerinden biridir.
Anis Hoca, bu
siyasal yaklaşımı sahip olunan “mutlak siyasal gücün” doğrudan halka
aktarılması olarak yorumlayarak, “nitelikli liderlik” olarak vasıflandırıyor...
Günümüzde,
popüperleştiğine kuşku olmayan ‘liderlik’ kavramının ve de içeriğinin bizatihi,
Abdul Razak’ın şahsında ve de politikalarında gündeme geldiğine dikkat çekiyor.
Siyasetçinin, liderin güç sahibi oluşunun, samimiyet ve sorumluluk olgularıyla
bağdaştırıyor Anis Hoca.
Abdul Razak’ın
oğlu ve uzun yıllar özel sektörde önemli görevler yapmış olan Nazri Rezzak’ın, babasının
başbakanlığı sürecinde sergilediği liderlik profilini ve dönemin icraatlarını,
“çok fazla güç iyi değildir” ilkesiyle açıklaması önemlidir. Nazri Bey, bu
ifadeyle dolaylı olarak Abdul Razak’ın ilkeli ve paylaşımcı liderlik yönelimine
vurgu yapıyordu.
Bu izahın,
Prof. Anis Hoca’nın yukarıda dikkat çektiğim “siyasi güç” olgusuyla ilintili
olduğunu söylemek gerekiyor.
Ve belirsizlikler,
komplek gelişmeler ve durumlar karşısında siyasetçilerden, yöneticilerden
beklenen “iyi yönetim” (good governance) olgusunun, Abdul Razak’ın altı
yıllık yönetiminin dikkat çeken bir değer niteliği olduğuna vurgu yapıyor Anis
Hoca.
Katılımcılar
arasında yer alan Prof. Fatima Muhammad Arsyhad, Tun Abdul Razak’ı “kalkınmanın
babası” (bapak pembangunan) unvanıyla zikretti...
Bu kavramın,
bölgede sıklıkla kullanıldığını biliyoruz...
Ancak, Prof.
Fatima’nın vurgusu endüstriyel, sektörel vb. kalkınmadan ziyade, Abdul Razak’ın
başbakanlığı döneminde, çok etnikli Malezya toplumunun sosyo-ekonomik olarak
alt katmanlarında yer alan kesimlerinin kendi ayakları üzerinde durmasını
sağlayacak politikalar ve projelerle ortaya koymuş olmasıdır.
Ve bu süreci,
“ilerlemeci ekonomi” kavramıyla netleştirdi...
‘Felda’, ‘Felcra’,
‘Mara’ vb. örneklerinde görüldüğü üzere, ekonominin kurumsallaştırılması ve
halk katmanlarına yaygınlaştırılması süreçlerindeki rollerinin, Abdul Razak
dönemi ekonomi politik süreçlerinde önceliğin, devasa devlet işletmelerine
değil, halk katmanları arasında yaygınlaştırılmasının somut örnekleri olarak
dikkat çekti.
İnşacı
lider
Dönemin
başbakanı Tunku Abdul Rahman’ın yardımcısı olarak siyasette yer alan Abdul Razak’ın
ulusun yeniden inşasında görevlendirilmesi, Malezya modern siyasal tarihinin
dönüm noktalarından biridir.
Yaşanan
kırılmanın niçin, Tunku Abdul Rahman ile onarılması yoluna gidilmediği meselesi
ise, bir başka husustur.
Ancak, Tunku
Abdul Rahman’ın ulus-devlet varlığının kritik bir sürece girdiği, toplumsal
katmanlar ve de özellikle, etnik yapılararası kırılmaları önleyecek ve ulusal
bütünlüğü sağlayacak sürecin başına, Abdul Razak’ı ataması onun siyasetçi
olarak sahip olduğu özellikleriyle ilişkilendirmek gerekiyor.
Dönemin siyasi
elitinin, böylesine önemli bir siyasal süreçte Abdul Razak’ı göreve atamalarına
şaşmamak gerekiyor.
Onun,
-yukarıda dikkat çektiğim üzere, öğrencilik yıllarından başlayarak- sergilediği
siyasal kişiliği ve karakteri, 1951 yılında, o dönem UMNO’da yaşanan çalkantılı
başkanlık değişiminde Dato Onn Jaa’far tarafından UMNO başkanlığına
önerilmesinde de rol oynamıştı.
Ancak, yaşının
genç olması gibi maddi bazı nedenlerle bu görevi reddeden Abdul Razak, aradan
geçen yirmi yılın ardından 1969’da, olağanüstü yetkilerle siyasal yönetimin
başında yer almış ve ardından, vefat ettiği 1976 yılına kadar başbakan olarak
görev yapmıştır.





