Mehmet Özay 15.08.2026
Yirmi yıl toplumların tarihinde belki, kısa bir süreye tekabül ediyor.
Ancak, günümüz
modern ya da post-modern toplumlarında yirmi yıl, hızla yaşanan değişim
süreçlerine konu olmasıyla dikkat çekiyor.
Tıpkı, özellikle,
son birkaç nesildir dünya toplumlarının, -en azından- azımsanmayacak bir
bölümünün tecrübe ettiği üzere, değişimin hızı bizi, 20 yıllık sürecin önemli
olduğunu hatırlatıyor.
Bu noktada, Helsinki
Barış Antlaşması’nın 20. yıldönümü olan bugün, dönüp aradan geçen yirmi yıllık
sürece baktığımızda, bu anlaşmanın ne tür değişimlere neden olduğu, ne tür yeni
süreçleri ortaya çıkardığı, ilgili anlaşmaya taraf olanların birbirlerine karşı
ne tür tutum, davranış ve düşüncelere evrildiğini durup düşünmek gerekiyor.
Bu kısa
yazının bu hususları kapsamlı bir şekilde ele almasını beklemek mümkün değil.
Bununla birlikte,
en azından bu yönde bir dileği yerine getirmenin gerekliliğini paylaşmanın
önemine kuşku bulunmuyor.
Bu çerçevede,
bu kısa yazıda, daha çok birtakım soruları gündeme getirmenin kâfi olacağını düşünüyorum.
Açe’de
barış
Söz konusu bu anlaşmayla
kast ettiğim, 15 Ağustos 2015 tarihinde Endonezya merkezi hükümetiyle, o dönem
adından çokça bahsettiren, Açe Özgürlük Hareketi (Gerakan Aceh Merdeka-GAM)
arasında imzalanan ‘barış’ anlaşmasıdır.
Barış anlaşmasının adının ‘Helsinki’ olması tıpkı, benzeri anlaşmalarda tanık olunduğu üzere, zikredilen
tarafların Finlandiya’nın başkentinde biraraya gelmiş olmaları ve sürecin orada
nihayete erdirilmiş olmasıdır.
Her yıl olduğu
gibi bu yıl da, söz konusu tarihi dönüm noktasına dair, kısa, hatırlatıcı ve
belki biraz zihnimizi kışkırtıcı birkaç hususa değinmekte yarar var.
Helsinki
Yukarıda dikkat
çektiğim üzere, yirmi yıllık süre kadar, küresel gelişmelere veya coğrafi
uzaklık gibi tarihsel tekrara konu olan bir olgudan ötürü, geniş Malay
coğrafyasına pek de, aşina olmayanlar için, genel bir bilgiye yer vermek
gerekir.
Helsinki’den,
Finlandiya’nın başkenti olması kadar, bu başkentte, Endonezya merkezi hükümeti
ile bu ulus-devletin bir eyaleti olan Açe’de 1976 yılından itibaren var olan
çatışma ortamının, 2005 yılında sona erdirilmesinde önemli rol oynamış bir mekân
anlaşılır.
Her ne kadar, örneğin,
sıradan bir Açeli ve Endonezya vatandaşı için Helsinki’nin dünya haritası
üzerindeki yerini bilmemek pek o kadar da dikkat çekici olmasa da, bu ülkenin siyasi
elitinin, akademisyeninin, gazetecisinin Açe’yi ve Endonezya’yı biliyor
olmaları, hiç kuşku yok ki, manidardır.
Sorular
Bu noktada,
söz konusu barış anlaşması süreciyle bağlantılı olarak belki, şu birkaç
soruyu haklı bir şekilde ortaya koyabiliriz...
Niçin, bir Doğu
başkenti değil de, Helsinki?
Niçin, halkının
çoğunluğu Müslüman olan bir ulus-devlet değil de, Finlandiya?
Niçin, Hint
Okyanusu’nu çevreleyen ülkelerden biri değil de, Avrupa’nın kuzeyinde, bir
ülke?
Niçin, aidiyeti,
kimliği itibarıyla Müslüman bir devlet adamı, bir diplomat değil de, Marthi Ahtisarri
gibi Finlandiya eski devlet başkanı?
Bu minvalde soruları
niceliksel olarak çoğaltmak mümkün...
Bununla
birlikte, söz konusu bu nicelikselliğin gizli/açık içinde barındırdığı ‘niteliği’,
göz ardı etmemek gerekir.
Ve bu ‘Niçin’ soru
cümlesiyle başlayan soru cümlelerine, ‘nasıl?’, ‘neden?’, ‘kim?’, ‘nerede?’
gibi diğer soru cümlelerini de eklememiz mümkün.
Giriş’te
dikkat çektiğim yirmi yıllık zaman diliminin, bölgesel ve küresel olarak, gayet
önemli değişimlere konu olan süreçlere paralel gerçekleşmiş olmasını, tarihi
bir tesadüf olarak yorumlamak mümkün.
Bununla birlikte,
Açe’de, 1976 yılından 2005 yılına değin şu veya bu şekilde var olan, zaman
zaman etkisi artan, zaman zaman azalan çatışma ortamını sona erdiren bu barış
anlaşmasının Açe’ye, Endonezya’ya ve hatta, bölgeye neler kazandırdığı ya da
kazandırmadığı, ne tür gelişmelere imkân tanıdığı ya da tanımadığı veya ne tür
gelişmelere imkân tanımadığı ya da tanımadığı şeklinde, zihinleri kurcalayıcı
soruları gündeme getirmek gerekiyor.
Kim, ne
öğrendi?
Bunlara ilâve
olarak, bir iki ilginç soru daha üretebiliriz...
Meselâ, bu
barış antlaşmasını gündeme getiren Finlandiya’da faaliyet gösteren düşünce
kuruluşunun, Finlandiya eski devlet başkanı’nın, Finlandiya akademisinin,
Finlandiya’da barış ve çatışma süreçlerini çalışan çeşitli kurumların, bu barış
anlaşmasından neler öğrenip öğrenmedikleri de, gayet dikkat çekici sorular olsa
gerek.
Avrupa’nın en
kuzeyindeki bir noktadan bakıldığında, yani Finlandiya’dan yani Helsinki’den
bakıldığında, dünyanın öteki ucuna tekabül eden Endonezya’da, bu ulus-devletin teritoryal
olarak küçük bir bölgesini teşkil eden Açe Eyaleti’nde olan biten gelişmeleri anlamak,
siyasi aktörlerini, siyasal tarihlerini analiz etmek, bu analiz üzerinden
birbiriyle sadece, fiziki olarak değil, dini ve kültürel olarak da gayet yakın
olmasına rağmen, birbirinden yine oldukça uzak olan Endonezya merkezi hükümeti ve
siyasi eliti ile Açe siyasi elitini ve de halkını, birbirlerini anlamaya sevk
edecek bir platform teşkil ettirebilmek ve bu platformu adına, ‘barış’ denilen
sürece evirebilmek oldukça önemli bir ilgi ve alâka, önemli bir bilgi birikimi,
dikkat çekici bir sabır, gayet önemli bir diplomatik çaba vb. ortaya konmuş olsa
gerek...
Peki, niçin bir
Doğu başkenti bu sürecin merkezinde olamıyor?
Peki, niçin, halkının
çoğunluğu Müslüman olan bir ulus-devlet bu süreci yönetmeyi üzerine alamıyor?
Peki, niçin, aidiyeti,
kimliği itibarıyla Müslüman bir devlet adamı, bir diplomat, bir düşünce kuruluşu
vb. Endonezya gibi önemli bir ülkenin, Açe gibi önemli bir bölgenin barış’la
buluşmasını sağlayamıyor?
Açe’de barışın
20. yılına girilirken, aradan geçen sürecin Açe toplumuna, siyasetine,
akademisine neler kazandırdığı veya kazandırmadığı, Endonezya merkezi yönetiminin
bu süreçte ne tür roller oynadığı veya oynamadığı her yıl olduğu gibi bu
yıldönümü dolayısıyla yine bu yıl da ele alınması gerekir.





