10 Eylül 2026 Perşembe

Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerinde “iki gemi” olgusu / The phenomenon of the “two ships” in relations between the Malay World and the Ottoman State

Mehmet Özay                                                                                                                             10.09.2026

Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerine dair gündeme getirilen çeşitli görüşler, temel itibarıyla Osmanlı merkezciliğinin ürünü olarak zuhur ediyor.

Bu durum, bize, geçmişin farklı evrelerinde var olduğu ifade edilen tarihsel ilişkilerin, farklı bakış açılarıyla da ele alınması gerektiği konusunu hatırlatmasıyla önem taşıyor.

Bununla birlikte, farklı bakış açılarının dayanak noktalarının sağlamlığı, bugüne kadar var olan Osmanlı-merkezci yapılaşmanın metodoloji, kaynaklar ve yorumlar gibi alanlarda karşımıza çıkan aksaklıklarını, yanlışlıklarının anlaşılmasıyla yakından ilgilidir.

Aksi halde, benzeri bir hataya düşülebileceği gibi, bu yaklaşımın tıpkı ilkinde olduğu gibi tarihi yanlış anlamalara yol açacağını hatırlamak gerekiyor.

İki gemi

Bu kısa girişle gündeme getirmek istediğim husus, Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerinde öne çıkan ve tarihsel olarak ilk olarak gündeme gelmesi itibarıyla gayet önemli olan, Kuzey Sumatra’da Açe bağlamında karşımıza çıkan, “iki gemi” olgusudur.

Batılı ülkeler, özellikle de, Batı Avrupa’da -Fransızca, Felemenkçe, İngilizce- ortaya konulmuş olan literatürde “Açe İslam Sultanlığı” adıyla bilinen Kuzey Sumatra’daki bu siyasi yapının Osmanlı ile ilişkilerinde, “iki gemi” olgusu üzerinde durmak istiyorum.

Konuyu, daha önce farklı vecheleriyle akademik makaleler ve kitaplarda ele almam nedeniyle, burada uzun uzadıya gündeme getirmeyeceğim.

İki gemi olgusuna Açe, Kuzey Sumatra, Endonezya ve genel itibarıyla, Güneydoğu Asya tarihçisi olarak tanınan Anthony Reid’in çalışmalarında, Türkiye’de ise Salih Özbaran Hoca’nın çalışmaları ve devamında alanda varlık gösteren bir iki tarihçi tarafından gündeme getirilmiştir.

Yanılmıyorsam, modern Türkiye tarihinde konuya bir iki satırla değinen ilk kişi, İsmail Hakkı Uzunçarşılı olmalı... Onun da referansı -aşağıda değineceğim üzere- şayet Saffet Bey ise şaşırmamak gerekir.

Bu noktada, Reid’in ilk önemli makaleleri arasında kabul etmemiz gereken, 1969 yılında yayımlanan, “16. yüzyılda Batı Endonezya’ya Türk Tesiri” (“Sixteenth Century Turkish Influence In Western Indonesia”)[1] başlıklı makalesidir.

Niçin tartışılmıyor?

Bu iki geminin nasıl olup da, Kuzey Sumatra’ya ulaştığı konusunun tartışma konusu yapılmamış olması, bu olgu hakkında, bugüne değin devam eden ilgimin oluşmasını sağlamıştır.

Osmanlı denizciliğinin, okyanus denizciliğiyle kıyaslanmasının gayet zor olduğu bilinirken; Açelileri, Sumatra’yı henüz 1567’de duymuş olan Osmanlı devlet erkanının Sumatra’ya nasıl gidileceğini nasıl öğrendiği konusu gayet muğlak iken;[2] üstüne üstlük, Osmanlı denizcilik seferlerinde, -uzmanının ifade ettiğine göre, en az altı gemiden müteşekkil bir yapının varlığına ihtiyaç duyulurken, iki geminin Kuzey Sumatra’ya gittiğini gündeme getirmek oldukça ilginçtir.

Bu noktada, Osmanlıca bilmeyen Anthony Reid’in kaynaklara erişiminin -en azından- doğrudan ulaşmasının mümkün olmaması kadar, Osmanlı tarihine dair ilgisinin gayet az veya hiç noktasında olduğu dikkate alındığında başvuru kaynağının neresi olduğuna dair merakımı artırmıştı.

Reid’e, iki gemi” olgusunu sorduğumda, “Özbaran Hoca”yı işaret etmişti.

Aradan epeyce bir süre geçtikten sonra, 2018 yılında, Özbaran Hoca’yı İzmir’de ziyaret etme ve sohbet etme fırsatı bulmakla, doğal olarak bu konuyu bir de ona açmam kaçınılmaz olmuştu.[3]

Özbaran Hoca, yaşlılığı, yorgunluğu vb. gibi nedenlerden olsa gerek, “O zamanlar yazdık... Bizden geçti, artık... Sizler, genç araştırmacılar ilgilensin” bağlamında bir yaklaşımla konuyu bir şekilde kapatmış oldu. Tabii, Hoca’ya hürmeten, ısrarcı olmanın bir anlamı da yoktu.

Bu noktada, Anthony Reid’e ve Salih Özbaran Hoca’yla görüşmelerimde gündeme getirmeme rağmen, sağlıklı bir netice veya arzu ettiğim tatmin edici cevabı alamamıştım.

Gidecekti ama!

Kısaca ifade etmek gerekirse, “iki gemi” olgusu temelde, kuvvetle muhtemel 1567’de hazırlandığı düşünülen, 15 kadırga ve 2 barka toplam 17 gemiden oluşan filonun, 1568’de Yemen’deki isyan dolayısıyla Sumatra gitmesinin sürekli ertelenmesinin ardından, neler olduğuna dair bir yaklaşıma tekabül ediyor.

Buna, özellikle Reid bağlamında şunu eklemek gerekir ki, mevcut Batı literatüründe yer alan verilerin dışında, Kuzey Sumatra ve Açe çalışmaları dolayısıyla bölgeyi zaman zaman ziyaret etmesi, Banda Açe’de ‘Kampung Bitay’ olarak bilinen mevkiden ve bölgedeki sözlü gelenekten haberdarlığıyla yakından alâkalı olduğuna kuşku bulunmuyor.

Bu anlamda, konunun canlı görünür yanları noktasında, Özbaran Hoca’dan ziyade, Reid’in konuya daha vakıf olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Saffet Bey’i unutmak (mı?)

Söz konusu “iki gemi” olgusu Reid’in, 1969 yılında yayınladığı makalesinin Ek (Appendix) bölümünde Saffet Bey’in makalesine atıfla açıklık getiriyor.

Bunu söylemekle, “zaten sorun çözülmüştür” diye düşünenler olabilir. Ancak, bu durum çözüm yerine sorunu, daha da çetrefil hale getirdiği kanaatindeyim.

Nihayetinde, zamanında Reid’in kendisine yönelttiğim soruya cevaben, Özbaran Hoca’yı işaret etmesine rağmen, Saffet Bey’e atıfta bulunmaması oldukça ilginçtir.

“Unutmuş olabilir”, diyebiliriz...

Ancak, yukarıda dile getirdiğim üzere Reid’in, linguistik bağlamında Osmanlı kaynaklarına erişmesi söz konusu olmadığı gibi, Osmanlı tarihine dair de pek donanımlı olmaması onun, doktora çalışması sürecinde veya hemen akabinde aynı dönemde, Londra’da bulunan Özbaran Hoca vasıtasıyla, Saffet Bey’in makalesine ulaştığını gösteriyor.

Genelde Osmanlı tarihçiliğine, özelde Hint Okyanusu bağlamında, eleştirel tutumuyla takdir edilmesi gereken Özbaran Hoca’nın, iki gemi olgusuna derinlemesine incelememiş olması da üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur.

Bu hususu belki, bir akademisyen olarak Türkiye’de oturarak, Sumatra’ya bakmak ya da bakamamakla ilişkilendirerek anlamak mümkündür.

Reid’in, kendi makalesinde, İstanbul Üniversitesi’ne yaptığı ‘teşekkür’ atfını da unutmamak gerekir... Demek ki, o dönemde yabancı bir araştırmacıya binlerce kilometre öteden yardım edebilecek birileri varmış...

Reid’in, Saffet Bey’in makalesinden nasıl haberdar olduğunu da ortaya koymak gerekiyor. Buna açıklık getiren yine kendisi...

Reid bu bilgiye, makalesinin ‘EK’ bölümünde Leiden Üniversitesi tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi’nin (Encyclopedia of Islam) -alanda olanlarca yakinen bilinen- Juynbool ve Voorhoeve tarafından kaleme alınan, “Atjeh” maddesinden edindiğini bir şekilde ortaya koyuyor.

Yeni bir bakış açısı

Saffet Bey’in, 1911/1912 yıllarında kaleme aldığı Sumatra Seferi adıyla meşhur çalışması bize, Malay dünyası ve Osmanlı ilişkilerine dair bazı noktalara ışık tutmasıyla dikkat çekiyor.

Saffet Bey’in iki makaleden oluşan çalışmasının Osmanlıca olması, Osmanlı devletinin neredeyse devrini kapatmak üzere olduğu bir dönemde, -tarihin cilvesine bakın ki- yeni kurulan bir kurumun yayın organı olan Tercüme-i Osmani Encümeni Mecmuası başlıklı dergide gündeme gelmesi, klasik diyebileceğimiz bazı Osmanlı evrakları ile bir ölçüde Fransızca ve ardından İngilizce’ye çevrilen Christiaan Snouck Hurgronje’nin çalışmasına atıfları gibi özellikleriyle dikkat çekicidir.

Bununla birlikte, Saffet Bey’in “iki gemi” olgusuna dair ifadesinde temel referansı yüzyılın başında Batavya’da konsolos olarak görev yapan Erşad Bey’in aktardığı kısa anektod...

Kendisini makamında ziyaret eden bir Açe’linin -ki kuvvetle muhtemel sürgünde olan son Açe Sultanı Davud Şah’a yakın bir isim olmalıdır- “zamanında bize iki gemi gönderilmişti” şeklinde özetleyebileceğim ifadesine dayanıyor...

Bu ifadeyi göz ardı etmek mümkün değil...

Bununla birlikte, yukarıda dile getirdiğim üzere Osmanlı denizciliği ve oknayus koşulları ile diğer bazı hususlar bize gemilerin bizatihi Osmanlı Devlet erkanının emriyle gönderilip gönderilmediği veya gemilerin başka unsurlara ait olup olmadığı gibi bir dizi sorunun halen gündemde olduğuna işaret ediyor.

İlginçtir, 16. yüzyılın önemli devlet adamlarından Ahmed Feridun Bey, münşeat’ında Açe’den gönderilen iki mektubun dışında bize bir veri sağlamıyor.

Bu noktada, Saffet Bey, Snouck Hurgronje, Anthony Reid tarafından kaleme alınan çalışmaları yeniden farklı bir gözle incelemeye ihtiyaç olduğu gibi, Kuzey Sumatra’ya kimlerin hangi yollarla gitmiş olabileceğine dair verileri ancak, bölgede yapılacak saha çalışmaları gerçekleştirerek ve Hint Okyanusu bağlamını merkeze alarak incelemek gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/malay-dunyasi-ve-osmanli-iliskilerinde-iki-gemi-olgusu-the-phenomenon-of-the-two-ships-in-relations-between-the-malay-world-and-the-ottoman-state/


[1] Anthony Reid. (1969). “Sixteenth Century Turkish Influence in Western Indonesia”, JMBRAS, Vol. X, No. 3, December.

[2] Saffet Bey’in ifadesine başvurarak ifade etmek gerekirse, “... O günlerde İstanbul’a Açelilerce ‘Esutamboy’da, Açe’yi duyan ve nerede olduğunu bilen yok idi ...” Saffet Bey. (1327/1912). “Bir Osmanlı Filosu’nun Sumatra Seferi”, Tarihi Osman-i Encümeni Mecmuası, Kanun-u evvel 1327 (December 1912), 11. Cüz, Ahmet İhsan Şürekası, s. 604, 605. (678-683).

[3] Bu vesileyle, görüşmeyi organize eden Ekrem Saltık arkadaşımıza burada, bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder