Mehmet Özay 10.06.2026
Bununla
birlikte, her iki bölge, aynı medeniyet çerçevesi içerisinde yer almakla
birlikte, kendini farklı alanlarda temellendirme konusunda çekingen
davranmıyor.
İki taraf
arasında bu yöndeki son gelişmeler özellikle, NATO tartışmaları, gümrük
tarifeleri bağlamında ticaret anlaşmaları ve de Avrupa sınırlarına tekabül eden
Grönland’ı ‘işgal’ tasarımıyla gündeme gelen gerilimlerin, daha çok Avrupa’nın
uyanmasına ve de kendine gelmesine yol açtığı yönünde son dönemde yapılan
açıklamalar dikkat çekicidir.
Bu noktada,
İtalya eski başbakanı Enrico Letta’nın katıldığı bir televizyon programında
ortaya koyduğu söylem sadece, ABD başkanı Donald Trump’ın, AB’ye yönelik
eleştirilerine ve de tehditlerine sıradan ve gelişigüzel bir cevap mahiyeti
taşımıyor.
Bunun
ötesinde, bir anlamda, AB’nin siyasal ontolojisine dair kayda değer açılımların
bünyesinde barındırmasıyla dikkat çekiyor.
Letta’nın
söylemiyle ortaya konulan tartışmanın temel dinamikleri bakımından bugünün
eseri olmadığını aksine, yirminci yüzyılın son on yıllarında yine, AB bünyesi
içerisinde yaşanan değişim süreçlerinde belirlenen teorik ve pratik açılımlarla
bağlantılı olduğunu söylemek mümkün.
Bu noktada
Letta’nın görüş ve yaklaşımlarını, AB Komisyon başkanlığı yapmış olan Fransız
Jacques Delors’ın düşünce sistemaği ve pratik uygulamalarıyla birlikte
değerlendirmek gerekir.
Letta,
“küresel güçler” diyerek hedef aldığı ABD ve Çin karşısında, “AB’nin her iki
gücün sömürgesi olmaması gerektiği”ne vurgu yapıyor. Letta’nın bu çıkışı
temelleri, 2024 yılında yayınladığı bir rapora dayanıyor.
Ortaya koyduğ
söylemle, Avrupa Birliği’nin bir süredir maruz kaldığı çelişkilerle dolu
gerçekliği aşmada, rotayı daha rekabetçi bir Avrupa olgusu üzerine dayandırıyor
Letta.
Bununla
anlaşılması gereken husus, ABD’nin yenilikçi teknolojik gelişmişliği ile özellikle
Çin’in, bu yüzyılın başından bu yana ortaya koyduğu kalkınmacı modernleşmenin
küresel güçler arasında yol açtığı gerilim ve çatışmacı ortamda AB’nin geri
kaldığı konusundaki söylemlere karşılık gelecek cevaplar üretilmesidir.
Latte, bunu
2024 yılındaki raporuyla ortaya koyuyor...
Bilgi
teknolojisi
Latte’nin vurgusu,
Avrupa ticaret ve ekonomisinin bütünlüklülüğü ile sınırlı olmayan aksine, bu
olguyu aşan bir yaklaşımla “Bir Piyasa’dan Daha Çoğu” (Much More than a
Market) adını verdiği raporunun ana omurgasını “bilgi ekonomisi” teşkil
ediyor.
“Bunun alt
birimleri nelerdir?” diye soruşturduğumuzda ise, karşımıza enerji birliği,
dijital hizmetler, sermaye piyasalarında birlik gibi gayet kritik alanlar
çıkıyor.
Letta, bu ve
benzeri alanlarda, “güçlü bir endüstriyel strateji” bağlamına vurgu yaparken
bunun, “Endüstriyi Hızlandırma Yasası” olarak adlandırılabilecek kavramsal ve
yasal zeminini de ortaya koyuyor.
Yasal zeminin
iki yıl zarfında tamamlanması beklenirken, ortaya konulan bu alanların bugün
yerel toplumsal yaşamdan küresel toplumsallığa değin çok yönlü etki gücüne
sahip olduğu herkesin malumu olsa gerektir.
Letta’nın
raporu ile ortaya konulmak istenen çabayı bu nedenle, sıradan bir teknoloji
yarışı olarak algılamak yerine, belki de yine, Trump’a atıfla medeniyet
zaafiyetle anılmaya çalışılan AB’nin bir sıçrama girişim olarak
değerlendirilmelidir.
Bir başka
ifadeyle söylemek gerekirse, Letta bu yasa girişimi ile, tüm AB sınırlarında ve
bütün üye ülkeleri içerecek kapsamlı ve bütüncül endüstrileşmeye vurgu yapıyor.
Delors’la
bağlantısı
Letta’nın
gündeme taşıdığı ve kanımca ‘Yeni Avrupa’ olarak adlandırılmayı hak eden
kalkınmacı tasarımını, 1985-1995 yılları arasında Avrupa Komisyonu başkanlığı
görevini yürüten Fransız Jacques Delors’ın, Avrupa’yı temelden yapılandıran
yenilikçi politikalarının devamı olarak adlandırmak mümkün.
Örneğin,
Delors’un on yıllık komisyon başkanlığı görevinde “tek piyasa, AVRO, Schengen,
genişleme ve Erasmus, birlik fonu (cohesion funds), toplumsal diyalog ve
toplumda dezavantajlılara yardım” gibi başlıklar altında toplanan alanlardaki
yenilikçi yaklaşımıdır.
Tüm bu
hususların ortaya konmuş olması, o dönem itibarıyla Avrupa’nın kendi iç
çelişkilerini aşmak kadar, belki de, -her ne kadar sonuna yaklaşmakta olsa da,
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) sistemine karşı durabilmenin
teorik ve pratik yaklaşımı olarak değerlendirmek mümkün.
Bugün
Letta’nın ortaya koymakta olduğu çabayı kanımca, Avrupa’nın yüzyılın başından
itibaren çeşitli nedenlerle ve de tedrici olarak duraklamasına yol açan süreci,
yeniden ve de yenilikçi politikalarla alt etme niyeti ve çabası olarak
görebiliriz.
Delors ve
Letta kalkınmacı kurgularındaki benzerlikler “rekabetçilik, işbirliği ve
dayanışma” olgularında ortaya çıkıyor.
Küresel
gerilimlerin giderek arttığı günümüzde güç merkezleri arasında Avrupa
Birliği’nin kendine yeniden yer açma çabası Avrupa siyasi liderlerinin
gündeminde.
Bugün bunların
başında İtalya eski başbakanı Enrico Letta’nın öncüsü olduğu anlaşılan girişim
teşkil ediyor.
Letta, AB’yi
bütüncül anlamda ele alan teorik yaklaşımını küresel güçler dengesinde belirli
alanlarda yoğunlaştırarak pratiğe geçirilmesini teklif ediyor.
Bu sürecin,
AB’nin karşı karşıya kaldığı kriz ve sorunlara yönelik ilk cevap arayışı
olmadığı ortada.
Bu nedenle,
Letta’nın siyasal ontoloji ile anlaşılması gereken yaklaşımını, 20 yüzyıl son
çeyreğinde ortaya koyduğu düşünce çerçevesiyle AB’nin yapılaşmasını belirlemiş
olan Fransız Delors’la bağlantılandırmak mümkün.
Trump’ın sözlü
saldırılarına ve fiili icraatlarına rağmen, AB bünyesinde birlik olgusu bugün
çok daha farklı ve kapsamlı boyutlarıyla ortaya konulmaya çalışılıyor. Bu
gelişmeyi yakinen izlemekte yarar var.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder