Mehmet Özay 22.08.2026
Sorunu sadece,
Myanmar askeri rejiminin, soykırıma varan uygulamalarıyla sınırlı bir bakış
açısına indirgemek, kolaycı yaklaşımdan öte bir anlam taşımıyor.
Bu azınlık kitlesinin
‘anavatanları’ olan ve Myanmar adıyla anılan ulus-devlet sınırları içerisindeki
yaşamlarının inkâtaya uğramış olması kadar, zorunlu göç ve mültecilik süreçleri
dolayısıyla gittikleri ülkelerde karşı karşıya kaldıkları durumları da, bir o
kadar rasyonel bir şekilde anlamak ve değerlendirmek gerekiyor.
Bugüne kadar
kaleme aldığım yazılarda sorunun, temelde ‘siyasal’ olduğunu ve bu sorunun
aşılabilmesi için, Arakan toplumunun kendi içerisinde bu sorunu halletmesine
vurgu yapıyorum.
Alternatif
olarak, Arakan toplumunun bu sorunu çözebilmesinde diğerlerinin diyelim ki, ‘sığınmak
zorunda kaldıkları’ ve halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan toplumlardaki
ilgili kurum ve kuruluşların, -ki bunlar arasında sivil toplum kuruluşları,
üniversiteseler ve düşünce kuruluşları başta geliyor-, sorumluluk üstlenmeleri
gerekir.
Ne Myanmar’da
ne de mülteci olarak bulundukları ülkelerde sağlıklı ve rasyonel bir liderlik
oluşturamamış olan Arakanlı Müslümanların sorunlarının çözümünü beklemek
beyhudedir.
Bir mektup
Bu çerçevede,
burada bir ‘eğitimli’ bir Arakanlı’dan aldığım bir yazıyı kısaca özetleyerek,
duruma kısmen de olsa, açıklık getirmeye çalışacağım.
Yaklaşık on dört
yıl önce bana iletilen bu mektubun bugün, halen geçerliliğini koruduğuna kuşku
bulunmuyor.
Öyle ki, o
günden bugüne değin, Arakan toplumunun anavatanlarında, çokça komşu ülke
Bangladeş’te ve kısmen Pakistan, Suudi Arabistan, Malezya gibi diğer bazı
ülkelerdeki varlıkları , Arakan Müslümanlarının sorunlarının devam ettiğine ve
çoktan kangren hâline geldiğine işaret ediyor.
Mektubun
şahsıma değil, ‘sivil toplum kuruluşları’ başlığıyla genele hitaben yazıldığını
belirtmeliyim.
Mektup,
“Arakanlı Çocukların Eğitimi” başlığını taşıyor ve “başlığa dikkatinizi
çekerek” ifadesiyle ilk satırdan itibaren bizi, sorunun ne olduğuna ve nasıl
çözüme kavuşturulabileceğine dair içeriden bir ses olarak ortaya koyuyor.
Neler
oldu?
Arakanlı Müslümanlar,
‘Burma’ rejimi tarafından, uzunca bir süredir temel insan haklarından mahrum
bırakılmaktadırlar. Karşı karşıya kaldıkları zorluklar arasında yargısız infaz,
keyfi tutuklama, işkence, mallarına ve mülklerine zorla el konulması; zorunlu
yerlerinden göç ettirilmeleri; kundaklama, kadınlara yönelik tecavüz; zorunlu
işçilik; seyahat kısıtlaması, evlilik yasağı, eğitim kısıtlaması ve vatandaşlık
haklarının inkârı gibi bir dizi insanlık dışı muameleye maruz kalmaktadırlar.
Burma
rejiminin uyguladığı tüm bu politikalar, Arakanlıların eğitim süreçlerinden
uzak kalmalarına, ekonomik olarak yoksullaşmalarına, toplumsal ve kültürel
olarak geri kalmalarına neden olmaktadır. Sistematik olarak topraksız
bırakılmaları nedeniyle, temel ekonomik üretim süreçlerinden olan tarımsal faaliyetlerden
yoksun bırakılmaktadırlar.
Arakanlılara
ait binlerce hektar tarım sahası ordu tarafından el konularak, yeni Budist
yerleşimlerine dönüştürülmektedir. Burma rejimi, Arakanlı Müslümanları ekonomik
olarak oldukça içinden çıkılmaz bir duruma terk etmektedir.
Tüm bu
nedenlerden ötürü Arakanlı Müslümanlar anavatanlarını terk etmeye mecbur
bırakılmakta, pek çok güçlüğü göze alarak okyanusa açılmakta ve pek de hoş
karşılanmayacakları topraklara gitmektedirler.
Kısacası, 1978
yılından bu yana, milyonlarca Arakanlı Müslüman Bangladeş, Pakistan, Suudi
Arabistan, Tayland ve Malezya’ya iltica etmek zorunda kalmıştır. Maalesef,
Arakanlı Müslümanlar, -Pakistan hariç olmak üzere, bu ülkelerde yasa dışı
göçmen statüsüne tabi tutulmuşlardır.
Kamplar
ve eğitim
Bu girişin
ardından, mektup, ilgili ülkelerde yaşayan Arakanlı Müslümanların durumuna dair
bazı gerçekleri ortaya koymaktadır.
Pek de iç
açıcı olmayan bazı hususları buraya almayarak yalnızca eğitim konusuyla ilgili
cümleleri aktaracağım.
Bangladeş’te
kamplarda yaşayan Arakanlı Müslümanlardan yalnızca mülteci statüsü elde etmiş
ailelerin çocuklarına Burma ve İngilizce dilleri ile matematik eğitiminden
ibaret, 5. sınıfa kadar eğitim verilmekte. Ülkede, yüz binlerce mülteci
statüsüne sahip olmayan Arakanlı Müslüman bulunmakta ve bunlar arasında yer
alan çocuklar eğitim hakkından yoksun kalmaktadır.
Suudi
Arabistan’da, yasadışı göçmen statüsünde yaşayan Arakanlı Müslümanların
çocukları formel eğitim imkânına sahip değildi. Sadece, Suud hükümetince tashih
edilen elliyi aşkın okulda dini eğitim verilmektedir. Kolej veya yükseköğretim imkânı
tamamen yasaktır.
Tayland’da,
yasadışı göçmen statüsünde yaşayan Arakanlı Müslümanların çalışma hakkı ve
çocuklarının da eğitim hakkı bulunmamaktadır.
Mektup, bunun
ardından, Burma vatandaşlarına eğitim imkânı sunan birkaç oluşuma değiniyor.
Buna göre, Burma vatandaşı olan gençlerin yükseköğretimi için ilki İngiltere’de
‘Prospect Burma’ adıyla faaliyet gösteren ve Burma’nın gelecekteki siyasal
yaşamında demokratik liderler yetiştirmeyi hedefliyor.
Uluslararası
eğitim
İkincisi,
Amerika Birleşik Devletleri’nde Burma Supplementary Grant Program (SGP-Burma)
adıyla faaliyet gösteren bir kurumdur. Arakanlı Müslüman gençler, Burma
vatandaşı olduklarını kanıtlayamadıklarından ötürü, her iki programa da başvuru
hakkına sahip değildir...
Benzer
şekilde, Burma vatandaşı olmamalarından ötürü Arakanlı Müslüman gençler, İslam
Kalkınma Bankası Azınlık Müslümanlar fonundan sağlanan eğitim hakkından
yararlanamamaktadır. (Burada bir diğer kurumla ilgili benzer bir veriyi
sunmuyorum!)
Mektubun sonuç
bölümünde, Arakanlı Müslümanların ne anavatanları olan ve Burma ulus-devleti
çatısı altında bulundukları topraklarda ne de -Pakistan hariç- ‘yasadışı’
statüyle bulundukları ülkelerde modern eğitim hakkına sahip oldukları
belirtilmektedir.
Gelecek
Gençler bir
toplumun omurgasıdır. Toplumu yaşatacak ve ileriye götürecek olan gençlerdir. Şayet
gençler eğitim hakkından yoksunsalar, toplumun geleceği adına onlardan
beklenecek bir şey yok demektir. Bu durum, Arakanlı Müslüman toplumun
geleceğinin gayet karanlık olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle,
Arakanlı Müslüman çocuklar ve gençler acilen temel ve yükseköğretim imkânlarına
kavuşturulmalıdır. Ki böylece, Burma ulus-devletindeki diğer azınlık etnik
gruplarla rekabet edebilsinler. Bu amaçla, sizin ve kurumuzunun konuya ilgi ve
alaka göstermenizi samimiyetle rica ediyorum.
Üniversite
mezunu olan bu mektubu yazan ve o dönem ilgili bir sivil toplum kuruluşunun
başında bulunan kişinin iki oğlunun üniversite öğrenimi için başvurduğu,
halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülke konsolosluğundan aldığı ‘ret’
cevabının ardından, bütün aile fertleri göçmen olarak başvurdukları Amerika
Birleşik Devletleri tarafından kabul edildi.
“İşte
Arakanlılara burs sağlıyoruz” diyenlerin, gayet seçici davranarak, annesi
babası bir şekilde ilgili ülkelerde önemli mevkiye gelmiş ailelerin çocukları
olmasıdır. Bu tür örneklerin Arakan sorununa nasıl baktığımız ve çözüm
konusunda ne denli rasyonel ve samimi olduğumuzla yakından alâkalıdır.
Arakanlı
Müslümanların karşı karşıya kaldıkları zorlukları nitelik ve nicelik
sıralamasıyla ele almak gerekirken, bugüne değin yalnızca ‘insani yardım’a
konuşlanmış olmanın ötesinde rasyonel, kalıcı, sürdürülebilir ve geleceği inşa
edici yapılanmalara rastlamak mümkün olmuyor.
Gelinen
noktada, var olan bu devasa sorunun ne sadece Arakanlı Müslümanlar ne de
yaşadıkları tek tek ilgili ülkelerle çözüme kavuşturulması mümkün gözüküyor.
Ancak,
Arakanlı Müslümanlar sorununun bu haliyle bırakılamayacağı da ortadadır.





