19 Mart 2026 Perşembe

İran: Demokrasi ya da Batı’yla uyumluluk / İran: Democracy or compatibility with the West

Mehmet Özay                                                                                                                             19.03.2026

ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik olarak başlatılan savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana, gözler bir yandan, ABD başkenti Washington’dan gelen haberlere yönelirken öte yandan, İran başkenti Tahran’da neler olup bittiğine konuşlanıyor.

İran’ın, her türlü iç siyasal ve toplumsal gelişmelere, taleplere, değişim arzusuna karşın güçlü olduğuna kuşku olmayan, ‘rejim’inin sonlandırılması hedefiyle hareket eden ABD-İsrail koalisyonunun temel hedefine bakıldığında, İran’ın dini-sivil, askeri lider kadrolarını ortadan kaldırmak olduğu görülüyor.

Bunun en son örneğini, İran güvenlik biriminin başında bulunan Ali Larijani ile Devrim Muhafızları’nın paramiliter birimi lideri Gholam Reza Soleimani’yi hedef alan saldırılar oluşturuyor…

Rejim değişimi (mi?)

İran’a yönelik savaşın devam ettiği bu süreçte, çeşitli ‘uzmanlar’ giderek daha çok bu konuya odaklanıyor.

Ve sorgulanan husus şu: ABD-İsrail koalisyonu bu strateji ile başarı elde edebilir mi?

ABD-İsrail koalisyonu tarafından belirlenen ve yukarıda dikkat çekilen ‘askeri’ stratejinin, İsrail tarafından geçtiğimiz iki yıl zarfında Filistin’e yönelik olarak sürdürülen saldırılarda ortaya konulması ve bunun bir tür başarı olarak kanıtlanmış olması, ABD-İsrail koalisyonunun, İran’a yönelik benzer bir strateji ile hareket etmelerinde belirgin bir neden veya kanıt olarak ileri sürmek mümkün.

Söz konusu ‘başarı’nın, ilgili birimleri veya Filistin halkının siyasal mücadelesini ortadan kaldırmaya yönelik hedefte ne denli başarılı olup olmadığı ise bir başka konu.

Bazı gözlemcilerin, bu tür stratejinin kapsamlı kurumsal değişimi getirmekten ziyade, refleksif direnişi körüklediği yönündeki görüşleri de yaşananlara bakıldığında haklılık payı taşımadığı söylenemez.

Bu noktada, Filistin bağlamında İsrail’in, ABD’nin stratejik katkılarıyla Filistin toprakları ile Lübnan, İran ve Katar’da gerçekleştirdiği nokta atışlı hedeflerin, Filistinlilerin önde gelen liderlerini ortadan kaldırmasıyla ortaya çıkan kazanımların bugün, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarına temel olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 

Bu strateji ile hedefte, İran’da rejim değişikliği bulunduğu ileri sürülebilir.

Ancak, bu noktada ortaya konulan görüşler, bu stratejinin İran’da Batı’nın ve özellikle de, “ABD’nin arzu ettiği demokrasi”yi getirmeyeceği yönünde. 

Diğer taraftan, lider kadrosuna yönelik ‘imha’ plânının, kurumsal yapıları gelişkin İran gibi ülkelerde işe yaramayacağı yönünde.

Demokrasi (!)

‘İran ve demokrasi’ konusunun çetrefil bir husus olduğuna kuşku yok...

ABD öncülüğündeki Batı’nın, -en azından-, Irak ve Afganistan deneyimlerinin, bu ülkelere demokrasiyi getirmediği ortada.

Ancak, özellikle 1980 sonrası yaşanan tüm gelişmelere bakıldığında, bu ülkelerin demokrasinin dışında nereye getirilip getirilmediği de, pek tartışma konusu yapılmıyor.

Benzer bir durum, bugün bir ölçüde -en azından olası sonuçlar itibarıyla-, İran için de geçerlilik taşıyor.

İran’da rejim değişikliği veya İran’a demokrasi getirilmesi konusunun, ABD öncülüğündeki Batı için bir öncelikli hedef olup olmadığı önemli bir husustur.

Evet, İran, Batı’nın siyasal söylemiyle 1979’dan bu yana önemli bir tehdit olarak algılanıyor. Batı için önemli olan ise var olan bu tehdidin ortadan kaldırılmasıdır.

Bunun araçlarından birinin ‘demokrasiyi bu ülkede’ icad etmek olasılıklardan biridir.

Ancak, bunun zayıf bir olasılık olduğunu Batı başkentlerinin özellikle de, İran konusunda yüzyıllara varan ilişkilere sahip Batı Avrupa ülkeleri için gerçekleştirilmesinin gayet sorunlu bir hedef olduğuna kuşku yok.

Bunun yanı sıra, ABD pragmatizminin, İran’a demokrasi getirme gibi bir hayali olsa da, bunun 20. yüzyıl ikinci yarısında bizzat ABD tarafından tecrübe edilen denemelerin gözgen geçirilmesi gerekiyor.

ABD başkentinin, bunu yapmadığı söylenemez…

Batı pragmatizmi ve Körfez Ülkeleri

Bunun sağlamasını yapmamızı sağlayacak bir diğer husus, bugün İran yönetiminin savaş boyunca hedef aldığı ülkeleri, yani Körfez ülkeleri, teşkil ediyor.

Bu ülkelerin bugün ABD-İsrail koalisyonu ile birlikte hareket ediyor oluşları, bu ülkelerin Batı siyasal sistemine eklemlendikleri anlamına gelmiyor.

Aksine, söz konusu bu ‘monarşi’ yapılarının, çeşitli ölçekler ve kriterler bağlamında, Batı siyasal sisteminin gayet ötesinde ve dışında, siyasal rejimleri teşkil ettiklerine de kuşku bulunmuyor.

ABD ve İsrail koalisyonunun ve de genel itibarıyla, Batı’nın bu ülkelerle ilişkilerinin ‘monarşi’ karşıtlığına dayanmadığı ve bu anlamda, kendilerini söz konusu bu rejimleri değiştirmeye odaklanmadıkları bugün gayet net bir şekilde ortadadır.

Genelde Batı ve özelde ABD için, bölgedeki farklı yapılaşmalarına rağmen, var olan ulus-devletlerin Batı siyasal ve ekonomik çıkarları ile özdeşleşmeleri, bu ülkelerin bugün varlık nedenlerinin en başında geldiğini yabana atmamak gerekir.

İran’a yönelik saldırıları, İran’da rejim değişikliği kadar, belki de bundan daha çok var olan bu rejimi genelde Batı ve özelde Batı çıkarlarıyla ne denli uyumlu hale getirip getirmemekle ilintili olduğunu dikkate almak gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/iran-demokrasi-ya-da-batiyla-uyumluluk-iran-democracy-or-compatibility-with-the-west/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder