24 Mart 2026 Salı

İran savaşı ve ABD’nin barış arayışları / War on Iran and the U.S.’s strive for peace

Mehmet Özay                                                                                                                             24.03.2026

Trump’ın, İran’la barış görüşmeleri çağrısı doğru ve gerçekçi mi?

Trump bu açıklamasıyla samimi mi, yoksa tüm meydan okumasına rağmen İran’a yönelik askeri saldırıların ardından, İran’ı masaya oturmaya zorlayarak olası bir ‘zafer’ peşinde mi?

İlk etapta, ABD ve İsrail ittifakının ürünü olarak dikkat çeken İran’a yönelik açık savaşın bugün geldiği noktada, barış arayışlarını temel alan yaklaşımın yine ABD’den gelmesi, gayet ilginç bir durum teşkil ediyor.

ABD başkanı Donald Trump tarafından gündeme getirilen İran’la masaya oturma düşüncesinin, 28 Şubat’ta İran’a saldırı kararını -İsrail’le birlikte- tek başına alan Trump’ın, -bugüne kadar ortaya koyduğu politik yaklaşımların- çelişkilerle dolu yönünün bugünkü örneğini teşkil ediyor.

Trump’ın, bu gelişmeyi, çoğunluğun aksine, bir ‘U dönüşü’ olarak yorumlamak yerine, gelinen noktada İran’la “iş ve ekonomi bağlamında masaya oturma” şeklinde yorumu da, gayet ilginç bir duruma işaret ediyor.

Trump, Tahran’a yaptığı barış çağrısıyla, İran’a yönelik olarak başlatılan savaşı kazandığını veya İran’a siyasal ve askeri açıdan yeterince hasar verdiğini mi ve şimdi sıranın, İran’ı ekonomik olarak ıslah etmeye geldiğini söylemek istiyor acaba?

Uluslararası yasaların ihlâli

Söz konusu savaşa yol açan etmenin, tıpkı geçtiğimiz iki yıl boyunca Filistin topraklarında sürdürülen ve bunun doğrudn uzantısı olarak Lübnan, İran ve Katar’a değin uzanan saldırılarda olduğu gibi, İsrail merkezli olduğu yönünde gizli/açık bir eğilimin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bunun yanı sıra, İran’a yönelik savaş sürecinin, nükleer programını sınırlandırmaya yönelik olarak bu ülkeyle masaya oturulmuş olduğu bir dönemde hayata geçirilmiş olması, Trump’a eleştirilerden çekinmeyen -başta Avrupalı olmak üzere- ülke yönetimlerinden ve yöneticilerinden geldiğini görüyoruz.

Batı’yı dikkate alarak ifade edecek olursak, bunun en önemli göstergesi, Almanya cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier’in, ABD-İsrail ittifakının ürünü olan İran’a açılan savaşı, “uluslararası yasaların ihlâli” olarak nitelemesi oluşturuyor.

Almanya dışişleri bakanlığı da yapmış olan Cumhurbaşkanı Steinmeier, İran’a saldırıya gerekçe olarak ABD başkanı Trump’ın gündeme getirdiği, İran’ın ABD hedeflerine yönelik doğrudan saldırı ihtimalinin gerçeği yansıtmadığı görüşünde.

Steinmeier, aynı zamanda ABD’nin İran’a savaş kararının, ulus-devletlerin ulusal güvenliklerine yönelik tehdit karşısında öz savunma hakkı tanıyan Birleşmiş Milletler ilgili sözleşmesinin 51. Maddesi’yle çeliştiğine vurgu yapıyor.

Papa’nın vurgusu

Katolik Hıristiyan dünyasının lideri Papa Leo ise yaptığı açıklamada, Ortadoğu’da süren savaşı “insanlık ailesine yönelik bir skandal” olarak tanımlıyor.

Özellikle, savaşın kurbanları olan masum halk kesimlerini öne çıkarttığı açıklamasında Papa, “ bu kitleleri yaralayan, tüm insanlığı yaralıyor” anlamına gelen yaklaşımıyla savaşın neden olduğu mağduriyetlerin boyutuna dikkat çekiyor.

U-dönüşü ve Avrupa’yı ikna

ABD dışişleri bakanı Marco Rubio’nun, Cuma günü paris’te yapılacak olan G7 dışişleri bakanları toplantısına katılacağı açıklandı.

Söz konusu bu karar, ABD başkanı Trump’ın, İran’la barış görüşmeleri yapılması konusundaki açıklamasının doğrudan bir yansıması olarak kabul edilebileceğine kuşku yok.

Rubio’nun söz konusu toplantıda, Rusya’nın Ukrayna işgali ile İran konusunu Avrupalı temsilcilerle paylaşacağı açıklandı.

Rubio’nun, Paris toplantısına iştirakini, özellikle İran konusundaki gelişmelerin küresel enerji sektörü başta olmak üzere neden olduğu olumsuz gelişmeler dikkate alındığında sıradan bir gelişme olarak değerlendirmek mümkün değil.

Özellikle, bu toplantının, “dünya barışı ve istikrar” başlığı ile tanımlanıyor olması, hiç kuşku yok ki, Batılı güçlerin aralarındaki görüş ayrılıkları ve alternatif yaklaşımları ele almaları noktasında önemli bir süreç olarak ortaya çıkıyor.

28 Şubat’ta İran’a yönelik olarak başlatılan savaş öncesinde ABD’nin, NATO üyesi Avrupalı müttefiklerini bilgilendirmemesinin neden olduğu ve bir anlamda skandal ve bunun, Avrupalı müttefiklerin İran savaşına aktif olarak katılmama kararı sonrası, -İsrail bir yana-, ABD’nin askeri ve siyasal açıdan geldiği kırılgan noktayla doğrudan bağlantılı olduğuna kuşku bulunmuyor.

Bu durum, aynı zamanda ABD’nin İran savaşının maliyetini tek başına üstlen/e/meyeceğinin de açık bir göstergesidir.

2016 yılından bu yana, ABD-NATO ilişkilerine bakıldığında, başkan Trump’ın sürekli olarak NATO’ya yönelik kendi olarak gündeme getirdiği iç organizasyon ve bunun ekonomik boyutuna dair vurgusu bugün bir tezat olarak yine gündeme geldiği anlaşılıyor.

Bugüne değin Trump’un, NATO’yu kendi haline terk etmeye matuf açıkmaları Avrupalı müttefik güçler taarfından eleştiriyle karşılanırken,  İran savaşının ulaştığı bir anlamda açmaz karşısında Trump Avrupalı müttefikleri yanında olmalarını istemesi bu çelişkinin görünür bir yönünü oluşturuyor.

Yeni değil...

2016’dan bu yana, Trump politikalarının küresel ekonomi ve siyasal yapılaşmalarına veya yeni ekonomi ve siyasal yapılaşma çabalarına yönelik istikrarsızlık oluşturmaya hizmet ediyor.

Trump’ın, özellikle küresel gelişmeler dair yaptığı açıklamalar ve icraatları etki alanına bağlı olarak, örneğin uluslararası borsalarda olduğu gibi, bölgesel ve küresel kurumsal yapılarda dalgalanmalara yol açıyor.

Bu durumun, aynı zamanda ABD ile ilgili ülkelerin ikili ilişkileri ile ABD’nin bizatihi aktif taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ve kurumlar nezdinde de, olumsuz bir karşılığı olduğuna tanık olunuyor.

28 Şubat’tan bu yana, İran’a yönelik gerçekleştirilen askeri saldırılarla, yine benzer şekilde, küresel sistemi ve de barışı tehdit etmekten çekinmeyen bir ABD ve başkan Trump var karşımızda...

İran’a yönelik savaşın bugün küresel çapta özellikle enerji sektöründe hissedilen doğrudan etkilerinin ortadan kaldırılması konusunda artan çağrılara ABD başkanı Trump’ın sessiz kalması mümkün gözükmüyor.

Bununla birlikte, şayet bu savaş sonlandırılacaksa da, bunun mimarının bizzat Trump olması, ABD’nin bugüne kadar uyguladığı politikalara uygun olacaktır.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/iran-savasi-ve-abdnin-baris-arayislari-war-on-iran-and-the-u-s-s-strive-for-peace/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder