Mehmet Özay 02.11.2026
3 Kasım yani, yarın ABD’de yapılacak olan ara-seçimlerin önemi sadece, ülke siyasetinin kontrol merkezi Amerikan Kongresi’nde senatör adaylarının sayısının değişmesiyle sınırlı değil.
Bunun ötesinde,
ABD toplumunun ve de siyasetinin geleceğinin belirlenmesi açısından da, önem
arz ediyor.
Bu durum,
siyasetten elini eteğini çektiği varsayılabilecek 2008-2016 yıllarında Demokrat
Parti’li bir başkan olarak ülkeyi yöneten Barack Obama’nın, bir süredir ülke
siyasetine yönelik söylemlerini, yarın yapılacak seçim nedeniyle meydanlara
inerek göstermesinden anlaşılıyor.
Bu durum, Demokrat
Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında her dönem var olan siyasi çekişmede,
bugün gelinen noktada, yeni bir boyuta evrildiğini ortaya koyuyor.
Obama
faktörü
Ülkenin 44.
Devlet başkanı Barack Obama son dönemde Demokrat Parti içerisinde yaşanan
kırılmaların önüne geçmek ve mevcut ABD siyasetinin önünü açmak amacıyla epeyce
çaba sarf ediyor.
Bu gelişmeyi
sadece, Trump iktidarlarının Obma dönemi politikalarını yerle bir etmesiyle
açıklamak mümkün değil.
Obama, bir
yandan Demokrat Parti’yi yeniden toparlamaya çalışırken, öte yandan, ABD’de ve
küresel sistemde onulmaz yarıklar açan Trump rejiminin önünü almaya çalışıyor.
Obama’nın
eleştirilerinin başında Trump’ın “otokrat yönetim” modeli olduğu ortada.
Trump yönetimi
sadece, ABD toplumu ve siyasetinde neden olduğu kırılganlıklar ve yarıklar
değil, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde doğrudan
çatışmacı yönelimleri ortaya koyması ve körüklemesiyle bir hedef haline gelmiş
durumda.
Obama,
meydanlarda yaptığı konuşmalarda, yarın yapılacak ara seçimleri “Trump’ı
dizginlemede son şans” olarak değerlendirmesini abartı olarak kabul etmek
mümkün mü?
Kanımca,
hayır...
Dünyanın bugün
geldiği noktada, her bir ülkenin aynı ve benzer büyük tehditler karşısında
bulunduğu hatırlanacak olursa, Obama’nın çıkışını salt bir seçim retoriği
olarak kabul etmek yanlış olur.
Trump’la
gelen on yıl
Son on yıla
damgasını vuran Trump rejiminin bugün sadece, ABD topraklarında değil, dünya
genelinde oluşturduğu ‘negatif değişim’ süreci, ABD siyasal yaşamında derin
varoluşsal izler bıraktığına kuşku yok.
Bugün,
neredeyse dünyanın dört bir tarafında yankılanan ‘belirsizlikler çağı’
söyleminin, belki başlatıcısı değil
ancak, derin bir nitelik kazanmasında, Trump’ın ve de onun siyasal söylem ve
eylemlerine eklemlenenlerin rolüne kuşku bulunmuyor.
Bununla
birlikte, Demokratlar’ın bu gelişim karşısında, 2020-2024 yılları arasında, Joe
Biden’la vermeye çalıştıkları karşılık yerini bulmadığı da ortadadır.
Donald
Trump’ın, ABD’nin ve de dünyanın küresel yapılaşmasını derinden yerinden
oynatan girişiminin ilk ayağını, 2016 yılı seçimlerini -pek çok kişi için
süprniz bir şekilde- kazanmasıyla ortaya çıkmıştı.
ABD’nin
siyasal yapısını ve toplumsal dinamiklerini değiştirmede ve de küresel sistemi
reforme etmek yerine, her şeye rağmen, var olan temellerinden yoksun bırakma
konusunda hızını alamayan Trump, ikinci başkan seçilişi ile misyonuna kaldığı
yerden devam ettiriyor.
Trump’ın çok
değişkenliği, bir başka deyişle, yapıcı olmak yerine istikrarsızlıklara kapı
aralayan söylemleri ve bunların politikaya evrilme süreçlerinin en görünür yönleri,
daha ilk seçildiği yıl, uluslararası politikada çizdiği zikzaklar ve ‘tek adam’
rolünü kasıtlı ve bilinçli olarak üstlenmesi nedeniyle kendisine en yakın
isimlerin tek tek kabineden ayrılmasıyla ortaya kondu.
İkinci
döneminde ise kendine “yakın” genç nesil ve de “idealist” Cumhuriyetçilerle,
kendisine herhangi bir eleştirel alan bırakmamacasına yoluna devam ediyor.
Elbette,
burada ABD’de ve de küresel sistemde yaşanan değişimlerin tek sorumlusu olarak
Trump’ı göstermek, sosyolojik ve siyasal anlamda doğru değil.
Ancak, küresel
sistemin başında yer alan bir ülkenin başkanı olarak Trump’ın, hem ülkesindeki
ırk-temelli yaklaşımların körüklenmesinde ve gündelik yaşamın derinlerine nüfuz
etmesinde hem de, küçük ve orta ölçekteki ülkelerdeki son dönemdeki rejimleri
üretenlerin kendilerinde güç ve modellik bulacakları bir yönetim tarzını
belirlemesi, hiç kuşku yok ki, gözlerden kaçmıyor.
Demokrasi:
Kendinde devinim
ABD
siyasetinde, temeller dikkate alındığında, Demokratlar veya Cumhuriyetçilerin
birini diğerinden ayırmak belki de, pek mümkün değil.
Buna gerek te
yok...
Bunu bize
söyleten, Batı’nın kendi toplumsal ve siyasal dinamikleri içinde kurmuş olduğu
sistemik yapılanmadır.
Mükemmel
olmamakla birlikte, bugüne kadar adına demokrasi denilen siyasal rejimi,
kurallar ve kurumlar bütünü çerçevesinde, yerleşik hale getiren bir yapının
olduğuna kuşku yok.
Ancak, Donald
Trump’la birlikte, hegemon yapı sistemsel düzeyden, tek bir bireyin hegemon
anlayışını hakim kılmaya matuf bir gelişmeye konu olmasıyla diğer süreçlerden
ayrılıyor.
ABD’de yarın
yapılacak ara-seçimler, Trump’ın ve hükümetlerinin kurduğu, geliştirdiği ve de
küresel sistemi gelip dayattığı ‘belirsizliklere’ belki de, Obama’nın
ifadesiyle, “dur demenin” adı olacak.






