28 Nisan 2026 Salı

İran’da kazananını bekleyen savaş / A war awaits its winner in Iran

Mehmet Özay                                                                                                                             28.04.2026

Doğrudan ABD-İsrail işbirliğinin sonucu olarak ortaya çıkan İran’a yönelik savaş, 28 Şubat’tan bu yana yani, iki aydır devam ediyor.

İran’a askeri saldırıyı plânlayanların ne tür hedefleri olduğu konusunda, ABD -ve bir şekilde İsrail’le- ittifak halindeki çeşitli ülkelerin de içinde olduğu pek çok ülke yönetimlerinin akılları ise hâlâ bu işe yatmış değil.

ABD ile ittifak halindeki ülkelerden kasıt, tabii ki öncelikle NATO üyeleri…

Bu noktada, İran savaşının, ABD ve NATO’nun Avrupalı üyeleri arasında var olan gerilimi daha da artırmış durumda.

Bu gerilimin savaşın devamı ve/ya sona ermesi halinde ne tür bir evreye dönüşeceği ise merak konusu.

Tezatlar bütünü

Savaşın başkumandanı rolünü bile isteye oynayan ABD başkanı Donald Trump’ın, tezat içerikli söylemlerinin şekillendirdiği bir dönem yaşanıyor.

Tabii, gelişmelere hangi açıdan bakıldığına göre değişen görüşler de yok değil…

Örneğin, bu anlamda, savaşın gidişatının Trump’ın söylemleri ve de ABD-İsrail askeri plânlarınca yönlendirildiği şeklindeki izahın da, en az ilki kadar gerçeklik payı taşıdığını ortaya koyan gelişmeler yok değil…

Bu durum, ortada kazananını bekleyen bir savaş olduğu yaklaşımını anlamlı kılıyor.

Saldırılar, karşı ataklar, barış masasında buluşma yolları ile savaşın, bir tür belirsizlik çemberinde devam etmekte olduğu izlenimi, güçlü bir şekilde akıllara yer etmiş durumda.

Bu belirsizliğin, yine bakış açılarına bağlı olarak tarafların yani, ABD-İsrail koalisyonu ile İran tarafının gizli/açık sarf ettikleri stratejik hedeflerinin ürünü olarak ortaya koydukları mücadelenin bir parçası olduğu konusu da, dikkatle ele alınmayı hak ediyor.

Yani, ortada savaşı bitirmeme konusunda kasıtlı bir uğraşın olduğu göz ardı edilmemelidir.

Savaşı bitirmeyerek ötekini askeri, siyasi ve ekonomik açıdan köşeye sıkıştırma beklentisi belirleyici oluyor.

NATO’dan bakış

Burada kritik rolü ABD ve İran’ın değil, aksine Avrupa’nın oynadığını söylemek biraz garip gelebilir.

Ancak, geçen iki aylık süre zarfında İran’ın sırtını istediği şekilde yere getirememiş olan ABD-İsrail koalisyonu saldırılarının akabinde başkan Trump’ın, NATO üyesi Avrupa ülkelerine “gelin petrolünüzü kendiniz alın!” çağrısı, dikkate alındığında sanki, bu koalisyonun savaş meydanından çekiliyormuş izlenimi uyandırmadı değil.

Trump’a özgü bir serzenişi içinde barındıran bu açıklamanın hedefinde, özellikle İngiltere, Fransa ve İspanya gibi NATO içerisinde öne çıkan ülkeler olması, geniş Batı askeri ve güvenlik sistemi açısından gayet manidar bir durum olduğunu ortaya koyuyor.

NATO üyesi ülke liderlerinin açıklamaları, “İran’a savaş açarken, bize sordum mu?” yaklaşımı, temelde, Trump’ı köşeye sıkıştırmaya yeter bir siyasal söylemdir.

Bir başka deyişle, savaşın NATO ile ilintili olabileceğini savaş öncesinde değil, savaşı başlatmasının ardından Trump’dan gelmesi, NATO’nun işlevi işlevsizliği söyleminin ve tartışmalarının dışında, NATO içerisinde bir istikrarsız diyalog sürecinin açık seçik ifadesidir.

NATO’da ilgili ülkelerin silahlı kuvvetlerini sahasa sürmemekle birlikte, üslerini ABD-İsrail koalisyonuna açmaları, hiç kuşku yok ki, doğrudan savaşın içinde yer almaları anlamına gelecektir.

Bu noktada, NATO üyesi ABD ve Avrupa ülkeleri arasında yaşanan gerilimin, İran’a yönelik savaş ile bağlantılı olmayan, haddi zatında bu gelişmenin öncesine dayanan bir gerilim süreci olduğu biliniyor.

Aşağılanma sendromu

Yaşanan bu gerilimin, savaşın başlangıcından bu yana devam ettiğini ve halen geçerliliğini koruduğunu ortaya koyan son gelişme ise, Almanya şansölyesi Friedrich Merz’in bir açıklamasıyla ortaya kondu.

Şansölye Merz, Pakistan vasıtasıyla ortaya konulmaya çalışılan barış görüşmeleri sürecinin ikinci turunun akamete uğraması üzerine, ABD’nin İran tarafından “aşağılandığı” yolundaki görüşü gayet dikkat çekiciydi.

Bu açıklama sanki, İran’ın başarısı gibi de yorumlanmaya açık olduğu düşünülebilir.

Ancak, Merz’in, böyle bir amaç taşıdığını söylemek mümkün değil.

Aksine, Merz’in hedefinde, temelde, NATO üyesi olan ABD’nin, İran savaşı sürecindeki ve de barış görüşmeleri safhalarındaki performansının başarısızlığına vurgu bulunuyor.

Merz’in bu çıkışı, haddizatında savaşın öncesi süreçlerde, NATO’nun Avrupa üyelerinden yükselen, ABD’nin NATO çerçevesine uygun bir siyasal ve askeri politika geliştir/e/memiş olduğu yolundaki söylemlerin devamı olarak değerlendirmek gerekir. 

İran yönetimi, Merz’in tespitinden hareketle, bir tür özgüven ve başarı hissine kapılabilirler.

Bunun, kendileri açısından moral bir kazanım olarak yararı olmayacağı söylenemez…

Varoluş sorunu

Ancak, yukarıda dikkat çektiğim üzere, ‘savaşı bitirmeyerek ötekini köşeye sıkıştırma’ stratejisinin ABD’den ziyade, daha çok İran için kritik bir önemli sahip olduğu ortada.

Savaşın, İran için bir ‘varoluş sorunu’na dönüştüğüne dair, uluslararası çevrelerin açıklamalarında bu durum açık seçik görülüyor.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, yaşanmakta olan savaş İran’ın kaybetmesi ile sınırlı olmayan, aksine, İran’da rejimin var oluşu mu sona erişimi noktasına gelip dayandığı anlaşılıyor.

Trump, İran’da olan biteni görmüş olmalı ki, “… Kendi içlerinde savaşıyorlar… Liderlerinin kafaları karışık!” diyerek, İran’da siyasal karar alma mekanizmalarının değişkenliğine ve de belirsizliğine atıfta bulunuyor.

Benzer bir yaklaşımı, Alman Şansöylesi Merz’in ifadesinde de bulmak mümkün…

Merz, İran tarafının İslamabad görüşme sürecindeki yaklaşımlarını, “Açıkçası İranlılar, müzakerelerde gayet mahirler ya da daha doğrusu müzakere yapmamada oldukça mahirler…” diyerek, bir ölçüde İran tarafında karar alma mekanizmalarının muğlaklığına gönderme yapıyor…

Bununla birlikte, İran’ın, aradan geçen iki aylık süreçte, ‘pes etmemiş’ olmasını başarı olarak kabul edip, zaten var olan yaptırımlara alışkın olan İran yönetiminin bu ‘alışkanlığın’ oluşturduğu dayanaklılıktan hareketle ayakta kalabildiği ve de ilerleyen süreçte kalabileceği iddiasını da yabana atmamak gerekir.

İki aydır devam eden savaşın, bugün geldiği nokta belirsizlikleriyle öne çıkıyor. Ortada kazananını bekleyen bir savaşın olduğuna kuşku bulunmuyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/iranda-kazananini-bekleyen-savas-a-war-awaits-its-winner-in-iran/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder