Mehmet Özay 13.03.2026
Tarih çalışmalarının bilimsel veriler üzerine
temellendirilmesi konusundaki vurgusu ile öne çıkan Ahmat Adam’ın eserlerinin
bu hususu öncellendiğini ve örneklik teşkil ettiğini söylemek gerekir.
Bilimsel kıstaslar ile ilgili yaklaşım, Ahmet Adam’ın
tarih olgusu ve çalışmaları üzerinden “doğru”nun (truth) araştırılması
ve bulunmasına hizmet etmesi amacını taşır.
Bu anlamda, “doğru”luk, Ahmet Adam’ın tarih düşüncesi ve
yazımında, son derece temel bir unsur olarak belirginlik kazanır.
Öğrenme yöntemi
Bir bilim alanı olarak ‘tarih’ söyleminin, rasyonel bir
araştırmaya ve anlamaya matuf olduğu yönündeki yaklaşımının, doğrudan karşılığı
olduğunu ileri sürebileceğimiz Ahmat Adam’ın önemi, Malezya’da ‘tarih’
konusunda ortaya konulan yaklaşımların, -şu veya bu şekilde var olan- zaafiyetine
verilen bir cevaptır.
Ahmat Adam, “tarih’i bir öğrenme yöntemi” olarak kabul
eder...
Ve, bu öğrenme yönteminin ilkelerinin, modern bilimin
sunduğu imkânlarla ilintili yanına vurgu yapar.
Öte yandan, bazı çevrelerin, tarih’i günümüz bireysel,
kurumsal vb. yapılaşmalarını haklılaştırmaya ya da diğer, bireysel ve kurumsal
yapıları karalamaya matuf bir araç konumuna indirgeme çabalarına tanık olunur.
Ya da, yine bu çevrelerin aynı olguyu yani, tarih
çalışmalarını geçmişte belirsizliklere konu olan bireyleri, kurumları
‘gerçekte’ var olduklarını kanıtlamaya matuf irrasyonel çabalar dizisine
malzeme etmeleri şeklinde karşımıza çıkar.
Böylesi bir ‘akademik’ ve ‘bilimsel’ ortamda, bir
akademisyen ve araştırmacı olarak Ahmat Adam’ın akademik yaklaşımının, modern
bilimin kendi içinde eleştirelliğini de taşıyan boyutlarıyla ele alan tutumunun,
bilim sınırlılığı içerisindeki anlamıyla kayda değer bir önemi olduğuna kuşku
yoktur.
Bu çerçevede, Ahmat Adam’ın, “modern bilim” ve bu bilim
içerisinde yer alan “tarih bilimi” çalışmalarında sahip olduğu akademik tutumunda,
onun Batı’da sürdürdüğü öğrenim süreçlerinin etkisini görmek mümkün.
Bunu söylerken, Batı’yı ne olumlayıcı ne de olumsuzlayıcı
bir anlamda ele alıyorum.
Nihayetinde, ‘tarih’ biliminin ‘modern’ bir evrende
ortaya çıkışının Batı ile doğrudan ilişkililiği, bize ortada değerle yüklü bir
yaklaşımdan öte, nötr bir tutum geliştirmemize neden olması gerektiğini
düşünüyorum.
Ahmat Adam’ın da bunu böyle anladığı tahmin ediyorum...
‘Duygusal toplum’ ve akademi
Ahmet Adam, akademi kurumunda ortaya koyduğu bu ‘bilimsel
tarih’ çabasına karşılık, aynı bilimsel kurum çatısı altında yer alan bazı,
sözde akademisyenlerin sergiledikleri çabaların, bilimsel kurumun doğasına
aykırılığına yönelik eleştirelsizlik sadece, söz konusu bilimsel kurumu veya
kurumları değil, genel itibarıyla toplumu olumsuz etkileyen sonuçlara yol
açmasıyla dikkat çekiyor.
Tarih’i ve tarih çalışmalarını bir tür manipülatif
yönelimle ele alma eğilimi olarak adlandırabileceğimi bu tutum ve davranışın,
bir anlamda, “duygusal toplum” olma özelliği taşıyan yapıların belki de, bilim
dünyasına ve bilimsel kurumlara nüfusunun bir sonucu olarak görmek mümkün.
“Duygusal toplum”, kavramıyla ‘duygu’ olgusunu
olumsuzlayıcı bir yaklaşım ortaya koymak istemiyorum.
Söylemek istediğim, bilimsel kurumlar ve bilimsel
araştırma olgularının kendine yönelik yapılaşmalarının, tutarlılıklarının,
ilkelerinin ‘duygu’ ile karışımıyla oluşabilecek hasarlara malzeme edilebilmeleridir.
Bunun en açık göstergelerinden birinin, tarih olgusu ve
tarih çalışmalarında ortaya konması, toplumda sıradan bireyden başlayarak,
günümüz ulus-devlet yapılaşmalarının siyasal olgular zeminine değin uzanan
boyutunda önem arz etmesinden kaynaklanır.
‘Duygu’nun akademi ve bilim dünyasına gelişigüzel
taşınmasının oluşturduğu yapıyı, “duygusal akademi” olarak adlandırıyorum.
Evet, doğru, bu kavram bir anlamda çelişkiyi de
bünyesinde taşımasıyla dikkat çekiyor.
Aslında, tam da söylemek istediğim husus, bu kavram
vasıtasıyla söz konusu bu çelişkinin görülmesini sağlamaktır.
Bu noktada, Ahmet Adam’ın tarihsel vakaları, olguları
anlama ve araştırma süreçlerinde bilimsel temeller bağlamında ortaya koyduğu
yaklaşım, bizatihi çalışma alanında devamlılık, sürdürülebilirlik ve
yenilebilirliğe imkân tanımasıyla önem taşır.
“Duygusal akademi”nin gizli/açık üretme peşinde olduğu
yaklaşım ise, tarihi dinamikleri, etkileşimleri, bir tür seçicilik ile
indirgemeciliğe mahkûm etmekle, kendine ‘yarar’ olanı almaya ve/ya tarihi
vakaları, olguları kendine yarar hâle getirmeye yönelik çabasıyla dikkat çeker.
Ahmet Adam’ın tarihi ele alış, tutum ve yaklaşımında,
tarihi vaka ve olguların sıradan gelişigüzel bir anlatı süreci olmadığı, aksine
olay ve olgular bütününün çoklu nedenselliklere konu olabileceği ve bu anlamda
kayda değer bir analitik yaklaşımın sergilenmesi gerektiği konusu öne çıkar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder