Mehmet Özay 12.05.2026
Orta Avrupa ülkesi Macaristan’da yaşanan hükümet değişikliğinin yansımalarının sadece Avrupa Birliği ile sınırlı olmayacağını aksine, farklı ülke ve bölgelerle yenilenen ilişkilere doğru bir eğilimin ortaya çıkacağını söylemek gerekiyor.
Bu argümanın
dayanak noktası, Macaristan’da yaşanan değişimin doğurduğu pozitif ivmedir.
Bunun pratiğe
geçirilmesi konusunda başta çiçeği burnunda başbakan Péter Magyar başta olmak üzere,
Macaristan siyasi elitinin özel çabalarını gerektirdiğine de kuşku bulunmuyor.
Bu çerçevede,
Macaristan’ın tarihsel ilişkileri uzun bir döneme Endonezya ile yeniden ve
güçlü bir şekilde yakınlaşmasının imkânı üzerinde durmakta yarar var.
Benzer
şekilde, Güneydoğu Asya’da sahip olduğu coğrafi ve nüfus büyüklüğüne dayalı
olarak jeo-politik ve jeo-ekonomik boyutta dikkat çeken Endonezya’nın, Avrupa
Birliği ilişkilerine Macaristan özelinden yeni bir başlangıç yapması oldukça
anlamlı bir gelişme olacaktır.
Bu noktada, Macaristan-Endonezya
ilişkilerinin, uzun bir tarihi geçmişi olduğunu hatırlamak ve bazı gelişmelere
burada yer vermakta yarar var...
20.
yüzyıl
Bu süreç,
Macaristan’ın 1955 yılında Endonezya bağımsızlığını tanımasının ve iki yıl
sonra yani, 1957’de Cakarta’da büyükelçiliğini açmasıyla başlayan süreç, bugüne
kadar çeşitli boyutlarda aldığı yeni yapılanmalarda devam etti.
Bu başlangıca
rağmen, iki ülke ilişkilerinin 20. yüzyılın dinamik ve çelişkilerle dolu
uluslararası politikalarından iki ülke ilişkilerinin de pay aldığını söylemek
yanlış olmayacaktır.
Bu sürecin, bu
yüzyılla birlikte benzerliklere yerini bırakması kadar, yine küresel
gelişmeler, doğal afetler, ekonomik yapılaşmalarda yaşanan ilerlemeler
Macaristan ve Endonezya’yı birbirine yakınlaşması noktasında anlamlı
mekanizmalar olarak dikkat çekmektedir.
Bandung
tetiklemesi
Macaristan’ın
Endonezya bağımsızlığını tanımasının 1955 yılı Nisan ayında, Batı Cava’nın
önemli şehri Bandung’da yapılan ve aynı adla yani, Bandung Konferansı’nın
belirleyici olduğu görülüyor.
Macaristan’ın,
o dönem itibarıyla, Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı
olduğunu hatırlamak gerekir.
Bu hatırlama
bize, Doğu Bloku adıyla anılan Sovyet Sistemi’nin bir parçası olan
Macaristan’ın Bandung Konferansı’nda verilen sömürgeci-emperyalist karşısı
söylemlere yönelik ilgisi ve sempatisinin hiç kuşku yok ki, kayda değer bir
yönü bulunuyor.
Bu çerçevede,
Bandung Ruhu her ne kadar ‘Bağlantısızlar’ adıyla, Batı’nın üretmiş olduğu
kapitalist ve komünist sisteme alternatifliği ile ortaya çıkmış olsa da,
temelde katılımcı ülkelerin Batı Avrupa ve kısmen ABD’nin eski sömürgeleri
olması, Sovyetler Birliği yapılaşmasının bu alanın dışında kaldığı intibaını
uyandırıyor.
Bu nedenledir
ki, Batı ile olan Soğuk Savaş evresinde, Batı liberal-kapitalist oluşumuna
alternatif olmasıyla dikkat çeken
Önümüzdeki
yıl, iki ülke ilişkilerinin yetmişinci yılı olmasının bu anlamda, kayda değer
bir tarihi öneme sahip olduğunu söylemek mümkün.
Bu çerçevede,
12 Nisan’da Macaristan’da yaplan genel seçimlerin ardından ülke yönetiminin 16
yıl aradan sonra yeniden, Avrupa Birliği siyasal -ve de kültürel- ilkeleri
üzerinden yapılandırılması sürecine girilmesinin özellikle, Endonezya açısından kayda değer bir gelişme olduğunu
söylemek gerekiyor.
Doğal
afet gelişimi
Bu çerçevede,
26 Aralık 2004 yılında yaşanan deprem ve tsunaminin ardından, dönemin
Macaristan başbakanının 2005 yılında Açe’ye gelmesi, ve Macaristan yardım
kuruluşlarınca Açe Besar’a bağlı Meuraksa Hastanesi’nde Çocuk Kliniği inşası
çalışması, iki ülke ilişkilerinde önemli bir evrenin başlaması anlamına
geliyordu.
Bu insani
yardımın, Macar hükümeti ve halkının Endonezya toplumuna yönelik empatisinin
bir yansıması olduğuna kuşku bulunmuyor...
Bu gelişmenin
doğrudan bir yansıması olarak 2013 yılında, dönemin Endonezya devlet başkanı
Susilo Bambang Yudhoyono’nun Budapeşte’ye yaptığı ziyaret, iki ülke
ilişkilerinde ticaret ve yatırım ekseninde yeni bir süreç anlamına geliyordu.
Avrupa
kapısı
İki ülke
arasında tedrici olarak yaşanan yakınlaşmada, Endonezya adına söylenmesi
gereken husus hiç kuşku yok ki, Macaristan üzerinden Orta ve Doğu Avrupa ile
ilişkileri güçlendirme hedefi bulunmasıdır.
Bugün iki ülke
ilişkilerinin konvansiyonel alanlar kadar, yenilenen ilişki alanları ve ağları
sayesinde ivme kazanması potansiyeli olduğunu göz ardı etmemek gerekir.
Örneğin,
tropiklerin önemli ülkesi Endonezya’da var olan temiz su kaynakları yönetimi
konusunda karşı karşıya bulunduğu sorununun kalıcı bir şekilde aşmada, bu
alanda konusunda iki yüzyıl gayet önemli tecrübeye sahip Macaristan’dan alacağı
teknik, teknolojik ve bilgi kaynaklarının geniş toplum kesimlerine önemli
katkısı olacaktır.
Örneğin bu noktada,
tsunami ziyaretinin kaldığı yerden çiçeği burnunda başbakan Péter Magyar’ın bu yıl yani, iki ülke
ilişkilerinin 71. yıl münasebetiyle Endonezya’ya yapacağı bir ziyaretin,
Açe’den başlayarak temiz su yönetimi ve kullanımı konusunda işbirliklerini
hayata geçirilmesi noktasında ilişkilerde ön alıcı bir gelişme olacağına kuşku
bulunmamaktadır.
Buna ilave
olarak, Endonezya’nın Budapeşte büyükelçisi Penny D. Herasati’nin geçen yıl
Aralık ayında yaptığı açıklamada dikkat çektiği üzere, iki ülke ilişkilerinde
yenilikçi alanlar olarak ‘temiz enerji’, dijital yenilik’ ve elektrikli araç
tedarik zinciri gibi alanların potansiyelden gerçeğe dönüştürülmesi için
taraflara arasında yapılacak görüşmelerin faydalı olacağını söyleyebiliriz.
Macaristan’ın,
Avrupa pazarına yönelik elektrik bataryası üretiminin merkezi olması, özellikle
Doğu Asya ülkelerinden yatırımları bu ülkeye çekerken, üç yüz milyonu aşkın
nüfusuyla Endonezya başta olmak üzere Güneydoğu Asya ve Güney Asya pazarına
yönelik ikili işbirliğiyle benzer bir yapılanmanın Endonezya topraklarında
örneğin Sumatra’da ortaya konması her iki ülke ve toplumu için olumlu sonuçları
olacaktır.
Sayın
büyükelçi Penny’nin açıklamasında dikkat çektiği üzere, Endonezya’nın dünyanın
en fazla nikel rezervine sahip ülkesi olması, elektirk baterileri üretiminde
Endonezya’nın önemini açıkça ortaya koyuyor.
Demokratikleşme
Yaşanan
seçimlerin ardından Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin iktidara
geliş şekli, Macaristan toplumuna kazandırdığı özgüven ve bu anlamda, yaşanan
demokratikleşme sürecinin, Avrupa Birliği bütünü içerisinde gördüğü olumlu
atmosfer kanımca, Endonezya siyaset çevreleri ve toplumsal unsurları tarafından
incelenmeye ve anlaşılmaya değer olduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır.
Bu siyasal
olgunun önemi, Endonezya’nın 1998’de başlayan reform sürecinin, bugün geldiği
noktada tanık olunan tıkanıklığın aşılması ile bir şekilde ilintilidir.
Endonezya’nın
dini, sivil yapılaşmalarının ortaya koyduğu ve bir şekilde, ‘sivil toplum’
olgusu ile izah edilmeye matuf ‘zenginliği’ne rağmen, ‘demokratiksizleşmeye’
paralel giden siyasal sisteminde yaşanan tıkanıklıklar konusunda bir
konsensustan bahsedebiliriz.
Bu çerçevede,
Endonezya’nın sivilleşme, yönetim erkinin siviller elinde yapılandırılması ve
gelişimi ile yine yönetim erkinin toplumun geniş kesimlerini içinde barındıran
sivil yapılaşmalarıyla doğrudan, etkin diyalojik zemininin yeniden kurulması
hiç kuşku yok ki, önem arz etmektedir.
Bu noktada,
Endonezya siyasetinin, düşünce kuruluşlarının, sivil toplumunun dünyanın farklı
bölgelerindeki toplumlarda görülen aşınmalar ve yozlaşmalar sonrasında,
değişimin nasıl ortaya konulabileceğine dair alınabilecek derslerle, kendi
yapılaşmalarına yeniden bir çeki düzen verebilmenin imkanı ortaya
çıkabilecektir.
Bugün,
Avrupa’nın ortasında yani, Macaristan’da yaşanan ‘yeniden demokratikleşme’
sürecinin sadece bu ülkenin değil, Avrupa Birliği gibi küresel jeo-politik ve
jeo-ekonomide önemli bir aktörlüğe sahip olan yapısında oluşturduğu olumlu algı
ve bunun siyasal ve ekonomik sisteme dönüştürülmesi konusundaki çabaların,
Endonezya’da siyasal ve sivil aktörler ve kurumlar tarafından anlaşılmaya değer
bir yönü olduğu ortadadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder