Mehmet Özay 06.07.2026
Endonezya’nın, kompleks ve karmaşık modern siyasal tarihinde ‘devrim’ vurgusu dikkat çekici bir olgudur.
Öyle ki,
devrim olgusunun birden fazla bağlamda ve bölgede ortaya çıkmış olması,
merkez-çevre ilişkisinin, ülke bağımsızlığının daha ilk birkaç yılından
başlayarak, ne denli belirleyici bir argüman olduğunu bize gösterir.
Fiziki
devrim
Bu bağlamda, ‘devrim’lerden
hangisinin, kime ve nasıl hizmet ettiği konusu siyasal çevrelerde tartışma
konusu olmaya devam etmektedir.
Bunların
başında ulus-devletin ‘hegemonik’ belirleyici vasfının temeli ve de göstergesi
olarak, ‘devrim’ olgusu ve söylemi resmi
tarih yazımında karşımıza, ‘1945-1949 yılları arasında Hollanda krallığı’nın
yeniden sömürge dönemini inşa etme sürecine doğrudan mücadeleyle karşılık veren
‘milliyetçi’ çevrelerin bu dönemi ‘fiziki devrim’ olarak adlandırmalarında
karşılık bulur.
Söz konusu bu ‘fiziki
devrim’, temelde Avrupa’daki 2. Dünya Savaşı’nda siyasal egemenlik ve meşruiyetini İngiltere’ye
borçlu olan Hollanda ve zorunlu olarak ona eklemlenen İngiliz ve Amerikan
ordularının işgalci varlığına karşı, gerilla mücadelesi olarak adlandırılan
sürece tekabül eder.
Bununla
birlikte, resmi tarih içerisinde ne kadar yer aldığı tartışmalı olan ve çokça
‘yerel’ kaldığı anlaşılan diğer devrimsel gelişmeleri göz ardı etmek ise mümkün
değildir.
Ulus-devlet
inşasının hem, geniş Takımadalar halklarınca ve hem de, uluslararası çevrelerce
kabulünde önemli bir rolü olan ‘fiziki devrim’in yanı sıra veya ötesinde,
yerel/bölgesel özellikleriyle dikkat çeken devrimler, ‘sosyal devrim’ olarak anılır
ve adlandırılır.
‘Sosyal
devrim/ler’
Söz konusu bu
devrimlerin bu özelliğini temelde, -önceki süreçler bir yana bıkarılırsa, en
azından bağımsızlık ilânından yaklaşık altı ay sonra ortaya çıkan ‘sosyal
devrim’ler ile örneğin 1948, 1953 gibi, devam eden dönemlerde, bu devrimlere
benzer çabaları ortaya koyma siyasal ve kültürel arzusu ve isteği, -şu veya bu
şekilde-, bugün dahi alternatif siyasal söylemlerde önemini korur ve tekrar
edilir.
Endonezya’da
ilk bağımsızlık ilânının ardından, “sosyal devrim”in ortaya çıktığını ilk defa,
Açe’de duymuş ve okumuştum. Açe tarihsel ve toplumsal bağlamında bu ‘devrim’in,
neye tekabül ettiğini tahmin etmek güç değildir.
Ancak, Cumbok
Savaşı (Perang Cumbok) adıyla literatüre geçen ve bazı bölgelerde
özellikle de, Kuzey Açe’deki yerel toplumsal-siyasal liderleri hedef alan bu
‘sosyal devrim’in, Açe sınırları içerisinde gerçekleşmiş olmasına konuşlanmış
olmam, ötekileri gizli/açık göz ardı ettiğim anlamına geldiğini bugün açıkça
fark ediyorum.
Bununla
birlikte, bir süre sonra geleneksel İslam sultanlıkları olarak bilinen siyasal
yapıların liderlerini hedef alan benzer bir siyasal olgunun yani, ‘sosyal
devrim’in, Kuzey Sumatra’da da ortaya çıkmış olduğunu okumam ve duymamla
birlikte, “Acaba bu devrimlerin içeriği nedir, neye tekabül ediyor, birbirinden
farklılaşan yönleri nelerdir?” vb. sorular doğal olarak gündemimde yer almaya
başlıyordu.
Açe’de, sosyal
devrim’in aktörleri denilebilecek çevreler ve kurbanı olan çevrelerle yüz yüze
geldiğim, bu çevreleri konu alan eserleri okumama rağmen, Kuzey Sumatra’daki
gelişmeye uzunca bir süre yabancı kaldığımı söylemeliyim.
Yaklaşık, son
beş yıldır üzerinde çalıştığım Muhammed Said (v. 1995), Tengku Luckman Sinar (v.
2011) ve bunlar çerçevesinde hem, bu isimlere yakın hem de, uzak diğer bireyler
bağlamında, Kuzey Sumatra entellektüelleri ile ilgili çalışmalarım vesilesiyle
giderek daha çok, bu bölgeyi etkisi altına alan ‘sosyal devrim’i, aktörlerini
ve giderek daha çok eserleri ele alma imkânı buluyorum.
Bugünden,
kendi bireysel tarihimde son yirmi yılıma dönüp baktığımda, Kuzey Sumatra’da
halen etkisi şu veya bu şekilde hissedilen, anlatılara konu olan, gazetede köşe
yazılarında gündeme taşınan bu siyasal ve toplumsal olgunun hem, kurbanı ve hem
de, bu sürecin -şu veya bu şekilde- ortadan kaldırdığı yapıları, yeniden inşa
etme gücünü kendinde bulan birkaç aktörü hayatlarındayken görebilme imkânına
kaçırdığımı fark ediyorum.
Örneğin, bağımsızlık
öncesinde dünyaya gelen ve 2011 yılında vefat eden Tengku Luckman Sinar’ı,
Muhammad Tok Wan Haria’yı 2005, 2008 ve 2009 Kuzey Sumatra Eyaleti başkenti Medan’a
ziyaretlerimde potansiyel olarak görebilme imkânım bulunuyordu.
Oysa, Sinar’ın
çalışmalarının en başında gelen Seri Sejarah Serdang adlı çalışmayı
Banda Açe’de, Ali Haşimi Kütüphanesi’nde gözden geçirmiş olmama rağmen,
kendisiyle görüşme düşüncesi aklıma gelmemişti.
O dönem,
Sinar’ı sadece bir yazar olarak kabul edip, Serdang tarihiyle ilgili kaleme
aldığı bu eseri, Açe tarihi bağlamına dair içeriğiyle ele alma sınırlılığıyla
hareket etmişim!
Sömürge dönemi
öncesinde erken gençlik yıllarında dahil olduğu bağımsızlık hareketi ve
ardından gazetecilik süreciyle Muhammad Tok Wan Haria’la 2023 yılında görüşme
imkânı bulmuş olmakla birlikte, ilerlemiş yaşı ve konuşma yetisini büyük ölçüde
kaybetmiş olması nedeniyle sohbet etmek imkânını kaçırmıştım.
Ve ardından,
Tok Wan Haria da, 2025 yılı Ocak ayında vefat etmişti...
Kendini
inşa: bildung
Başta Tengku
Luckan Sinar olmak üzere, geleneksel saray çevresine mensup yaşını başını almış
bunun yanı sıra, entellektüel kimlikleri ile Kuzey Sumatra ve Endonezya
tarihine önemli veriler bırakmış bazı benzeri kişilerle görüşememiş olmamı,
bugün önemli bir kayıp olarak değerlendiriyorum.
Bu kayıp,
dönemi bizzat yaşamış, dönemle ilgili araştırmaları hiçbir akademik destek ve
zorunluluk olmadan kendi çabalarıyla ortaya koymuş ve bu anlamda, Alman entellektüel
evreninde önemli bir yer tutan ‘bildung’ kavramıyla tanımlanmayı hak
eden bireylerin, bir araştırmacı olarak bana söyleyecekleri hususların
otantikliği, sahiciliği, kendiliğindenliğinin önemini göz ardı etmek mümkün
değildir.
Her ne kadar, bu
isimlerin kaleme aldıkları eserler, ilgili gazetelerdeki köşe yazıları bana,
bilmeyi arzu ettiğim hususları aktarma konusunda aracı olsalar da, yüz yüze
gelmenin, tarihsel kişiliklerin psikolojisini hissetmenin, söylem güçlerine
tanık olmanın kendi başına anlamı olduğuna kuşku bulunmuyor.
Luckman Sinar
özelinden bahsedecek olursam, ‘sosyal devrim’in doğrudan hedefi olmuş bir
aileye mensubiyeti onu, yukarıda zikrettiğin diğer iki isimden ve
benzerlerinden ayırt etmemize yol açıyor.
Ve hatta, bu
ayrımın bir zorunluluk olarak ortaya konması gerektiğini iddia ediyorum.
Sinar’ın mensubu
olduğu ailenin yani, Serdang Sultanlığı’nın 1946 yılının hemen başlarındaki
siyasal gelişmelerin ‘yıkıcı’ veya devrimci’ boyutundan kurtulmalarına karşılık,
geleneksel ve siyasal varlıklarını ve bunun içerdiği kurumsal ve maddi koşullarını
yitirmeleri, devrim’in etkisinin ne denli önemli ve de kalıcı olduğuna işaret
ediyor.
Bunun yanı
sıra, Kuzey Sumatra’daki örneğin, Langkat, Deli, Asahan gibi diğer sultanlık
ailelerinin aynı dönemde, ‘yıkıcı’ ve ‘devrimci’ unsurlara doğrudan tanık
olmaları, bize bölgenin bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiğini ortaya
koyuyor.
Günümüzde, Kuzey
Sumatra’da belli ölçüde yeniden var olabilme şartlarını konuşan, tartışan ve bu
imkânın kurumsal yapılaşmalarını ortaya koyma modeli üretme uğraşındaki, geçmişte
bölgede kayda değer rol oynadığı ileri sürülebilecek bu geleneksel yönetim
çevrelerinin bugünkü fertlerinin çabalarının, resmi tarihin sürekli gönderme
yaptığı ve meşruiyetinin temeli olarak ortaya koyduğu tarih anlayışına ne tür
katkısı olup olmadığı üzerinde durup dünüşünülmeye değer bir konudur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder