29 Mart 2026 Pazar

Ortadoğu’da savaşın tehlikeli yönelimi / The dangerous trajectory of war in the Middle East

Mehmet Özay                                                                                                                             28.03.2026

İran’a yönelik savaşın öncesinde, kimilerine göre görünmeyen yüzü giderek biraz daha belirginlik kazanıyor.

Bu durum, özellikle Suudi Arabistan’ın de facto lideri Mohammed bin Salman’ın, dün yaptığı açıklamada gün yüzüne çıkıyor.

Suudi Arabistan’ın talebi

Mohammad Salman, Trump’a açıkça çağrıda bulunarak, İran’a karşı açılan savaşın yarıda bırakılmamasını istiyor. Salman’ın bu çağrısının temel hedefi ise, Ortadoğu’da yeni bir haritanın oluşturulması yönünde...

Bu haritayı oluşturacak gücün ABD-İsrail ittifakı olduğunu da, bu yaklaşımıyla ortaya koyan Salman süreci, “tarihi bir fırsat” olarak tanımlamaktan da geri kalmıyor.

Bu tarihi fırsatın gerçekleştirilebilmesinin yolunu da Salman açıklamasında gündeme getiriyor.

Ve bu anlamda, İran’a yönelik saldırıların mevcut hâliyle kalmaması, aksine, yoğunlaştırılacak ve sürdürülecek görüşünde.

Evet, böylesi bir önerinin sadece Suudi Arabistan açısından değil, genel itibarıyla bakıldığında, Arap coğrafyasını oluşturan ulus-devletler bağlamında da, gayet önemli bir olgu olduğunu söylemek mümkün.

Ortadoğu ve yakın tarih

Bu yaklaşımın bugüne has bir siyasal niyet ve tutum olmadığı da tarihe az çok vukufiyeti olanlarca da malumdur.

Salman’ın açıklamasında yer alan veya açıklamasına eklenen “yeniden” ifadesi (to remake the Middle East), bize -en azından, yüz elli yıl öncesinde yine aynı coğrafyada gerçekleştirilen dönemin Ortadoğu’sunun ya da o dönemki adıyla Yakın Doğu’nun (Near East) ‘yeniden inşa’nın veya ‘yeniden tesisi’ni hatırlatıyor.

Aktörler kısmen farklı olsa da, temelde, Yakın Doğu’yu sınırlarıyla yeni devletleriyle, yeniden inşa sürecinde, Batı siyasal düşüncesinin egemen tutumu söz konusuydu.

Bu noktada, bugünün iki önemli ittifak gücü olan ABD ve İsrail’den, İsrail’in henüz devletleşmemiş, ancak Avrupa devletlerinden en azından bazılarını yönetebilecek ve yönlendirebilecek gücüyle öne çıkan ekonomik ve siyasal  güce sahipken, öteki gücü İngiltere teşkil ediyordu.

Riyad savaşa girer mi?

Riyad’dan yapılan açıklamaların ardından, Suudi Arabistan’ın ABD-İsrail ittifakının sadece arka plânında mı yer alacağı yoksa ön plânda da rol oynayıp isteyip istemeyceği ise şimdilik belirsiz gözüküyor.

Bu açıklamaya Washington’dan gelen teyidi, Salman’ın açıklamasının gelişigüzel yapılmadığının da, bir anlamda ifadesi kabul etmek mümkün.

Gazetecilerin sorusu üzerine ABD başkanı Donald Trump bu açıklamayı teyit ederken, Salman’a atıfla, “O bir savaşçı... Bizimle birlikte savaşıyor!” ifadesinde, Trump’a özgü klâsik bir abartı ihtimali göz ardı etmemekle birlikte, ortada ciddiye alınması gereken bir durum olduğuna kuşku yok.

Örneğin, Salman’ın savaşçılığına dair bugüne kadar aktif bir görünüm ortaya konulmuş değil... açıklamanın ikinci bölümünde yer alan ifade ise gerçek.

Öyle ki, bunun farkında olan İran’ın karşı saldırı hedeflerinden birinin, Suudi Arabistan sınırlarındaki üstlerin oluşturması tam da, bu duruma karşılık geliyor.

Belirsizlik

Ortada bir davet kadar, belirsizliğin de olduğuna kuşku yok...

Bir yandan, başta Başkan Trump olmak üzere bazı çevreler İran’la masaya oturulduğunu ve barış savaşı sona erdirme veya barış konusunda adımlar atıldığını ortaya koyuyorlar.

Öte yandan, Riyad’dan gelen savaşın bu haliyle sürmesi aksine, saldırı gücünün artırılarak gizli açık “İran’ı devreden çıkartın” mesajı bulunuyor.

Bu durum, sadece savaşla ilgili değil, Ortadoğu’nun siyasal ve hatta, teritoryal varlığında değişimler öngören projeksiyonların varlığına işaret ediyor.

Trump’ın güdümünde olduğu anlaşılan sözde barış sürecinin tıpkı Ukrayna barış süreci gibi muğlaklığa evrilmesi halinde, Salman’ın “daha fazla saldırın” önerisinin gündeme alınmayacağını kimse garanti edemez.

Uzmanlara dayandırılarak sunulan bazı açıklamalar dikkate alınacak olursa, bazı ülkelerin arabulucuğuyla sürdürülen barış sürecinin akamete uğraması halinde, Suudi Arabistan’ın, ABD-İsrail ittifakına ‘aktif’ katılımı olasılığını yabana atmamak gerekir.

Suudi Arabistan’ın böylesi önemli bir savaşta yer alması, modern Arap tarihinde bir ilk olacaktır.

Ve bu anlamda, Suudi Arabistan ordusunun ABD ve İsrail ordularıyla birlikte işbirliğini de, tüm dünya yakından izleyecektir.

Belirleyici olan Amerika

Bununla birlikte, Trump’ın üçüncü bir tarafın savaşta yer alıp almayacağı yönünde ne tür bir karar vereceği ise şimdilik belirsiz.

Her ne kadar, yukarıda dile getirdiğim üzere Trump, “Salman, bizimle birlikte savaşıyor.” ifadesini sarf etse de, böylesi bir aktif katılımın ABD açısından kontrol edilemeyecek bir düzeye çıkması da arzu edilir bir durum olmasa gerek.

Bu çerçevede, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde yönlendirici olanın Riyad yönetimi değil, Washington olduğunu unutmamak gerekiyor.

ABD çıkarları önceliği dikkate alındığında, Salman’a atıfta, Suudi Arabistan’dan yapılan önerinin ABD tarafından hayata geçirilip geçirilmeyeceğini de buna dayalı olarak hesap etmek gerekiyor.

Benzer bir talebin 2008 yılında, dönemin Suudi Arabistan kralı Abdullah’ın, Washington yönetimine “Kesin şu yılanın başını!” önerisiyle gündeme getirildiğini hatırlamakta yarar var.

Ortadoğu’da İran’a yönelik sürdürülen savaş ve İran’ın verdiği karşılığın barış süreci ile sonuçlanmaması halinde yöneliminde İran’a karşıtlığıyla bilinen Arap ülkelerinin ABD nezdinde ortaya koydukları talep ve beklentileri kadar, İran’ın bölgedeki ittifakı Yemen’deki Hutsilerle ne türden bir süreci başlatabileceğini de hesaba katmak gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/ortadoguda-savasin-tehlikeli-yonelimi-the-dangerous-trajectory-of-war-in-the-middle-east/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder