Mehmet Özay 28.09.2026
Papa 14. Leo’nun Fransa’ya yaptığı ziyaret, tarihi bir anlam ifade ediyor.
Niçin Fransa, niçin tarih?
Fransa, modernleşmenin ve laikliğin merkezidir. Bu keskin ifadeyi, tarihte bıraktığı derin izlere dayanarak ifade ediyorum.
Yoksa, Batı Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın ürettiği sekülerliklerin farkındayız.
Ancak, Fransa’da yaşananlar, genel itibarıyla söylemek gerekirse, paradigma olarak farklılıkları içinde barındırır.
Bu anlamda, Fransa’da yer bulan laikliğin, kendine has boyutları olduğunu unutmadan, “Fransa, Batı Avrupa modernleşmesinin ve sekülerleşmesinin dinamiğidir” demek, yanlış olmayacaktır.
Adına, “Aydınlanma” denilen ve Batı Avrupa’nın değişik bölgelerinde yaşaman tecrübe, Avrupa’yı dönüştürme gücünü içinde barındırmıştır.
Özellikle bu felsefi, düşünsel yönelimin önemli araçlarından biri olarak “hümanizma” denilen akımın Hollanda’da doğmasına rağmen, Fransa yaşattığı 1789 yılındaki Devrim’le, adını modern dönemin vazgeçilmez bir öncüsü olarak sadece, Avrupa kıtasında değil, diğer kıtalarda da adından söz ettirmiştir.
Ve, bu etkinin devam etmediği söylenemez...
Bugün, Papa 14. Leo’nun, Fransa’ya yaptığı gezi bağlamında yaşananları ise, Papa’nın dönüşü başlığıyla gündeme getirirken, modern ulus-devlet döneminde bir Papa’nın ilk kez Fransa topraklarına ayak basması anlamında, somut bir dönüş olarak kullanıyorum.
Elbette, bu somut ziyaretin önemli bir anlamı var.
Ve Papa 14. Leo, Katolisizm öğretisini yeniden yayma ve tanıtma amacıyla dört gün boyunca, Fransa’da ziyaretler yapacağını zaten ortaya koyuyor.
Bununla birlikte, bu olgusal durumun, sembolik boyutu da, bir o kadar ‘gerçek’lik olarak karşımızda duruyor.
Kutsal’ın dönüşü
O da, ‘Kutsal’ın Fransa’ya dönüşüdür...
Alanında uzman ve tanınmış bir Din Sosyologu olan Peter Berger’in, 1969 yılında yayımladığı meşhur kitabının adı “Kutsal Şemsiye”dir.
Bir dönem, klasik sekülerleşme tezinin önde gelen isimlerinden olan Berger, gözlerini sadece Kıta Avrupası’na değil, ötelere çevirmek suretiyle, çeşitli toplumlarda, ‘Kutsal’ın varlığının toplumsal süreçlerde karşılaşmasıyla, yeni bir paradigma olarak sekülerleşme karşıtı olarak da adlandırılabilecek, bir dini-sosyolojik boyutu ortaya koyuyordu.
Papa Leo’nun ziyaret mekânları arasında, yine sembolik ve gerçeklik olarak adlandırılmayı hak eden tarihi bir mekân bulunuyordu.
O da, Bernadette Soubirous adlı bir inanan Katolik kadının 1858 yılında Pirene Dağları’nın eteklerindeki Tarbes-Lourdes adlı kasabadaki bir mağarada ki, bugün, ‘Gave de Pau’ olarak adlandırılıyor, Hz. Meryem’in silüetini gördüğü ifade edilen yerdi.
Mekan ve kutsallık
Aslında, bu ziyaret bir ‘hac ziyareti’dir, Katolik inananlar için.
Ve Papa Leo, Katolik Hıristiyanlığın ruhani lideri olarak, sıradan Katolik inananların yaptığı gibi hac ziyaretini yaptı.
Bu durum, karşımıza sıradan bir mekân’ın nasıl kutsallaştırıldığına dair gayet açık bir örnek ortaya koyar.
Adı geçen mağarayı yani, Gave de Pau’yu, diğer benzeri maddi mağaralardan ayıran, orada yaşanmış, tanık olunmuş, hissedilmiş vb. hallerle örtüştürülmesidir.
Papa’nın, binlerce inanan Katoliğin eşliğinde mağaraya gelişi, -artık kendisine, ‘azizlik’ unvanı verilmiş olan- Bernadette’nin, Hz. Meryem silüetini gördüğü mekânda, ‘kutsal ve sembolik’ içeriklere sahip edimleriyle 168 yıl sonra aynı maneviyatçı iklimin Katolik inananlar arasında yaşanmasına neden oldu.
Su ve arınma
Neydi, bu edimler?
Mağara’nın duvarına dokunması, mağara duvarından sızan pınardan çıkan suyu içmesi...
Bunu yapmasına sebep, 1858 yılında Bernadette’nin gördüğü silüetin kendisine, “Git, şu pınardan iç ve yıkan” demesidir.
Su, bir maddi olgu olmanın ötesinde ve dışında, bir anlam ifade eder dinler için.
Bu dinler, vahyi olsun veya tıpkı, Doğu Asya’da karşılaşılan ve ‘kültürel içerikli’ olduğu belirtilen dünyevi dinler olsun su’yu kutsal addeder.
Su, sadece maddi kirlerden arınmanın değil bunun ötesinde, manevi kirlerden arınmanın aracıdır. Su’yu kutsal yapan da budur aslında...
Papa 14. Leo’nun ziyaretinde, Hz. Meryem heykeli önünde yaptığı konuşmada, hitap ettiği kişi hiç kuşku yok ki, “Hz. Meryem’dir”.
Ancak, bu duasında bazı özellikler var ki, yine söylemi, söylemin gönderme yaptığı alanları Kutsal şemsiyesi içine alır kasıtlı ve bilinçli olarak...
Papa 14. Leo’nun duasında dikkat çeken ilk husus, dini yerelleştirme, dini yerel figürlerle açıklama, anlama ve Katolik inananları bu anlama sürecine davettir.
Böylece, yerel toplumu bu kutsal atmosfere çekme, davet etme işlevini de yerine getirmesini sağlayacak şekilde, ‘Aziz Bernadette’yi “alçakgönüllü bir Fransız kızı” olarak tanımlamasıdır.
Burada yerelden kasıt, hiç kuşku yok ki, öncelikle Tarbes-Lourdes şehridir. Ve ardından, tüm Fransa’dır...
Kutsal’a davetin bir diğer ögesi olarak, Papa’nın duasında ortaya koyduğu unsurlardır. Kardeşlik, ahenk (harmoni), ahenkli toplum, şiddet ve kinden arındırma, herkesin bir aile sahibi olması, herkesin yaşamını barış içerisinde geçirmesi -ki, bunu en başta, bireylerin hayatlarını idare ettirecek bir iş ve meşguliyeti olarak anlamak gerekir-; toplumun en dezavatajlı, en yoksul ve yoksun kesimlerinin desteklenmesi; ülkenin, yani Fransa’nın ortaya çıkan tüm meydan okumalara anlamlı cevaplar üretebilecek ve topluma, ‘ortak iyilik’ olgusu çerçevesinde hizmet edecek bilge liderlerce yönetilmesi...
Tüm bu sosyo-ekonomik olguları sıradan bir siyasetçi, bir ekonomist, bir sosyologdan duymak mümkündür. Ancak, bir Papa’nın ağzından bir duada zikredilen bu sosyolojik olgular maddi alemin ötesine taşınır ve Kutsal’la bütünleştirilerek inananlara geri sunulur.
Papa 14. Leo’nun duasıyla yaptığı da, tastamam budur aslında.
Papa 14. Leo’nun Fransa’ya dönüşü, yaşadığımız modern dönemde bir ilk olmasıyla dikkat çekerken, bu durum, dünyada ‘laikliğiyle’ tanınan Fransa’ya ve Fransız toplumuna ‘Katolik köklerini’ yeniden hatırlatan Kutsal bir içeriğe sahip.
Peter Berger’in Kutsal Şemsiye’si, aradan geçen neredeyse altmış yıl sonra laikliğin merkezi Fransa’ya ulaşmış gözüküyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder