31 Temmuz 2026 Cuma

İbrahim Müteferrika ve dönemine dair bazı görüşler / Some opinions upon İbrahim Müteferrika and his era

Mehmet Özay                                                                                                                             31.07.2026

Osmanlı Devleti’nde, “bir dönemin açılıp bir dönemin kapanması” ifadesine muhatap olacak azımsanmayacak süreçlerin olduğuna kuşku bulunmuyor.

Bunlardan birinin, 18. yüzyıl başlarında daha çok, 1718’de başlayan veya başlatılan ‘Lâle Devri’ ile zihinlere kazınan bununla birlikte, yine bu dönemi, 1730’da Patrona Halil İsyanı’yla sona erdirilen 13 yıllık dönem oluşturuyor.

Lâle’nin, sadece saray bahçeleri ve muhtemelen dönemin ‘kamusal’ denilebilecek bazı mekân ve mevkilerini süsleyen nadide bir çiçekle sınırlı olmadığı, aynı zamanda siyasal denmese bile, toplumsal ve kültürel alana özgü  bazı alt birimleri yeniden ele alma, hatta değiştirme anlamında bir sürecin varlığı ortadadır.

Bu değişimin sanıldığının aksine, sıradan ve kendinde bir reform olmadığı, bu süreç öncesinde örneğin, bir önceki yüzyılın yani 17. yüzyıl sonlarında yaşanan, Karlofça Anlaşması’yla (1699) görünürlük kazanan ve bu anlamda, giderek belirgin ve kalıcı hale gelmekte olan askeri, siyasi ve teritoryal gerilemelere, kayıplara verilen veya verilmeye çalışılan bir cevap olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Reformdan devrime

Bu ifadeler ve niyetler doğru ise, 1730’da karşı devrimin veya bir başka ifadeyle bir sosyal devrimin ortaya çıkmasıyla, başlatılan sürecin toplumsal ve ilgili siyasal çevreler üzerinde ve nezdinde pek de, ikna edici kabul olmadığı veya bu çevreler tarafından makbul bulunmadığı ve hatta, bir tehdit olarak algılandığını göstermektedir.

Bu noktada, akla gelen bir diğer husus, söz konusu ‘gerilemelere’ cevap olması için başlanan ve reform olarak adlandırılan girişimin akamete uğramasında, bu işi yürütmekle yetkili olan çevrelerin ana hedeften sapmalarına bağlamak da mümkün.

Nihayetinde, ‘Lâle Devri’ hakkında genel bir kanaat olarak bugüne kadar var olan anlayış, Avrupa’dan ithal mimari yapılaşmanın merkezinde bulunduğu buna, yukarıda dikkat çektiğim üzere kamusal alanı ‘Lâle’lerle ‘kuşatma’ ile devam eden ve yine, kamusal alanların genişlemesine örnek olarak, ‘çayırlar’da başgösteren depdebe misali olguların belirli çevrelerde reform kadar reformdan sapma karşısında verilen tepkiler olarak da, algılanmaya müsait gözüküyor.

İbrahim Müteferrika

Bu dönem içerisinde doğup gelişen ve hatta bu sürecin ötesine taşan önemli bir gelişme olarak İbrahim Müteferrika’nın yayıncılık faaliyetini başlatmış olması bu süreçten bağımsız ele alınamayacağı gibi, gerek şahsının gerekse yaptığı yenilikçi girişimin, bu süreçle ne denli irtibatlı olup olmadığı üzerinde durulmaya değer bir konudur.

Elbette, bugüne kadar Lâle Devri ve İbrahim Müteferrika üzeri, birbirinden bağımsız ve ilintili yazılar kaleme alınmıştır. Kanımca, bu süreci yeniden ele almamızın herhangi bir mahsuru bulunmadığı gibi, önceki üç yazının bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini belirtmeliyim.

Bu dördüncü yazıyı, önceki üç yazının devamı olarak görmek de mümkün.

Bu anlamda, bazı soruları gündeme getirmek mümkündür.

İbrahim Müteferrika’nın yakın arkadaşı olduğu belirtilen 28 Çelebi Mehmed’in oğlu Said Ağa ile olan irtibatından mütevellit, örneğin, niçin birlikte Paris’e gitmediğidir.

Said Ağa ile ilişki çerçevesinde bir diğer soru, İbrahim Müteferrika’nın 1745 (veya 1547)’de vefatının ardından, Said Ağa’nın 25 Ekim 1755 ila 1 Nisan 1756 tarihleri döneminde kısa bir süre de olsa, Vezir-i Azam olsa da yayıncılık faaliyetlerini yeniden niçin başlatmamış olmasıdır.

3. Osman dönemine (1754-1757) denk gelen bu süreçteki diğer gelişmelerin de etkisi olduğu düşünülebilir.

Paris Raporu

Baba-oğul, 28 Çelebi Mehmed ve Said Ağa’nın ‘kaleme aldıkları’ belirtilen ‘Paris Raporu’ olarak adlandırabileceğimiz raporunu, İbrahim Müteferrika vezir-i azam -ve de, muhtemelen padişah 3. Ahmed’e sunduğu “Vesiletü’t-Tiba’ adlı kısa eserine yazarken kullanmış olabilir mi?  

Şayet -bazı yerlerde zikredildiği üzere, İbrahim Müteferrika bu kısa eserini, baba-oğul 28 Çelebi Mehmed ve Said Ağa’nın Paris gezileri öncesinde yazmış ise, muhtemelen o dönem kabul görmemiş olmalıdır.

Bu kısa çalışmanın veziriazam ve ardından doğal olarak, padişah tarafından kabulünün, Paris Raporu’nun gündeme gelmesi sonrasında gerçekleşmesi, kuvvetle muhtemel 28 Çelebi Mehmed ve oğlu Said Ağa’nın önemli desteklerini almış olmasına bağlanabilir.

Bu anlamda, İbrahim Müteferrika’nın zamanın ruhunu takip eden bir kişi mi yoksa, zamanın ruhunu bizzat kendisi oluşturmaya çalışan biri mi olduğu sorusunu sorabiliriz.

İbrahim Müteferrika’nın 13 yıllık süre zarfında, içinde sözlükler, tarih, coğrafya, teknik gibi alanları içeren 17 farklı çalışmayı toplam 23 cilt olacak şekilde yayınlaması, kayda değer bir süreci başlatmış olduğuna işaret ediyor.

Bu sürecin anlamlılığını yine İbrahim Müteferri’kanın, söz konusu bu eserlerin girişlerinde birbirinin aynı veya benzeri ifadelerde dile getirdiği üzere, “... eşi benzeri görülmemiş bu baskı sanatının, kitap yayımına, ilmin ihyasına ve ilim çevrelerinin memnuniyetine...”[1] şeklinde dile getirilebilecek yaklaşımı ortaya koyduğu çalışmanın Osmanlı toplumunda özellikle de, ilim çevrelerine yönelik oldukça yenilikçi yönü ortaya çıkıyor.

Bu noktada, İbrahim Müteferrika’dan önce baskı tekniği ve işini ortaya koyan olmaması, onun zamanın ruhunu oluşturmada birincil aktör olarak adlandırılmasına imkân tanıyor.

Döneminin ruhunu oluşturması kadar, uzunca bir süre bu ruhun sönüp gidişine rağmen, Osmanlı okur-yazar, ilim ve bir kısım bürokrasi çevrelerindeki kişilerin akıllarında, bir İbrahim Müteferrika örneği ve çabası yer ettiğini de ileri sürebiliriz.

Bir reform dönemi olarak anılan ‘Lâle Devri’ döneminde başlaması dolayısıyla, İbrahim Müteferrika’nın yayıncılık faaliyetini bir ‘kültür devrimi’ örneği olarak nitelemek mümkün.

Her ne kadar, ‘Lâle Devri’nin sonu karşı bir devrimle ve dönemin padişahının azli ve kellesinin alınması gibi olağanüstü bir sürece yönelmiş olsa da, İbrahim Müteferrika aynı süreci ‘kazasız atlatması’ önemli bir tarihi olgu olarak karşımızda duruyor.

Lâle Devri, bu devirin önemli figürlerinden İbrahim Müteferrika’nın Osmanlı toplumunda değişimin izlerini güçlü bir şekilde içlerinde barındırmalarına rağmen, süreklilik arz etmemiş olmaları ve bu anlamda, uzunca bir süre benzeri gelişmelerin ortaya konulmamış olması Osmanlı reform süreçleri açısından yeniden incelenmeyi hak ediyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/ibrahim-muteferrika-ve-donemine-dair-bazi-gorusler-some-opinions-upon-ibrahim-muteferrika-and-his-era/



[1] Tarikh-i sayyah dar bayan-i  zuhur-i Afghaniyyan ve inhidam-ı dawlat-i Safawiyyan (1729), p. ii, satır 10-11.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder