ASEAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ASEAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2025 Cuma

Timor Leste’nin ASEAN’a tam üyeliğinde önemli adım! / A significant step for the full ASEAM membership of Timor Leste!

Mehmet Özay                                                                                                                             29.05.2025

Güneydoğu Asya’nın, coğrafi büyüklük olarak küçük ülkelerinden Timor Leste’nin ASEAN üyeliğinde son safhaya gelindi.

26-27 Mayıs günlerinde yapılan 46. ASEAN Zirvesi çerçevesinde yapılan toplantılarda Timor Leste’nin, Ekim ayında yapılacak zirvede tam üyelik statüsü kazanacağı konusunda önemli açıklamalar yapıldı.  

Zirve çerçevesinde ASEAN dışişleri bakanları toplantısında, Timor Leste’nin tam üye kabulü için üye ülkelerin kendi yasal düzenlemeleri tamamlamakta oldukları ifade edildi.

Bu açıklama, Timor Leste’nin üyeliğinin kesinleşmek üzere olduğuna güçlü bir kanıt olarak değerlendirilmelidir.

2022 yılında Endonezya’dan bağımsızlığını kazanan Timor Leste, 2011 yılında ASEAN’a üyelik için başvuruda bulunmuştu.

Avustralya, Papua ve Endonezya’ya komşu olmasıyla jeo-stratejik öneme sahip Timor Leste, bölgesel birliğin 11. ülkesi olmaya hak kazanacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu gelişme, aynı zamanda dönem başkanlığını yürüten Malezya için de tarihi bir öneme sahip olduğuna kuşku yok.

Zirve

46. ASEAN Zirvesi, bölgesel birlik yapısının son dönemde yaşanan küresel gelişmeler karşısında yeni açılımlara konu olduğunu söylemek gerekir.

Özellikle, 2016 yılından itibaren ABD’nin bölgeden uzaklaşmasının ardından 20 Ocak 2025’den itibaren küresel gündemi işgal eden Trump yönetiminin farklı açılımlarla uygulamaya getirdiği gümrük vergileri ASEAN’ı acil çözüm sürecine getirdiği görülür.

Kuala Lumpur’da gerçekleştirilen 46.  Zirve bu anlamda, Çin ve Körfez Ülkeleri’nin ticaret ve ekonomi ilişkilerinde yeni bir evreye geçmeleri konusunda önemli bir gelişmeydi.

ASEAN’ın bölgesel birlik ve entegrasyon konusunda bir süredir gündemde olan Timor Leste’nin birliğe üyeliği kesinlik kazandı.

Timor Leste, Ekim ayında yapılacak zirvesine, ASEAN’ın 11. üyesi olarak katılacak.

2022 yılında Kamboçya’nın dönem başkanlığından bu yana gözlemci ülke olarak ASEAN zirvelerine iştirak eden Timor Leste böylece, önümüzdeki dönemden itibaren tam üye olarak birlik bünyesinde yer alacak.

Farklı nedenler

Bir süredir, tam üyelik için bekleyen Timor Leste’nin, “niçin bugün ASEAN’a kabul edildiği?” sorusunun yerinde olduğuna kuşku yok.

Bu çerçevede, Çin’e yakınlığında bilinen Timor Leste’nin üyeliğinin gerçekleşmesi konusunda, Pekin yönetiminin bir etkisi olduğunu düşünmek mümkün.

Çin’in son dönemde Mikronezya bölgesindeki ülkelerle artan ilişkilerinden Timor Leste’nin de pay alıyor. Örneğin, 2023 yılında Çin ve Timor Leste arasında, “kapsamlı stratejik işbirliği anlaşması” imzalanması dikkat çekici.

Bu durum, küresel gelişmeler doğrultusunda ASEAN-Çin yakınlaşmasının, Timor Leste’nin üyeliğini hızlandırdığını akla getiriyor.

ASEAN dinamikleri

Bununla birlikte, bölgesel birlik ASEAN’da kendi iç dinamiklerinin ve bu anlamda üyelik şartlarının yerine getirilmesi konusunda bağımsız olduğunu unutmamak gerekir.

Önemli şartlardan biri, aday ülkelerin sosyal ve ekonomik gelişmişlikleri...

2010 yılından itibaren bazı alanlarda önemli adımlar atmasına rağmen, Timor Leste’de endemik sorunlaran birini işsizlik ve de dolayısıyla yoksulluk oluşturuyor.

Yukarıda dikkat çektiğim üzere, Çin’in Timor Leste ile yakınlaşmasının, ASEAN kadar Avustralya ve bir ölçüde Yeni Zelanda tarafından yakından takip edildiğine kuşku yok.

Bu noktada, Timor Leste’nin ASEAN üyeliğine kabulünün, Çin’le daha da geliştirilme emarelerinin ortaya çıktığı dönemde, ‘bir tehdit oluşumundan’ ziyade, ekonomik ve ticari işbirliklerinden Timor Leste’nin de pay almasını sağlamak olduğunu söyleyebiliriz.

Bir diğer neden olarak, “kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik” (inclusivity and sustainability) başlığını taşıyan Zirve’nin temelde, ASEAN içinde ve ASEAN+ formülasyonunda yer alan tek tek ülkelerle işbirliğinin geliştirilmesi çabasında, Timor Leste’ye yer verilmiş olmasını, yerinde bir karar olarak değerlendirmek gerekir.

Küresel belirsizlikle konusunda yaşanan çekinceler tek tek ülkeler kadar, bölgsele birlikleri de yeni çözüm arayışlarına iterken, teritoryal olarak küçük ancak, jeo-politik olarak önemli bir yeri bulunan Timor Leste’nin üyeliğinin netleşmesini, ASEAN mekanizmasının işlerliği bağlamında yerinde görmek gerekir.

Gelişmeler Timor Leste lehine

Ekonomik anlamda geri kalmışlığı, kurumsal yapılarının oturmamışlığıyla bilinen Timor Leste’nin ASEAN üyeliğiyle birlikte, önemli bir kalkınma sürecine girmesi bekleniyor.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Timor Leste ekonomik modernleşme sürecini ASEAN ile gerçekleştirmeye hazır...

Ancak, bu maddi nedenlerden önce, Timor Leste halkının bölgesel birliğe üyelikle psikolojik bir yenilenme yaşayacağını söylemek gerekir.

Özellikle, 1960’lı 1970’li yıllarda bölgede yaşanan şiddet olaylarının izlerinin Timor Leste’de sürdüğü hatırlanacak olursa, bir birlik olarak ASEAN, Timor Leste’nin yaralarının sarılmasında önemli bir işlev görecektir.

1967 yılında kuruluşu gerçekleştirilen ASEAN’a, Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle Vietnam, Kamboçya, Laos ve Myanmar’ın 1990’larda birbiri ardına bölgesel birliğe katılmaları hem birliği hem de -Myanmar hariç tutulacak olursa- yeni üyelerin ekonomik modernleşmesinde önemli gelişmelere konu olmuştu.

Benzer bir durumu, bugün Timor Leste için yaşanmaya başlandığını söylemek mümkün.

ASEAN, Timor Leste’nin üyeliği ile bölgesinde daha etkin bir nitelik kazanacağını söylemek gerekir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/timor-lestenin-aseana-tam-uyeliginde-onemli-adim-a-signifant-step-for-the-full-aseam-membership-of-timor-leste/

26 Mayıs 2025 Pazartesi

ASEAN’dan küresel kararlılık / Global determination from ASEAN

Mehmet Özay                                                                                                                             26.05.2025

Güneydoğu Asya Ülkleri Birliği (Association of Southeast Asian Nations-ASEAN) 46. Zirvesi, bu yıl dönem başkanlığını yürüten Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da yapılıyor.

Bu yıl, ASEAN dönem başkanlığını yürüten Malezya’nın ev sahipliğinin, küresel bunalımlar ve belirsizlikler dönemine denk geldiğine kuşku yok.

Bununla birlikte, bu küresel sorunlara karşın, dinamik bir yönetim anlayışı benimsemiş olan Malezya hükümeti, ASEAN’ı yeni dönemde merkeze alan politikaları gündeme taşımasıyla dikkat çekiyor.

Kuala Lumpur’daki zirvenin görünür gündeminin yanı sıra, bu gündemin arka plânında olan bitene  kısaca değinmekte yarar var.

Bu noktada, “46. ASEAN zirvesi’nden beklentiler ne? sorusunu yöneltmek gerekir.

Bir süredir sıklıkla gündeme getirilen ve her ilgili toplantıda zikredilen “küresel belirsizlikler” durumu, kendini tek tek ulus-devletler ve bölgesel birlikler bağlamında derinden hissettirirken, 46. ASEAN zirvesi bu belirsizliklere bir karşılık verebilir mi?

Bu anlamda, 46. ASEAN zirvesi Kuala Lumpur’da gerçekleşirken, bazı ilkler yaşandığını söyleyebiliriz.

“ASEAN+”

Söz konusu zirveyi sadece, on üyeli bölgesel birlik toplantısı olarak görmemek gerekir.

Bunun ötesinde ASEAN, bu yüzyılın başından itibaren, tedrici olarak küresel güç merkezleri veya bu merkezlerin çekim alanında yer alan ülkelerle, “ASEAN+” ilişkisini geliştirmesiyle dikkat çekiyor.

Küresel güç merkezlerinden kasıt, hiç kuşku yok ki, ABD, Çin, Japonya, Güney Kore, Avrupa Birliği, Kanada, Rusya, Avustralya, Yeni Zelanda’dır...

Geçen yirmibeş yıllık süreçte, küresel ekonomi dengelerine adaptasyon anlamında bir ivme yakalayan ASEAN, bugün özellikle de, ABD başkanı Donald Trump’ın küresel ticaret sistemini kaosa sevk eden politikalarıyla, kendi ekseni bağlamında bölgesel ve hatta, küresel ekonomi ve ticaret gündemini belirlemeye çalışıyor.

Küresel ilişkilerde “tarafsızlık” ilkesiyle hareket eden ASEAN’ın ABD ile temelde bir sorunu bulunmuyor.

Ancak, Trump hükümetlerince oluşturulan politikalar sonrası ABD’nin bölgedeki varlığının giderek zayıflamış olduğu da bir gerçek.

Ekonomik varlığı dış ticari ilişkiilere dayalı ASEAN, ABD yönetimi tarafından oluşturulan  belirsizlikler sürecini, yeni ekonomik yapılanmalarla kendi lehine çevirmeye çalışıyor.

Bu durumda, merkeze Çin’in gelmiş olmasını yadırgamamak gerekir.

Çin’in konumu

Kuala Lumpur’daki zirvede ve ilgili toplantılarda gözlerin, Çin’de olduğunu kuşku yok...

Şunu hemen ifade etmekte yarar var ki, ASEAN için Çin yeni bir ticaret partneri değil.

Bu yüzyıl içindeki gelişmeler ve hatta, önceki yüzyılın son çeyreğinden itibaren ortaya çıkan gelişmelere bakıldığında, Çin’in bir birlik olarak ASEAN ile ya da ASEAN içerisinde güç merkezi teşkil eden tekil ülkelerle ekonomik kalkınma süreçlerinde sürekli dirsek temasında olduğu görülür.

Bu noktada, yukarıda dikkat çektiğim “ASEAN+” çerçevesine dönerek, Çin’in konumunu netleştirmek gerekir.

“ASEAN+” içerisinde yer alan ülkelerin ağırlıklı olarak, Batı eksenli eko-politik temelde yapılanan ülkelerin, -ki bunun içinde Japonya ve Güney Kore de vardır- içinde yer aldığı “ASEAN+” ilişkiler bütününe Çin’in dahil olmasının, ASEAN için, yeni bir eko-politik etkileşim anlamına geldiğine kuşku yok.

Her ne kadar, bir Doğu Asya ülkesi olmanın dışında medeniyet ve kültür bağlamında, gayet önemli bir yeri bulunan Çin’in, tarihsel ve geleneksel olarak ASEAN’ı oluşturan Güneydoğu Asya coğrafyasıyla olan ilişkilerinin, yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren, yeni bir form içerisinde gelişmekte olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu görüşü ortaya koymamıza sebep, bizatihi kendisi bir ekonomik birlik hüviyeti taşıyan ASEAN’ın Çin’le ilişkilerinin, ekonomi eksenli yapılaşma sergilemesinden kaynaklanıyor.

Bununla birlikte, Çin’in, 1970’lerin ortalarından itibaren dünyaya ve özellikle de, Batı’ya açılma sürecinde, kendine biçtiği veya kendisine biçilen ‘yeni ekonomi’ yapılanmasından hareketle, yukarıda dikkat çekilen Batı bloğuyla benzeştiği söylenebilir.

Buna kuşku yok...

Bununla birlikte, Çin’den beklenen siyasal ve bir ölçüde, kültürel dönüşümün gerçekleşmemiş olması, Batı nezdinde Çin’in tehdit boyutuyla ortaya çıktığına ya da Batı’nın Çin algısında sadece ekonomik olarak değil, kültürel ve siyasal olarak da dönüşmesi beklentisinin gerçekleşmemesine tanık olduğumuz son on beş yıllık süreç bize gösteriyor.

Donald Trump’ın, birinci başkanlık döneminde yani, 2016 yılında başlattığı ve 20 Ocak 2025’den itibaren ortaya koymaya başladığı Çin merkezli küresel ticaret politikalarının arka plânında, Çin’de arzu edilen dönüşümün yaşanmamış olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bugün, 46. ASEAN zirvesi çerçevesinde yapılan toplantılarda dikkat çeken husus bir ekonomi birlik olarak ASEAN’ın, Çin’le giderek daha çok entegre olma kararıdır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/aseandan-kuresel-kararlilik-global-determination-from-asean/

15 Mayıs 2022 Pazar

ABD-ASEAN ‘özel’ zirvesi Washington’da yapıldı / The special Summit of the U.S. - ASEAN in Washington

Mehmet Özay                                                                                                                            14.05.2022

ABD-ASEAN arasındaki ilişkilerin 45. yılı dolaysısıyla, 12-13 Mayıs günlerinde Washington’da özel bir zirve yapıldı. Söz konusu zirve, ABD-ASEAN arasında ikili ilişkilerin tarihsel boyutunun ele alınması dışında da önem taşıyor.

ABD yönetimi açısından, özellikle Doğu Avrupa’da yaşanmakta olan ve küresel belirsizlik ve kaos ortamına yol açan gelişmeye rağmen, Asya-Pasifik bölgesine yönelik ilgisinin devam ettiğini kanıtlama peşinde.

Bu noktada, 12-13 Mayıs günlerinde Washington’da gerçekleştirilen ABD-ASEAN özel zirvesini bu çabanın bir örneği olarak görmek gerekir.

Küresel sistem ve ilkeler

Zirve ABD-ASEAN ilişkileri kadar 24 Şubat’tan bu yana küresel gündemi belirleyen Doğu Avrupa krizine atıfla da önem atıyor. Her ne kadar, ABD yönetiminin talebine rağmen, sonuç bildirgesinde Rusya’nın doğrudan kınanması konusunda bir karar çıkmadı.

Öte yanda, daha önce ASEAN üyesi bazı ülke liderlerinin yaptıkları açıklamalar benzer şekilde, Rusya’nın Ukrayna işgaline yönelik olarak, “siyasal bağımsızlık ve teritoryal bütünlük” vurgusu ve bunların ihlâl edilemeyeceği yönündeki uluslararası antlaşmalara ve konsensüse bağlı yaklaşım sergilendiği görülüyor.

Rusya’yı hedef alan bir açıklamaya yer verilmemesinde, ASEAN üye ülkelerinden özellikle Vietnam, Myanmar ve Laos’un Rusya ile yakın ilişkilerinin olması bulunuyor. Bu durum, aynı zamanda birlik içerisinde olası bir gerilim ve anlaşmazlığın da yol açmaması açısından gayet önemli olduğunu söylemek gerekir.

Ayrıca, G-20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya’nın Kasıma ayında Bali Adası’nda yapılacak zirveye Rusya’yı davet etmesine yönelik ABD yönetiminden daha önce yapılan itiraza rağmen, zirve sürecinde açıktan bir itiraz gelmediği belirtilse de, başkan Joko Widodo’nun davet konusundaki ısrarının devam ettiğini söyleyebiliriz.

Doğu Avrupa krizi karşısında ABD yönetimi ASEAN’dan arzu ettiği açık ve doğrudan bir destek bulamamış olması, ASEAN’ın eleştirilmesi anlamına gelmiyor. Burada iki hususa dikkat çekmekte yarar var.

İlki, özellikle Barack Obama dönemi sonrası ABD yönetimlerinin genelde Asya-Pasifik ve özelde ASEAN ile ilişkilerde tek yanlı politikaları tercih etmesi, jeo-ekonomik ilişkiler yerine jeo-politiği öncelemesinin önemli bir etkisi bulunuyor. Bu durum, ASEAN tarafından gayet açık bir şekilde eleştiriliyor. Ve ortada bir kayıptan söz etmek gerekirse, kaybedenin açıkçası ABD olduğuna şüphe bulunmuyor.

İkinci husus ise, ASEAN’ın bu yazıda da dile getirdiğimiz üzere, uluslararası ilişkilerde ilkeler üzerinden hareket ettiğini sürekli vurgulayan ASEAN yönetiminin, bazı handikaplara rağmen, kendi içinde istikrarlı bir duruş sergilemeye devam ediyor oluşudur.

ABD’nin ASEAN vurgusu

Söz konusu zirvenin, her yıl ASEAN dönem başkanlığını yürüten ilgili ülkenin öncülüğünde yapılan zirvelere paralel olarak, tıpkı diğer stratejik ortaklıklar bulunan ülkeler gibi ABD ile de ASEAN topraklarında gerçekleştirilen zirvelerden bir farkı bulunuyor.

Bu zirveye, ‘özel’ sıfatının konulması da bundan kaynaklanıyor. Her ne kadar, iki taraf ilişkilerinin 45. yılı ‘gündem’ olarak ortaya konmuş olsa da, Washington’da yapılan bu zirvenin, yeni bir inisiyatif olmadığını aksine, sabık başkan Barack Obama döneminde başlatıldığından hareketle söylemek gerekir.

Bu durum, Biden yönetiminin Obama dönemi bölge politikalarının devamını sağlama noktasında bir örnek teşkil etmesi açısından dikkat çekicidir. Zirveyi özel kılan bir diğer husus ise, ABD-ASEAN ikili ilişkilerinin 45. yılı kutlamaları olarak da zikredilmesi.

ABD’nin bu zirve ile Pasifik ile Hint Okyanusları arasında geniş bir coğrafyada jeo-politik ve jeo-stratejik öneme sahip, bölgesel birlik olmasıyla dikkat çeken ASEAN ile ilişkilerini var olan durumdan daha ileri düzeye getirmeyi amaçlıyor.

Zirve’de alınan kararlara bakıldığında en dikkat çeken gelişmenin, ilişkilerin 45. yılında “kapsamlı stratejik işbirliği” antlaşmasının imzalanması olacak.

Söz konusu antlaşmasının Kasım ayında yapılacak olan ASEAN genel zirvesine paralel olarak gerçekleştirilecek olan 10. ASEAN-ABD zirvesinde imzalanması bekleniyor.

Küresel belirsizlik

ABD-ASEAN zirvesini Doğu Avrupa krizi öncesinde başlayan süreçlerin bir devamı olarak görmek mümkün.

Bu çerçevede, özellikle Çin’in Doğu Çin Denizi’nden başlayarak Güney Çin Denizi, Pasifik Adaları, Bengal Körfezi, Basra Körfezi gibi geniş suyolları boyunca agresif bir şekilde kurmaya çalıştığı bağlantıyı kırmaya ve okyanuslar ve ilintili suyolları üzerindeki bağlantıları kendi egemenliğini pekiştirecek şekilde yeni ittifaklarla gerçekleştirmeyi amaçlıyor.

Bu noktada, geçen yıl Quad ve Aukus ile Hint-Pasifik bölgesinde yeni ittifak blokları oluşturan ABD hiç kuşku yok ki, bu iki yapıya ASEAN ülkelerini bir bütün olarak veya en azından birliğin güçlü üyelerinden bazılarını katma arzusunda.

Bu konuda ASEAN bünyesinde bir konsensüsten bahsetmek mümkün olmasa da, pragmatik ve yazının ilgili bölümlerinde dikkat çekilen uluslararası antlaşmalar çerçevesinde bölgesel güvenliği tesiste ABD ile işbirliğine yakın duracak ülkelerin varlığının olduğu da biliniyor.

Her ne kadar, ASEAN bölgede sadece konvansiyonel değil nükleer silahlanmaya doğru evrilme ihtimali taşıyan bu gelişmeden memnun olmasa da, Çin’in agresif yayılmacı sürecinden de memnun olmadığı gayet açık.

Çin etkisi mi?

Bununla birlikte, kutlama çerçevesinde kapsamlı etkinliklerin ortaya konulmadığını da ifade etmekte yarar var. Bunu, Çin’e yakınlığıyla bilinen Kamboçya’nın ASEAN dönem başkanlığını yürütüyor olmasıyla bağlantılandırmak mümkün.

Öyle ki, söz konusu zirveyle ilgili olarak dönem başkanı sıfatıyla Kamboçya’dan yapılan açıklamada, görüşmelerin çerçevesi kovid-19, küresel sağlık, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma gibi genel konularla sınırlandırılmış olmasında görmek mümkün.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, gündem maddeleri içerisinde Güney Çin Denizi sorunu, Tayvan sorunu gibi Asya-Pasifik bölgesinin güvenlik merkezli konularının yer almaması, Çin’in Kamboçya üzerindeki nüfuzu ile açıklanabilir.

ASEAN tarafsızlığının yapıcılığı

Bu ‘özel’ zirvenin sadece ABD açısından değil, ASEAN açısından da gayet önemli bir gelişme olduğunu söylemekte yarar var.

Bu çerçevede, ASEAN’ın ABD ile ilişkilerde rasyonel temeller üzerine inşa etme amacının öne çıktığı görülüyor.

Öyle ki, ASEAN tarafından yapılan resmi açıklamada, iki taraf ilişkilerinin dayanak noktası olarak Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, ASEAN sözleşmesi, BM 1982 Deniz Kanunu Sözleşmesi (UNCLOS), Güneydoğu Asya’nın Nükleer Silahlardan Arındırılması Sözleşmesi (SEANWFZ) gibi uluslararası anlaşmaları öne çıkartıyor.

Bu yaklaşım, ASEAN’ın ne ABD ne de Çin ile ilişkilerinde karşı tarafın doğrudan baskısına muhatap olmadığını aksine küresel konsensüse dayalı ve bu anlamda evrensel değerleri içselleştirmiş bir bölgesel blok olarak hareket ettiği ortaya koyuyor.

ASEAN’dan yapılan bu resmi açıklamada söz konusu antlaşmalara vurgunun, gerek geçen yıl ABD öncülüğünde yapılan küresel demokrasi zirvesi, gerekse Doğu Avrupa krizi sonrasında ABD’de Biden yönetiminin, ‘biz ve ötekiler’ diyerek demokratik liberal ülkeler ve otokratik/diktatör ülkeler ayrıştırmasını kabul etmediğinin bir göstergesidir.

Bunun ilk işaretlerini söz konusu zirve hazırlığı dolayısıyla Mart ayı sonunda ABD’ye yaptığı ziyaret sırasındaki temaslarında ve sonrasındaki açıklamalarında gayet net bir şekilde ortaya koymuştu.

Bu durum, Singapur’un ve resmi olarak ASEAN’ın Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini desteklediği anlamına gelmediği gibi, bunun ötesinde uluslararası antlaşmaları öncelleyen bir küresel siyaset anlayışının hakim olması konusundaki bir çaba olarak görmek gerekir. 

12-13 Mayıs günlerinde ABD ve ASEAN arasında Washington’da gerçekleştirilen ‘özel’ zirve, iki taraf arasındaki ilişkilerin Kasıma ayında yapılacak toplantıda kapsamlı stratejik ortaklığa taşınmasındaki rolüyle önem taşıyor. Öte yandan, zirvenin, günümüz küresel belirsizlik ortamında çeşitli ülkelerin ve bölgesel blokların yeni bir küresel düzen oluşumuna katkının sağlanmasındaki rolünü de dikkate almak gerekir.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/05/15/abd-asean-ozel-zirvesi-washngtonda-yapildi-the-special-summit-of-the-u-s-asean-in-washington/


16 Şubat 2022 Çarşamba

ASEAN’da Myanmar’sız dışişleri bakanları toplantısı / ASEAN meeting of foreign affairs ministers without Myanmar’s participation

Mehmet Özay                                                                                                                            16.02.2022

ASEAN’da dönem başkanı Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh’de 16-17 Şubat günlerinde yapılan dışişleri bakanları toplantısına Myanmar katılmıyor.

Bununla birlikte, ASEAN’da yılın bu ilk önemli toplantısına bir yıldır darbeci yönetime konu olan Myanmar’ın yer almaması bir sürpriz olarak değerlendirilmiyor.  

Söz konusu bu gelişme, ASEAN’da ‘çekirdek ülkeleri’ yani Endonezya, Malezya, Filipinler ve Singapur’un Myanmar’daki cunta rejimini meşru kabul etmeme çabasının bir başarısı olarak kabul edilmelidir.

Öte yandan, Myanmar’da darbeci yönetim ise, bu ülkelerin Myanmar’dan resmi temsilci kabul etmeme konusundaki ısrarlarının ASEAN sözleşmesiyle çeliştiği kanaatini paylaşmaya devam ediyor.

Bu durum, geçtiğimiz yıl Ekim ayında yapılan ASEAN Zirvesi’ne, darbeci general ve Devlet Yönetim Konseyi’nin (State Administration Council-SAC) başkanı General Min Aung Hlaing’in katılımının engellenmesinin ardından yaşanan ikinci önemli gelişme anlamı taşıyor.

Bu noktada, söz konusu bu gelişmeyi, ASEAN’ın 2022 yılına olumsuz bir başlangıcı olarak değerlendirmek yanlış olmayacak.

Geçen yıla kadar, ASEAN zirvelerinin ana başlığı Çin’in Güney Çin Denizi’nde sözde egemenlik iddiaları ile birliğin ekonomik topluluk sürecinin sağlıklı bir şekilde geliştirilmesi gibi tartışmalarla geçerken, bir yıldır ASEAN kendi iç sorunuyla meşgul gözüküyor.

ASEAN’da kararlılık

Bu çerçevede, dönem başkanı Kamboçya’da gerçekleştirilen dışişleri bakanları toplantısına Myanmar’da darbe sonrası kurulun ‘Devlet Yönetim Konseyi’nin (State Administration Council-SAC) ASEAN’ın önde gelen ülkelerinin tepkileri üzerine, dışişleri bakanları toplantısına resmi olmayan bir üye göndermeme kararı alması, ASEAN’da sürpriz bir gelişme kabul edildiği söylenemez.

Yukarıda dile getirildiği üzere ASEAN’da kurucu konumundaki ülkelerin Myanmar’daki darbeci rejimle masaya oturmama kararını iyi değerlendirmek gerekiyor. Bu çerçevede, söz konusu bu gelişmeyi, bütün bir bölgede demokratikleşme ve insan hakları konusunda önemli bir politik duruş kabul etmek gerekir.

Şiddet içerikli herhangi bir gelişmeni meşru olmadığının ve bu tür girişimlere destek verilmeyeceğinin açık bir kanıtı olan bu yaklaşım, Asya Yüzyılı olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemde ASEAN’ın tüm dünyaya verdiği önemli bir mesaj olarak anlaşılmalıdır.

Bununla birlikte, bölgesel barış ve istikrar sloganını öncelleyen ASEAN’da, uzun bir aradan sonra on üye ülkeden birinin aktif ve önemli toplantılardan birine katılmaması bir ilke işaret ediyor. Bu gelişme bir yandan, darbe sonrası istikrarsızlığın devam ettiği Myanmar öte yandan, ASEAN açısından dikkatle ele alınmayı gerektiriyor.

Hun Sen’in çabası

Dönem başkanı sıfatıyla Kamboçya başbakanı Hun Sen’in bu yılın başından itibaren Myanmar’la kurduğu temasların, bir anlamda Myanmar lehine sonuç getireceği beklentisi hakimdi.

Kamboçya’da Khmerler döneminde bir ordu mensubu olan Hun Sen’in, “ben Myanmar cuntasının dilinden anlarım” tarzındaki yaklaşımı ve bunu ortaya koymaya matuf bir girişim olarak Ocak ayının başlarında Nya Pwa Taw’a yaptığı resmi ziyaret arzu edilen sonucu vermiş değil.

Bu ziyaret, o dönem ASEAN’ın önde gelen üye ülke yönetimleri ve Myanmar’daki sürgündeki Ulusal Birlik Hükümeti (Myanmar’s National Unity Government-NUG), tarafından cunta yönetiminin resmen tanınması anlamı taşıyacağından eleştirilmiştir.

Öte yandan, Kamboçya’nın dönem başkanlığından hareketle bazı çevreler, başbakan Hun Sen’in otuz altı yıllık iktidarının da bir darbeye dayanmasını ve her iki ülkenin Çin’e yakınlığını dikkate alarak, Myanmar’ı bir şekilde ASEAN toplantılarına katılmasını sağlayarak, bir tür politik ve de ideolojik kazanım elde edecekleri öngörüsü de gerçekleşmemiş oldu.

Ancak ASEAN’da gizli/açık karar mercii konumundaki ülkelerin kararlı duruşlarının, gündemi belirleme yönünde önemli bir adım olduğunu söylemek mümkün. Buna göre, darbeci Myanmar yönetiminden talep edilen husus, geçen yıl Nisan ayında genel itibarıyla ülkede uzlaşmayı öngören beş maddenin uygulanmasından başka bir şey değildi.

Ülkenin çeşitli bölgelerinde devam eden çatışmaların durdurulması, ASEAN özel elçisinin ziyaretine izin verilmesi ve insani yardımın ulaştırılması gibi maddeler General Min Aung Hlaing başkanlığındaki darbeci yönetim tarafından uygulamaya geçirilmiş değil. Myanmar’da yönetimin söz konusu bu şartları yerine getirmeye yanaşmaması, tüm çabalarına rağmen, Kamboçya’nın da elini kolunu bağlamış gözüküyor.

Cunta rejimi ve politikaları

Myanmar’da cunta yönetiminin ASEAN’ın taleplerini göz ardı ettiğine dair bazı somut gelişmeler bulunuyor. Bunların başında, bir dönem ‘demokrasi ikonu’ olarak bilinen, Ulusal Demokrasi Birliği’nin (National League for Democracy-NLD) lideri ve 2015-2020 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev yapmış olan Suu Kyi’nin yargılandığı ilk dava süreçlerinde hapis cezası alması.

Bir diğer gelişme ise, ülkede ulusal orduya karşı (tatmadaw) çarpışan çeşitli etnik yapıları ve geçtiğimiz yılın 23 Mayıs’ın kurulan, sürgün hükümetine bağlı Halk Savunma Gücü’nü (People’s Defence Force-PDF) grupları “terörist” ilân ederek uluslararası destek çağrısında bulunması oldu. Interpol’ün bu talebe olumsuz karşılık vermesi, darbeci yönetimin uluslararası arenada meşruiyet arayışının sonuçsuz kaldığını ortaya koyuyor.

Öte yandan, ülkenin farklı bölgelerinde süren çatışmalarda Tatmadaw’ın soykırım yaptığı iddiaları gündemde yer alıyor.

Bu çerçevede, yeni yıl arefesinde Karen Eyaleti’nde aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu otuzu aşkın kişinin öldürülmesi ve yakılması sonrasında sürgün hükümeti konuyu uluslararası suçlar mahkemesine götürmeye hazırlanıyor.

Dışişleri bakanları toplantısından bir gün önce Myanmar’daki gelişmeler üzerine çalışmalar yapan bir kuruluş tarafından açıklanan raporda da aynı soykırım iddiaları yinelendi.

Buna göre, tatmadaw, Karen bölgesindeki çatışmalarda soykırım yaptığı belirtilerek, Birleşmiş Milletler’i Myanmar’daki cunta yönetimine karşı aldığı uluslararası silah ambargosu kararı almaya çağırdı.

Kamboçya’nın dönem başkanlığında gerçekleştirilen dışişleri bakanları toplantısına Myanmar’ın katılmamasına karşı, sorunun çözümü için önümüzdeki süreçte taraflar arasında görüşmelerin devam edeceğini söyleyebiliriz.

Özellikle, ASEAN ekonomi topluluğunun sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması, kovid-19’un neden olduğu ekonomik durgunluk gibi gelişmeler karşısında daha güçlü bir oluşuma duyulan ihtiyaç Myanmar sorununun da bir an önce çözülmesini gerektiriyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/02/16/aseanda-myanmarsiz-disisleri-bakanlari-toplantisi-asean-meeting-of-foreign-affairs-ministers-without-myanmars-participation/

26 Ocak 2022 Çarşamba

Endonezya ve Singapur liderler zirvesi: bölgesel kalkınma ve güvenlik / Indonesia and Singapore leaders’ summit: regional development and security

Mehmet Özay                                                                                                                            25.01.2022

Endonezya ve Singapur liderleri bugün Endonezya’ya bağlı Batam Adası’nda biraraya geldi.

İki ülke karşılıklı işbirliği sürecinin önemli bir parçası kabul edilen ve bu anlamda liderler zirvesi olarak da anılmayı hak eden görüşmeler, her yıl dönüşümlü olarak gerçekleştiriliyor.

Kovid-19 nedeniyle son iki yılda yapıl/a/mayan görüşmeler bu anlamda, 2019’dan sonraki ilk zirve olmasıyla önem taşıyor.

Aradan geçen iki yıl zarfında, hem iki ülke hem de, bölgesel ilişkilerde kayda değer gelişmelerin yaşanması, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin (Association of Southeast Asian Nations-ASEAN) bu iki önemli ülkesi arasındaki liderler zirvesine bir başka anlam katıyor.

Heyetler işin ehli

Singapur güçlü bir heyetle görüşmelere katılıyor. Bu çerçevede, Singapur başbakanı Lee Hsien Lhoong’a eşlik eden bakanlıklara ve bakanlara baktığımızda aslında, iki ülke ilişkilerinde nelerin öne çıktığının da bir ifadesi olarak değerlendirmek gerekir.

Başbakan Lhoong, Batam Adası’na tecrübeli siyasetçi Ulusal Güvenlik Koordinasyon Bakanı Teo Chee Hean, Savunma Bakanı Ng Eng Hen, Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan, İçişleri ve Adalet Bakanı K. Shanmugam, Ulaştırma Bakanı S. Iswaran ile İşgücü Bakanı ve aynı zamanda Ticaret ve Sanayi Bakan yardımcısı Tan See Leng yer alıyor.

Singapur’un bu ilgili bakanlıklar ile bu bakanlıkların başında her biri, gayet önemli siyasetçi ve alanında uzman isimlerin heyette yer alması, Endonezya ile ilişkilerin güvenlik ve savunma ile ticari ilişkilerinde yoğunlaştığını gösteriyor.

Endonezya tarafında ise Dışişleri Bakanı Retno Marsudi, Ulaştırma Bakanı Budi Karya Sumadi, Kabine sekreteri Pramono Anung ve Riau Adaları Valisi Ansar Ahmad yer aldı.

Turizm ve ticaret: vazgeçilmez iki kaynak

Batam Adası’ndaki görüşmelerin görünür yüzünde, pandemi nedeniyle önemli bir durgunluk yaşanan turizm ve ulaşım gibi süreçlerin yeniden hayata geçirilmesi bulunuyor.

Bu çerçevede, liderler zirvesi öncesinde Endonezya tarafında Ekonomik İlişkiler Koordinasyon Bakanı Airlangga Hartarto, bu konuda yaptığı açıklama ile Singapur ile Batam ve Bintan Adaları arasında turizm faaliyetinin, tüm tedbirler gözetilerek yeniden başlatılması konusunda hazırlıkların tamamlandığını duyurdu. 

Özellikle, Singapur vatandaşlarının en rahat ve en kolay ulaşımla Endonezya’nın zengin turizm faaliyetlerine erişiminin kısıtlanması aynı zamanda, Endonezya için de önemli bir gelir kaybı anlamı taşıyor.

Bunun yanı sıra, yapılan anlaşmalarda Singapur üzerinden üçüncü ülke vatandaşlarının da turistik faaliyetler çerçevesinde Endonezya’ya geçebilmelerine olanak tanınıyor.

Endonezyalılar içinse, Ada ülkesine yönelik turizm faaliyetleri özellikle, sağlık turizmi boyutunda öne çıkıyor.

Bu nedenle, bugünkü liderler zirvesi için başkent Cakarta yerine, Batam Adası’nın seçilmesinin ayrı bir değeri var. İki ülke sınırını oluşturan bölgelerin başında gelen Batam bu anlamda, Endonezya ve Singapur için önemli bir ulaşım ve gümrük noktasını oluşturuyor.

Endonezya’nın serbest ticaret bölgelerinden biri olan Batam Adası ve hemen yanı başındaki Bintan Adaları aynı zamanda, sahip olduğu turistik özellikleri nedeniyle, Singapurluların kısa sürede ulaşabilecekleri bir Ada olması dolayısıyla, rağbet ettikleri bir yer olduğunu söylemek yanıltıcı olmayacaktır.

Bugün yapılan liderler zirvesinde alınan kararlardan biri olan iki ülke arasında turizm faaliyetlerinin başlatılması konusunda ilk adımın Batam Adası üzerinden atılacak olması da, Ada’da yapılan görüşmelerin bir başka nedenini oluşturuyor.

Ticaret ve yatırım ilişkilerinin, ASEAN üyesi tüm ülkelerin öncelikleri olmasının doğallığı ortada. Bu noktada, Endonezya’ya doğrudan yatırımlarıyla ve ticari faaliyetleriyle Singapur hiç kuşku yok ki, Endonezya için önemli bir kaynak ülke konumunda. 

Bu çerçevede, Endonezya’da başkent Cakarta’nın Kalimantan Adası’na taşınma hazırlıkları ve alt yapı süreçlerinin devam ettiği bir dönemde, iki ülke arasında hem yatırım hem de ulaşım alanlarının önemli bir gelişme seyrine konu olacağını söylemek mümkün.

Güvenlik ve savunma işbirliği

Yukarıda dikkat çektiğim üzere heyetler arası görüşmelerde, savunma ve güvenlikle ilgili bakanlıkların ve bakanların yer almasını dikkatle değerlendirmek gerekiyor.

Bazı çevreler için geçmişte yaşanan çeşitli nedenlerden ötürü, bir tür hasım kabul edilebilecek bu iki ülke arasında güvenlik ve savunma işbirliğinin öne çıkıyor olması, üzerinde durulması gereken bir konu.

Bununla birlikte, güvenlik ve savunma işbirliğinin sadece, ikili ilişkiler açısından değerlendirmek ise bölgedeki gelişmeleri okuyamama anlamına geliyor.

Bu noktada, akla hiç kuşku yok ki, Çin Halk Cumhuriyeti’nin neredeyse tüm Güney Çin Denizi üzerinde var olan teritoryal egemenlik iddiası ve bu çerçevede sivil ve askeri alandaki çeşitli faaliyetleri, iki ülke görüşmelerinin gizli/açık bir konusunu teşkil ettiğini söyleyebiliriz.

Batam görüşmeleri öncesinde hazırlık yapılan alanlardan birinin, 2007 yılında iki ülke arasında imzalanan Savunma İşbirliği Antlaşması ve Askeri Eğitim Düzenlemesi oluşturuyor. 

ASEAN’ın hem birinci ekonomisi ve hem de en geniş topraklarına sahip ülkesi konumundaki Endonezya’nın kendi sınırları ve bölgesel güvenlik konusunda yaşayacağı herhangi bir gelişmenin doğrudan komşu ülke Singapur’u etkileyeceğini unutmamak gerekiyor.

Güney Çin Denizi merkezli olarak ortaya çıkan ve bir anlamda, sadece bölge ülkeleri için değil, uluslararası denizcilik seyr-ü seferlerinin güvenliği için de bir tür tehdit niteliği taşıyan Çin’in çeşitli girişimlerinin, Endonezya sınırlarına gelip dayanmış olması, yakından takip edilmesi gereken bir husus.

Küresel aktörler, bölgesel güçler

Bu çerçevede, geçen yıl içerisinde Çin’in bölgedeki siyasi ve askeri egemenlik tesis etme konusunda ortaya koyduğu çeşitli girişimlere karşı, ABD liderliğinde oluşturulmaya çalışılan yeni ittifak blokları hiç kuşku yok ki, Singapur ve Endonezya tarafından da yakından takip ediliyor.

Bu noktada, geçen yıl dikkat çeken iki gelişmeyi hatırlatmakta yarar var. Bunlardan ilki, Asya’nın NATO’su adıyla da anılan ve bünyesinde -en azından şimdilik- ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’nın oluşturduğu Dörtlü Diyalog (Quad) grubu adı verilen yapının hayata geçirilmesidir.

İkincisi ise, ABD, İngiltere ve Avustralya’nın oluşturduğu ve bizim, bölgedeki Anglo-Sakson ittifakı adını verdiğimiz Aukus (Avustralya-United Kingdom-the United States) adıyla anılan askeri yönü güçlü yapının dünya kamuoyuyla paylaşılmasıydı.

Bu noktada, ABD’nin bölge ülkeleri arasında özellikle, Singapur’u söz konusu bu güvenlik işbirlikleri ve ittifak oluşumlarından doğrudan haberdar etmesi gayet önemlidir.

Bu durum, bazı çevrelerde sadece küçük bir ada ülkesi olarak değerlendirilen Singapur’un pek de öyle yabana atılır bir ülke olmadığının belki de, son dönemdeki en önemli göstergelerinden biri. Bu yaklaşımı destekleyecek bir başka gelişme yine geçen yıl İngiltere’nin ev sahipliğinde yapılan G-20 zirvesine misafir ülke olarak Singapur’un da davet edilmesi oldu. 

Batılı ülkeler ve yukarıda dikkat çekilen ittifaklar noktasında Singapur’un önemsenmesinin bu Ada ülkesinin sadece Malaka Boğazı ve Güney Çin Denizi’ni birleştiren önemli bir kavşak noktasında yer alması oluşturmuyor elbette.

Söz konusu bölgesel güvenlik olgusu içerisinde hiç kuşku yok ki, Endonezya’nın da kayda değer bir önemi bulunuyor. Gelişmeleri sadece Çin’in Endonezya’nın Natuna Adaları’na yönelik genişlemeci ve/ya tehditvari bağlamıyla değerlendirmemek gerekir.

Başta yanı başındaki komşu ülke Avustralya olmak üzere ABD ve diğer ilgili ülkelerin Endonezya’nın geniş bir coğrafya üzerine yayılan varlığını ve bunun güvenlik eksenli önemini göz ardı ettikleri söylenemez.

Bununla birlikte, Endonezya’nın geleneksel dış politikasında halen varlığını bir şekilde sürdüren ‘tarafsızlık’ ilkesinin doğrudan ve aktif bir ittifak bloğu içerisinde yer almasına da -en azından şimdilik- mani olduğu da bir gerçek.

Ancak unutmayalım ki, son dönemde -bazı açılardan karşılaştırmaya imkân tanıyacak şekilde- Filipinler gayet canlı bir örnek olarak önümüzde duruyor. Endonezya’nın yine son dönemde, olası tehditler karşısında ulusal güvenliği öncellediğini ortaya koyacak şekilde silahlanma konusundaki çok yönlü girişimlerini unutmamak gerekir.

Bunun ötesinde, gayet önemli bir bilimsel ve teknolojik alt yapısının bulunması, zengin ve verimli araştırma üniversitelerinin ve kurumlarının varlığı; dünyanın dört bir tarafından çektiği bilim insanlarının ve uzmanların varlığı ile tüm bunların güvenlik ve savunma alanındaki yansımaları Singapur’u Batılı ülkeler kadar, belki de en başta komşu ülke Endonezya olmak üzere, bölgedeki tüm ülkeler tarafından dikkate alındığını ortaya koyuyor.

Güvenlik konusunun gündeme gelmesinde bu yıl Ekim ayında Endonezya’da yapılacak G-20 Zirvesi’nin hazırlıklarını da içerdiğini söyleyebiliriz. Endonezya’nın böylesine önemli bir uluslararası etkinlik öncesinde -bilinen bazı sebeplerden ötürü- bölgedeki bazı ülkelerin yanı sıra, Singapur ile de yakın işbirliği içerisinde olacağını beklemek gayet doğal.

Kanımca, bugün Batam’da gerçekleştirilen liderler zirvesinde, yukarıda dikkat çekilen bakanlıkların ve tecrübeli bakanların varlığı Singapur ile Endonezya arasında güvenlik ve savunma işbirliğinde yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/01/25/endonezya-ve-singapur-liderler-zirvesi-bolgesel-kalkinma-ve-guvenlik-indonesia-and-singapore-leaders-summit-regional-development-and-security/

12 Ocak 2022 Çarşamba

Kamboçya’nın Myanmar politikası ASEAN’ı bölüyor mu? / Is Cambodia's Myanmar policy dividing ASEAN?

Mehmet Özay                                                                                                                           12.01.2022 

ASEAN yeni yılın ilk günlerine krizle girdi. Dönem başkanı Kamboçya’nın Myanmar politikası darbeci yönetime meşruiyet kazandırdığı gerekçesiyle, Birlik içerisinde tepki topluyor.

Taraflar arasında görüş ayrılığının, Kamboçya yönetiminin söz konusu bu politikasını Birlik’in diğer üyeleriyle görüşmeden hayata geçirmesi olduğunu söylemek mümkün.

Hun Sen’in Nya Pyi Daw ziyareti

Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nde (Association of Southeast Asian Nations-ASEAN) 2022 yılı dönem başkanlığını yürüten Kamboçya’da başbakan Hun Sen, darbeci rejimin hüküm sürdüğü Myanmar’a yönelik yeni politika girişiminde bulunurken, başta Birlik’e bağlı ülkeler olmak üzere hak örgütlerinden tepki topluyor.

Başbakan Hun Sen, geçtiğimiz Cuma ve Cumartesi günleri Myanmar’a yaptığı resmi ziyaretle, bu yeni politikanın ipucunu verirken, amacın 18-19 Ocak günlerinde yapılacak ASEAN dışişleri bakanları toplantısına Myanmar’ın katılmasının önünü açmak olduğu belirtiliyor.

Hun Sen’in başkent Nya Pyi Daw’a ziyareti, 1 Şubat 2021 tarihinde yaşanan darbeden sonra ilk üst düzey resmi ziyaret kabul ediliyor. Bu durum, özellikle ASEAN açısından darbeci generallerin ve yönetimlerine meşruiyet tanındığı şeklinde yorumlanarak eleştiriliyor.

ASEAN’da çatlak görüntüsü

Kamboçya’nın, 1 Şubat 2021 tarihinde Myanmar’da yaşanan darbe sonrasında ASEAN’ın demokratikleşme çağrısı olumlu karşılık bulmazken, yeni yılla birlikte dönem başkanlığını yürüten Kamboçya’da başbakan Hun Sen’in Myanmar’da darbeci iktidarın başbakanı general Min Aung Hlaing ile doğrudan temas kurması, üye ülkeler arasında Birlik görüntüsünde ‘çatlak’ olarak değerlendiriliyor.

Bu çerçevede, başbakan Hun Sen’in, başkent Nay Pyi Daw’a resmi ziyarette bulunması, önemli bir gelişme kabul ediliyor. Hun Sen bu ziyaretiyle, 18-19 Ocak günlerinde gerçekleştirilecek olan, ASEAN dışişleri bakanları toplantısına Myanmar dışişleri bakanının katılımına zemin hazırlamak olarak yorumlanıyor.

Kamboçya dışişleri bakanlığı sözcüsü ve Myanmar ordu sözcüsünün açıklamalarına dikkate alınacak olursa, gelişmenin bu yönde olacağı yönünde ihtimal artırıyor.  

Kamboçya yönetiminin Myanmar’a yönelik bu politikasının, darbeden bu yana neredeyse, aradan geçen bir yıllık süre zarfında, ASEAN tarafından Myanmar darbeci yönetimine karşı sergilenen ikna yollu politikanın ihlâli anlamına geldiğine kuşku yok.

Bu nedenle, söz konusu gelişmenin ASEAN’da özellikle, birliğin öne çıkan ülkelerinde rahatsızlık doğurduğu da, gizli/açık bir gerçek.

Başbakan Hun Sen bu yöndeki itirazları boşa çıkaracak şekilde, geçtiğimiz Pazartesi günü yaptığı açıklamada, geçen yıl Myanmar yönetimine sunulan beş maddelik konsensüsten üçünün Myanmar yönetimince yerine getirildiğini söyledi.

Söz konusu bu maddeler ateşkes sağlanması, ilgili taraflara insani yardımı ulaştırılması ve ASEAN özel temsilcisinin Myanmar’a gönderilmesi.

Bununla birlikte, gerek ASEAN içerisinden gerekse hak örgütleri bu açıklamaların aksine, açıkçası ortada bir ‘yalan’ olduğuna dikkat çekerek, başbakan Hun Sen’in bu yaklaşımının ASEAN’da ‘bütünlüğü’ bozduğunu vurguluyorlar.

Diğer üye ülkeler boykot edebilir

Birlik içerisinde öne çıkan ülke görünümündeki Endonezya’da, dışişleri bakanı Retno Mardisi konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Kamboçya yönetiminin Myanmar’ı 18-19 Ocak günlerinde yapılacak olan dışişleri bakanları toplantısına kabul etmesinden duyulan rahatsızlığı açıkça dile getirirken, bunun gerçekleşmesi halinde, diğer üyeler olarak toplantıyı boykot edebileceklerini söyledi.

Öte yandan, Malezya dışişleri bakanlığı ise söz konusu toplantıya bakan düzeyinde katılmamaya hazırlanıyor.

Bu ülkelerin Kamboçya’nın politikasına eleştirilerinin temelinde, 2020 Kasım seçimlerini kazanan ve hükümeti kurması beklenen meşru seçilmiş Ulusal Demokrasi Birliği’yle (National League for Democracy-NLD) görüşmeler yapmaması, ülke genelinde yaşanan kaos ve şiddet ortamı, şiddetten etkilenen kesimlere insani yardımın ulaştırılmaması bulunuyor.

Çin ve ABD’nin rolü

Kamboçya’nın böylesi bir inisiyatifi geliştirmesinde, eski bir ordu mensubu olan başbakan Hun Sen’in Myanmar’da darbeci generallere yönelik empatisinden kaynaklandığı söylenebilirse de, bunun dışında özellikle, Çin faktörünün bu gelişmedeki payını göz ardı etmemek gerekiyor.

Birlik içerisinde Laos’la birlikte Çin’e yakınlığıyla bilinen Kamboçya’nın Myanmar nezdindeki bu girişiminin ASEAN’da birlik ruhuna zarar vermesi ve bölgesel gelişmelerde Birlik’in elini zayıflatmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz.

Geçtiğimiz 15 Aralık’ta ABD dışişleri bakanı Anthony Blinken’in Malezya’ya yaptığı ziyaret sırasında Myanmar’daki darbeci rejimle ilgili yaptığı açıklama dikkate alındığında, ASEAN’ın Myanmar üzerinde ABD ve Çin arasında yeni bir güç çatışması olacağını söylemek mümkün.

Blinken, söz konusu bu ziyareti sırasında bu yılı kastederek, ABD’nin ASEAN liderleriyle Myanmar krizini ele alacağı bir zirve plânladığını belirtmişti.

Blinken açıklamasında Myanmar’da cunta rejiminin halka yönelik uyguladığı şiddete; siyasi tutukluların varlığına ve insani yardımın gerçekleştirilememesine dikkat çekerek ülkedeki durumun kötüleşmekte olduğunu ifade etmişti.

Geçtiğimiz yıl Nisan ayındaki ASEAN zirvesine davet edilen darbeci general Min Augn Hlaign kendisine sunulan beş maddelik konsensusla ilgili özellikle de, ülkede çatışmaların sona erdirilmesine yönelik herhangi bir ilerleme sağlamaması üzerine Ekim ayı sonundaki yılın ikinci zirvesine davet edilmemişti.

Myanmar’da 2020 yılı Kasım ayındaki genel seçimlerin ardından ikinci kez iktidarı ele geçiren NLD’nin hükümeti kurmak amacıyla parlamentonun açılacağı 1 Şubat 2021 tarihinde gerçekleşen darbe başta ASEAN olmak üzere Batılı ülkeler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Ülke genelinde yapılan sivil gösterilere güvenlik güçlerinin müdahalesiyle bugüne kadar 1445 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 8450 kişi de gözaltında tutuluyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/2022/01/12/kambocyanin-myanmar-politikasi-aseani-boluyor-mu-is-cambodias-myanmar-policy-dividing-asean/