4 Nisan 2026 Cumartesi

NATO’da tarihi dönüm noktası / A historic turning point for NATO

Mehmet Özay                                                                                                                             04.04.2026

İran’a yönelik sürdürülen savaşın belki de, öngörülemeyen etkilerinden biri, NATO bağlamında ortaya çıkmış gözüküyor.

Açılan savaşı kazandıklarını iddia eden ABD Başkanı Donald Trump, aynı zamanda küresel batı’nın güvenlik ve askeri yapılaşması olan NATO’ya yönelik eleştirileriyle gündemi işgal ediyordu.

Starmer’den tepki

Gelinen noktada, Trump’ın söyleminde ortaya çıktığı üzere, NATO’nun varlık nedeni dikkat çekici ölçüde sorgulanırken, kendini NATO’yu temsil makamında gören bazı Avrupalı liderler, NATO’yu savunma konumunda buluyorlar.

Son gelişmeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, bunların başında İngiltere başbakanı Keir Starmer geliyor...

Starmer, hafta başında yaptığı açıklamada, NATO’nun küresel sistem içerisinde, “en etkili askeri ittifak” olduğunu ileri sürdü.

NATO’ya olan güvenini bu şekilde ifade eden Starmer, Trump’ın aksine, bu askeri ve güvenlik kurumunun halen ihtiyaç duyulurluğuna yaptığı vurgu dikkat çekiciydi.

NATO sorunu: yeni değil!

Geçen gün kaleme aldığım yazıda dile getirdiğim üzere, Trump’ın, NATO’ya yönelik eleştirileri İran savaşı ile başlamış değil.

Ancak, gelinen noktada, ABD-İsrail ittifakının askeri kaynaklarıyla İran’ı arzu edilir şekilde pes ettirmede yaşanan zorluk Trump’ın, NATO üyesi bazı ülkeleri Hürmüz Boğazı’na davet etmesine neden olmuştu.

NATO’yu sadece katı bir askeri varlık olarak görmek yerine, farklı açılımlarıyla önce, Avrupa ardından, Avrupa’nın küresel olarak çıkar ve güvenliğini korumaya matuf yapısı, Kramer’in söylemine haklılık kazandırıyor.

Ve Trump’ın tüm eleştirilerine karşın, NATO adına mikrofonu eline alan Kramer bu kurumun, yeniden yapılandırılmasına yönelik çıkışıyla dikkat çekiyor.

Bu noktada, 35 ülkenin katılımıyla yapılacağını duyurduğu yeni oluşumun sadece, Hürmüz Boğazı’nda denizcilik güvenliği ve barışı tesisle sınırlı olup olmayacağına ilgili toplantı süreçlerinde tanık olacağız.

Ancak, yapılan ilk açıklamalarda, 35 ülkenin iştirakıyla yapılacak toplantının akabinde, “Hürmüz Boğazı seyir ve güvenliğini sağlamayı amaçlayan olası askeri plânları ele alacak görüşmelerin başlayacağı” ifadesi, pragmatik bir açılım anlamı taşıyor.

Bununla birlikte, bu gelişmenin ardından, Kramer ve ona yakın isimlerin, NATO’yu yeniden yapılandırma konusunda kayda değer adımlar atmayacağı anlamına gelmiyor. 

NATO süreci

Ancak şu var ki, NATO gibi 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana özellikle önce, Batı Avrupa’nın ve ardından, Avrupa Kıtası’nın askeri ve siyasal güvenliğine yönelik varlığının bugün geldiği nokta, yeni bir dönüşüme işaret ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu dönüşümü anlayabilmek için, yakın geçmişteki bazı gelişmeleri hatırlamak gerekiyor.

Öyle ki, NATO’nun modern Avrupa tarihinde geçtiği şu evreler önem taşıyor.

Önce, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin komünist rejim ihracına yönelik boyut. İkinci olarak, ABD öncülüğünde küresel plânda açılan yeni düşman kurgusuyla, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan ülkelere -örneğin, Irak, Afganistan, Sudan vs.- yapılan güvenlik konseptli icraatlar.

Üçüncü olarak, bu yüzyılın başında Rusya’da yönetime gelen Vladimir Putin ve uzantılı veya güdümündeki tüm hükümetlerin, Batı Avrupa ile olan tarihsel hesaplaşmasına neredeyse, yeniden başladığı intibaını güçlü bir şekilde sunan ve çoklukla da, jeo-politik ve askeri boyutuyla ortaya çıkan gelişmeler.

Bu son gelişmenin en açık göstergesi, hiç kuşku yok ki, Ukrayna topraklarına yönelik girişim önce 2014’de Kırım işgaliydi...

Ve ardından, 2022’de başkent Kiev’e kadar uzanan askeri saldırılar başta Kuzey Avrupa’nın küçük ülkeleri olmak üzere, genel itibarıyla Avrupa kıtası’nda, askeri ve güvenlik olgularının ciddi anlamda yer etmekte olduğuna işaret ediyor.

NATO’da yeni bir dönüşüm (mü?)

NATO’ya özellikle, askeri alt yapı anlamında en büyük katkıyı sunan ülkenin, ABD olduğu ortada.

Bu nedenledir ki, Başkan Trump 2016’dan başlayarak, NATO’ya yönelik eleştirilerini dobra dobra ortaya koyabiliyor.

Önce, ABD’nin NATO’ya yönelik askeri alt yapı desteğinin ekonomi boyutunu gündeme getirmişti. Bu durum, açıkçası AB bünyesindeki NATO üyelerini bu askeri alt yapının varlığının sürdürülebilmesi ve etkinliği konusunda bir davetti.

Bu söylemin jeo-politik ve güvenlik noktasında bir tehdit boyutuna ulaşmasında Rusya’nın, Ukranya saldırısı ve halen devam eden savaş sürecinin büyük bir rolü bulunuyor.

Benzer bir durumun, doğrudan veya dolaylı olarak İran savaşıyla güncellenmesi, NATO bünyesinde güç dengesin elinde tutan yapılar arasında önemli bir ayrışması ortaya koymuş gözüküyor.

NATO’nun Avrupalı üyelerini İran saldırısı hakkında bilgilendirmeyen ABD’nin, bugün aynı unsurları eleştiriyor olması gayet dikkat çekicidir.

ABD yönetiminin, saldırı sürecinde İngiltere, Polanya, Fransa, İsyanya gibi bazı Avrupa ülkelerine ait bazı üstleri kullanma veya lojistik talebine aldığı ‘red’ cevabını da, bu sürecin önemli bir parçası olarak görmek gerekiyor.

Bu durum, Trump kadar, G-7 dışişleri bakanları toplantısına katılan ABD dışişleri bakanı Marco Rubio’nun, “NATO’yla ilişkilerimizi yeniden gözden geçireceğiz” söylemiyle açıklamalarında da yer aldı...

Güven bulanımı

Taraflar arasında önemli bir güven bunalımı olduğu aşikâr...

Başkan Trump’ın bir anlamda söylemek istediği, “Biz yoksak, NATO’da yok...” boyutunda. Bu söylemde haklılık payı olmadığı ileri sürülemez.

Ancak, yarın veya öbür gün fikir değiştirmeyeceğinden emin olmadığımız Trump bu yaklaşımında istikrarlı bir tutum ortaya koyarsa bir süre sonra, NATO bünyesinde en azından, ‘aktif’ bir ABD varlığı görmeyeceğiz demektir.

Bu durumun, Avrupa Kıtası’nda bir alarma yol açıp açmadığı henüz belli değil...

Örneğin, bazı ülke liderlerinin ABD’de başkanlık değişimine bir anlamda ramak kaldığı düşüncesine dayanarak, “biraz daha bekleyim” kararı verebilirler.

Öte yandan, AB bünyesinde öncü ülkeler olarak dikkat çeken İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya’nın kendi öz kaynakları kadar, AB bünyesinde oluşturulacak yeni kurumsal yapılarla kıta’nın güvenliğini sağlamaya yönelik adımlar atması da, beklenen bir durum.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/natoda-tarihi-donum-noktasi-a-historic-turning-point-for-nato/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder