21 Haziran 2026 Pazar

ABD ve İran: ‘Kazananını bekleyen savaşta’ ne oldu? / the U.S and Iran: What happened to ‘A war awaits its winner’?

Mehmet Özay                                                                                                                             21.06.2026

Hürmüz bölgesinde yaşanan savaş ortamının, ‘geçici’ ve ‘kırılgan’ sıfatlarıyla anılmış olsa da, şimdilik sona erdirilmesinin, herkesi sevindirdiğine kuşku yok.

17 Haziran’da ABD ve İran liderleri arasında sanal olarak imzalandığı açıklanan anlaşma, temelde, Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine açılması, ABD’nin İran’a yönelik petrol ihraç ambargasonun kaldırılması ve İran’a ait yurt dışı mal varlıklarının serbest bırakılmasını içeriyor.

İran’ın nükleer çalışmalarına yönelik ‘görüşmeler’ ise sonraya bırakıldı. Oysa, savaşın başlama sebebi aslında, tam da buydu...

Süreç

17 Haziran sürecinin ortaya çıkmasını tekil bir gelişme olarak değerlendirmek yerine temelde 28 Nisan’da savaşın ABD tarafından örtü kapalı olarak sona erdirilmek zorunda kalınmasıyla ilişkilendirmek gerekiyor.

Söz konusu bu ‘kırılgan’ anlaşmanın, somut bir niteliğe büründürülmesi amacıyla, 19 Haziran’da Cenevre’de yapılması beklenen toplantı gerçekleşmezken tarafların bugün biraraya geldikleri yönündeki açıklamalar ‘kırılgan’ kelimenin bu süreçte gayet başat bir konumda olduğunun yeni bir örneğidir.

Görüşmeler için Cenevre’ye, ABD adına başkan yardımcısı J. P. Vance, İran adına ise parlamento sözcüsü ve merkez başkanı başkanının gelmesi yine ortada bir tür ‘dengesiz’ katılıma işaret ediyor...

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, ABD’den başkan yardımcısına karşılık İran’dan ona muadil bir temsilcinin veya bir başka ifadeyle İran’ın Cenevre’ye “ağır toplarını” göndermemesi gözlerden kaçmıyor...

Son bir haftadır yaşanan gelişmeler, savaşın başından bu yana sürgit devam eden açıklamalar dikkate alındığında ortada pek de şaşılacak bir durum olmadığının işaretidir.

Kazanan-kaybeden

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a açtıkları savaşın, iki aylık yani altmış günlük sürede durdurulmasının ne, ABD başkanı Donald Trump ne de, İran devlet başkanı veya ruhani lideri Ayeullah Mücteba Hamaney tarafından belirlendiğini söyleyebiliriz.

28 Nisan’da kaleme aldığım “İran’da kazananını bekleyen savaş” başlıklı yazıda, o döneme kadar savaşın iki kanadını temsil eden, ABD ve İran tarafından yapılan açıklamalarda, ve sonunda, bir şekilde, 28 Nisan’da sonlandırılığı ilân edilen savaşı ‘kendilerinin’ kazandığı yönünde ifadelerin gündeme geldiğini belirtmiştim.

Oysa, ortada yaşanan çoklu yıkımın gerçekliğini görmeden veya göz ardı ederek, her iki tarafın da ‘kazandık’ söylemine yüklenmeleri gerçekte, ortada bir savaş galibi olmadığının açık ifadesiydi.

Ve bu nedenle söz konusu başlıkta, bir tür ihtiyazla karışık olarak, “kazanını bekleyen savaş” başlığını kullanmıştım.

Niçin altmış gün?

İki ülke devlet başkanı tarafından 28 Nisan’da sanal olarak imzalandığı belirtilen ‘geçici’ ve ‘kırılgan’ anlaşma temelde, savaşın fiziki olarak sona ermesi anlamı taşırken, savaşı kimin kazandığına dair bize bir veri sunmuyordu.

Bu nedenle, istihzayla karışık olarak savaşı bir yandan, ABD’nin öte yandan, İran’ın kazandığı söylemlerini gündeme taşımıştım.

28 Nisan’dan bu zamana kadar geçen süre zarfında, hem ABD ve hem de İran tarafının dolaylı da olsa, savaşı sonlandırırken yine, ‘kazanma’ olgusunu öne çıkartarak, bir siyasal söylemi yönelimleri beklentisi hakimdi.

Ve nitekin, 28 Nisan’dan bu yana sıcak savaş sona ermiş olsa da, taraflar arasında yaşanan söz düellolarında ‘kazanmış olma’ argümanının izlerini bulmak mümkündü.

‘Senato’ farkı

Geçtiğimiz hafta sonu ABD ve İran tarafından teyit edilen “savaşı sona erdirdik, anlaşmaya gidiyoruz” açıklamalarının aslında, ABD senatosunun devlet başkanının herhangi bir savaşı senato onayı olmadan devam ettirebileceği zaman sınırlamasına kararına dayanıyor.

Time’de yer alan bir makaleye dayanarak ifade etmek gerekirse, ilgili karar 1973 yılı Savaş Yetkileri Yasası’na dayanıyor.

Bu süreçte, Trump’ı -istemese de- ikna edenin yukarıda dikkat çekilen Senato’da kararı olmuştur.

Kırılgan barış

Pakistan’ın arabulucuğuyla yapıldığı ifade edilen barış sözü’nün gerçekleşebilmesi için tarafların biraraya gelerek kalıcı barış anlaşmasına imza atmaları gerekiyor(du).

Bu amaçla, 19 Haziran’da Paris’te biraraya gelmesi beklenen ve söz konusu imzanın atılmasını bekleyen uluslararası çevreler, bir kez daha hayal kırıklığına uğradılar.

Washington’dan 18 Haziran’da yapılan açıklamada, Cenevre’de yapılması beklenen barış anlaşmasına ramak kala, İran tarafının, “her iki devlet başkanının imzaladığı sözleşme sonrası yeni bir anlaşma imzalamaya gerek yok” siyasal tavrının neden olduğu belirtiliyor.

Bu durum, İran iç siyasetinde farklı görüşlerin yani ABD ile masaya oturma ve oturmama gibi iki fraksiyon arasındaki görüş ayrılığının ürünüdür.

Yukarıda dile getirdiğim üzere, bugün Cenevre’ye gelen İran heyetinde ‘ağır top’ olmaması kanımca, İran siyasetinde ABD ile olan anlaşma sürecinde kafaların karışık olduğunu gösteriyor.

Savaşın maliyeti

İran’a saldırıların sona erdirilmesi amacıyla neredeyse, saldırılardan bu yana, çeşitli ülke ve yönetimlerin ortaya koydukları barışı bulma çabasında tam iki ayın sonunda belirleyici olduğu söylenebilecek bir sürece girilmesi önemlidir.

Bununla birlikte, söz konusu iki ayla sınırlandırılan savaşta ne barışa katkısı ile gündeme gelen Pakistan ne, ABD veya ABD Başkanı Trump ne de, İran yönetiminin temel bir aktörlüğünden söz edilebilir.

İsrail’i ise, burada zikretmeye zaten gerek olmadığı aşikâr...

Savaşın iki ayla sınırlandırılması, temelde ABD yasalarının bir sonucuydu... Ve de öyle de oldu...

Öyle ki, teknik detayları bir yana, devlet başkanının senato’dan onay almadan bir savaş açılması ve sürdürülmesinin altmış günle sınırlandırılması aslında, ABD’de bir anlamda demokratik kurumsallaşmanın belki de, giderek azalan ögelerinden biri olarak belirleyici oldu.

Bu gelişmeye en çok sevinenlerin ABD başkanı Trump, Adalet bakanı Pete Hegseth ya da İran tarafı olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Kanımca, altmış gün sonunda silahların durdurulmasına en çok sevinenin, savaşı başından beri istemeyen ABD toplumu olduğu ortadadır.

2. Dünya Savaşı’ndan başlayarak neredeyse ABD’nin öteki coğrafyalardaki savaşlarına destekçi olmayan ABD kamuoyu bugün de benzer tepkiyi vermekle sivil toplum olgusunu ortaya koyuyor.

Yukarıda dikkat çektiğim üzere, ABD kamuoyu, savaşın ekonomik külfetini çoktan çekmeye başlamış durumda.

Buna ilâve olarak, Pentagon’un açıklamaları dikkate alınacak olursa, savaşın maliyetinin 80 milyar Doları bulması, faturanın bir şekilde ABD kamuoyuna yansıyacağının bir başka delilidir.

Bu durum bize küresel güçlerin yaratıcısı oldukları savaşların sadece, savaşa maruz kalan devletler ve toplumları değil, kendi toplumlarını da doğrudan etkileyebileceğinin en son ve açık örneğini teşkil ediyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/kazananini-bekleyen-savasta-ne-oldu-what-happened-to-a-war-awaits-its-winner/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder