Mehmet Özay 19.04.2026
Avrupa Birliği Komisyonu, Macaristan seçimlerinin ardından, hükümetin kurulmasını beklemeden ilk üst düzey görüşmeleri başlattı.
Macaristan’da Páter Magyar’ın hükümeti Mayıs ayı başında
kuracağı belirtilirken, Avrupa Komisyonu (European Commission) üst düzey
yönetimi, seçimin galibi Tisza Parti’si yöneticileriyle geçtiğimiz iki gün
boyunca biraraya geldi.
Resmi olmayan görüşmelerin temel konusunu, AB’nin
Macaristan’a mali yardımını içeriyor.
Sabık başbakan Victor Orbán döneminde yaşanan ‘yolsuzluklar’ ve ‘devlet kurumlarının
bağımsızlığı’ ilkesinin ihlâli gibi nedenler üzerine AB’nin, Macaristan’a
vermeyi taahhüt ettiği ancak ardından dondurduğu fonun, ilk etapta on milyar
Avroluk (10 Billion Euro) bölümünün acilen transferi çalışmaları
başlatıldı.
Buna ilâve olarak, önümüzdeki dönemde Macaristan’a mali desteğin
toplamda, 37 Milyar Avro’yu bulacağını da hatırlatayım.
Avrupa’nın güveni
AB yönetiminin, henüz hükümeti kurmamış bir üye ülke
yönetimiyle ilk defa böylesine bir süreci başlatmış olması, uzmanlar tarafında
“olağandışı” nitelendiriliyor.
Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen’in “sağ
kolu” olarak nitelendirelen Björn Seibert ve diğer bazı yetkililer, henüz
başbakanlık sıfatını almamış olması nedeniyle Peter Magyar yerine, partisi
Tisza’nın yöneticileriyle görüşmeleri gerçekleştirdiler.
Bu gelişme, Avrupa Birliği’nin ve birliğin işleyişinden
sorumlu Avrupa Komisyonu’nun Macaristan seçimleri sonrasında ortaya çıkan
siyasal gelişmeyi ve de Tisza Partisi’nin kuracağı hükümeti açıkça desteklediği
anlamına geliyor.
Bu durum, AB ile üye ülkeler arasında var olan
anlaşmaların, hukuki süreçlere koşut olarak gerçekleştirilmesi anlamına
geliyor.
Bu nokta, önemli...
İlkeler
Nihayetinde, AB’nin kuruluşu ve gelişiminde, Avrupa’nın
kendini bağlı hissettiği ve deklare ettiği siyasi değerlerin, bu değerlerin
somutlaşmış hali olan kurumların işlerliği, üye ülkelerin AB ile olan
işbirliğinin sorunsuz gerçekleşmesinin temel kuralını teşkil ediyor.
AB’ye üye ülkelerin, AB nosyonuna ve bunun içerdiği
siyasal ilkeler bütüne yönelik benimseyiciliği, adabtasyonu salt bir çıkar
ilişkisi üzerine şekillendiğini söylemek güç.
Öyle ki, üyeliğin ‘bağımsız’ karara bağlı olması gerçeği,
üye ülkelerin AB nosyonunun ne anlama geldiği ve gereklilikleri konusunda fikir
sahibi oldukları anlamına geliyor.
Bununla birlikte, sabık başbakan Victor Orbán döneminde yaşananların ortaya
koyduğu üzere, bir üye ülke olarak Macaristan’ın farklı uluslararası aktörlerle
yakınlaşması, AB ile olan sürecin akamete uğraması sonucunu doğurmuştu.
Temelde, bu tecrübe bugün AB içerisinde, özellikle üye ülkelerin ‘dış işleri’
konusunda üye ülkelere tanınan özerkliğin yerinde olup olmadığı tartışmalarının
ortaya çıkmasına neden olduğu gözlemleniyor.
Bu durum, her üye ülkeye ‘dışişleri’nde özerkliği
tanırken, Victor Orbán döneminde
yaşandığı üzere Birliğin, tümünü içine alan belirsizlikler ve kararsızlıklar
gibi harekete geçirici kuvvenin dondurulması gibi bir sonucun ortaya çıkmasına
neden oldu.
Temelde, AB’nin işlerliğinin üye ülkeler ile bir bütün
olarak Birlik noktasında ortaya çıkması hedefinin gayet rasyonel ve de ideal
olduğu görülüyor.
Bununla birlikte, özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya 2022’de açtığı
savaşla birlikte, sabık başbakan Victor Orbán’ın Rusya ile yakınlaşması, öte yandan, bir anlamda, tam
da bununla tezat içerecek şekilde ABD Başkanı Donald Trump’la aynı kampta’ yer
aldığı görüntüleri, AB için büyük bir hayal kırıklığı olduğu gibi uluslararası
arenada, AB’nin üstlendiği varsayılan ‘bir güç’ olma olgusunun hayata
geçirilmesinin de önünü tıkaması sonucunu doğurmuştu.
AB için ‘kriz’ anlamına gelen bu gelişmenin bir daha
yaşanmaması konusunda, bazı adımların atılacağını tahmin edilebilir.
Avrupa bütünlüğü
Geçtiğimiz iki gün boyunca Avrupa Komisyonu
temsilcilerinin, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yaptıkları görüşmeler,
komisyonun üye ülkeler maddi desteğinin, Macaristan özelinde Ağustos ayı
öncesinde anlaşmayla sonuçlanması hedefine matuf.
Bu durum, giriş’te dikkat çektiğim üzere, AB’nin
Macaristan’ı ne denli önemsediğinin bir göstergesidir.
Bu önemseme, Macaristan’ın bir üye ülke olarak AB
bütünlüğü içerisindeki yeriyle ilgili olduğu gibi, bir üye ülkenin AB siyasal
değerlerine bağlılığının, -Macaristan örneğinde, güçlenerek yenilenmesi
anlamına geliyor.
Dolayısıyla Avrupa Komisyoun tarafından, ilk etapta
verilmesi plânlanan on milyar Avro, ‘İyileştirme ve Dayanıklılığın Tesis’ (Recovery and Resilience Facility -RRF) kapsamında yer almasını, salt bir
‘ekonomik’ yardım olarak görmek yanlış.
Temelde, çok daha derinlikli bir ilişki olduğu ve maddi destek
programının bu ilişkinin sadece, bir boyutunu teşkil ettiğini kabul etmek
gerekiyor.
Bu derinlikli ilişkiden kasıt, AB siyasal ilkeleridir...
Önceki yazılarda dile getirdiğim üzere bu ilkeler, başta,
“yolsuzluklarla mücadele, yargı bağımsızlığı sağlanması, medya ve akademi
kurumlarında özgürlük” gibi başat olgular.
Ancak temelde bakıldığında, Avrupa bireylerin haklarının
korunması ve kamusal alanın ‘tarafsızlığı’ olgularını temel alan bir siyasal ve
toplumsal zemini öncelliyor.
Bireylerin haklarının korunması, kamusal alanın ve
kurumların tarafsızlığı ilkesinin, sabık başbakan Victor Orbán döneminde ciddi anlamda
örselenmesi nedeniyledir ki, AB Macaristan’da 12 Nisan seçimiyle yaşanan
siyasal gelişmeyi önemsiyor.
Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen’in acelesi
de, tam da bu ‘önemsemeye’ paralellik arz ediyor.
Öyle anlaşılıyor ki, Avrupalı yöneticiler, AB
değerlerinin Macaristan’da yeniden inşası sürecinin, Avrupa genelinde siyasal
değerlerin ve de demokratik yenilenme anlamına geldiğinin gayet farkındalar.
https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/avrupa-macaristana-guveniyor-europe-trusts-hungary/





