Mehmet Özay 28.03.2026
İran’a yönelik savaşın öncesinde, kimilerine göre görünmeyen yüzü giderek biraz daha belirginlik kazanıyor.
Bu durum, özellikle Suudi Arabistan’ın de facto
lideri Mohammed bin Salman’ın, dün yaptığı açıklamada gün yüzüne çıkıyor.
Suudi Arabistan’ın talebi
Mohammad Salman, Trump’a açıkça çağrıda bulunarak, İran’a
karşı açılan savaşın yarıda bırakılmamasını istiyor. Salman’ın bu çağrısının
temel hedefi ise, Ortadoğu’da yeni bir haritanın oluşturulması yönünde...
Bu haritayı oluşturacak gücün ABD-İsrail ittifakı
olduğunu da, bu yaklaşımıyla ortaya koyan Salman süreci, “tarihi bir fırsat”
olarak tanımlamaktan da geri kalmıyor.
Bu tarihi fırsatın gerçekleştirilebilmesinin yolunu da
Salman açıklamasında gündeme getiriyor.
Ve bu anlamda, İran’a yönelik saldırıların mevcut hâliyle
kalmaması, aksine, yoğunlaştırılacak ve sürdürülecek görüşünde.
Evet, böylesi bir önerinin sadece Suudi Arabistan açısından
değil, genel itibarıyla bakıldığında, Arap coğrafyasını oluşturan
ulus-devletler bağlamında da, gayet önemli bir olgu olduğunu söylemek mümkün.
Ortadoğu ve yakın tarih
Bu yaklaşımın bugüne has bir siyasal niyet ve tutum
olmadığı da tarihe az çok vukufiyeti olanlarca da malumdur.
Salman’ın açıklamasında yer alan veya açıklamasına
eklenen “yeniden” ifadesi (to remake the Middle East), bize -en azından,
yüz elli yıl öncesinde yine aynı coğrafyada gerçekleştirilen dönemin
Ortadoğu’sunun ya da o dönemki adıyla Yakın Doğu’nun (Near East)
‘yeniden inşa’nın veya ‘yeniden tesisi’ni hatırlatıyor.
Aktörler kısmen farklı olsa da, temelde, Yakın Doğu’yu
sınırlarıyla yeni devletleriyle, yeniden inşa sürecinde, Batı siyasal düşüncesinin
egemen tutumu söz konusuydu.
Bu noktada, bugünün iki önemli ittifak gücü olan ABD ve
İsrail’den, İsrail’in henüz devletleşmemiş, ancak Avrupa devletlerinden en
azından bazılarını yönetebilecek ve yönlendirebilecek gücüyle öne çıkan
ekonomik ve siyasal güce sahipken, öteki
gücü İngiltere teşkil ediyordu.
Riyad savaşa girer mi?
Riyad’dan yapılan açıklamaların ardından, Suudi
Arabistan’ın ABD-İsrail ittifakının sadece arka plânında mı yer alacağı yoksa
ön plânda da rol oynayıp isteyip istemeyceği ise şimdilik belirsiz gözüküyor.
Bu açıklamaya Washington’dan gelen teyidi, Salman’ın
açıklamasının gelişigüzel yapılmadığının da, bir anlamda ifadesi kabul etmek
mümkün.
Gazetecilerin sorusu üzerine ABD başkanı Donald Trump bu
açıklamayı teyit ederken, Salman’a atıfla, “O bir savaşçı... Bizimle birlikte
savaşıyor!” ifadesinde, Trump’a özgü klâsik bir abartı ihtimali göz ardı
etmemekle birlikte, ortada ciddiye alınması gereken bir durum olduğuna kuşku
yok.
Örneğin, Salman’ın savaşçılığına dair bugüne kadar aktif
bir görünüm ortaya konulmuş değil... açıklamanın ikinci bölümünde yer alan
ifade ise gerçek.
Öyle ki, bunun farkında olan İran’ın karşı saldırı
hedeflerinden birinin, Suudi Arabistan sınırlarındaki üstlerin oluşturması tam
da, bu duruma karşılık geliyor.
Belirsizlik
Ortada bir davet kadar, belirsizliğin de olduğuna kuşku
yok...
Bir yandan, başta Başkan Trump olmak üzere bazı çevreler
İran’la masaya oturulduğunu ve barış savaşı sona erdirme veya barış konusunda
adımlar atıldığını ortaya koyuyorlar.
Öte yandan, Riyad’dan gelen savaşın bu haliyle sürmesi
aksine, saldırı gücünün artırılarak gizli açık “İran’ı devreden çıkartın”
mesajı bulunuyor.
Bu durum, sadece savaşla ilgili değil, Ortadoğu’nun
siyasal ve hatta, teritoryal varlığında değişimler öngören projeksiyonların
varlığına işaret ediyor.
Trump’ın güdümünde olduğu anlaşılan sözde barış sürecinin
tıpkı Ukrayna barış süreci gibi muğlaklığa evrilmesi halinde, Salman’ın “daha
fazla saldırın” önerisinin gündeme alınmayacağını kimse garanti edemez.
Uzmanlara dayandırılarak sunulan bazı açıklamalar dikkate
alınacak olursa, bazı ülkelerin arabulucuğuyla sürdürülen barış sürecinin
akamete uğraması halinde, Suudi Arabistan’ın, ABD-İsrail ittifakına ‘aktif’
katılımı olasılığını yabana atmamak gerekir.
Suudi Arabistan’ın böylesi önemli bir savaşta yer alması,
modern Arap tarihinde bir ilk olacaktır.
Ve bu anlamda, Suudi Arabistan ordusunun ABD ve İsrail
ordularıyla birlikte işbirliğini de, tüm dünya yakından izleyecektir.
Belirleyici olan Amerika
Bununla birlikte, Trump’ın üçüncü bir tarafın savaşta yer
alıp almayacağı yönünde ne tür bir karar vereceği ise şimdilik belirsiz.
Her ne kadar, yukarıda dile getirdiğim üzere Trump,
“Salman, bizimle birlikte savaşıyor.” ifadesini sarf etse de, böylesi bir aktif
katılımın ABD açısından kontrol edilemeyecek bir düzeye çıkması da arzu edilir
bir durum olmasa gerek.
Bu çerçevede, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde
yönlendirici olanın Riyad yönetimi değil, Washington olduğunu unutmamak
gerekiyor.
ABD çıkarları önceliği dikkate alındığında, Salman’a atıfta,
Suudi Arabistan’dan yapılan önerinin ABD tarafından hayata geçirilip
geçirilmeyeceğini de buna dayalı olarak hesap etmek gerekiyor.
Benzer bir talebin 2008 yılında, dönemin Suudi Arabistan
kralı Abdullah’ın, Washington yönetimine “Kesin şu yılanın başını!” önerisiyle
gündeme getirildiğini hatırlamakta yarar var.
Ortadoğu’da İran’a yönelik sürdürülen savaş ve İran’ın
verdiği karşılığın barış süreci ile sonuçlanmaması halinde yöneliminde İran’a
karşıtlığıyla bilinen Arap ülkelerinin ABD nezdinde ortaya koydukları talep ve
beklentileri kadar, İran’ın bölgedeki ittifakı Yemen’deki Hutsilerle ne türden
bir süreci başlatabileceğini de hesaba katmak gerekiyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder