27 Temmuz 2026 Pazartesi

İbrahim Müteferrika üzerine tartışmalar ve çelişkiler / Debates and contradictions regarding Ibrahim Müteferrika

Mehmet Özay                                                                                                                             27.07.2026

İbrahim Müteferrika’nın, Osmanlı toplumunda genel itibarıyla modernleşme süreci olarak adlandırılabilecek yapılaşma içerisindeki rolü kadar, kişiliği, ait olduğu dini yapı, Osmanlı toplumuna ne şekilde adapte olduğu gibi konular da ilgili yazarlar tarafından tartışma konusu yapılıyor. Sosyolojik olarak böylesi bir tartışmanın yerinde olduğuna kuşku yok.

Bu çerçevede, önceki iki yazıda kısaca dikkate çalıştığım üzere, bu tartışmanın Berkes Hoca, Coşan Hocaefendi ve Tezcan Hoca’nın konuyu ele alışları ve çalışmaları arasındaki ilişkililik bağlamında görece uzun aralıklarla da olsa, yeniden gündeme gelmiş olması, İbrahim Müteferrika özelinde ve de, Osmanlı modernleşme süreçlerinin erken dönemine dair tartışmanın halen var olduğuna işaret ediyor.

Bu durum, aynı zamanda tarihsel kronolojik yaklaşımların katılığı dışında, daha canlı, dinamik süreçlerin varlığına akla getirdiği ve bunlar üzerinde düşünce geliştirmemize imkan tanıdığı için, oldukça faydalı da.

Tartışmanın bir yanında yukarıda adı geçen modern yazarların dini-siyasal aidiyetleri ile çalışmalarına ve de bir öçlüde eleştirle yaklaşımlarına konu olan İbrahim Müteferrika’nın, dini yaklaşımı arasında doğrudal bir ilişki gündeme gelip gelmediği gibi gayet ilginç bir durum bulunuyor.

Bir önceki yazıda, Tezcan Hoca’nın Berkez ve Coşan Hocaefendi’nin yaklaşımlarındaki benzerliği günümüz, ulus-devlet din-devlet yönelimiyle ilişkilendirmesine yönelik saptamam doğru ise, ortada açıkçası böylesi bir ilişkililiği doğruluyor demektir.

Burada, elbette Tezcan Hoca’nın ortaya koyduğu görüşün kaynağında, adı geçen iki yazarın görüşlerinin bilimselliğine yönelik eleştirellik kadar, bizatihi sahip olduğu dini-siyasal bağlılık, aidiyet ve hissiyatın ne denli rol oynayıp oynamadığını da gündeme getirmek mümkün.

İlgili yazılarda, ortaya konulan yaklaşımlardan birinin, İbrahim Müteferrika’nın bir din olarak İslamı seçmesinde önceki yaşamında hangi Hıristiyan mezhebine veya sektine ait olduğu yönünde bir eğilim var. bunda, örneğin, Hıristiyanlık içerisinde var olan bildik mezhepler ile görece, daha az bilinenlerden olduğunu düşündüğüm “Birlikçilik” (Unitarianism) mezhebine bağlılığın sadece İbrahim Müteferrika için değil, aynı inanç örgüsündeki diğer bireyler için de İslam’ı anlama, İslam’a yakınlaşma noktasında bir eğilimi doğal olarak içinde barındırdığını söyleyebiliriz.

Öte yandan, güçlü bir sezgisellikle, İbrahim Müteferrika’nın İslamı pragmatik, bir anlamda çıkarcı olarak seçtiği yönünde de bir yaklaşım ortaya çıkıyor. 

Yani, bir şekilde bünyesine dahil olduğu Osmanlı toplumunda çok da zor olmayacak bir gözlem süreciyle bürokrasinin çetrefil basamaklarında yükselebilmek için ihtiyaç duyduğu anlaşılan destek, sosyal ağ ve kendine uygun ‘hami’ (patron) bulma zorunluluğundan neşet eden bir süreci tecrübe ettiği yönünde bir görüş bulunuyor.

Bu noktada, biraz daha geriye doğru giderek, İbrahim Müteferrika’nın Müslüman olmadan önceki halini kısaca hatırlamak gerekir.

Bu çerçevede, Osmanlı toplumu içine girişine neden olan süreçte, “zaten çocukluk ve erken gençlik dönemlerinde mensubu olduğu kilise eğitimi ve yönelimi ile kendi kişiliğinde var olan dini yapılaşmanın etkisiyle gönüllülük mü?” yoksa “dönemin savaş koşullarında Osmanlı ordusunun eline esir olarak düşen diğer Macarlarla birlikte yolunun İstanbul’a düşmesiyle oluşan yeni bir sosyal süreç mi etkili olmuştur?” sorusunu yeniden sorulabilir.

İlk hale Tezcan Hoca’nın bulduğu alternatif, -İbrahim Müteferrika’nın ‘Unitarianism’ olamayacağına dair diğer eleştirileri bir yana, Ahmet Usta adlı araştırmacıya ait, İslam tarihi alanında yapılan çalışmanın bulgularına dayanıyor. Buna göre, Hıristiyan mezhepleri ve/ya sektleri arasında Barnabascı yaklaşımın Unitarianizm’den daha çok İslam tevhid inancına yakın olduğu ortaya konuyor.

Bununla birlikte, ne Berkes’in ne de Coşan Hocaefendi’nin içinde bulundukları koşullarda ortaya koydukları metinlerinde Hıristiyan mezhepleri arasında var olan veya olduğu belirtilen ilişkisi ele almamış olmaları mümkündür. Vardıkları sonuç ise onların mevcut kaynaklar üzerinden, ortaya koydukları mantıksal çıkarımlarla ilişkilidir.

Öte yandan, Tezcan Hoca’nın iddiasında sorunun, Unitarianism ve Barnabascılık ile sınırlı olmayan bir yönünü göz ardı etmemek gerekir.

İbrahim Müteferrika’nın yaşamış olduğu olası ikinci tecrübe yani, kölelik süreci ve ardından, İslam’ı, -pragmatik ve çıkarcı bir eğilimle- bir din olarak seçmesine kısaca değineyim. Öncelikle burada dikkat çeken husus, onun tabiri caizse, “zehir gibi bir efendisi” olduğu yönünde. Kanımca burada bir hata olsa gerek. İdealleştirmemekle birlikte, Osmanlı ordusuna esir düşenlerin öyle gelişigüzel esir pazarına ve oradan da bir zalim efendiye düşme süreçleri üzerinde durup düşünülmeye değer.

İbrahim Müteferrika gibi, ilmi açıdan gayet donanımlı bir kişinin ne herhangi bir Osmanlı otoritesi tarafından sorgulanmadan esir pazarına düşmesi ne de, tüm bu süreçlerde derdini ifade edemeyeceği ve kalipre kişiliğini kendisine kanıtlayamayacağı bir kişiyle karşılaşması mümkün.

İbrahim Müteferrika’nın kişiliği, din değiştirmesi ve diğer toplumsal değişim süreçleri üzerine bir anlamda, spekülasyon ve öte yandan, mevcut kaynakların farklılıklarıyla dikkat çekmesinin temel nedeni onun kendi biyografisini kaleme almamış olmasıdır.

Gayet ilginç değil mi?

Böylesine entellektüel bir birikim ve bu birikimini Osmanlı toplumu gibi gayet önemli bir yapı içerisinde baskı dünyasını ortaya koymuş bir kişinin kendi yaşam hikayesini az çok veya derli toplu kaleme alıp yayınlamamış olması akla yeni soruları getiriyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/ibrahim-muteferrika-uzerine-tartismalar-ve-celiskiler-debates-and-contradictions-regarding-ibrahim-mutaferrika/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder