5 Mart 2026 Perşembe

İran, haklar ve Doğu’da demokratik bağlam / Iran, rights and democratic context in the East

Mehmet Özay                                                                                                                             05.03.2026

İran’a yönelik saldırının, “Batı’da ...” ve “Doğu’da ...” şeklinde başlayacak iki temel açılımı üzerinde durulmalıdır.

‘Batı’dan ... diyerek başlayan söylem, Batı’nın niçin İran’a  yönelik saldırıyı desteklemeye veya desteklememesine dair söylemleri oluşturur.

Bunların başında, son gelişmelerin aktörü olarak merkezde yer almasından ötürü, Trump’a atıfla konuyu açımlamak mümkün.

Barışçıl Trump

Trump, daha Obama’lı yıllarda ve 2016 başkanlık seçimleri öncesinde kendisini küresel evrene barış taşıyıcısı olarak tanımlamasından ve bunu, geçtiğimiz ay yani, Şubat ayının ortalarındaDonald J. Trump Barış Enstitüsü bünyesinde açımlanan Barış Kurulu (Board of Peace) yapılanmasının mucidi olarak kendisini küresel kamuoyuna takdim etmesine değin, küresel ilişkileri ‘barış’ kavramı üzerinden yapılandırma amacı taşıyan bir siyasetçi rolü oynuyordu.

Bugün ise, Trump’ın, İran’a saldırıda en ön safda yer almasına karşılık, Amerikan toplumundan başlayarak Batı kamuoyunda İran’a yönelik saldırıya taraftar olmayan, gayet önemli bir kesimin varlığını göz ardı etmemek gerekir.

Batı kamuoyu

Tıpkı, diğer benzeri konularda olduğu gibi, Batı kamuoyunun ve bir ölçüde, siyasal çevrelerinin -konumuz çerçevesinde, Doğu’da ortaya çıkan- ‘haksız’ olarak tanımlanmaya matuf gelişmeler ve süreçler konusunda sergiledikleri tutumun, zorunlu olarak ‘haksızlığa’ uğrayan çevreleri destekledikleri ve onlarla koalisyon içerisinde oldukları anlamına gelmiyor.

Bunun en iyi örneğini, daha düne kadar Filistin’de olanlar ile biraz uzak geçmişte yani, 1990’ların başında Irak’a yönelik gerçekleştirilen saldırılara yönelik eleştirilerde tanık olmuştuk.

Batı kamuoyunun ve -değişen oranlarda olmak üzere- siyasal çevrelerinin, Doğu’daki siyasal ve toplumsal gelişmelere verdikleri refleksi yine, benzer şekilde ilgili ülkelerle ve toplumlarla doğrudan ikili ilişkiler, ideolojik benzerlikler vb. süreçlerle anlamak mümkün değildir.

Bağımsız değişken

Bunun yerine, ilgili durumlara yönelik olarak Batı’da gelişen ve ortaya konulan tepkilerin bizatihi, Batı’nın kendi siyasal bilinci ile sınırlı olmayan bunun dışında, köklü denilebilecek bir dünya görüşünün, kendini bağımsız değişken olarak ortaya koyması ile anlayabiliriz.

Bundan kastın, sadece üst kategoride yani, siyasal çerçevedeki söylemlerin ötesinde, gündelik konuşmalar ve söylemlere kadar inen yönüyle ‘insan hakları’ kavramı etrafında gelişme gösterdiğini ortaya koymaktır.

Bu kavramın varlığının ise temelde, köklü bir ‘demokratik’ bilinç, tutum ve davranışla ilişkililiği söz konusudur.

Doğu’da olan biten siyasal ve toplumsal gelişmelere yönelik Batı kamuoyun ve -bir ölçüde- siyasal çevrelerinde ortaya konulan refleksin sürdürülebilirliği, haklılığı kadar, bu süreçlerin arzu edilen neticeleri pratikte ne kadar etkileyip etkilemediği ise bir başka konudur.

Burada, bahsini etmekte olduğum husus, tutum ve davranışlar ile, bunların arkasında yer alan idealler bir başka ifadeyle dünya görüşüdür.

İlginçtir, Batı kamuoyunda ve bir ölçüde siyasal çevrelerinde Doğu’da olan biten temel siyasal ve toplumsal gelişmeler yönelik tepkilerin, reflekslerin varlığına karşın, Doğu kaynaklı olark Batı’daki siyasal ve toplumsal gelişmelere yönelik bir refleksin geliştiğini, geliştirildiğini ve de sürdürülebilir bir şekilde ortaya konduğunu söylemek ise zordur.

Bunun, başka bir yazı konusu olduğunu söyleyerek burada sonlandırayım.

Doğu’nun kendi hali

Giriş’te, gündeme taşıdığım tartışmanın ikinci bölümünü, Doğu’nun bizatihi kendisinde olan siyasal ve toplumsal değişmelere yönelik verdiği tepkilerin, neye tekabül ettiği meselesi oluşturmaktadır.

Burada iki farklı olgu bulunuyor. İlki, Doğu’nun Batı ile ilişkilerinden neşet eden yönü...

İkincisi ise, bizatihi Doğu’da, kendi toplumsal ve siyasal bağlamları içerisinde var olan unsurlar.

Doğu’nun Batı ile ilişkilerinde, kendini sürekli mağdur konumunda görme eğilimin, bir tür insiyaki, bir tür duygusal tarümarlık sonucu ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

İki coğrafya arasındaki tarihsel ve siyasal ilişkilerin bize bu konuda Doğu’nun, pek de haksız olmadığına kanaat getirmemize neden olacak unsurlarla dolu olduğu iddiasını yabana atmıyorum.

Ancak, bu halde bile, kendini sürekli mağdur konumunda görme eğilimin bir tür kanıksanmışlıkla devam etmesinin problemli olduğuna vurgu yapıyorum.

İkinci olarak, Doğu’da kamuoyunun ve siyasal çevrelerinin, kendi toplumlarına yönelik değerlendirmelerinin, Batı’daki bakış açısının dışında ve ötesinde, bir anlam -ya da anlamsızlık!- çerçevesiyle yüklü olduğu görülür.

‘Haklar’ meselesi

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, Batı’daki tepkilerin temel dayanağının bizatihi geliştirdiği dünya görüşü bağlamında ‘haklar’ terazisinde konulmaya çalışmasına karşın, Doğu’da -zengin olduğuna kuşku olmayan entellektüel kaynaklara karşın-, ‘haklar’ meselesinin ne anlama geldiği konusunda belirsizlikler ve bir tür zorunlu kaçamaklarla karşılaşılır.

Bu noktada, ‘haklar’ın siyasal ve toplumsal bağlamda, ilgili ülkelerde siyasal ve toplumsal yapılar üzerinde var olan egemen güçlerin belirleyiciliğine terk edilmişliğinin, gayet temel bir sorun olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Bu hususu, salt modern dönem ulus-devlet bağlamına ve bunun, tarihsel köklerle kopukluk şekilde tezahür eden süreciyle açıklamak mantıklı bir yaklaşımdan uzak bir görünüm arz ediyor.

Haddi zatında, bu husus salt bugünün meselesi de değildir...

Sorunun varlığı, epeyce bir geçmişe dayanmaktadır.

Bunun, halledilmesi gereken acil ve önemli bir konu olduğuna kuşku bulunmuyor...

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/iran-haklar-ve-doguda-demokratik-baglam-iran-rights-and-democratic-context-in-the-east/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder